Güncel
Şehitlerimiz
Barikat
Kültür
Tarih
Kitaplar
Dizi Yazılar
Görüşler
Linkler
 
8 (69). Sayı
Arşiv
Makale Dizini



 

 
İletişim İçin:
emekveozgurluk09@gmail.com
avrupa.emekozgurluk@googlemail.com
www.eoc-avrupa.org
Avcılar'da Sivas Katliamı Protesto Edildi

       1993 2 Temmuz'unda Pir Sultan Abdal Şenlikleri için orada bulunan çoğunluğu aydın ve sanatçı 35 kişinin Sivas Madımak Otelinde yakılarak katletmesinin üzerinden 21 yıl geçti. Sivas'ın hesabını soracağız, unutmadık, unutturmayacağız.
       Katliamı protesto etmek için 2 Temmuz 2014 günü saat: 21.00'de Avcılar'da meşaleli bir yürüyüş gerçekleştirildi. Eylem EÖC, SYKP, HDP, Halkevleri, SDP, BDSP, EMEP, ÖDP ve Pir Sultan Abdal Kültür Derneği tarafından örgütlenmiştir. “Sivas’ın hesabı sorulacak!, Faşizme karşı omuz omuza!, Sivas’ın katili Faşist T.C. Devleti!, Devrim Şehitleri Ölümsüzdür!, Yaşasın devrimci dayanışma!” sloganlarıyla Avcılar Marmara caddesinden belediyenin önüne yüründü. Burada yapılan saygı duruşunun ardından 35 canımız YAŞIYOR sloganlarıyla anıldı ve basın metni okundu. Basın metninde özetle “ Koçgiri, Dersim, Maraş, Çorum , Malatya, Madımak, Gazi, Roboski Katliamlarının T.C. Devleti tarafından planlı katliamlardır. Faili devlet olan bu katliamlar unutturulmaya çalışılınıyor aynı Gezi'de Okmeydanı’nda Lice'de olduğu gibi . Bu katliamları unutmayacağız, yapanları da. ‘ denildi..

Diğer Resimler ve Basın Metninin Tamamını Okumak İçin Burayı Tıklayın

Bir Taşeron İşçisinin Kaleminden...

       Kapitalizmin meyvesi olan taşeronluk, insan emeğinin yeni sisteme göre sömürme biçimi. Yani bir başkası tarafından alınan bir işi, ucuz fiyatlarla çok iş yaptırması ve yapılan iş tarafından iş verenin para kazanması.
        Ülkemizde devlet tarafından ihale ile (özelikle inşaat sektörü) işler şirketlere verilmektedir. Şirket ise işleri hızlandırmak ve daha az ücretlerle işçi çalıştırmak için işleri bölüm bölüm ayırıp taşeron firmalara vermektedir. Burada çalışan işçilerin iş güvenliği ve sağlığı göz ardı edilerek, sürekli olarak çalışanlar binbir türlü kaza ve sağlık sorunları ile karşılaşıyorlar. Kapitalist sistemde işçi her zaman ezilen, sömürülen ve toplum tarafından 2. Sınıf insan olarak görülmektedir ve taşeron işçileri en pis denilebilcek işlerde asgari ücretle çalıştırılmakta, iş verenin ihtiyacı bittiğinde ise kolayca kapı dışarı edilmektedir. Yani taşeron-işçi ilişkisi az para çok iştir.
        İşsizliğin ülkemizde fazla olmasından dolayı taşeron firmaları işçileri köle gibi kullanmaktadırlar. Bunları sigortasız, yani kayıt dışı yövmiye sistemi olarak günde 10-12 saat çalıştırılmaktadır. Bunlar da ucuz işçi ordulardır. Bu işçilerin başına bir kaza geldiğinde kayıt dışı olduğu için ve bu çalıştığı ispatlanamadığından firma hiçbir şekilde ceza almaz. Böylece işçi sürekli hakları yenilen kişi oluyor. Taşeron uygulamasının başka sebebi ise çalışma mevzuatının getirdiği bazı yasal yükümlülüklerden kaçınmaya yöneliktir. İş verenin çalıştırılan işçi sayısına bağlı olarak ödemesi gereken sigorta-sağlık gibi temel yükümlülüklerden kaçmak için taşeron, işçi sayısını az göstermektedir.
        Taşeronun diğer bir amacı ise işçilerin sendikal örgütlenmesini engellemektir. Çünkü haklarının bilen arayan işçiler onların işine yaramamaktadır. Çok sayıdaki işçiyi kontrol edebilmek için ise işçileri başka iş verenlere (taşeron) bölerek az sayıda ki işçiyi kontrol edebilmesi ve sömürmesi de kolaylaşmaktadır.
       Sonuç olarak taşeron işçileri haklarını bilmedikleri ve paraya ihtiyaç duydukları için emeğinin sömürülmesine izin veriyor. Bu sisteme karşıda işçileri bilgilendirmek onlara haklarının nasıl savunulacağını öğretmekte bizim görevimizdir

Avcılar'da Lice ve Adana'daki Katliamlar Protesto Edildi

       Kürdistan'da yapımı sürmekte olan kalekol inşaatlarına engel olmak için yol kesme eylemleri yapan halka Lice'de ateş açılması sonucunda iki yurtsever, Hacı Baki Akdemir ve Ramazan Baran katledilmişti. Yaşanan bu katliamı protesto etmek isteyenlere devletin yaklaşımı farklı olmadı ve Adana'da 15 yaşındaki İbrahim Aras da katledildi.
       Yine Mersin'in Tarsus ilçesinde protesto gösterileri sırasında en son bir çıkmaz sokağa girdiği ve daha sonra aynı sokağa bir akrep tipi bir polis aracının girdiği görülen ve sonrasında 5 gün kendisinden haber alınamadıktan sonra cesedi Berdan Irmağında bulunan Rıza Bayram...
       Tüm bu katliamları protesto etmek için 17 Haziran'da Avcılar'da bir yürüyüş ve basın açılması düzenlendi. Saat 20:00'de Marmara Caddesi girişinde bir araya gelen kitle "Roboski'den Gezi'ye, Gezi'den Lice'ye Devlet Terörüne Son" yazılı pankartı açarak Avcılar Belediyesi'ne doğru yürüyüşe geçtiler. Yürüyüş sırasında şu sloganlar atıldı:
-İbrahim Aras Ölümsüzdür!
-İbrahim'in katili Faşist T.C. Devleti!
-Berkin, Uğur, Ceylan, İbrahim 'e Bin selam!
-Yaşasın halkların kardeşliği!
-Biji Bratiya Gelan!
-Yaşasın devrimci dayanışma!
-Devrim şehirleri ölümsüzdür!
-Şehit namırın!
-Her yer Lice Her yer Direniş!
-Yaşasın Lice direnişimiz!
-Biji berxwedana Lice!
-Faşizme Karşı omuz omuza!
       Yürüyüşün ardından okunan basın açılması ise şöyleydi:
        Katliamlara doymayan bir devlet ve onun hükümeti var karşımızda.
        Katliamlara doymayan,ağızlarından salyalar akan, ellerinden çocuk kanı damlayan bir devletin uyrukları olmanın utancını yaşıyoruz
        Ve diyoruzki
        Evet en iyi siz bilirsiniz
        Maden ocaklarında, tersanelerde, lüks inşaatlarınızda iş güvenliği olmadan üç kuruş paraya güvencesiz işçi çalıştırıp,ölen işçileri maden ocağına gömmeyi ve ölü sayısını gizlemeyi en iyi siz bilirsiniz
        Evet en iyi siz bilirsiniz
        Rojava'daki devrimi boğmak için dinci faşist çetelere kol kanat geren ve orada yüzlerce çocuğu öldüren katillerin sırtını sıvazlamayı
        En iyi siz bilirsiniz
        İşid ve El nursa çetelerine destek vermeyi
        Bayrak yaktırmayı en iyi siz bilirsiniz
        2005 mersin Newrozunda gördük ki Mersinde iki halkı karşı karşıya getirmek için sivil polislerinize bayrak yaktırdınız.
        Evet en iyi siz bilirsiniz
        Berkin çocuğu öldürüp annesini halka yuhalatıp, terörist ilan etmeyi ve bundan oy devşirmeyi en iyi siz bilirsiniz
        Haziran direnişine çamur atmak için camide içki içtiler, başörtülü bacımıza saldırdılar yalanıyla halkı kışkırtmayı en iyi siz bilirsiniz.
        Ceylan Önkol'u Lice karakolundan atılan bir havan mermisiyle parçalamayı, Uğur Kaymaz'ın; bir çocuğun küçücük bedenini kurşunlarla doldurup çatışma süsü verip terörist ilan etmeyi en iyi siz bilirsiniz
        Topraklarını korumak için HES inşaatlarına karşı çıkan başörtülü bacıları dayaktan geçirmeyi, geçinemiyoruz diyen köylüye ananıda al git demeyi en iyi siz bilirsiniz
.
        Ormanları talan etmeyi, halkın nefes alabilecekleri parklara AVM yapmayı, rant için her şeyi yapmayı en iyi siz bilirsiniz
        Roboskide 34 yoksul çocuğu öldürüp ama onlarda kaçakçıydı demeyi ve hesap vermemeyi en iyi siz bilirsiniz
        En doğal hakkı olan demokratik hakkını kullanırken öldürülen haziran şehitlerinin müdahale emrini ben verdim diyenlerin öldürme işini iyi bildiklerini biliyoruz
        Ayakkabı kutularına rüşvet paralarını saklamayı, paraları sıfırlamayı en iyi siz bilirsiniz
        Biz devleti tanıyoruz
        En iyi bildiğiniz işin provakasyon, yalan, demagoji olduğunu ve bu işte usta olduğunuzu biliyoruz
        Zindanlarında katliamlar yapan bu devleti tanıyoruz
        Köylülere dışkı yediren, ormanları yakan insanları göçe zorlayan bu devleti tanıyoruz
        Devletin efendileri olan kapitalistlerin karı için halkına her türlü aşağılık muameleyi tabi gören bu devleti tanıyoruz
        Dersim, Maraş, Malatya, Çorum, Gazi, Roboski, Gezi, Reyhanlı, Lice de bizleri öldürenin bu devlet olduğunu unutmadık.
        Kürt halkının en doğal hakları olan kendini yönetme taleplerini kanla bastıran bu devleti iyi tanıyoruz.
        Lice'de halka karşı girişilmiş katliamın üzerini kapatamayacaksınız ne kadar büyük bayrak yaparsanız yapın katliamlarınızın üzerini kapatamayacaksınız, örtüyü aralayacak ve sizi teşhir edeceğiz.
        Bir yandan barış deyip diğer yandan savaş politikaları yürüten AKP hükümeti Meskan ve Lice direnişi ile teşhir olmuştur.
        Adana'da sizin savaş politikalarınızı protesto ederken kafasına bomba atıp öldürdüğünüz İbrahim ARAS sizin yüzünüzü bir kez daha gösterdi. Hem en iyi bildiğiniz şeyin öldürme hem de yalan ustası olduğunuzu İbrahim çocuk kendi bedeninde tüm topluma gösterdi,
        Hiç kusura bakmayın, biz sizler gibi deri pantolonlu, maskeli, işemeli senaryolar yazacak kadar hayal dünyamız zengin değil. Siz BOMBA attınız ve 15 yaşında bir çocuğumuzu İbrahimi katlettiniz.
        Ateşi çalan İbrahim küçücük bedeni ve kocaman yüreğiyle Ceylanın, Uğurun, Berkinin yanına gökyüzüne yükseldi. Oradan aşağı bakarken onca yoksulluk, onca acı, yakılmış yıkılmış köyler, göç, savaş, kör kurşunlara, şarapnellere kurban verilmiş, kimsesiz ve sessiz bir şekilde parçalanmış bedenler, mezarı olmayan, asit kuyularına atılmış kemikler görüyor. Bizlere bakıyor İBO..
        Sözümüz söz çocuk… Katillerinizin ensesinde olacağız
        Sözümüz söz çocuk… Savaşsız sömürüsüz bir dünya için daha çok çalışacağız
        Sözümüz söz çocuk … Halkların kardeşliğini yaşatmak için mücadele etmeyi bileceğiz
        Mehmet'ten Apocan'a, Ethem'den Medeni'e, Ali İsmail'den Ahmet'e, Ceylan Önkol'dan Berkin Elvana, Hasan Ferit'ten Ramazan Baran'a ve İbrahim Arasa uzanan direnişin özünü anlamayan, Gülsuyundan Rojava'ya, Lice'den Okmeydanı'na, Tuzluçayır'dan Meskan'a Çukurova'nın sıcağına yayılan isyan ateşini kendi çıkarları uğruna söndürmeye çalışanlar direnişin fotoğrafına daha dikkatli bakmalıdırlar. İstanbul Beşiktaş'ta elkonulup poma yapılan kepçenin aynısı Lice de diren gezi parkı yazısı ile karşımıza çıkıyor. Halkları birbirine yakınlaştıran gezinin hayaleti taksimden Lice'ye dolaşmaya devam ediyor.
        Halkları birbirine düşman edemeyeceksiniz. Ve sakın unutmayın birlikte yaşama iradesi gösteren halklar faşizme karşı birlikte direnecek.

        Eylemi örgütleyen kurumlar;
-BARIŞ VE DEMOKRASİ PARTİSİ(BDP)
-EMEK VE ÖZGÜRLÜK CEPHESİ(EÖC)
-HALKEVLERİ
-HALKLARIN DEMOKRATİK PARTİSİ(HDP)
-ÖZGÜRLÜK VE DAYANIŞMA PARTİSİ(ÖDP)
-SOSYALİST DEMOKRASİ PARTİSİ(SDP)
-SOSYALİST YENİDEN KURULUŞ PARTİSİ(SYKP)
-TÜRKİYE KOMÜNİST PARTİSİ(TKP)
Destekleyen Kurumlar
-BAĞIMSIZ DEVRİMCİ SINIF PLATFORMU(BDSP)
-DEMOKRATİK HAKLAR FEDERASYONU (DHF)
-DEV-LİS
-
LGBTİ
-ANARŞİSTLER

Barikat Dergisi İle Emek ve Özgürlük Cephesi'nden Zorunlu Açıklama

       Değerli dostlar; Barikatların Sesi adlı facebook sayfasının, devrim cephesi platformunun bizim yayın ve faaliyetlerimizle bir ilgisi yoktur... Bizim tespit ve görüşlerimizin dışında paylaşım yapılmaktadır. Bir süredir bundan dolayı yoğun eleştiri almaya başladık... Dolayısıyla bilgilendirme gereği duyduk, tüm okurlarımızın, takipçilerimizin dikkatine.

       Barikat Dergisinin facebook ve twitter hesabı bir tanedir...

       Emek ve Özgürlük Cephesinin facebook sayfaları ise şunlardır;

1- Avrupa Emek Ve Özgürlük Cephesi
2- Emek Ve Özgürlük Cephesi
3- Dersim Emek Ve Özgürlük Cephesi
4- Avcılar Emek Ve Özgürlük Cephesi
5- Adalıların Sesi
6- Mahir Hüseyin Ulaş

       İnternet siteleri

Barikat Dergisi
http://www.barikat-lar.de/

Avrupa Emek Ve Özgürlük Cephesi
http://www.eoc-avrupa.org/

Avcılar'da Lice Katliamını Protesto Pankartı!

       Lice'de yaşanan katliamı protesto etmek için Avcılar'da E-5 üzerindeki bir üst geçide üzerinde "Lice'de Katliam/Sessiz Kalma/Suça Ortak Olma" yazılı Emek ve Özgürlük Cephesi imzalı bir pankart asıldı.

Lice'de Katliam!

       Günlerdir yol kesme eylemlerini sürdüren silahsız Kürtlere bugün ('7 Haziran) uzun namlulu silahlarla saldıran TC askerleri Lice'de en az iki kişiyi katletti. Ramazan Baran ve Hacı adlı iki kişinin yanı sıra önce gaz bombası mermisiyle yaralandığı söylenen 50 yaşlarındaki bir kadının hayatını kaybettiği, Ahmet Akkalu adlı bir gencin ise ağır yaralandığı bilgisine ulaşıldı. Halen Lice'ler geniş bir araziyi kaplayan eylem alanlarında başka kayıpları olup olmadığını araştırıyorlar. Bölgede çatışmalar devam ederken Amed Halk İnsiyatifi serhıldan çağrısı yaptı. Bir kişinin de ağır yaralandığı katliamı protesto etmek için İnsan Hakları Derneği İstanbul Şubesi 8 Haziran Pazar günü Saat 12:00'de konuya duyarlı olan herkesi Galatasaray Lisesi önüne çağırdı.

3Haziran: İsyanın, Direnişin ve Şehitlerin Ayı
Şehitlerimizin, İsyanın ve Direnişin Yolunda Yürüyoruz!

       Haziran’dayız!

       Haziran, büyük mücadelelerin ve şehitlerin ayı… Haziran büyük isyanların, ayağa kalkışın, özgürlük için, halk demokrasisi ve sosyalizm için ölümüne direnişlerin ayı.

       15-16 Haziran 1970, Türkiye işçi sınıfı sendikal hakları için isyanda. Bir tarih yazılıyor, büyük bir başlangıcın startı veriliyor; İstanbul’un bütün fabrikalarından yüzbinlerce işçi fabrikalardan çıkarak, Türkiye işçi sınıfının ilk büyük başkaldırısını başlatıyor. İşçi sınıfının başlamış olan büyük uyanışının önünü kesmek isteyen faşizmin çıkarmaya çalıştığı tek tip sendika yasasına karşı isyan başlıyor. Yüzler bin, binler yüzbinlere ulaşıyor. İşçilerin önü polis ve askerlerce kesiliyor. Daha ilk gün sıkıyönetim ilan ediliyor. İşçi sınıfı boyun eğmiyor, çatışmalar başlıyor. İşçi sınıfının isyan bayrağını taşıyan üç yiğit işçi; Mutlu Akü işçisi Yaşar Yıldırım, Vinleks işçisi Mustafa Bayram, Cevizli tekel işçisi Mehmet Gıdak askerler ve polis tarafından katlediliyor. İşçiler direniyor; saldırıya katılan bir polis ölüyor. Yüzlerce işçi yaralanıyor, yüzlercesi hapishanelere atılıyor ve yargılanıyor. Ve Haziran ayı Türkiye tarihine, işçi sınıfının ilk büyük direnişinin ayı olarak yazılıyor. Buzun kırıldığı, işçi sınıfının kendisini tarihin yapıcısı devrimci, isyancı güç olarak, kanıyla, canıyla ortaya koyduğu ay oluyor Haziran.

       Savaş sürüyor! Direniş sürüyor!

       Gün dönüyor 1 Haziran 1971 oluyor. İstanbul Maltepe’de emperyalizmin ve yerli işbirlikçilerinin av köpekleri olan polisler, MİT’çiler, kontr-gerillacılar tarafından sarılmış bir ev direniş adası oluyor. THKP-C’mizin önderleri Mahir Çayan ve Hüseyin Cevahir yoldaşlar devrim ve sosyalizm için ölümüne direnişin ve yoldaşlığın büyük adasını yaratıyorlar. Cevahir şehit düşüyor. Dersim’den İstanbul’a uzanan ışıklı yaşam, devrim yıldızı Cevahir yoldaş Mahir’in yüreğine gömülüyor. Önderler en önde devrimci savaş ve direniş bayrağını yükseltiyor!

       Savaş sürüyor! Direniş sürüyor!

       19 Haziran 1980, bu kez Mithat Koçulu yoldaş bayraklaşıyor devrimci savaşda… Faşist çeteler hain bir pusuda Erzurum’da katlettiler onu. Devrimci Kurtuluşçular faşist çetelere karşı ülkenin dört yanında yürüttükleri gerilla eylemleriyle gereken cevabı veriyorlar!

       Savaş sürüyor! Direniş sürüyor!

       6 Haziran 1981'deyiz. Faşizmin cunta yoluyla açıkça sürdürüldüğü, tüm toplumun teslim alınmaya çalışıldığı, vahşetin, katliamların, işkencelerin olağan hale getirildiği günlerdeyiz. Zor günler, hain pusuların, ihanetlerin kol gezdiği günler… Devrimci Kurtuluşçular savaş siperlerinde, elleri tetikte! Hesap sorma, direnişi her koşulda sürdürme bilinciyle donanmış, Cevahir’in katiline de hak ettiği cezayı vermiş şehir gerillaları eylem hazırlığında. Ve Devrimci Kurtuluşçu gerillar hain pusulara karşı Mahir’in, Cevahir’in, 15-16 Haziran’ın direnişçi işçilerinin yoldaşları olduklarını göstererek savaşıyorlar. Atilla Ermutlu, Ercan Yurtbilir, Doğan Özzümrüt, Tamer Arda; oligarşiyi ve emperyalistleri titreten Devrimci Kurtuluş gerillaları isyan ve direnişin bayrakları olarak göndere çekiliyorlar. 6 Haziran, ihanete, faşizme, teslimiyete karşı isyanın ve direnişin bayrağı oluyor.

       Savaş sürüyor! Direniş sürüyor!

       25 Haziran 1981, devrim, halkın, işçilerin, yoksulların direnişi idam sehpasında. Devrimci savaşın, direnişin adı bu kez Ahmet Saner ve Kadir Tandoğan oluyor. Onurlu, genç yaşamları Amerikan emperyalizminin ajanlarının cezalandırılması ve faşizme karşı onlarca gerilla eyleminin gerçekleştirilmesiyle dolu. Amerikan emperyalizminin üst düzey bir yöneticisinin Türkiye’ye cuntacıları desteklemek için geldiği gün, bir Amerikan ajanının cezalandırılmasını gerçekleştirdikleri için kurban olarak sunuluyorlar. Sehpada korkusuz, dimdik, özgürlük, devrim ve sosyalizm sloganları haykırıyor Devrimci Kurtuluşçu gerillalar! Cuntacı uşakların ABD’li efendilerine kurban sunma töreni, devrimci savaş ve direniş ateşiyle tuzla buz oluyor!

       Savaş sürüyor! Direniş sürüyor!

       20 Haziran 1991, Gürkan Özdemir, genç bir Devrimci Kurtuluş savaşçısı. Mahirlerin, Cevahirlerin, Tamerlerin izinde yürüyor… Hesap sormak, savaş bayrağını yüksekte tutmak için onların bayrağını taşıyor. Haziran şehitlerine adanmış bir devrimci savaş eyleminde İstanbul’da şehit düşüyor. Devrimci Kurtuluş bayrağı hep yüksekte, hep genç ellerde, hep direniş burçlarında!

       Savaş sürüyor! Direniş sürüyor!

       5 Haziran 2012, Talip Karasansar; kuşaktan kuşağa geleceğe taşınan Devrimci Kurtuluş bayrağını yaşamı pahasına taşıyan devrim savaşçılarının yeni bir halkası. Özgür ülke, insanca yaşam şiarıyla, kurtuluşa kadar savaş şiarıyla devrimci savaşda yerini alıyor ve eylem hazırlığı içindeyken şehit düşüyor. Devrimci coşku ve militan kararlığın, Devrimci Kurtuluş iradesinin yıldızlaşan yeni bir halkası oluyor! Bayrak yere düşmeyecek! Yaşamıyla ve mücadelesiyle bunu gösteriyor!

       Savaş sürüyor! Direniş sürüyor!

       Haziran 2013'deyiz! Büyük isyan günlerinde, büyük direniş günlerindeyiz! Yer gök isyan, yer gök direniş! Faşizme karşı omuz omuza direniş, isyan, özgürlük, devrim sloganlarının sokakları güzelleştirdiği günlerdeyiz! On yılların emeğiyle, direnişleriyle santim santim ülkenin dört bir yanına atılan tohumların devrim şehitlerimizin kanlarıyla sulandığı ve artık büyük halk direnişi, isyanı olarak çiçek açtığı günlerdeyiz. Milyonların isyan olduğu, milyonların direniş olduğu, milyanların korku zincirlerini kırdığı, hiç değilse çatlattığı günlerdeyiz. Kapitalizmin, gericiliğin, faşizmin, emperyalizmin hükmettiği bir dünyada direniş ve isyan demek, can pahasına, kan pahasına mücadele demek. Ve bir kez daha işçiler, emekçiler, özgürlük isteyenler, insanca yaşam isteyenler bu bedeli ödemekten çekinmediler. Bu kez özgürlüğün bayrağı Ali İsmail oldu, Ahmet oldu, Abdullah oldu, Mehmet oldu, Ethem oldu, Medeni oldu, Berkin oldu!.. Şehitlerin, binlerce yaralının yanında, susmayan, susturulamayan “Bu Daha Başlangıç, Mücadeleye Devam!” şiarı.

       HAZİRAN, özgür bir ülke, insanca yaşam için, devrim için isyanın, direnişin ayı…

       HAZİRAN, isyanlar, direnişler, devrimci savaşımlar içinde bayraklaşan şehitlerimizin ayı…

       Devrimci Kurtuluşçular, Emek ve Özgürlük Cepheliler olarak şehitlerimizin kanıyla kızıllaşan isyanı, direnişi, devrim ve sosyalizm mücadelesini Kurtuluşa Kadar Savaş şiarıyla sürdürüyoruz, sürdüreceğiz!

       Şehitlerimize bağlılık ve onların hesabını kapitalist düzenden ve onların kiralık katillerinden sorma kararlılığı her Devrimci Kurtuluşçu için onurlu olmanın, devrimci olmanın, özgürlük ve insanca yaşam hedefine bağlılığın temel koşullarından biridir. Tüm devrim şehitleri direnişlerde, isyanlarda, devrimci savaş eylemlerinde ölüm pahasına mücadeleyi sürdürme kararlılıklarıyla, ışıklı anılarıyla hep en önde yürüyecekler, yolumuzu aydınlatacaklar!

       ŞEHİTLERİMİZLE YÜRÜYORUZ! ONLARLA KAZANACAĞIZ!
       DEVRİM ŞEHİTLERİ ÖLÜMSÜZDÜR!
       ONLARI UNUTMAYACAĞIZ!
       KATİLLERİ AFFETMEYECEĞİZ!
       YAŞASIN DEVRİM VE SOSYALİZM MÜCADELEMİZ!
       KURTULUŞA KADAR SAVAŞ!

       EMEK VE ÖZGÜRLÜK CEPHESİ
       EMEK VE ÖZGÜRLÜK CEPHESİ/AVRUPA İNİSİYATİFİ

Hüseyin Cevahir Dersim'deki Mezarı Başında Anıldı

       31 Mayıs ve 1 Haziran günü Hüseyin Cevahir yoldaşı mezarı başında andık. 31 Mayıs ve 1 Haziran öncesi Şöbek köyü civarında yazılamalar yapıldı. 1 Haziran günü 3.30 civarı temsili olarak yaptığımız ziyarettte Hüseyin Cevahir şahsında ulusal bağımsızlık, devrim sosyalizm adına şehit düşen tüm devrimciler için bir dakikalık saygı duruşu yapıldı. Ardından bir arkadaşımızın söz alarak, Hüseyin Cevahir ve yoldaşlarımızın açtığı bu yolda bayrağı ileri taşımamız gerektiğini ve ardılları olarak bizlere olan sorumlulukların görevlerin daha fazla olduğunu vurguladı. Cevahir yoldaşın ailesi de sohbete katıldı. Hüseyin Cevahir yoldaşın kız kardeşleri ilk olarak geç geldiğimiz için gözlerinin bizleri aradığını belirttiler daha sonra hem Cevahir yoldaşı anlattılar hem de Gezi halk ayaklanmasından sonra korkuların uzun zamandan sonra ilk defa aşıldığını, insanların 12 Mart ve 12 Eylülden sonra kabuklarını yeni yeni kırdığını ve umudun giderek filizlendiğini vurguladı. Bu yıl yaptığımız ziyaret halkın Hüseyin Cevahir'i sahiplenme bilincinin ne kadar olgunlaştığını görmek için önemli bir göstergeydi. Yapılan bu ziyaret gösteriyor ki bundan bir kaç yıl önce halkın sahiplenme bilincinin giderek düştüğünü görmemizle birlikte hem Halk Kültür Merkezleri hem de Emek ve Özgürlük Cephesi olarak yaptığımız çalışmaların halkın üzerinde olumlu etkisiyle beraber bu çalışmaların sahiplenme bilincini yarattığını gördük ve bu bizi mutlu etti. Bizden önce ziyaret ve anma gerçekleştiren kurumlar da oldu, bu kurumlar: Dersim Devrimci Güçbirliği, Halk Cephesi ve ÖDP.

Haziran/Gezi Direnişinin Açtığı Yoldayız
31 Mayıs'ta Taksim'deyiz!

       Büyük Gezi/Haziran Halk Direnişimizin yıldönümünde özgürlük ve insanca yaşam taleplerimizi bir kez daha halkın gücüne yaraşır biçimde haykırmak için,
      - Faşizme, faşist diktatör Tayyip'e boyun eğmediğimizi,
yalan, talan, katilam cumhuriyetinin halkı teslim alamadığını, alamayacağını göstermek için,
        -Yoksulun hakkını Bilal'e yedirtmemek için,
       - Roboski'den Soma'ya katliamların hesabını sormak için,
       - Mehmet'in, Ethem'in, Ali İsmail'in, Ahmet'in, Abdullah'ın, Medeni'nin, Berkin'in ve özgürlük mücadelemizde yitirdiğimiz daha nice canlarımızın anılarına sahip çıkmak ve yaşatmak için,
       - Özgür bir ülke, insanca yaşam için,
       - Bu Daha Başlangıç, Mücdaleye Devam! şiarımızın hakkını vermek için,
        TAKSİM'DEYİZ! ÜLKEMİZİN ALANLARINDAYIZ!

       EMEK VE ÖZGÜRLÜK CEPHESİ

FARC-EP'yi Kuruluşunun 50. Yılında Selamlıyoruz!

       50 yıl önce, 27 Mayıs 1964'de bir avuç devrimci Manuel Maralunda önderliğinde Kolombiya dağlarında FARC'ı (Kolombiya Silahlı Devrimci Kuvvetleri) kurdu.
        Kolombiya işçileri, köylüleri, emekçileri ve tüm ezilenleri 50 yıldır FARC saflarında soluk soluğa büyük bir devrimci savaş yürütüyor. FARC on bini aşkın gerillasıyla, Kolombiya oligarşisinin ve ABD emperyalizminin tüm saldırılarına karşı direniyor, mücadeleyi büyütüyor. Kolombiya kırlarının küçümsenemeyecek bir bölümünü denetliyor, ülkenin her karış toprağında silahlı devrimci savaşımı sürdürüyor. Yeni Kolombiya şiarıyla devrim ve sosyalizm mücadelesini yükseltiyor.
        Yürüttüğü devrimci savaşımla Latin Amerika ve tüm dünya halklarına örnek mücadele sunan FARC-EP'yi devrimci sosyalist enternasyonal yoldaşlık duygularıyla selamlıyor, kutluyoruz.
        YAŞASIN KOLOMBİYA HALKININ DEVRİMCİ ÖNCÜLERİ!
        YAŞASIN PROLETARYA ENTERNASYONALİZMİ!
        YAŞASIN ENTERNASYONAL DEVRİM VE SOSYALİZM MÜCADELESİ!
       EMEK VE ÖZGÜRLÜK CEHPESİ
       EMEK VE ÖZGÜRLÜK CEPHESİ/ AVRUPA İNİSİYATİFİ

Osman Mehmet Önsoy
Mezarı Başında Anıldı

 

       34. yılında ailesi ve yoldaşları (Emek Ve Özgürlük Cephesi) OSMAN MEHMET ÖNSOY'u önce mezarı başında, ardından Avcılar Kültür ve Sanat Derneğinde andı, anlattı.
        Zaman su gibi akmakta, dünden bugüne toplumun ve doğanın başına bela olan bencillik, asalaklık, sülük gibi başkasının kanıyla yaşayanlar hala yaşamlarına devam ettirmekte. Bir ağacın kıymetini bilmeyen ormanın kıymetini hiç bilemez, akan suyun, meyve veren ağacın, dalına konan kuşun hiçbir önemi yok; sabahın esen yeli, gün ortasındaki tepedeki güneş, akşam vakti dağların ardından batmakta olan güneşin kızıllığı, yazı kışı baharı, yağmuru karı bilmez, tarlayı sürmek, yaşamı kolaylaştıran makineler yapmak ve yapılanları gelecektekilere anlatmak gibi derdi yoktur; alınteri dökmek emek harcamak hele özgürlük gibi düşüncesi yoktur varsa yoksa daha çok zenginlik, daha çok şatafatlı yaşam sürmek, daha çok mal mülk ve daha çok insanın kendisi için çalışması.
        Her geçen gün bir öncekini aratır hale gelmekte, Taksim Gezi parkında ağaçları kesmek, yaşamı idame etmek için yerin yedi kat altında madenlerdeki ölümlere sebebiyet vermek, emeğini, özgürlüğünü haykırana bu uğurda her şeyi göze alana işkenceyi ve ölümü hak görmekte yani ‘fıtratında’ var!
        Dünden bugüne değişen hiçbir şey yok. Emek sömürüsü, sahte sendikacılık, yalancı yöneticiler, din bezirgânları, asker polisin baskısı, işkenceler, katliamlar, aç kalma korkusuyla hakkını arayamama örgütlü olamama ve devletin ceberrüt baskı/şiddeti. Oysa onların içlerinden biriydi Şeyh Bedrettin, Börklüce Mustafa, Pir Sultan, Mustafa Suphi, Mahir, Hüseyin, Ulaş, Deniz, İbrahim, İlker ve Osman Mehmet gibi niceleri için “emek ve özgürlük” hava gibi su gibi ekmek gibi kıymetliydi; boyun eğmeyi, pısırık gibi yaşamayı ve sürü gibi güdülmeyi kabullenmediler; sınıf mücadelesinde bayrağı en önde taşıdılar bir kılavuz gibi topluma önderlik ettiler ve onurlu yaşamları hala anılmakta.
        Onlardan biriydi Osman Mehmet ÖNSOY, 26 Eylül 1954 İstanbul doğumlu, Emekçi ana / babanın ilk çocuğu. İlk, Orta, Lise ve Üniversiteyi İstanbul'da okudu. Daha lise (Küçükçekmece lisesi) yıllarında (1968) sınıf ve devrimci mücadeleyle tanıştı. Babası PTT çalışanları sendikasının İstanbul yöneticisi olması nedeniyle sendikal çalışmalara katıldı. 1972'de İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesine girdi. O yıllarda Öğrenci Gençlik hareketi içinde özellikle İktisat fakültesinde THKP/C lilerin ağırlığı vardı, Politik tavrını THKP/C den yana yaptı. 30 Mart 1972 Kızıldere katliamı sonrası THKP/C’nin tekrar örgütlenmesi çalışmalarına katıldı. İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi Yüksek Öğrenim Gençliğinde Parti/Cephe örgütlenmesi içinde bulundu.
        Yüksek Öğrenim Gençliğinin İYÖD ve ikinci DEV-GENÇ örgütlenmesi içinde oldu. Orta Öğrenim Gençliğinin dernekleşmesini destekledi, THKP/C nin Kızıldere sonrası örgütlenmesi ve politik mücadelesini kararlı olarak devam etmesi içinde oldu. 1975 yılında Oturduğu Avcılar semtinde Halkevi’ni açtı; İstanbul’daki Halkevlerinin birbirleriyle koordinasyonda olmasını sağladı, Aynı yıllar içinde Ambarlı Elektrik Santralı ile İstanbul Üniversitesi Avcılar Kampusu’nun inşaatlarında çalışanları “İlerici Yapı İşçileri Sendikasında” örgütlenmesinde bulundu. Bölgedeki metal iş kollarında çalışanları eski polisi müdürü Ilgız Aykutlu’ nun başında olduğu sarı sendika Tekmetal-iş’den DİSK'e bağlı Maden-İş’e geçmelerini sağladı. Tekstil işçilerinin örgütlenmesinde fiilen bulundu, çalışanları “İlerici Tekstil İşçileri Sendikasında” örgütlerken DİSK Tekstil Sendikasıyla kardeşçe bağlar kurdurdu.
        5 Mayıs 1980 günü gözaltına alındığında Gayrettepe 1.Şubede ağır işkencelerden geçirilirken insanlık adına devrim ve sosyalizm adına önemli bir sınav verdi, “ser verip sır vermedi”. Türkiye işçi sınıfının ve Türkiye Halk Kurtuluş Partisi/Cephesi “SAVAŞCILARI”ndan biri olarak bayrağı dik tuttu. 22 Mayıs 1980 de son nefesini verirken işkence ve sorgu sınavından başarıyla çıktı.
        Anısı yolumuza ışık tutuyor...
        Kahrolsun işkenceciler, İşkencecilerden hesap soracağız
        Mahirlerin, Osman Mehmetlerin devrim mücadelesi devam etmekte.
       Ya özgür vatan ya ölüm, kurtuluşa kadar savaş!

Tayyip'e Dev Öfke

       RT Erdoğan’ın Almanya’nın Köln kentinde cumhurbaşkanlığı seçimine dönük olarak 24 Mayıs’da yapmaya çalıştığı show, onbinlerce göçmen işçi ve emekçinin dev öfkesiyle, protestosuyla karşılık buldu.
       Almanya’daki tüm devrimci, demokratik kurumların çağrısıyla yapılan yürüyüş ve mitinge polis kaynaklarına göre 50 bin, organizatörlere göre 150 bin kişi katıldı.
        Avrupa’nın bir çok ülkesinden gelen emekçiler ilk olarak Köln Ebertplatz’da toplandı ve mitingin yapıldığı Grüngurtel’e (Üniversite Parkı’na) doğru yürüyüşe geçildi.
        Oldukça renklilik ve çeşitlilik taşıyan yürüyüş kortejlerinde, Soma katliamına, Gezi direnişine, Alevilere dönük ayrımcılığa, faşizme karşı birlikte mücadeleye ilişkin sloganlar özellikle öne çıktı.
        Emek ve Özgürlük Cephesi, mitinge “Gezi Ruhuyla, Gericiliğe, Irkçılığa ve Faşizme Karşı Macadeleye” pankartıyla ve bayraklarla katıldı. Ayrıca miting için hazırlanan bildiri yürüyüş güzergahı boyunca dağıtıldı. Stikerler yapıştırıldı. Yol boyunca konuşmalar, coşkulu sloganlar ve marşlarla yüründü.
        Eyleme Türkiye ve Kürdistan devrimci hareketinin bileşenleri, ayrıca Ermeni ve Suryani örgütleri, Alman devrimci ve anti-faşist yapıları da bayrak ve pankartlarıyla katıldı.
        Miting göçmen emekçi kitlesinin mücadele istek ve kararlılığı oldukça güçlü olduğunu gösterdi.
        RT Erdoğan’ın düzenlediği etkinliğe ise 18 bin civarı ve bir kısmının parayla getirtildiği iddası olan insan katıldı.
       Avrupa EÖC

Soma İçin İstanbul'da Miting!

 

       Soma kömür madeni ocaklarında yaşanan işçi katliamını protetosta etmek ve "taşerona hayır" demek için DİSK, KESK, TMMOB, ve TTB'nin çağırısıyla 25 Mayıs Pazar günü Kadıköy'de bir miting gerçekleştirildi. Miting için iki koldan, Haydarpaşa Numune Hastanesi önünden ve Tepe Natilüs önünden yürüyüşe geçen kortejler Kadıköy Meydanında toplandılar. Birçok sendika yürüyüşün ardından miting konuşmalarının başlamasını beklemeden kitlesini alandan çıkardı. Bu nedenle miting başladığında alanda kalan kitle azalmıştı. Aynı gün Okmeydanı'nda Uğur Kurt'un Cemevi bahçesinde polis kurşunuyla öldürülmesini protesto etmek için birçok Alevi kurumunun Şişli'ye çağrı yapması da katılımı zayıflatan etkenlerden biriydi. DİSK Genek Sekreteri Arzu Çerkezoğlu'nun ve Soma katliamından kurtululan bir işçinin konuştuğu miting, kısa sürede sona erdi.
       Mitinge "Roboski'den Gezi'ye, Gezi'den Soma'ya, Gün Gelecek Devran Dönecek Katiller Halka Hesap Verecek" sloganının yazılı olduğu pankartla katılan Emek ve Özgürlük Cepheliler saat 12:00'de Tepe Natilüs önünde toplanarak "Soma'nın Katili Faşist TC Devleti", "Gün Gelecek Devran Dönecek Katiller Halka Hesap Verecek", "Yaşasın İşçilerin Birliği Halkların Kardeşliği", "Yaşasın Devrimci Kurtuluş Mücadelemiz", "Mahir Hüseyin Ulaş Kurtuluşa Kadar Savaş", "Faşizme Karşı Tek Yumruk Tek Barikat", "Soma'nın Katili Oligarşi", "Kahrolsun Ücretli Kölelik Düzeni", "Devrim Şehitleri Ölümsüzdür", "Faşizme Karşı Omuz Omuza", "Maden İşçisi Onurumuzdur", "Soma'nın Hesabı Sorulacak" sloganlarıyla yürüyüşe geçtiler. Kortejimizin meydana varmasından kısa bir süre sonra miting başladı. Her ne kadar teşhir amacıyla da olsa burada da Tayyip Erdoğan'ın sesini duymak sinir bozucuydu. Kısa süren konuşmaların ardından sahneye çıkan Hilmi Yarayıcı, Grup Yorum'un bir parçası olduğu dönemden kalma "Madenciden" şarkısını banttan seslendirdi. Atılan ortak sloganların ardından miting sona erdi.

Uğur Kurt'un Cenazesinden Notlar

       23 Mayıs 2014 tarihinde polis kurşunuyla katledilen Uğur Kurt'un cenaze törenine Emek Ve Özgürlük Cephesi olarak katıldık. Saat 18:00'te Okmeydanı Cemevi'nde yapılan törende hiç bir siyaset flama ve pankart açmadı (sadece Halk cephesi kitlenin en sonunda flama ve pankart açtı). Cenazeye mahallenin dışından insanlar da gelmişti... Tahmini sayı 3 bin civarıydı.. Cemevinde dini tören yapıldıktan sonra evinin önüne kitle sloganlarla yürüdü, hellallik alındı. Daha sonra evden cenazenin Sivas'a gönderileceği araçların beklediği anayola kadar yine sloganlarla yüründü. Anayolun karşısında bekleyen polis güçleri kitlenin tepkisi üzerine geri çekildi. Kitle yolu uzun süre trafiğe kapattı, burada oturma eylemi yaptı. Ardından cenaze memleketi Sivas'ın Hafik İlçesine bağlı Üzeyir köyüne gönderildi. Polis gözönünde değildi. Ama beli noktalara yığınak yapmıştı. Havanın kararmaya başlamasıyla birlikte çatışmalar da başladı.
       Cenaze töreni sırasında kitle tarafından atılan sloganlar;
        Uğur'un katili AKP'nin Polisi,
        Katil devlet hesap verecek,
        Hırsız, katil AKP,
        Anaların öfkesi katilleri boğacak

Polisin Vurduğu Uğur Kurt Yaşamını Yitirdi!

       Devletin halka karşı açtığı savaşta bir canımızı daha yitirdik. Soma'daki toplu katliamın ardından bu kez de İstanbul Okmeydanı'nda polis kurşunuyla vurulan Uğur Kurt yaşamını yitirdi. Hepimizi öldüremeyeceksiniz. Biz halkız, öldürmekle bitmeyiz. Katiller Halka Hesap Verecek!

Faşist TC'nin Paralı Katilleri Yine İşbaşındaydı

       Bugün lise öğrencilerinin Okmeydanı İTO Lisesinde, Soma Katliamını protesto etmek için düzenlediği boykot eylemine polis TOMALARLA, AKREPLERLE, GERÇEK MERMİ ile saldırdı.
        Bu saldırının ardından ağır yaralanan Uğur Kurt’un sağlık durumu ciddiyetini koruyor.
        Adeta kan emici vampirlere dönüşen faşist devlet ve onun kiralık katilleri, emri verenler (İstanbul Emniyet Müdürü); “Bir vatandaşımız, nereden geldiği belli olmayan ateşli bir silahla yaralanmıştır...” açıklamasını yapıyor. “Sayın müdür“ bizlerin bu açıklamalara karnı tok, ama sizin söylediğiniz yalanlarınızla, döktüğünüz kanlarla hala doymadığınız belli! Bu sıkılan kör bir kurşun değil, katletmek amaçlıdır. Bu fotoğrafı biz Uğur Kaymaz ve Ceylan Önkol’lardan Roboski’ye, Roboski’den Gezi’ye hep gördük, tanığıyız!
        Gün oldu bombalarla, gün oldu onlarca kurşunlarla katlettiniz halkı… Ellerinizdeki kanı asla temizleyemeyeceksiniz. Bu katliamlar ne bir özür dilemeyle ne de o sizin dininiz, imanınız olan parayla geçiştirilebilecek bir şeydir. Tarih sizi çoktan yazdı, notunuzu düştü en “yıldızlısından”; eli kanlı katiller bu halk sizi hiç unutmayacak ve asla affetmeyecek!

       Dip not: “Keser döner sap döner, gün gelir hesap döner”… Gün gelecek devran dönecek, KATİLLER halka HESAP verecek!

       EMEK VE ÖZGÜRLÜK CEPHESİ

Soma İçin Sokaklardayız, Alanlardayız!

       Kar, daha çok kar, daha çok kar… Gözü doymaz burjuvalar, işçi kanıyla besleniyorlar. Utanmıyorlar! Hiç utanmıyorlar! Yüzleri hiç kızarmıyor! Biz ölüme mahkumuz yani; onlar ise kasalarını doldurmaya! İşte asıl mesele budur! Ücreti düşür, sosyal güvenceyi kaldır, saatleri uzat… Yeter ki kasa dolsun taşsın! İşçilerin canı cehenneme, paralar cebe!
        Ya kanımız akacak patronlar için. ya da 15-16 Haziran’ı anımsayacağız yeniden. İşçi sınıfının o muazzam ayaklanmasını anımsayacak ve onun ışıklı yolundan yürüyeceğiz. Ya ölümün gölgesi düşecek geleceğimizin üstüne ya da direneceğiz, geleceğimiz ve çocuklarımız için. Ya kanımızı akıtacağız patronlar için, ya da ayağa kalkıp yürüyeceğiz, kafamızı bulandıranlara hiç aldırmadan. Başka yolumuz var mı?
        KAZA DEĞİL, KADER DEĞİL, İHMAL DEĞİL; SOMA'DA İŞÇİ KATLİAMI.
        SÖMÜRÜYÜ, İŞ CİNAYETLERİNİ, KATLİAMLARI HAK ETMİYORUZ.
        KATİL SERMAYEDİR, HÜKÜMETTİR, DEVLETTİR. AYAĞA KALKALIM, SOKAKTA HESAP SORALIM.

       EMEK VE ÖZGÜRLÜK CEPHESİ

Soma'dan Gelişmeler

       Ege Emek Ve Özgürlük Cephesi olarak maden faciası sonrası hemen Soma'ya hareket ettik.
       Akhisar'dan itibaren havadan ve karadan bölge tam bir ablukaya alınmıştı. Yollarda cenaze arabaları ve ambülanslar sürekli gidip geliyordu. Özellikle Kırkagaç'da soguk hava depoları(askeriyeye çeşitli işletmelere ait) madencilerin cansız bedenleri ile dolu oldugu için ve bu gerçegin ögrenilmesini engellemek amacıyla yogun güvenlik uygulamaları ile karşılaştık. Giriş çıkışlar tutulmuştu.
       Soma'da durumlar çok daha vahimdi. Her köşe başı, her evin önü, çatılar, parklar, tüm sokaklar, devlet hastanesinin içi, bahçesi ve çevresi, madenci heykelinin oldugu alan, kısaca her yer degişik illerden getirilen çevik kuvvet, sivil ve resmi polis ve jandarma tarafından denetim ve kontrol altına alınmış durumdaydı. Halk bu durumu anlamakta zorlanıyor ve tepki gösterdiginde gözaltına alınmaya çalışılıyordu.
       Nerede ise dakikada bir hastane bahçesine ambülanslar gidip geliyor, insanlar getirilen madencinin kimligini ögrenmek için saglıklı bilgiye ulaşamıyor şok üstüne şok yaşıyorlar. Bakanların ve başabakanın varlıgı üstlerinde uçan helikopterler ve polislerin tavırları halkın sürekli tepkisine yol açıyordu. Ancak kesintisiz acı haberlerle sarsılan halk çaresiz durumdaydı. Edindigimiz bilgiler bizi iyice sarstı. Adli tıptan çıkarılan cenazeler mezarlıga gönderildikten sonra ailelere haber veriliyor, böylece tepkilerin örgütlenmesinin önüne geçiliyordu.
       Dün saat on sekiz sıralarında İzmir Kınık ilçesine 53 cenaze gitti. Şehir mezarlıgına ise 148 cenaze defnedildi. 200 mezarın da hazırlandıgı bilgisini aldık. Son dört yıl içinde Zonguldak'tan Soma'ya madenlerde çalışmak üzere gelen üç bine yakın işçi geldi.
       Ayrıca yaşları 18'in altında sayısı net bilinmeyen Suriyeli çoçukların madende çalıştırıldıklarını öğrendik. Bu çocukların varlıgından kimse sözetmiyor. Özellikle devlet tarafından saklanıyor.
       Maden bölgesine giriş çıkışlar sıkı kontrol altında. Dün sabah maden kazasından kurtulan bir işçinin verdigi bilgiye göre içerden canlı bir madencinin çıkmasının artık mümkün degildi. İçerde kaç madencinin daha oldugu bilgisi devlet ve yetkililer tarafından özellikle ve ısrarla saklanıyor. En son madene kireç ve mermer taşındıgını öğrendik.
       ŞİMDİ DEVLETE SORUYORUZ; ÜLKESİNDEN BİNLERCE KİLOMETRE UZAKTA, GÜNEŞE HASRET, ÇOCUK YAŞTA YERALTI DEHLİZLERİNDE KÖLECE KOŞULLARDA ÇALIŞTIRILAN VE KİMSE TARAFINDAN ARANILIP SORULMAYACAGINDAN EMİN OLDUGUNUZ SURİYELİ ÇOCUKLARI MADENE Mİ GÖMÜYORSUNUZ?
       Emperyalist-kapitalist sistemin yeni kölelik koşulları için uygulamaya koyduğu özelleştirme, taşeronlaşma, esnek ve güvencesiz çalışma koşulları her alanda insanları ölüme mahkum etmektedir. Kar, verimlilik gibi kavramlar insan yaşamının önüne geçmiştir. Son sendika seçimlerinde bu şirket yöneticisinin seçim sonuçlarına müdahale ederek iptal ettirdiiğni, tekrarlanan seçimde kendi özel güvenlik görevlilerini yönetime seçtirdiğini, devlete bağlı diğer üç (sarı) sendikaya da rest çekerek iradeyi ele geçirdigini de biliyoruz. Bunun sonucu olsa gerek ki şirket sahibi ile birlikte hiç bir sendikacıya ulaşılamıyor.
       Soma ölüm kokuyor. Soma'da ağıttan başka bir şey duyulmuyor. Halk ölümle yaşam arasına sıkıştırılmış bir suskunluk içinde, ama öfkeli.
Kurtarılan bir maden işçisi kendini kurtaranlara yalvarıyor ''Abi Mahmut çıkmadı. Mahmut çıkamadı. Beni bırakın bekarım onu alın abi. onun karısı hamile...'' Hangi sağanak yağmur insanların yüreğindeki yangını söndürebilir. Onlar evlerine simsiyah gelirdi. Ama yürekleri yüzlerce metre yerin altında çalışmalarına rağmen tertemiz ve sımsıcaktı. Katliamda ölen bir madencinin küçük kızı çıglık çığlığa soruyor, ''Babam eve hep simsiyah gelirdi anne, bugün neden beyaz giymiş anne?...

       EGE - EMEK VE ÖZGÜRLÜK CEPHESİ

Soma'nın Hesabı Sorulacak!

       Bu ülkenin tarihi katliamlarla dolu ve biz bu ülkeyi katliamlarından biliyoruz. Sivas'tan ,Maraş'tan, Çorum'dan, Roboski'den,19 Aralık'tan, Gezi'den tanıyoruz.. 2013 yılında yine Soma Holding'e ait taşeron maden ocağında en az 8 işçi yaşamını yitirmişti. Daha bundan iki hafta önce Soma'daki madenlerin araştırılması için verilen önerge reddedildi. Ve Holding patronlarının ve hükümetin pervasız açıklamalarıyla halen yüzlerce işçi kardeşimiz ve işçi coçuklar halen toprağın altında. Bu ne ilk ne de son. Bu katliam göz göre göre gelmiştir, çünkü, daha önce devlete ait olan bu işletme yine devlet eliyle özelleştirilmiş ve denetimden uzak tutulmuştur. Bu katliamın sorumluları özelleştirmenin ardından yapılan açılışa devletin Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı katılmış ve buranın “son teknolojik gelişmelerle” işletilecek bir maden ocağı olduğunu belirtmiştir. Bu katliamın failleri; daha fazla kâr için işçi ve emekçileri yoksulluğa, düşük ücrete, güvencesizliğe, mahkum edenler; madende yaşanan iş cinayetlerini “kader” olarak görenler, işçi ölümlerini “güzel öldüler”, “tatlı ölüm” gibi tabir edenlerdir!
       İzmir emekçileri de 14.05.2014 günü saat 18.00'da Basmane'de öfkelerini kuşanarak toplanmaya başladı. Devrimci-demokrat kurumların, sendikaların yer aldığı yürüyüş kolu Konak Valilik önüne doğru yürüyüşe geçti. "Soma'nın hesabı sorulacak, İş kazası değil bu bir katliam, Roboski'den Soma'ya hesap sormaya, Katil devlet hesap verecek" sloganları yürüyüş boyunca öfkeyle haykırıldı. Konak Valilik önüne gelindiğinde kolluğun "yoğun" hazırlığıyla karşılaşıldı. Kitle burada bir süre sloganlarla bekleyişe geçti. Kolluğun yoğun biber gazı ve tazyikli su saldırısıyla karşılaşan kitle 1. ve 2. kordon üzerinden Alsancak'a doğru geriye çekildi. Saldırılara havai fişekle karşılık verildi. Basmane Konak üzerinden kitle yoğun biber gazı ve tazyikli suya maruz kaldı. Kıbrıs Şehitleri'nde kısa süren çatışmanın ardından 14 kişi gözaltına alındı.
       İzmir Emek ve Özgürlük Cephesi

KAZA DEĞİL, KADER DEĞİL, İHMAL DEĞİL;
SOMA'DA İŞÇİ KATLİAMI,
AYAĞA KALKALIM HESAP SORALIM!

       Alınterinin kömür karasına karıştığı, ekmeğin en zorunun kazanıldığı madenlerde, Soma madenlerinde şimdi kan ve ölüm var.
        Yıllardır pek çok iş cinayetinin yaşandığı madenlerde, karşımıza, hep kaza, kader, ihmal palavralarıyla çıktılar. Kapitalistler, hükümet, devlet YANİ ŞEYTAN ÜÇGENİ el ele kol kola hep yalan, hep aldatmaca, hep işçileri, emekçileri kurbanlık koyun görme alçaklığıyla hareket ettiler.
        Daha iki hafta önce faşist AKP, Soma madenlerindeki iş cinayetleriyle ilgili meclis araştırma önergesini ret etti. Onlara göre sorun yoktu. Her şey yolundaydı. İşçiler ölüyordu ama önemsizdi, her ay bir kaç işçinin ölmesinde bir sakınca yoktu. Karderdi, kazaydı, ihmaldi bunlar. İnşaat'ta ölüyorlardı, tekstilde ölüyorlardı, olağandı bunlar. Nasılsa ölenlerin yerini dolduranlar vardı. Nasılsa sömürü çarkı işliyordu.
        Şimdi Soma'da kömür karasının içinde yüzlerce sınıf kardeşimiz yatıyor. Ocaklar kömür değil, her dakika ölüm kusuyor. Yaşamını yitirenlerin sayısı çoktan yüzleri aştı.
       İşçiler, Emekçiler, halkımız!
        Bugün ayağa kalkmayacaksak ne zaman ayağa kalkacağız! Ne zaman sömürüye, iş cinayetlerine, katliamlarına dur diyeceğiz! Sessiz kalmak bunu hak ediyoruz demek değil midir?
        Hayır!
       SÖMÜRÜYÜ, İŞ CİNAYETLERİNİ, KATLİAMLARINI HAK ETMİYORUZ!
        KATİL SERMAYEDİR, HÜKÜMETTİR, DEVLETTİR!
        AYAĞA KALKALIM, SOKAKTA HESAP SORALIM!
        SOMA KATLİAMININ HESABINI SORMAK İÇİN SOKAKLARA!
        BU PİSLİĞİ DEVRİM TEMİZLER!
        SÖMÜRÜSÜZ, İNSANCA YAŞAM İÇİN TEK YOL DEVRİM!

       EMEK VE ÖZGÜRLÜK CEPHESİ - BARİKAT DERGİSİ- EÖC AVRUPA İNİSİYATİFİ

1 Mayıs Kızıldır!

       1 Mayıs İstanbul'da devlet terörüne karşı direnişin ve mücadelenin günü oldu. Taksim'i yasaklayarak sınıfı belleğinden koparmayı hedefleyen devlet, bir kez daha amacına ulaşamadı. Ne kapatılan yollar, ne de iptal edilen seferler, emekçilerin ve devrimcilerin iradesine engel olamadı. Yürüdük düşmanın üzerine. Biliyorduk düşmanın daha güçlü olduğunu. Ama Vietnamlılar da biliyordu ABD emperyalizminin daha güçlü olduğunu. Bu yüzden savaşmaktan vaz geçmediler ve kazandılar. Biz de vaz geçmiyoruz savaşmaktan. Ve mutlaka kazanacağız. Bedeli ne olursa olsun kimse bizi yolumuzdan döndüremez. Burada uzun uzun ne yapıp yapmadığımızı anlatmayacağız. Bunun yerine sadece fotoğraflarla yetineceğiz. Aşağıdaki linki tıklayarak diğer 1 Mayıs fotoğraflarına ulaşabilirsiniz.

1 Mayıs 2014 fotoğrafları için burayı tıklayınız

1 Mayıs'ta Taksim'deyiz!

       Yeryüzündeki tüm değerleri yaratan ve üreten emeklerimizin hakkı için, ürettiğimiz her şeye el koyanlardan hesap sormak için, biz olmazsak yaşayamazsınız demek için yine çıkacağız sokaklara meydanlara. Hiçbir yasak bizi durduramayacak. Önümüze çıkan her engeli söküp atacağız. Hiç bir güç, bizi 1 Mayıs'ta Taksim Meydanı'ndan alıkoyamayacak. Bu 1 Mayısta da Taksim'deyiz. Tüm Emek ve Özgürlük Cephelileri, 1 Mayıs günü saat 10:00'da Şişli'deki DİSK binası önüne çağırıyoruz.

Emek ve Özgürlük Cephesinin 1 Mayıs Bildirisini Okumak İçin Burayı Tıklayınız

Katledilişinin 33. Yılında Nurettin Yedigöl Anması Yapıldı

       Onlarca tanığa rağmen gözaltına alındığı Gayrettepe'deki 1.ci şube işkencehanelerinde katledildikten sonra bedeni "yok" edilen Nurettin Yedigöl Yoldaş, 20 Nisan 2014 Pazar günü Avcılar Kemal Bozan Kültür Merkezinde düzenlenen bir etkinlikle anıldı. Emek ve Özgürlük Cephesinin Yedigöl ailesiyle birlikte organize ettiği "33. Yılında Nurettin Yedigöl ve Kayıplar Mücadelesi" başlıklı etkinlik saat 15:00'te başladı.
       Devrimci sosyalist Nurettin Yedigöl 1981 12 Nisanında gözaltına alınarak Gayrettepe 1. şubede derileri yakılarak, yüzülerek, kafasına çakılan elektrodlardan elektrik verilerek katil devlet tarafından katledildi. Nurettin yoldaşa yapılan işkencelerin tanıkları olmasına rağmen gözaltına alındığı hiç kabul edilmedi. İsmini dahi söylemeyerek, faşizmin işkencehanesinde düşmana direndi ve katledildi...
        4.'sü gerçekleştirilen anma etkinliğinin bu yıl ki teması; 33. yılında Nurettin Yedigöl Ve Kayıplar Mücadelesi oldu.
        Etkinliğe başta yoldaşları, ailesi, Cumartesi ve 12 Eylül Anneleri olmak üzere İnsan Hakları Derneği İstanbul Şubesi Gözaltında Kayıplara Karşı Komisyon ile kayıp yakınları da katıldı.
        Selamlama ve saygı duruşu ile başlayan anma programı, Nurettin Yedigöl yoldaşın yaşamını, devrimci mücadelesini anlatan belgesel şeklinde hazırlanan 20 dakikalık sinevizyon gösterisi ile devam etti.
        Sinevizyon gösteriminin ardından ilk sözü Nurettin Yedigöl'ün avukatı Eren Keskin aldı, Eren Keskin konuşmasında kayıplar mücadelesine değinerek, hukuki süreç hakkında bilgi verdi.
        Av. Eren Keskin'in ardından Emek Ve Özgürlük Cephesi konuşmasında; "12 Eylül işkencecilerin o dönemde asıl amaçlarının devrimcileri yok etmek, katlederek halkların mücadelesini sindirmek olduğunu biliyoruz. Ezilenlerin başkaldırısından, egemenlerin sömürü ve zulüm düzenine karşı mücadeleden asıl korkanların onlar olduğunu biliyoruz. Sömürü düzenine karşı eşitlik, özgürlük, ve adalet için Gezi'de, Haziran Direnişinde, işçi direnişlerinde, öğrencilerin direnişinde Nurettin Yedigöl ve diğer toprağa düşen direnişçiler, özgürlük savaşçıları en öndeydiler ve hep önde olacaklar. 1 Mayıs'ı karşılamaya hazırlandığımız bugünlerde özgür bir ülke ve insanca yaşam için toprağa düşen bütün direnişçilere mücadelemiz selamımız olsun." dedi.
        Emek ve Özgürlük Cephesi’nden sonra söz alan Muzaffer Yedigöl konuşmasında ağabeyi Nurettin Yedigöl'ü 33 yıldır yılmadan aradıklarını ve bundan sonrada arayacaklarını, sorumlularının yargılanması için bu mücadeleden vazgeçmeyeceklerini söyleyerek, devrimci olan ağabeyi Nurettin Yedigöl'ün anısı önünde saygıyla eğildiğini söyledi.
        Yapılan bu konuşmaların ardından Kürtçe okuduğu şiir ile katılımcıları derinden etkileyen Keremo yer aldı.
        İHD İstanbul Şubesi Gözaltında Kayıplara Karşı Komisyon adına söz alan Maside Ocak; Cumartesi Annelerinin 19 yıldır sürdürdüğü mücadelenin önemine değindi.
        Maside Ocak'tan sonra 1995 yılında Avcılar'da gözaltına alınarak kaybedilen Fehmi Tosun'un kızı Besna Tosun; " ben sadece yaşadığım coğrafyanın acıları var sanıyordum, gördüm ki acılarımız aynıymış... ortakmış. Sadece babamın kemiklerini değil, ben 12 yaşındayken evimize gelen ve gözlerimin içine bakarak babamı alıp götüren o üç kişiyi istiyorum... benim onlarla karşılaşma cesaretim var, onlarında varsa karşıma çıksınlar, hesap versinler..." diyerek belki de günün en anlamlı, en gerçek ve en duygusal konuşmasını yaptı. Bu esnada insanlar gözyaşlarını tutamadı, salonda yoğun duygusal anlar yaşandı.
        Besna Tosun'un konuşmasından sonra Oğul'a Yazılmış şiir formunda mektubu Mine Nazari bizlerle paylaştı, analardan oğullara bir duygu seli oluştu, yüreklerden yüreklere aktı. Şiirin ardından tüm kayıplar anısına hazırladığımız cumartesi annelerinin fotoğraflarından oluşan kısa bir sinevizyon gösterimi daha yapıldı.
        Yine kendi yazdığı şiiri katılımcılarla paylaşan Burcu arkadaşımız yoğun beğeni aldı, renk kattı etkinliğimize.
        İHD İst. Şb. Başkanı Ümit Efe Nurettin Yedigöl'ün gördüğü işkencelerin tanığıydı aynı zamanda... Ümit Efe konuşmasında kayıplar mücadelesine değindi, " bu siyasal iktidar öyle hırsız ki sadece dünümüzü değil yarınımızı ve emeğimizi de çalıyor. Bu iktidar öyle zalim ki halka gaz fişekleriyle saldırıyor ve öldürüyor" diyerek devletin dün olduğu gibi bugünde katlettiğini, ödürdüğünü belirtti. Ardından yine Nurettin ile aynı şubede ve zamanda işkence gören bir yoldaşı söz alarak Nurettin'in devrimci mücadelesine bağlılığını ve bir devrimciye yakışır şeklide direnişini anlattı.
        Son olarak devrimci sanatçı dostumuz Pınar Aydınlar sahne alarak, tüm devrimcilerin mücadelesini selamladı, İbolar'dan Mahirler'den Deniz'lere bu devrimci mücadelenin sürdüğünü ve süreceğini söyleyerek türkülerini katılımcılarla birlikte seslendirdi.
        Programın bitişinde 1 Mayıs çağrısı yapıldı ve Devrimci Kurtuluş Marşıyla etkinlik sonlandırıldı.
        Ayrıca Ermeni soykırımının yıldönümü nedeniyle kaybedilen Ermeni'lerin fotoğraflarıyla özel bir köşe hazırlandı.
        Yine salonda 1978 yılında yine devlet tarafından işkence edilerek katledilen ve mezarı belli olmayan Fehmi Gökçek yoldaşımız için de bir köşe hazırlandı.
        Salonunun giriş kısmında Berfo ananın, kayıpların, cumartesi annelerinin fotoğraflarından oluşan, karanfi ve mumlarla hazırlanmış bir sergi de düzenlendi.
        Tüm dostlarımıza, katılımcılara, Cumartesi ve 12 Eylül annelerine, İHD İstanbul şubesine teşekkür ediyoruz.

       Nurettin Yedigöl Ölümsüzdür!
       Nurettin Yoldaş Onurumuzdur, unutmadık, unutmayacağız, katillerini affetmeyeceğiz!
       Nurettin yoldaş devrimci sosyalist mücadelemizde yaşıyor!

       EMEK VE ÖZGÜRLÜK CEPHESİ

       Etkinlikte çektiği fotoğrafları bizimle paylaşan Ömür Eğribel'e kattığı emekten dolayı teşekkür ediyoruz.

       EMEK VE ÖZGÜRLÜK CEPHESİNİN KONUŞMA METNİNİN TAMAMI;

       GÖZALTINDA KAYBEDİLİŞİNİN 33.YILINDA NURETTİN YEDİGÖL’Ü
ANIYORUZ

       “Ölü, yiğit, gölge ve buz ne varsa
       Tohuma dururlar yeniden
        Ve halk, toprağa gömülü
        Tohuma durur bir yerde
        Buğday nasıl filizini sürer de
        Çıkarsa toprağın üstüne
        Güzelim kırmızı elleriyle
        Sessizliği burgu gibi deler de
        Biz halkız, yeniden doğarız ölümlerde.”
                                                              P. Neruda

       Yıl 1981 12 Nisan… İstanbul’da İdealtepe’de karakol kurulmuş bir evde gözaltına alındı Nurettin Yedigöl. Ağır işkencelerden geçirildiğine dair tanıklıklar var. 1976-1977 yılları arasında İYÖD yönetiminde yer alan Nurettin Yoldaş, bir devrimci sosyalist olarak girdiği işkencehanede Muhammet olarak söylediği isminden hiç vazgeçmeden, son anına kadar direnerek ölümsüzleşti. 17 Nisan 1981’de 1.Şubede sorguda işkencedeki diğer devrimciler tarafından son defa görüldü. İşkencede direnişin simgelerinden biri olan Nurettin Yedigöl’ün gözaltına alınmasını ve gözaltında kaybedilmesini devletin kolluk kuvvetleri o günden bugüne reddettiler.
        O’nu şimdi ve sonsuza dek ailesi, Cumartesi Anneleri ve devrimci sosyalistler arıyor ve arayacak… Aslında 12 Eylül İşkencecileri ve katillerinin asıl amacının devrimcileri yok etmek , halkların mücadelesini sindirmek olduğunu biliyoruz. Ezilenlerin başkaldırısından, egemenlerin sömürü ve zulüm düzenine karşı mücadeleden asıl korkanların onlar olduğunu da biliyoruz.
        12 Eylül sürecinde devletin savcısı Nurettin Yoldaşın ailesine “Bizim elimizde de oğlunuz hakkında bir tutuklama kararı var ama bulamıyoruz” derken 33 yıl sonra bugün de evine seçmen kağıdı gönderildi. Nurettin’in ağabeyi, Cumartesi Annelerinin 470. kez bir araya geldiği eylemde soruyordu: “Bu nasıl devlet, bu nasıl insanlık, bu nasıl adalet?”
        Bu, Gezi- Haziran Direnişlerinde Berkin Elvan’ı, Ethem Sarısülük’ü, Abdullah Cömert’i, Ahmet Atakan’ı, Mehmet Ayvalıtaş’ı, Ali İsmail Korkmaz’ı, Hasan Ferit Gedik’i, Medeni Yıldırım’ı öldüren “adalet”…
        Egemenler bütün barbarlıklarına, gaddarlıklarına, akıl dışı ve insanlık dışı uygulamalarına karşın ezilen, sömürülen halkların, emekçilerin, işçilerin özgürlüğe kavuşmalarını engelleyemeyecekler.
Yolsuzluk, yoksulluk ve sömürü düzenine karşı eşitlik, özgürlük ve adalet için Gezi’de, Haziran Direnişi’nde, işçi direnişlerinde, öğrencilerin direnişlerinde Nurettin Yedigöl ve diğer toprağa düşen direnişçiler, özgürlük savaşçıları en öndeydiler ve hep önde olacaklar.
        Ezilenlerin mücadele günü 1 Mayıs’ı karşılamaya hazırlandığımız bugünlerde özgür bir ülke ve insanca yaşam için bütün toprağa düşen direnişçilere mücadelemiz selamımız olsun. Saygıyla, sevgiyle anıyoruz.

       Devrim Şehitleri Ölümsüzdür! Yaşasın Mücadelemiz! Yaşasın Devrim ve Sosyalizm

       Etkinliğin bir başka haberi için http://www.diclehaber.com/1/22/14/viewNews/397446

İşkencede Katledilip Kaybedilişinin 33.cü Yılında
Nurettin Yedigöl Yoldaşımızı Anıyoruz

       “Ölü, yiğit, gölge ve buz ne varsa
       Tohuma dururlar yeniden
        Ve halk, toprağa gömülü
        Tohuma durur bir yerde
        Buğday nasıl filizini sürer de
        Çıkarsa toprağın üstüne
        Güzelim kırmızı elleriyle
        Sessizliği burgu gibi deler de
        Biz halkız, yeniden doğarız ölümlerde.”
                                                              P. Neruda


       “Bir devrimci sosyalist olarak girdiği işkencehanede Muhammet olarak söylediği isminden hiç vazgeçmeden, son anına kadar direnerek ölümsüzleşti. 17 Nisan 1981’de 1.Şubede sorguda işkencedeki diğer devrimciler tarafından son defa görüldü. İşkencede direnişin simgelerinden biri olan Nurettin Yedigöl’ün gözaltına alınmasını ve gözaltında kaybedilmesini devletin kolluk kuvvetleri o günden bugüne reddettiler.”
       Nurettin Yedigöl Yoldaşımızı hiç unutmadık, unutmayacağız, unutturmayacağız. Elimiz her zaman katillerinin yakasında olacak. Onu anmak için bu yıl da buluşuyoruz. Anma etkinliğimize tüm halkımız davetlidir.
       Yer: Kemal Bozan Kültür Merkezi, Çiğdem Cd. Ozan Şeker İş Merkezi Avcılar-İST.
       Tarih: 20 Nisan 2014
       Saat: 15:00
              EMEK VE ÖZGÜRLÜK CEPHESİ

Ethem İçin Ankara'dayız!

       Ankara'da bulunan ve Ankara'ya gidebilecek olan tüm Emek ve Özgürlük Cephelileri 7 Nisan Pazartesi günü, saat 09:00'da Ankara Adliyesinde görülecek olan Ethem Sarısülük davasına katılmaya çağırıyoruz.

Barikat'ın Yeni Sayısı Çıktı!

       Barikat'ın yeni sayısı çıktı. Seçimlerden önce çıkan ve daha çok bu gündem üzerine yoğunlaşan bu sayımızda seçimlerin yanı sıra Kızıldere ve AKP ile Gülen Cemaati arasındaki ilişkileri ele alan yazılarımız da yer alıyor. İyi okumalar.

Anne Zeycan Yedigöl: Katillerden İki Cihanda da Davacıyım!

       Yıllardır her hafta cumartesi günü saat 12:00'de Galatasaray meydanında oturma eylemi yaparak gözaltında kayıpları soran kayıp yakınları, bu hafta da Nurettin Yedigöl, Sabahattin Ali ve 14 Mayıs 1993'te Görümlü'de kaybedilenleri sordular. Oturma eylemi ile ilgili olarak ANF'de yayınlanan haberi ve fotoğraflarını aktarıyoruz. Nurettin Yedigöl ve Annesi Zeycan Yedigöl'e ait fotoğraflar Barikat arşivinden alınmıştır.

       Kayıp Nurettin Yedigöl'ün annesi Zeycan Yedigöl, sağlık sorunları nedeniyle bu haftaki eyleme katılamadı, mektup gönderdi. Anne Yedigöl, "Katillerden iki cihanda da davacıyım" diye seslendi. Baba İsmail Yedigöl, oğlunun kemiklerine kavuşamadan hayata veda etmişti.
       471. kez Galatasaray'da bir araya gelen kayıp yakınları bu haftaki eylemde, 12 Eylül döneminde gözaltına alınarak kaybedilen Nurettin Yedigöl'ün akıbetini sordu. Cumartesi Anneleri, 2 Nisan 1948'de kaybedilen yazar Sabahattin Ali'yi de unutmadı.

       CANSIZ BEDENİ GÖSTERİLDİ
        Bugünkü eyleme, Nurettin Yedigöl ile birlikte gözaltına alınan iki tanık da katıldı. 14 Nisan 1981 tarihinde Nurettin Yedigöl ile birlikte aynı operasyonda gözaltına alınan Battal Uygun, bir ara göz bandının açılarak Nurettin Yedigöl'ün cansız bedeninin gösterildiğini ve Nurettin'i bir daha görmediğini söyledi.
        Aynı operasyonda gözaltına alınan İHD İstanbul Şube Başkanı Ümit Efe de, Nurettin'le birlikte 4 gün boyunca işkence gördüklerini anlattı. 4. günün ardından Nurettin Yedigöl'den bir daha haber alamadıklarını söyleyen Efe, "O işkencecilere ismini bile vermedi, direndi. Tarihe adını böyle kaydetti" şeklinde konuştu.

       HUKUKİ GİRİŞİMLER SONUÇSUZ
        Avukat Eren Keskin, hukuki süreç hakkında bilgi verdi. Nurettin Yedigöl davasının yeniden açılması için hukuki süreç başlattıklarını söyleyen Av. Eren Keskin, yaptıkları bütün başvuruların takipsizlikle sonuçlandığını söyledi. Keskin, "Ergenekon davalarında 15 günde karar veren Anayasa Mahkemesi, bizim yaptığımız dava ile ilgili olarak 1 yıldır karar vermedi" dedi.

       ANNE YEDİGÖL'DEN MEKTUP
        Bu haftaki eylemde, Nurettin Yedigöl'ün annesinin gönderdiği mektup okundu. 86 yaşında olan ve hasta olduğu için eyleme katılamayan Zeycan Yedigöl, mektubunda, "Oğlumu kaybedenlerden, katillerini yargılamayanlardan iki cihanda da davacıyım" dedi.
        İHD İstanbul Şubesi Gözaltında Kayıplara Karşı Komisyon adına açıklama yapan Mine Nazari, her hafta Cumartesi eylemine katılan baba İsmail Yedigöl'ün oğlunu göremeden öldüğünü, anne Zeycan Yedigöl'ün de "Artık çok yaşlıyım. Oğlumu bulmadan ölmek istemiyorum" dediğini anlattı.
        Nazari, "33 yıldır Nurettin'in akıbetini gizleyen, faillerini koruyan tüm hükümetleri bu insanlık suçunun ortağı ilan ediyoruz. Kaç yıl geçerse geçsin, biz adalet aramaktan, evlatlarımızı kaybedenlerden hesap sormaktan, hukuksuzluğa karşı direnmekten vazgeçmeyeceğiz. Evlatlarımızı kaybederek, kaybedenleri koruyarak bizi sonsuz işkenceye mahkum edenler bilsin ki, işledikleri insanlık suçlarının unutulmasına izin vermeyeceğiz" şeklinde konuştu.

       GÖRÜMLÜ YAKINLARIN KAYIPLARI DA EYLEMDE
       Bu haftaki eyleme, 14 Mayıs 1993'te Görümlü'de kaybedilenlerin yakınları konuştu. Kayıp M. Salih Demirkan'ın oğlu Nurettin Demirkan, dün Ankara'da görülen davayı hatırlattı, "General Mete Sayar ve ekibi yargılanıyor güya. Ama mahkemeye sanki brifing veriyorlardı. Biz bu mahkemelerden adalet beklemiyoruz ama peşlerini de bırakmayacağız" dedi.
        Şemdin Cülaz'ın oğlu Kazım Cülaz da, Kürtçe yaptığı konuşmasında, "Katillerimizle göz göze geldik. Davanın takipçisi olacağız" dedi.

 

Devrimci 1 Mayıs Platformu'ndan Deklerasyon

     BASINA VE HALKLARIMIZA…

     2014 1 Mayıs’ı yaklaşıyor.
     2007, 2008, 2009’da sokak, sokak direnilerek kazanılan Taksim Meydanı’nda, 2010, 2011, 2012’de, üç yıl boyunca, her yıl kitlesi ve görkemi artan, milyonların katıldığı 1 Mayısları birlikte örgütledik.
     Toplumsal mücadelenin yükseldiği, devrimci-demokratik hareketin güçlenmeye başladığı bir süreçte, devlet 2013 1 Mayıs’ında, yeniden Taksim Meydanını 1 Mayıs’a yasaklayıp, halka karşı savaş ilan etti. Bu yasak karşısında, 2007’den bu yana Taksim’de 1 Mayıs’ı kutlamak isteyen ve kutlayan tüm güçler, 2013’te de görkemli bir direniş sergileyerek, devletin yasaklarını tanımadığını, Taksim’in 1 Mayıs Meydanı olduğunu ve halka kapatılamayacağını açık bir şekilde gösterdi.
     1 Mayıs sonrasında da, Taksim meydanı ve çevresinin her türlü eyleme yasaklanmasına karşı, yasakların tanınmadığı sokaklara çıkılarak gösterildi.
     1 Mayıs 2013 sonrası, halka karşı ilan edilen bu savaşta;
     İş cinayetlerinden, kadın cinayetlerine;
     İşçi sınıfının kazanılmış haklarının gaspından, eğitim sistemin deneme tahtasına çevrilmesine;
     Ortadoğu’da emperyalistlerin taşeronluğundan, Suriye’de savaş kundakçılığına;
     Halklara karşı imha-inkâr ve asimilasyoncu politikaların değişik biçimler altında sürdürülmesinden, halkın nasıl yaşaması gerektiğine;
     Kentlerin emekçi mahallelerinin ve tarihi bölgelerinin rant için yağmalanmasından, derelerimizin HES’çi şirketlere peşkeş çekilmesine;
     Hapishanelerde ve dışarıda baskı ve terörün azgınca arttırılmasına kadar her alanda baskılar yoğunlaştırıldı.
     27 Mayıs 2013’te, Taksim Gezi Parkı’na iş makinalarının girmesi ile başlayan ve 31 Mayıs akşamı, milyonların ayağa kalktığı görkemli bir direnişle beraber, 1 Haziran günü Taksim Meydanının geri alınması ile AKP hükümetinin ve burjuva egemenlerin tüm kibri, gösterişi yerle bir oldu.
     Artık yeter! Diyerek ayağa kalkan halk, korku duvarını yıkarak ölümün üzerine yürüdü. Başbakanın “destan yazan” polis gücünü Taksim Meydanından söküp attı. Taksim Meydanı, on bir gün boyunca, birçok kez vahşice saldırılara karşı savunularak, milyonlarca insanın özgürlüğü soluduğu, dayanışmayı, paylaşımı, insanlaşmayı yaşadığı bir alana dönüştü.
     Taksim’den başlayan isyan dalgası, dalga dalga bütün ülkeye yayıldı ve egemenlerin korkulu rüyası oldu.
     16 Haziran’da, devletin vahşi saldırısı sonucu Taksim Meydanı ve Gezi Parkı boşaltılsa da, sonrasında parklarda, mahallelerde forumlar, meclisler olarak devam etti.
     Taksim’den başlayan bu görkemli isyan, ayaklanma ve direniş, AKP’nin baskı ve zor dışında yönetemez hale gelmesine neden oldu. Aynı zamanda, emperyalist efendileri, yeni işbirlikçiler bulma arayışına iterken, egemenler arası çatışmanın da ateşini fitillemiş oldu.
     Bu görkemli direnişte, Ethem’i, Mehmet’i, Abdullah’ı, Ali İsmail’i, Medeni’yi, Ahmet’i, Hasan Ferit’i ve en son 15 yaşında fidanımız, Berkin’i güneşe uğurladık. Binlercemiz yaralandı, gözünü kaybedenlerimiz oldu. Yüzlerce tutsak verdik.
     Öncesini bir yana bıraksak bile, 2007’den bu yana omuz omuza yürütülen direniş ve son olarak 2013 1 Mayıs’ından bu yana yürüttüğümüz omuz omuza mücadele ile kazanabileceğimizi çok net bir şekilde gördük. Gördük ki; 31 Mayıs 2103’ten bu yana, bizim, halkın istemediği hiçbir şey, eğer biz kararlı isek yapılamaz.
     Şimdi, seçimlerden aldığı oyla saldırılarını arttıracağını deklare eden, yolsuzlukları, hırsızlıkları, katillikleri, savaş çığırtkanlıkları ile tüm pislikleri açığa çıkmış bu sömürü ve zulüm düzenine karşı, kitlesel, görkemli ve devrimci bir 1 Mayıs’ı Taksim’de örgütlemek, emekten ve halktan yana tüm devrimci, ilerici güçlerin önündeki en önemli görevdir.
     Sendikalar, meslek odaları, demokratik kitle örgütleri, siyasi partiler, devrimci güçler, platformlar, forumlar, kısacası tüm emek güçleri, birleşik, kitlesel ve devrimci özüne uygun bir 1 Mayıs’ı örgütlemek için bir an önce harekete geçmelidir.
     Bizler 2014 1 Mayıs’ının yukarıda çizdiğimiz çerçevede geçmesi için her türlü çabayı göstereceğimizi deklare ediyoruz.
     Tarihimize, mücadelemize, düşenlerimize yakışır 1 Mayıs’ı birlikte örgütlemeye çağırıyoruz.
     Bu sorumluluk hepimizindir.

     Yaşasın 1 Mayıs!
     Biji Yek Gulan!
     Gezi-Haziran Şehitleri Ölümsüzdür!
     1 Mayıs Şehitleri Ölümsüzdür!

                         4 Nisan 2014
     Devrimci 1 Mayıs Platformu

İzmir'de Kızıldere Yürüyüşü

       İzmir Emek ve Özgürlük Cephesi'nin çağrısıyla bir araya gelen devrimci kurumlar Kızıldere'de direniş manifestosu yaratan yoldaşlarımız için bir anma yürüyüşü gerçekleştirdi. 31 Mart Pazartesi günü saat 19.00'da Konak-YKM önünde bir araya gelen kitle "Kızıldere Son Değil Savaş Sürüyor!" pankartı arkasında yürüyüşe geçti. Yürüyüş boyunca "Kızıldere son değil savaş sürüyor, Devrim şehitleri ölümsüzdür, Mahir, İbo, Deniz sürüyor sürecek mücadelemiz" sloganlarıyla Sümerbank önüne geldi. Burada yapılan saygı duruşunun ardından yapılan basın açıklamasında; "Kızıldere bizler için son değil, savaşını izinden sürdürdüğümüz bir eylem kılavuzudur. Bugün emperyalizmin dünyayı kan gölüne çevirdiği, sömürünün her boyutuyla azgınlaştığı, toplumsal hayatın devlet terörüyle kuşatıldığı, sokakların baskı ve terörle sindirilmeye çalışıldığı bu coğrafyada umudumuzu, coşkumuzu ve inancımızı bileyen, emperyalizme, sömürü ve zulme karşı mücadelemizde her zaman bizlerle olan Kızıldere şehitlerini bir kez daha saygıyla anıyor, andınız andımızdır diyoruz." ifadelerine yer verildi. Açıklamanın ardından Praksis müzik grubu kısa bir müzik dinletisi sundu. EÖC, Mücadele Birliği ve DHF'nin örgütlediği eyleme Partizan ve Devrimci Hareket destek verdi.

Kızıldere Son Değil!

     30 Mart 1972’de Kızıldere’de ölümsüzleşen Mahir Çayan ve yoldaşları, Emek ve Özgürlük Cephesi ve Devrimci Yolda Özgürlük tarafından yapılan bir etkinlik ile anıldı.
     Seçimlerden bir gün önce 29 Mart’ta İstanbul Avcılar’da Kemal Bozan Kültür Merkezi’nde saat 20:00’da yapılan etkinlikte ON’lar anıldı. Yapılan etkinlikte şiirler okundu, marşlar söylendi.
     Kızıldere ve Parti-Cephe sürecinin Türkiye Devrimci Hareketi açısından sisteme yedeklenen bir reformist anlayışa karşın devrimci çıkış, kapitalizmin çürüme ve yozlaşma kültürüne karşı dayanışma ve iktidarı cepheden karşılayan bir stratejik çizgi olduğu vurgulandı.
     29 MART 2014 GÜNÜ AVCILAR KEMAL BOZAN KÜLTÜR MERKEZİNDE GERÇEKLEŞTİRMİŞ OLDUĞUMUZ KIZILDERE ANMASINDA OKUNAN ORTAK METNİMİZ;

     Kızıldere’yi farklı açılardan değerlendirip birçok tartışmaya konu etmek mümkün. Ancak bizce bugün itibariyle devrimci hareketin yakıcı problemi olması ve bir devrimci siyasetin ülke devrimine talip olmasının ön koşulu olması vesilesiyle cüret sorunsalıyla değerlendirmek en sahici olanıdır.
     Bugün dünyada değişen güç dengelerini büyük puntolarla yazarken halkın yükselen muhalefeti alanlara ve barikatlara yansıyor. Yaşanan bütün gelişmeler ve üzerine emperyalizmin zincirinden boşanmışçasına emekçi halklara saldırması tamda 30 Mart 72’de çınlayan onurlu ve cüretkâr haykırışı hatırlamanın gereğini ortaya koyuyor. Latin Amerika’da, Nepal’de, Bolivya’da Ortadoğu’da, Filistin’de, Kürdistan’da ve Gezi ve Haziran halk hareketinde yükselen sesin dalga dalga yayılarak Tuzluçayır’da ve ülkenin tüm sokaklarında kavganın, mücadelenin, direnişin adı olduğu gibi.
     Kızıldere ve cüretten bahsederken salt oligarşinin kolluk kuvvetleri önüne korkusuzca çıkmaktan bahsetmiyoruz elbette. Zira Kızıldere yalnızca bir direniş destanı olmanın ötesinde THKP-C nin kesintisiz 2-3 te ifadesini bulan politikleşmiş askeri savaş stratejisi perspektifiyle yaşanan bir sürecin sonucu olarak değerlendirildiğinde anlam kazanacaktır. İşte devrimci hareketin en önemli dönüm noktası da budur. O dönüm noktasına gelinceye kadar verilen ideolojik politik mücadele ve ülke devrimine kendi özgücüne dayanarak talip olma özgüveni de anlatmaya çalıştığımız cüretin en önemli boyutunu oluşturuyor.
     68’in dünyayı sarsan gençlik hareketi ve sosyalizmin yükselen grafiği ülkemizde farklı çağrışımlar yaparken THKP-C, ülkede neredeyse tüm bir sol hareketin dışarıdan ikame, revizyonist bir çizginin takipçiliğini yaptığı bir dönemde ülke özgülüne uygun ve sistemi cepheden gören bir siyasi hat geliştirmeyi başarmıştır. THKP-C kısa bir tarihsel döneme oturmasına rağmen geride bıraktığı devrimci deneyim ve stratejik mevzilenişiyle bugün hala Türkiye devrimci hareketinin ana eksenini oluşturmaya devam etmektedir.
     THKP-C’nin ve Mahir Çayan’ın gelişim seyrine bakılacak olursa, ilk durağın ideolojik\politik netliğin sağlanması yolundaki çabalar ve güncel tartışmaların baş aktörü olan revizyonist yaklaşımlardan bir kopuş olduğu görülecektir. Genellikle kabaca “70 yıllık revizyonist-pasifist gelenekten kopuş” diye nitelendirilen durum, aslında çok daha fazlasını ifade etmektedir. Yaşanan dünyanın sağlam bir çözümlemesiyle karşı karşıya olunan çelişkiler tespit edilmiş ve bu tespitler, tüm politik sonuçlarına dek götürülmüştür. Elbette bu kopuş, bütünüyle reddetmek anlamını içermeyen, ancak marksizmin tarihselcilik yöntemiyle tamamen örtüşen ve yaşanılan günün diyalektik sürecini geçmişten kopararak değil, onun gelişimini, vardığı uğrakları takip edip, çözümleyerek ortaya konan bir sonuçtur.
     Aslında Toplu Yazılar’da da çok açık görülebileceği gibi Mahir’in kendi düşüncesinin gelişimi de bu tarihselci diyalektiğin ve kopuş basamaklarının tipik bir örneğidir.
     Bugün, 21. Yüzyılın ilk çeyreğinde yaşanan hızlı dönüşüm ve bu dönüşümün yarattığı teorik ve pratik “açmazlar” devrimci hareket içinde yine ciddi savrulmalar yaratmaya devam ediyor. İşte tam da bu noktada bugün, THKP-C ve Kızıldere Manifestosu dünyadaki ve ülkedeki tüm gerici gelişmeler karşısında devrimci yenilenme ekseninde yeni bir kopuşun örgütlenmesinin modelini de oluşturuyor. THKP-C’den alınan referans noktaları hala yolumuza ışık tutmaya devam ediyor.
     İçinde bulunduğumuz tarihsel kesitte sisteme cepheden tavır alan, sistemi yıkmayı önüne hedef olarak koyan bir iktidar perspektifine sahip olmak ya da daha farklı bir deyişle ülke devrimine talip olma cüretini gösterebilmek bu günün devrimci kadroları açısından bir elzemdir. Bu anlamda Kızıldere yaratmış olduğu direniş geleneği ve yazılan kahramanlık destanından çok her zamankinden daha fazla bir siyasi cüret anıtı olarak sorumluluklarımızı hatırlatan bir olgu olarak önümüzde duruyor.
     Öte yandan THKP-C ve THKO kadrolarının Türkiye devrimci hareketine bıraktığı dayanışma geleneği kapitalizmin ezilen halklar üzerindeki tekilleştirme saldırısına karşı On’lardan devraldığımız bir sorumluluk olarak yolumuzu aydınlatmaktadır.
     İşçi sınıfının kazanılmış haklarına bir bir el konulduğu, her muhalif düşüncenin alabildiğine saldırıya uğradığı, sömürge tipi sürekli faşizmin kol gezdiği, devrimcilerin linç girişimlerine maruz kaldığı bir ülkede ve dahası yeni konsepti ve yeni tehdit algısı ile dünyayı cehenneme çeviren emperyalizmin yeni çığırtkanlıkları ile inleyen bir dünyada yaşıyoruz. Ve bu günün devrimci görevi kaybedilen bir muharebede mevzileri terk etmek için mazeret aramak, günah keçileri bulmak ya da dönemsel geri duruşları karakter haline getirmek değil bir adım öteye yeni siperler kazmaktır. Bu anlamda Kızıldere, döktükleri kanlarıyla tarihe yeni zaferlerin ilk kelimelerini yazmanın geleneğidir. İddiasının arkasında durabilmenin geleneğidir ve utangaçlık hiçbir zaman devrimcilerin harcı olmadığı gibi bu günde değildir. Halk adına istediklerini cüretle haykırmak bu uğurda dövüşmek Kızıldere’nin bize bıraktığı en büyük mirastır. Ve bu mirası taşımak ise ancak ve ancak aynı cürete sahip devrimcilerin harcıdır. Bizzat kendisi bir siyasi cüret anıtı olarak THKP-C'nin ve Onlar'ın yaratmış olduğu değer, kahramanlıktan ziyade karşılaşılabilecek her sonucun vehametinden bağımsız, ödenecek bedel ne olursa olsun, Marksizmin-Leninizmin gösterdiği yolda ısrardır, kararlılıktır. Buradan yola çıkarak devrimcilerin başarısı Kızıldere’de 10 yiğit yoldaşın ve THKP-C’nin bize bıraktığı teorik ve pratik mirasa sahip çıkmaya bağlıdır. Biz dün olduğu gibi bugün de, yarın da zafere kadar bu mirasa bağlıyız ve sahip çıkacağız. Devrime dair inancını, Marksizme-Leninizme olan bağlılığını ve düşmanı örgütlülüğü ile göğüsleyecek cesareti bilincinde muhafaza etmeyi başaranlar, zafer naralarıyla karşılayanlar olacaktır.

     KIZILDERE SON DEĞİL SAVAŞ SÜRÜYOR!

     YAŞASIN DEVRİMCİ DAYANIŞMA

     YAŞASIN DEVRİM VE SOSYALİZM

     EMEK VE ÖZGÜRLÜK CEPHESİ- DEVRİMCİ YOLDA ÖZGÜRLÜK

İzmir'de Newroz

       Demirci Kawa'nın yakmış olduğu özgürlük ateşi Newroz bu yılda coşkuyla karşılandı. 22 Mart Cumartesi günü saat 11.00 de Buca Hipodromda kutlanan Newroz, marşlarla başladı. Ardından devrimci-demokrat kurumların mesajlarına yer verildi. HDP İzmir İl Belediye Başkan Adayı Mustafa Özçelik ilk sözü aldı. Özçelik Newrozun tarihine ve direnişine değindi. Seçim sürecine değinen Özçelik halkların Newrozunu kutladı. HDP Eş Başkanı Sebahat Tuncel de Newroz ateşiyle bedenlerini buluşturan Rahşanları, Zekiyeleri anarak sözlerine başladı ve bir yıl önce Paris'te katledilen üç Kürt kadının failinin TC Devleti olduğunu vurguladı. BDP Genel Başkanı Selahattin Demirtaş da AKP, MHP, CHP'nin tekçi zihniyetlerine, HDP'ye yapılan saldırılara, 17 Aralık yolsuzluk operasyonlarına dikkat çekti. Konuşmaları sık sık sloganlarla kesilen Demirtaş hakların Newrozunu kutlayarak konuşmasına son verdi. Konuşmaların ardından yerel müzik grupları sahne aldı. Newroz sloganlarla ve halaylarla son buldu.

Halktan Yana Demokratik Yerel Yönetim İçin Devrimci Adaylarda Birleşiyoruz

     Yeni bir seçim süreci içindeyiz. Neo-liberal sömürü modelinin sınırlarını tükettiği, siyasal ve toplumsal kriz dinamiklerinin yeniden biçim alıp derinleştiği, oligarşi içi çatışmaların yeni boyutlar kazandığı, işçi sınıfı ve halkın tüm kazanımlarının tasfiye edildiği, başta Kürt ulusunun özgürlük sorunu olmak üzere hiçbir demokratik sorunun çözülmediği, rüşvet, yolsuzluk ve yağmanın tüm iktidar odaklarına sindiği, burjuva demokratik kavramların yerle bir olduğu, oligarşik devletin çeteleştiği, bu çete savaşında her gün yeni bir pisliğin açığa çıktığı bir süreci yaşıyoruz.
     AKP, içte ve dışta çözülmektedir, baskı ve tehdit dikiş tutmamaktadır. Mısır, Suriye ve Ortadoğu'da halklara karşı düşmanlık politikasında ısrar eden AKP, içte hiç bir sorunu çözememiş, tam tersine “ileri demokrasi” adına faşizmi daha da kurumsallaştırmıştır. Neo-liberal sömürü modelinin çocuğu, emperyalizmin işbirlikçisi olan AKP, bu modelin “yan ürünü” olan rüşvet, yolsuzluk ve yağmada sınır tanımamış; son çete savaşıyla bu kirli düzen her yerinden patlamıştır. AKP neo-liberal sömürü modelinin özetidir; AKP somutunda çözülen düzendir.
     Sadece AKP değil, tüm düzen partileri, CHP, MHP ve diğerleri neo-liberal sömürünün, bunun üzerine yeniden inşa edilen sömürge tipi faşizmin savunucularıdır. AKP, CHP, MHP ve diğer burjuva partiler vahşi kapitalizmin hizmetindedir; tümü rantçı, yağmacı yerel yönetim anlayışı ve programına sahiptirler. Tümünün savunduğu, şimdi AKP'nin elinde patlayan bu yağma düzenidir.
     Bu yağma düzeni kabul edilemez. Bu düzene karşı mücadele etmek haktır, meşrudur; direnelim, birleşelim, haramilerin düzenini yıkalım!
     Bu yağma düzenine karşı, işçi sınıfı ve halkın söz, yetki ve karar sahibi olduğu, halk meclisleri üzerine inşa edilen demokratik ve halktan yana yerel yönetim doğru ve devrimci programdır.
     Bu program etrafında işçiler, emekçiler, Kürt halkı ve tüm ulusal topluluklar, Aleviler, tüm ezilenler birleşmeliyiz.
     Gezi ve Haziran halk direnişi, bu yağma düzenine karşı direnmeyi ve birleşmeyi öğretti. Rojava'dan Amed’e Kürt halkı kendi özyönetimi için ayağa kalktı. Şimdi bunlardan güç alarak, haramilere karşı birleşmenin, yeni sömürgeci düzenin bize sunduğu sözde “seçenekleri”, elimizin tersiyle itmenin, kendi kaderimize sahip çıkmanın zamanıdır.
     Kürdistan ve Türkiye halkının birliği ve dayanışması için;
     Sol ve devrimci hareketin birlik zeminini güçlendirmek için;
     Haramilerin yağma düzenine karşı, eşitlik, adalet, özgürlük için;
     30 Mart Yerel Seçimlerde Devrimci Ve Yurtsever Adaylarda Birleşelim!
     EŞİTLİK, ADALET VE ÖZGÜRLÜK İÇİN İLERİ!
     KURTULUŞA KADAR SAVAŞ!
     EMEK VE ÖZGÜRLÜK CEPHESİ

Berkin İçin Okmeydanı'na

       Sonunda öldürdünüz Berkin’imizi… 269 gün boyunca kocaman yüreğiyle direndi, savaştı, katillerine inat hayata tutunmaya çalıştı ama yetmedi. Tam da kontrgerilla şeflerinin, gırtlak kesen seri katilerin, Hrant’ın kanına girenlerin ellerini kollarını sallayarak aramıza karıştığı, davul zurna ile eğlendikleri günlerde, Berkin çocuğumuzu yitirdik.
       Şimdi alçaklık ve riyakarlık diz boyu! Kan içici katiller, polis sürülerini halkın evlatlarının üzerine saldırtıp “destan yazanlar”, hiç utanmadan sıkılmadan “sevgili yavrumuz” diyorlar, “muhterem ailesine” taziyeler bildiriyorlar. Türkiye hiçbir zaman bu kadar tiksinti verici bir dönem yaşamamıştı; Türkiye hiçbir zaman bu kadar rezil bir ülke olmamıştı. Çocuk katilleri hiç bu kadar pervasız olmamışlardı. Kendi aralarında kasetlerle tepişen kirli ittifakın leş kargaları da, cezaevi kapılarında “şu kadar ayımı çaldılar” dile ağlaşan operet generalleri de, hepsi ama hepsi Berkin’in kanına bulaşmış ellerini sonsuza kadar uğraşsalar temizleyemezler.
       Berkin’imizi öldürdüler, katlettiler! Onun geleceğini çaldılar; gülüşünü çaldılar. Ömrümüzün yarısını koparıp götürdüler.
       Şimdi onun için, o küçük gövde ve o büyük yürek için ayağa kalkma zamanıdır. Onun yaşanmamış ömrünü, devrimin ömrüne katma, çekilen acıların boşuna olmadığını gösterme zamanıdır. Onu unutulmaz bir törenle uğurlamak boynumuzun borcu olsun!

       Berkin için görev başına!
       Artık mazeret yok! Herkes ama herkes 12 Mart saat 12.00’de Okmeydanı’na!
       Faşizme karşı omuz omuza!
       EMEK VE ÖZGÜRLÜK CEPHESİ

İstanbul'da Devrimci 8 Mart Mitingi

     Devrimci 8 Mart Platformunun çağrısıyla 8 Mart 2014 Cumartesi günü saat 15.30’da Kadıköy Boğa Heykeli önünde toplanan kitle 16.20’de yürüyüşe geçti.
      En önde Devrimci 8 Mart Platformunun pankartı açılırken, arkasında bileşenlerin kortejleri yerini aldı.
      Yürüyüş esnasında “kadın erkek elele mücadeleye!, kadın olmadan devrim olmaz devrim olmadan kadın kurtulmaz!, cinsel-ulusal-sınıfsal sömürüye son!, 8 Mart kızıldır kızıl kalacak! vb ortak sloganlar eşliğinde miting alanına gelindi.
      Emek ve Özgürlük Cephesinin (EÖC)’de bileşeni olduğu yürüyüşte EÖC ‘lü kadınlar Rosa Lüksemburg’un, Tanya’nın, Didar Şensoy’un, Zilan’ın, Krupskaya’nın, Hatice Alankuş’un, Serpil Polat’ın ve dünya devrim mücadelesinde yaşamını yitiren bazı devrimci kadınların fotoğraflarını en önde taşıdılar.
      Sokakta-evde-işte kadınlar her yerde mücadelede!, yaşasın devrimci kurtuluş mücadelemiz!, Jin Jiyan Azadi! vb sloganlar eşliğinde yürüyen EÖC kitlesi ellerinde
      KADIN ERKEK ELELE İnsanca Yaşam İçin Mücadele Ediyoruz, Kazanacağız!
      ROJAVA’LI KADINLAR KAZANDI!
     Kadın Olmadan Devrim Olmaz,
     Devrim Olmadan Kadın Kurtulmaz!

     KADINLARIN EZİLDİĞİ TOPLUM ÖZGÜR OLAMAZ
     Adalet, Eşitlik, Özgürlük İstiyoruz, Alacağız!

     KÖLELİK DÜZENİNE HAYIR!
     Zincirlerimizi Kıramazsak Kazanamayız

     HARAMİLERİN SALTANATINI YIKACAĞIZ!
     Bu Pisliği Devrimle Temizleyeceğiz

     ANLAYACAK KADAR ZEKA, İSTEYECEK KADAR CESARET
     ZORLAYACAK KADAR KUVVET
     Özgürlük Ellerimizde!

yazılı dövizleri taşıdı.

     Kortejler miting alanına geldiğinde yoğun yağmur yağışı altında programa başlandı. Selamlama sunumundan hemen sonra mücadele ederken yanarak ölen New Yorklu dokuma işçisi kadınlar şahsında dünya devrim mücadelesinde şehit düşen tüm devrimci kadınlar için 1 dakikalık saygı duruşunun ardından platform adına ortak metni EÖC’lü bir kadın okudu.
      Okunan metin sonrası Greif işçilerinden bir kadın mücadelelerini anlatan ve kitleyi selamlayan kısa bir konuşma yaptı. Kitle Greif işçisi yalnız değildir sloganlarıyla işçilerin selamını karşıladı.
      Greif işçisinden sonra sözü Gezi direnişi sürecinde sapanıyla tomalara karşı direnen Emine teyze aldı. Kadının direnişlerde ve mücadelede çok önemli biri yeri olduğuna değinen Emine teyze kitleyi selamlayarak sözlerini tamamladı.
      Yoğun yağmur yağışı nedeniyle konuşmaların kısa tutulduğu mitingde Grup Adalılar söylediği ezgiler hep bir ağızdan söylendi.
      Grup Adalıların ardından ise yurtdışı yasağı nedeniyle açlık grevinde olan Grup Yorum kitleyle buluştu. Seslendirdiği ezgilerle halaya duran kitle hep bir ağızdan zılgıtlar çekti, sloganlarla coştu.
      Son olarak Gezi sürecinde devletin polisleri tarafından gaz fişeği ile vurulan ve yaşam mücadelesi veren Berkin Elvan’a miting alanından selam gönderildi; "diren Berkin seninleyiz!","Berkin Elvan onurumuzdur!" sloganları hep bir ağızdan atıldı. Grup Yorum ve Adalılar Grubu Berkin için Büyü isimli ezgiyi birlikte söylediler.
      Kitle Berkin’in sağlık durumunun kritik olmasından dolayı Okmeydanı hastanesi önünde 24 saat tutulacak nöbete çağrıldı. Bu çağrının ardından yaşasın devrimci dayanışma sloganıyla miting sona erdi.

İbrahim Özalp Yoldaşımızı Mezarı Başında Andık

       1 Mart 1981'de oligarşinin katilleri tarafından katledilen İbrahim Özalp Yoldaş, mezarı başında anıldı. Yoldaşımızı anmak için 2 Mart 2014 günü saat 13:30'da Edirnekapı'daki mezarı başında toplanan ailesi, dostları ve yoldaşları, anmaya saygı duruşu ile başladılar. Saygı duruşunun ardından devrim şehitlerinin mücadeledeki yeri üzerine kısa bir metin okundu. Metnin ardındana "Devrim Şehitleri Ölümsüzdür!", "İbrahim Özalp Ölümsüzdür!" ve "Yaşasın Devrimci Kurtuluş Mücadelemiz!" sloganları atıldı. Bu metnin ardından İbrahim Özalp Yoldaşımızı anlatan şu metin okundu:
       "BİR YİĞİT DEVRİM SAVAŞÇISI...
       Devrimci sosyalist hareketin Türkiye siyasal gündemine ağırlığını koyduğu yıllarda sıcak mücadele içerisinde yetişen genç kuşak devrimcilerinden İbrahim Özalp, lise yıllarından başlayarak, azmi, hiçbir görevden kaçmaması, örgütçülüğü ile kısa sürede saflarımızda önder ve sorumlu bir insan örneği oluşturdu. İbrahim yoldaş çalışkanlığı, fedakarlığı, yardımseverliği ile ilişkide olduğu herkesin sevgisini kazanırdı. Oligarşi tam da bu özelliklerinden dolayı onu hedef tahtasına koymuştu amacı onu yakalamak değildi, katletmekti. 1 Mart 1981 yılında oligarşinin katilleri onu içinde bulunduğu ekip aracından indirerek iki liseli yoldaşının gözleri önünde kurşuna dizdiler. İbrahim yoldaş son ana kadar sloganlarını haykırmış, onu yok etmek isteyenlere inancının sağlamlığını, devrimci iradenin teslim alınamazlığını göstermiştir.
       Özgür bir ülkede insanca yaşam için emperyalizme- faşizme ve oligarşiye karşı mücadele etti, savaştı. Tıpkı diğerleri gibi... faşizmin kör karanlığında düşmana meydan okuyandı O... halkların kardeşliği şiarı ile yola düşendi... emekçinin, yoksulun, ezilenin yanında omuz omuza durandı.
       Devrimciler onurlu bir yaşam sürer. Onların yaşamı halk kitlelerine, ardıllarına örnek olur. Şüphesizki İbrahim yoldaşta devrimci duruşundan en ufak bir taviz vermeden yaşadığı gibi onuruyla, yiğitçe öldü. Son nefesine kadar sloganlarını haykırdı düşman karşısında.
Ve bugün bizlere düşen görev devraldığımız bayrağı onların bize bıraktığı mirası, açtıkları yoldan yılmadan, tereddüt etmeden zafere kadar taşımaktır. Bugün burada yine and içiyoruz, İbrahim yoldaşımıza bir kez daha söz veriyoruz; ya özgür vatan ya ölüm şiarıyla devrimin sarp ve dolambaçlı yolunda, senin ışığınla zafere kadar savaşacağız. Kavgamızda senden öğrendiğimizle bir adım daha öne çıkacağız ve mutlaka biz kazanacağız!
       İddia ediyoruz son sözü biz söyleyeceğiz, Yaşasın Devrimci Kurtuluş Mücadelemiz! Yaşasın Devrim Ve Sosyalizm!
       EMEK VE ÖZGÜRLÜK CEPHESİ"
       Metnin okunmasının ardından tekrar sloganların haykırıldığı anmada daha sonra da bir şiir okundu. Şiirin ardından Cephe Marşı'nı okuyan kitle, anmayı İbrahim Özalp için yapılan konuşmalarla sonlandırdı. İbrahim Özalp Yoldaşı tanıyanların anılarla yüklü konuşmalarından sonra ağabeyinin oldukça dokunaklı cümleleri geldi. İbrahim Özalp'i Tozkoporan bölgesindeki mücadelesinden tanıyan bir yoldaşı o dönemde oldukça rutubetli bir bodrum katında kalmak zorunda oldukları bir gece İbrahim Özalp'in evde olması gerekirken geceyarısı duydukları çatışma seslerinin arasında İbrahim'in gelip evden mermi alıp gittiğini ve giderken de "bu rutubetli bodrumda çürümektense kavganın içinde olmanın çok daha iyi olacağını" biçiminde bir espri yaptığını anlattı. Ağabeyi ise konuşmasında kendinden küçük olmasına rağmen sendikal çalışmaya dair kimi şeyleri ondan öğrendiğini ve 80 öncesinde Oto Metal İş sendikasında mücadele ettiklerini anlattı. Bu konuşmalarla sona eren anmada son olarak İbrahim Özalp Yoldaşımızın ailesi tarafından hazırlanan yemek dağıtıldı. Emek ve Özgürlük Cephesinin düzenlediği anmaya ESP, Devrimci Yolda Özgürlük ve Atak Dergisi okurları da katıldı.

İzmir'de Ayakkabı
İşçileri Yürüdü

       İzmir Ayakkabıcılar Sitesinde ucuz işgücü olmayı kabul etmedikleri için çalışmayan ayakkabı işçileri 17 Şubat günü saat 10.00'da Ayakkabıcılar Sitesinde yürüyüş düzenledi. 'Bu daha başlangıç mücadeleye devam, Yaşasın sınıf dayanışması" sloganlarıyla başlayan yürüyüşte tezgahlarda çalışan işçilere yürüyüşe katılım çağrısı yapıldı. Yapılan açıklamada bir yılı aşkın süredir eylemlerine devam ettiklerine koşulların sağlanmasına kadar eylemlerin süreceği vurgusu yapıldı. Yarından itibaren imza kampanyası başlatacak olan işçiler imza kampanyasının duyurusuyla eylemi sonlandırdı.

İzmir'de Şubat Anması


     İzmir Emek ve Özgürlük Cephesi 16 Şubat Pazar günü saat 13.00 de Tümtis binasında Şubat Savaşcılarını Ulaş Bardakçı, Bedrettin Şınnak, Serpil Polat, Nazım Kuru, Davut Günay'ı anma etkinliği düzenledi. Etkinlik Şubat savaşcıları şahsında devrim ve sosyalizm mücadelesinde yitirdiklerimiz adına saygı duruşuyla başladı. Saygı duruşunun ardından Emek ve Özgürlük Cephesi adına açıklama okundu. Sinevizon gösterimiyle devam eden etkinlikte savaşçıların yaşamlarına, mücadelelerine değinen metinler okundu. Karanfil ve Serpil'e adlı şiirlerin okunmasının ardından müzik dinletisi yapıldı. Müzik dinletisinin ardından serbest kürsüye dönüştürdüğümüz etkinlikte anmaların neden yapıldığına, önemine değinen konuşmalar yapıldı. Nazım Kuru yoldaş ile aynı süreçte mücadele eden bir yoldaşı, onun mücadelesine değinen açıklamalarda bulundu. Seçim sürecine bakışımız, kampanya, devrimci tavır üzerine yapılan sohbetlerin ardından etkinlik son buldu.

 
 
Gizli İşgal:
Yeni Sömürgecilğin
Politik Karakteri
Bolivya'dan 38 Yıl Sonra Che Olmak
Herkes Bir Adım
Daha Öne
Devrimci Birliğin Köşe Taşları...
Parti Kültür: Politik Mücadele Gündem ve Kampanya Sorunu
James Petras: Toplumsal Değişimde Aydınların Rolü
James Petras: Yeni Bush, Diplomasi ve Ölüm Mangaları
Michael Cossudovsky: Amerika'nın Küresel Askeri Egemenlik Gündemi

 

 

sbarikat07@gmail.com
Barikat / Aylık Sosyalist Dergi
Yönetim Yeri: Şehit Muhtar Mah.
Yoğurtçu Faik Sk. No: 12-14 Kat: 4/ Beyoğlu-İstanbul