Güncel
Şehitlerimiz
Barikat
Kültür
Tarih
Kitaplar
Dizi Yazılar
Görüşler
Linkler
 
63-2. Sayı
Arşiv
Makale Dizini


 

İletişim İçin:
emekveozgurluk09@gmail.com
avrupa.emekozgurluk@googlemail.com
Münih'te Nazilerin Yürüyüşü Devrimciler Tarafından Engellendi!

       Naziler 18 Ocak 2012 Çarşamba günü Almanya'nın Münih kentinde anarşist ve komünist çevrelerin uğradığı otonom kültür merkezine (Kafe Marat) bir saldırı gerçekleştirdiler. Bu saldırının ardından, 21 Ocak 2012 cumartesi günü "Ulusal özgür alanlar yaratalım, vatansever merkezler istiyoruz" adı altında Münih'in Hauptbahnhof'undan (Gar'ından) Otonom Kültür Merkezine kadar yürüyüş gerçekleşirmek istediler.
       "NS (Nasyonal Sosyalizm) hemen şimdi" ve "Anti Anti-Fa" gibi yazılar yazarak ve Kafe Marat'ın kapısında hasar yaratarak saldırı gerçekleşirdiler.
       Göçmenleri katleden, onlar üzerinde faşist terörü estiren ve Anayasayı Koruma Örgütü aracılığıyla NSU adlı hücreyi (Nasyonal Sosyalist Hücre) destekleyen devlet bu yürüyüşte de bir kez daha gerçek yüzünü gösterdi.
Faşistler demir sopalarla gelmelerine rağmen yürüyüşleri iptal edilip yasaklanmadı. Sol ve devrimci çevrelerin gösterilerinde kalın pankart sopalar vb. gibi en ufak bir malzemeyi bile saldırı nedeni haline getiren polisin, faşistlerin demir sopalarla yürümesine izin vermesi ve onların güvenliğini alması, Nazilere karşı ne denli toleranslı olduklarını, kendi yasalarını çiğneme konusunda rahat davrandıklarını bir kez daha gösterdi.
       Yürüyüşün başladığı yerde faşistlerin yürümesini engellemek için anti-faşistlerin kol kola girmesiyle ilk barikatlar oluşturuldu. İlk barikatlar polisin özel destek komando birimleri tarafından sadistçe küfürlerle, coplarla, yumruklarla dağıtıldı. Bu esnada yaralananlar ve gözaltına alınanlar oldu. Ancak gittikçe çoğalan kitle pes etmedi ve biraz daha ötede yeniden barikatlar oluşturdu ve Nazilere bütün sokaklar kapatıldı. Nazilerin yürüyüş güzergahı kapatılarak yürüyüş engellendi.
       "Anayasayı Koruma Örgütü ve Naziler El Ele, Direniş Örgütleyelim", "Tek Yol Devrim", "No Pasarán", "Alerta Antifascista" gibi sloganlar atıdı
       Nazi karşıtı gösteriye SDAJ, ALM, DKP, MLPD, Anti-Fa NT, Anti-Fa isimli Alman anti-faşist ve sosyalist örgütlerinin yanısıra; Kürdistanlı yurtseverler, EÖC ve DİDF katıldı.

Polorıs Hrantek
Polorıs Hayenk!
(Hepimiz Hrant'ız
Hepimiz Ermeniyiz!)

       Toplumda adalet duygusunun ciddi kırılmalara uğradığı momentler vardır. 17 Ocak 2012 günü sonuçlanan Hrant Dink cinayeti davasında alınan kararların yarattığı durum gibi... Ama bu defa suskunlukla geçiştiremedi kimse bunu. İki gün sonra cinayetin yıldönümünde sokakları dolduran 50 bin kişi, herşeyin olgarşinin istediği gibi gitmeyeceğini bir kez daha dosta düşmana gösterdi. Ne %50'lik oy oranları, ne de polisinden yargısına, eğitiminden kültürüne her alanda yayılmış bir "ABD tarikatı iktidarı" ağının herşeye egemen olamayacağını, insanların bilincine, iradesine, özgürlüklerine egemen olmanın o kadar da "formel" olmadığını bir kez daha tarihe geçecek bir yürüyüşle ispatladı. Belki de toplumdaki adalet talebinin bu denli doruğa çıktığı bir zaman dilimine az rastlanır. Bu tabloyu oligarşi kendi elleriyle yarattı. Burjuva demokratı diyebileceğimiz kesimlerin bile adalet talebiyle sokağa çıkmasını onlar sağladı. Ama elbette ki yürüyüşün gövdesini oluşturan onlar değil, adalete en fazla ihtiyacı olanlar, her kesimden emekçilerdi.
       Bu topraklarda faşizmle bir derdi olan her sınıf ve tabakadan insan hep bir ağızdan haykırdı "Hepimiz Hrant'ız, Hepimiz Ermeniyiz" diye. 19 Ocak günü saat 13.00'te Taksim'de toplanarak Osmanbey'deki Agos Gazetesi'nin önüne doğru yürüyüşe geçen kitle gazeteye vardığında hala Taksim'de yürüyüşe katılanlar vardı... Fotoğraflar kalabalığı yeterince anlatıyor zaten. Bu tablo karşısında başbakanın ağzından "bu işin temyizi var" diye kendini savunmaya çalışan suçluları yeterince mahkum ediyordu kitlenin gücü ve haklılığı.
       Aynı günün akşamı saat 19.00'da Taksim'de toplanarak Galatasaray'a yürüyen kitlenin haykırdığı "Katil Devlet Hesap Verecek!" sloganı herşeyi özetliyordu aslında. "Hepimiz Hrant'ız Hepimiz Ermeniyiz!", "Yaşasın Halkların Kardeşliği!", "Biji Bıratiya Gelan!", "Gün Gelecek Devran Dönecek Katiller Halka Hesap Verecek!" sloganlarıyla yürüyen kitlenin Galatasarayda gerçekleştirdiği Ermenice ve Türkçe okunan basın açıklamasından sonra Emeğe Ezgi müzik grubunun Ermenice ve Türkçe seslendirdiği iki parça ile sona eren o akşamki eylemdi sadece; Halkların adalet ve özgürlük arayışı ise hiç durmamacasına devam ediyor.

Adana'da Hrant İçin, Halkların Kardeşliği Yürüyüşü Gerçekleştirildi

      Faşizme karşı, adalet, halkların kardeşliği için bir araya gelen içerisinde EÖC'ünde bulunduğu ilerici, devrimci, demokrat kurumlar, sendikalar bir yürüyüş gerçekleştirdi. 19 Ocak Perşembe günü saat 18.00'de 5 Ocak Meydanı'nda toplanan kitle ortak pankart arkasında zincir oluşturarak yürüyüşe geçti. Yolu trafiğe kapatan kitlenin önü Çakmak Caddesi girişi önünde kolluk güçlerince durdurulmak istendi. Engelleme ve taciz sloganlarla karşılık buldu ve burada bir arbede yaşandı. Yaşanan arbedeyle beraber birbirine kenetlenen kitle kolluk güçlerini yararak yürüyüşe tekrar geçti. "Faşizme karşı omuz omuza, Emekçiye değil, çetelere barikat, Yaşasın halkların kardeşliği, Yaşasın devrimci dayanışma, Baskılar bizi yıldıramaz, Hepimiz Hrant'ız hepimiz ermeniyiz" sloganlarını haykıran kitleyle kolluk güçleri arasında sık sık kısa süreli arbedeler yaşandı. Basın açıklamasını gerçekleştirmek üzere İnönü Parkı'na girmek isteyen kitle burada da kolluk güçlerinin pankartı parçalamak istemesi ve taciziyle tekrar bir çatışma yaşandı ve kitle park içerisine girerek açıklamayı gerçekleştirdi. Açıklamada şunlara değinildi ;"Hrant Dink, 5 yıl önce, tüm insanlığın gözleri önünde bir tetikçi tarafından öldürüldü. Irkçı ve şoven, insanlık düşmanı zihniyetin yönlendirmesiyle, güpegündüz, Ermeni Gazetesi Agos’un kapısında katledildi. Onca kamera, onca göz, onca görgü tanığı önünde... İşbaşında AKP Hükümeti, onun İçişleri Bakanı, Valisi, Emniyet Müdürü, istihbaratı varken katledildi. Tetikçi, devletin kolluk güçleriyle kutlama yaparken, işbirlikçi tembihlenmiş olarak yakalandı. Ancak arkasındaki güçler “devlet sırrı”sayılarak korundu, korunmaya devam ediyor. Deliller karartılıp, gerçekler gizlendi. Gerçek suçluların açığa çıkarılması ve yargılanması engellendi. Önceki gün son duruşması, İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesinde görülen davanın iki tutuklu sanığından birisi olan Erhan Tuncel’in beraat ettirilmesi, Yasin Hayal’in de “Tasarlayarak öldürmeye azmettirme” suçundan ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırılmasıyla sonuçlandı. Daha da ilginci mahkeme bu kararıyla Hrant Dink’in katledilmesinin örgütlü bir suç olmadığına, Yasin Hayal gibi bir psikopatla çocuk yaştaki Ogün Samast’ın kafalarına estiği için bu cinayeti işlediklerine hükmetti! Mahkeme bu davayı bitirmiş, kendince dosyayı kapatmıştır. Ancak bu davanın mahkeme safahatı bitmiştir ama dosyası daha kapanmamıştır. Çünkü Hrant Dink davası, kamuoyu vicdanında kapanmayan davaların kategorisine girerek, Türkiye’yi yöneten güçlerin yazdığı kanlı tarihin “suç belgesine” dönüşmüştür. Çünkü artık Hrant Dink’in katli, bir kaç kişinin ya da bir örgütün suçu olmaktan çıkıp sistemin, düzenin işlediği bir cinayete; sistemin yöneticilerinin, savunucularının suçuna dönüşmüştür. Ve artık ülkenin Başbakanı, Adalet Bakanı da ülkeyi yöneten başka güç odaklarının temsilcileri artık; “Bu adaletin işidir, mahkemenin kararıdır. Bizim yapacağımız bir şey yoktur” diyemezler. Çünkü artık olay bir mahkeme ve yargılama işi olmaktan çıkıp, bir siyasi suça dönüşmüştür. Kardeşlik elçisi, halkların kardeşliği için mücadele eden bir bilgeyi katlederek, sadece Ermenilere değil, tüm halklara, tüm insanlığa gözdağı verilmek istendiği bilinerek, ısrarla “Hepimiz Ermeni’yiz, Hepimiz Hrant’ız” haykırışları dinmiyor. Ermeni halkının uğradığı mezalimi, halkların kardeşliğiyle sorgulamak ve mahkûm etmek için çırpınıp duran, karanlık tarihle, katliamlarla, soykırımlarla yüzleşmenin insanlaşmaya erişmek olduğunu ısrarla söyleyen Hrant’ın davasının takipçisi olacağız. Tekçi, ırkçı ve şoven anlayışı mahkum edeceğiz, halklar, inançlar, kültürler zengini bu topraklarda boyun eğmeyeceğiz, teslim olmayacağız. Eşitlik, özgürlük, kardeşlik için tüm halklarımızı el ele vermeye, katillerden hesap sormaya çağırıyoruz." ifadelerine yer verildi. Eylem açıklamanın ardından son buldu.

Kürt Ulusunun Sesini Susturamayacaksınız!

       13 Ocak sabahı yine ajanslardan "KCK operasyonu" haberleri gelmeye başladı. Milletvekili Leyla Zana'nın kaldığı ev de dahil olmak üzere birçok ev ve kurumun arandığı, çok sayıda kişinin gözaltına alındığı operasyonlar hep aynı yalanlarla gerekçelendiriliyordu: "KCK'nın şehir yapılanmasını bitirmek". Oysa kendileri de biliyor bunun yalan olduğunu. Nice operasyonlar, katliamlar, kimyasal silahlar, diyarbakır zindanı işkenceleri, olağanüstü haller, kayıplar susturamamıştı bu sesi. Bu operasyon da susturamayacak.
       Son seçimlerin ardından artık kendini "rakipsiz" hisseden AKP iktidarının benzer uygulamaları Türkiye'yi dünyanın en fazla "terör suçu tutuklusu" barındıran ülkesi haline getirdi. AKP'yi beğenmeyen, onun politikalarına karşı çıkan her kesim bir şekilde kendini parmaklıklar arkasında bulabiliyor bu ülkede.
       AKP'nin politikalarını boşa çıkarma konusunda en başarılı muhalefeti sergileyen Kürt ulusu da doğal olarak saldırıların katmerlisiyle karşılaşıyor. Politikacısından, gazetecisine, avukatından sendikacısına, öğrencisinden köylüsüne kadar cezaevini boylamayan kalmadı. Ya bir "gizli tanık", ya da "teknik takip" denilerek zındanlar dolduruluyor. Öyle ki bu gizli tanıklar Malatya'da hiç açılmamış olan MKM'ye ifadelerinde yer veriyorlar, teknik takiplerle yeri tespit edilen bombalar polisin daha ilk kazma darbesiyle bulunuveriyor...
       Kimse kimseyi kandırmasın. Hayalgücünüzün sınırlarının ne denli genişlediğini görüyoruz. Ama politika hayallerle değil, somut olgularla yapılır. Roboski köylülerinin acıları dinmedi henüz. Diyarbakır'da JİTEM bahçesinden kemikler çıkmaya devam ediyor. Morglarda hala kimliği tespit edilemeyen yanmış cesetler duruyor. Kısacası yaralar kanamaya devam ediyor. Yeni yaralar açmak için çok girişkensiniz. Açıyorsunuz da belki. Ama bu yaraların hiç birinin öldürücü olamayacağını aklınız almıyor. Hayallere dalmış olan aklınızı yeryüzüne indirin. Bu gerçeği alışkın olduğunuz ruhani yöntemler çözemez. Bu halk dimdik ayakta ve karşınızda duruyor. Ve yanlız da değil. Yaralarımızı birlikte saracağız ve onları açanların yanına bırakmayacağız. Ve bu kavga, artık hiçbir yaranın açılamayacağı günlere değin sürecek.

AKP'nin Saldırı Furyası Adana'da Protesto Edildi

       Dün sabah saatleriyle gerçekleştirilen saldırı furyasında BDP Adana Yüreğir ve Seyhan İlçe binası ve Mersin il ve ilçe binalarına yapılan baskınlar dün ve bugün yapılan kitlesel basın açıklamalarıyla protesto edildi. Adana Yüreğir ve Seyhan ilçe binalarına yapılan baskında hardisklere ve dergilere el konuldu. Mersin il ve ilçe binalarına ve evlere yapılan eş zamanlı baskında 1 kişi gözaltına alındı. Gerçekleştirilen bu saldırganlığı protesto etmek için 13 Ocak ve 14 Ocak günü saat 12.30'da Adana BDP İl binası önünde basın açıklaması gerçekleştirildi. Açıklmada; "AKP'nin bu saldırıları halkımızı sindirmeye ve gözdağı vermeye yöneliktir. BDP milletvekillerine, il ilçe binalarına ve evlere yapılan bu baskınlar kürt halkını teslim almaya yöneliktir. Halkın temsilcileri asla teslim alınamayacaktır. Bedeli ne olursa olsun mücadelemiz sürecektir" ifadelerine yer verildi. Daha sonra söz alan BDP Muş Milletvekili Demir Çelik ise; Son üç yıldır devam eden bu saldırı ve tutuklama furyasında dün yapılan operasyonla da 33 insanımız gözaltına alınmıştır. Yapılan bu keyfi ve pervasız saldırılara Kürt halkı asla boyun eğmeyecektir. Her türlü zulme rağmen özgürlüğün sesi yükselmiştir, yükselecektir." dedi. Halkların kardeşliği vurgusunu da yapan Demir Çelik, "bu saldırılara, zulme, tutuklamalara karşı ezilen halklar kararlı bir duruşla geri püskürtecektir" dedi. "Baskılar bizi yıldıramaz, Yaşasın halkların kardeşliği" sloganların atıldığı eyleme EÖC, İHD, ESP ve EĞİTİM-SEN de destek verdi.

Münih'te Roboski Katliamını Protesto Mitingi

       27 Aralık 2011'de sömürgeci faşist devletin Uludere'nin Roboski köyünde savaş uçaklarının bombardımanıyla gerçekleştirdiği katliamla 35 köylünün katledilmesi 7 Ocak 2012'de Almanya'nın Münih kentinde bir mitingle protesto edildi.
       Miting, Kürt yurtseverlerinin yanı sıra, Alman sosyalist gruplarının (SDAJ, ALM) ve Türkiye devrimci ve sol hareketinden EÖC ve DIDF'in katılımıyla düzenlendi. Bu katliamın bir kaza sonucu gerçekleşmediği, Kürt ulusuna gözdağı vermek amacıyla yapılmış planlı bir eylem olduğu ifade edildi.
       Alman silah endüstirisinin en önemli müşterilerinden birinin faşist TC olduğu, halkı katleden silahların satışının yapılması ve bu satışların finanse edilmesi yoluyla Alman devletinin de katliamda payının olduğuna vurgu yapıldı.
       "Almanya Finanse Ediyor, Türkiye Bombalıyor", "Kürdistan'daki Katliamlar Dursun" "Yaşasın Enternasyonal Dayanışma", "Şehit Namırın" sloganlarını türkçe, kürtçe ve almanca atarak kitle öfkesini alanlara taşıdı. EÖC Avrupa İnisiyatifi'nin katilama ilişkin yayınladığı bildiri de alanda dağıtıldı.
       Miting planlandığı gibi yapılarak sona erdi.

Bildirinin Türkçesinin PDF format için tıklayın

Bildirinin Almancası (Deutsch) PDF format için tıklayın

Öldürmekle Bitiremeyeceksiniz!

       27 Aralık günü TC Devleti katliamlar zincirine bir halka daha ekledi. Şırnak'ın Uludere İlçesi, Roboski köyünde kaçakçılık yapan, yaşları 15 ila 19 arasında değişen, çoğu lise öğrencisi 35 genç, savaş uçaklarının bombardımanıyla katledildi. Silahları yoktu. Yıllardır yaptıkları şeyi yapıyorlardı. Ortada yeni olan bir şey yoktu. Yeni olan şey kan dökmekten başka yapacak bir şeyi kalmamış bir devletti. Katliamdan sonra on yıllar geçip de bir valinin-kaymakamın TV ekranlarında birşeyler itiraf etmesini beklemek istemeyen, tepkisini hemen gösteren kitleye polis saldırmakta gecikmedi. İstanbul'daki protesto gösterileri gaza boğuldu ve çok sayıda gösterici gözaltına alındı.
İstiyorlar ki seyirci kalalım tüm bunlara. Hayır, ne sıranın bize gelmesini bekleyeceğiz, ne de katliamların sürmesine seyirci kalacağız. Varlığı katliamlar üzerine kurulu bu sistemi yerle bir edene kadar mücadele edeceğiz. Kimsenin özrü, yargılanması bizi ikna edemez. Hak ettikleri neyse onu da biz vereceğiz. Kimseden bir şey istemiyoruz. Adaleti bu topraklarda ancak adil olanlar gerçekleştirecektir. Ve onlar, öldürmekle bitmez, bitmedi, bitmeyecek.

Nato ve Füze Kalkanına Karşı Yürüdük

       NATO ve Füze Kalkanı Karşıtı Birlik olarak, emperyalizmin ortadoğudaki saldırgan politikalarını ve özelde Suriye üzerine geliştirilen savaş çığırtkanlığı ile bunun yerli şakşakçılarını protesto etmek ve kurulmaya başlanan füze kalkanına dur demek için 25 Aralık 2011 pazar günü saat 16.30'da İstanbul Şişli Meydanı'nda buluşup AKP Şişli İlçe Başkanlığına bir yürüyüş gerçekleştirdik. Nato ve Füze Kalkanı Karşıtı Öğrencilerin de desteklediği yürüyüş boyunca "Emperyalizme Kalkan Olmayacağız!", "Siyonizme Kalkan Olmayacağız!", "Kahrolsun Emperyalizm Yaşasın Mücadelemiz!", "Yaşasın Halkların Kardeşliği-Biji Bratiya Gelan!", "Emperyalistler İşbirlikçiler 6. Filoyu Unutmayın!", "Katil ABD İşbirlikçi AKP", "Emperyalizm Yenilecek Direnen Halklar Kazanacak!", "Savaşa Değil Eğitime Bütçe!", "Parasız, Bilimsel Anadilde Eğitim!" sloganları atıldı. AKP Şişli İlçe binasının önünde gerçekleştirilen basın açıklamasında ise füze kalkanı ekseninde emperyalizme yapılan uşaklık teşhir edilirken, son günlerdeki devletin faşist saldırıları da protesto edildi. Suriye'ye yönelik savaş çığırtkanlığının da teşhir edildiği eylemde devletin Kürt politikasındaki çıkmazın Suriye savaşıyla örtülemeyeceğine dikkat çekildi. Basın açıklaması sırasında da sloganlarını yineleyen kitle, yine sloganlarıyla eylemini sonlandırdı.

Özgür Gündem Gazetesi İle Dayanışma

       Emek ve Özgürlük Cephesi ve Barikat Dergisi olarak geçtiğimiz günlerde birçok çalışanı gözaltına alınan ve bunlardan 36'sı tutuklanan Özgür Gündem, Dicle Haber Ajansı çalışanlarıyla dayanışmak amacıyla Özgür Gündem Gazetesine bir ziyaret gerçekleştirdi. 24 Aralık cumartesi gerçekleşen destek ziyaretinde devrimci dayanışma duygularını ifade eden Emek ve Özgürlük Cepheliler, dayanışma amacıyla ertesi gün gazete satışı yapacaklarını ifade ederek ziyaretlerini sonlandırdılar.
       Ertesi gün EÖC önlükleriyle ve "Özgür Basın Susturulamaz", "Tutuklu Gazeteciler Derhal Serbest Bırakılsın" sloganlarıyla İstanbul İstiklal Caddesinde gazete satışına çıkan Emek ve Özgürlük Cepheliler beklenenden kısa bir sürede ellerindeki tüm gazeteleri tükettiler. Özgür Gündem satışının ardından tekrar gazeteyi ziyaret eden Emek ve Özgürlük Cepheliler, dayanışmalarının bundan sonra da değişik biçimlerde süreceğini ifade ederek ayrıldılar.

Özgür Basın Susturulamaz!

       20 Aralık İstanbul, Ankara, İzmir, Adana, Diyarbakır ve Van'da düzenlenen operasyonlarla Özgür Gündem, DİHA, ANF, Etkin Haber Ajansı ve Etik Ajans çalışanı 37 gazetecinin gözaltına alınması, aynı gün İstanbul'da düzenlenen bir yürüyüşle protesto edildi. Taksim Tramvay durağında biraraya gelen kitle "Özgür Basın Susturulamaz", "Kurtuluş Yok Tek Başına Ya Hep Beraber Ya Hiç Birimiz", "Biji Bıratiya Gelan", "Kürt Türk Ermeni Yaşasın Halkların Kardeşliği", "Kürdistan Faşizme Mezar Olacak", "Faşizme Karşı Omuz Omuza" sloganlarını atarak Galatasaray Meydanı'na doğru yürüyüşe geçti. Sanatçı Ferhat Tunç'un da aralarında bulunduğu kalabalık yürüyüş kolu Galatasaray Meydanı'na geldiğinde bir basın açıklaması gerçekleştirerek bugün yaşanan gözaltı saldırısı kınandı.
       Son günlerde Kürt ulusuna yönelik topyekün bir saldırı başlatan devletin böylesi bir operasyonu kimseyi şaşırtmadı. Çemberini giderek genişleten ve birçok devrimci grubu da kapsayan operasyonlar zincirinine rağmen yukarıda da görüldüğü gibi ne susan var, ne de sinen. Özgür Gündem Gazetesi bombalandığında, okurları, dağıtımcıları ve çalışanları katledildiğinde susmadı ki şimdi sussun. Varsın oligarşi tüm gücüyle yeni saldırılara imza atsın. Yüreği özgürlük ateşiyle yananların sesini hiç bir güç susturamayacak.

Alp Ata Yoldaşımızı Mezarı Başında Andık

       19 Aralık Katliamı sırasında Ümraniye Hapishanesinde 22 Aralık günü katledilen Alp Ata Akçayöz yoldaşımızı mezarı başında anmak için 18 Aralık günü Maltepe Beşçeşmeler Kültür ve Sanat Derneği önünde buluşarak mezarlığa giden Emek ve Özgürlük Cepheliler, anmaya saygı duruşu ile başladılar. "Alp Ata Yoldaş Ölümsüzdür!", "Yaşasın Devrimci Kurtuluş Mücadelemiz!", "Alp Ata Yaşıyor Yaşanacak!", "Devrim Şehitleri Ölümsüzdür!", "Yaşasın 19 Aralık Direnişimiz!" sloganlarının atıldığı anma Alp Ata Akçayöz yoldaşımızı tanıtan ve 19 Aralık Katliamının politik boyutlarına değinen bir metnin okunmasıyla devam etti. Sloganların eşlik ettiği metnin okunmasının ardından hep bir ağızdan Cephe Marşı okundu. "Yiğidim Aslanım Burda Yatıyor" türküsü ile sona eren mezar anmasının ardından topluca Beşçeşmeler Kültür ve Sanat Derneği'ne geçildi.
       Alp Ata Akçayöz yoldaşımızın annesinin hazırlamış olduğu yemeğin yenilmesinin ardından söyleşi bölümüne geçildi. Söyleşide ilk olarak söz alan Ümit Efe, hücre tipi cezaevlerinin ortaya çıkış sürecini ve dünyadaki değişik uygulamalarını anlattı. Özellikle Batı Almanya'daki RAF tutsaklarına uygulanan ağır tecrit uygulamalarına değinen konuşmada, bunun toplumu teslim almaya yönelik bir politik saldırı olduğu vurgusu yoğun olarak işlendi.
       Ardından söz alan Hasan Yüksel ise 19 Aralık sürecinde Ümraniye Hapishanesinde yaşananları anlattı. Direnişin F tiplerinde de devam ettiğine dikkat çeken konuşmada, yanlızlaştırma saldırısının dışarıdakileri de tehdit ettiğine dikkat çekildi.
       Daha sonra söz salona bırakıldı ve iki konuşmacının ardından soru-cevap tarzı diyaloglarla yaşamın tecritleştirilmesine karşı örgütlenmenin önemine vurgu yapıldı.
       Devrimci dayanışmanın güzel bir örneğini veren Kutup Yıldızı müzik grubunun verdiği küçük ama oldukça doyurucu ve nitelikli müzik dinletisiyle anma etkinliğimiz sona erdi.

İzmir ve İstanbul'da 19 Aralık Protestoları

*Yenilendi*

Adana
       Bundan 11 yıl önce yaşanan devletin adına "Hayata Dönüş" adı verdiği katliam Adana'da devrimci kurumların bir araya gelerek yaptıkları basın açıklamasıyla protesto edildi. 19 Aralık günü saat 18.00'de İnönü Parkı'nda "19 Aralık katliamını unutmadık,unutturmayacağız" pankartı arkasında bir araya gelen kitle ilk olarak katledilen 28 devrimci tutsak nezdinde devrim ve sosyalizm mücadelesinde yitirdiklerimiz adına bir dakikalık saygı duruşunda bulundu. Saygı duruşunun ardından ortak basın metni okundu. Açıklamada şunlara değinildi;“Eşi benzeri görülmemiş bu zindan katliamının adına hayata dönüş operasyonu dediler. Aslında hayata dönüş operasyonu değil tam bir yok etme operasyonuydu. Ancak 28 devrimci tutsak vahşice katledilse de devrimci irade teslim alınamadığı gibi, 4 gün boyunca Mahirler'den, Denizler'den, İbrahim Kaypakkayalar'dan devralınan direniş geleneğini devam ettirip gelecek kuşaklara miras bıraktılar. Direniş ateşi F tiplerine tutsakların atılmasıyla söndürülemediği gibi daha bir harlandı ve süren ölüm oruçlarında 122 devrimci tutsak şehit düştü.”
Devlet politikası haline gelen tecrit ve izolasyona derhal son!
Dönemin Bakanlıklarının açık beyanları ve raporlardaki sonuçlarla, katliamın devlet nezdinde niyet, amaç ve arzusunun ispatlanarak “hukuk devleti” TC'nin suçluları hala yargılamadığına dikkat çekilen açıklamada gerçek sorumluların biran önce yargılanması gerektiği vurgulandı. Adli veya siyasi ayrımı yapmadan bütün tutuklu ve hükümlüler için insan onuruna saygı gösterilmesi, hiçbir tutuklu ve hükümlünün tecrit ve izolasyon koşullarında tutulmaması, hapishanelere giremeyen Kürtçe yayınların tutsaklara verilmesi, hapishanelerin sivil izlemeye açık olması, tutuklu ve hükümlülerin savunma, şiddete maruz kalmama, sağlık, eğitim, beslenme, aileleriyle ve genel olarak dış dünyayla iletişim haklarına saygılı olunması gibi taleplerin dile getirildiği açıklamada son olarak “Katliamın gerçek sorumlularının açığa çıkarılarak haklarında idari ve yargısal soruşturulmalar açılıp cezalandırılmaları için mücadelemizi sonuna kadar sürdüreceğimizi buradan bir kez daha haykırıyoruz.” denildi. Eylem “Devrimci irade teslim alınamaz”, “Devrim şehitleri ölümsüzdür”, “İnsanlık onuru işkenceyi yenecek”, “Yaşasın devrimci dayanışma”, “Faşizme karşı omuz omuza”,"Tecrit ölümdür, tecride son!" sloganlarının atılmasıyla son buldu. ESP, BDSP, İHD ve DHF'nin örgütleyicisi olduğu eyleme Emek ve Özgürlük Cephesi'nin yanı sıra ÖDP, Emek Partisi, HDK, Eğitim-Sen, Halkevleri ve Türkiye Gerçeği de katılım gösterdi.
İzmir
       19 Aralık katliamı, İzmir'de devrimci kurumlar tarafından düzenlenen ve Emek ve Özgürlük Cephesi'ninde katıldığı bir yürüyüş ve basın açıklaması ile protesto edildi. 18 Aralık 2011 pazar günü Karşıyaka dolmuş duraklarından saat 14.00'te başlayan yürüyüş, Karşıyaka çarşı girişinde okunan basın açıklaması ile sonlandırıldı. Yürüyüş sırasında "Katil Devlet Hesap Verecek", "Kahrolsun Faşizm Yaşasın Mücadelemiz", "İçerde Dışarda Hücreleri Parçala" "Yaşasın Devrimci Dayanışma", "19 Aralık Katliamını Unutma Unutturma", "Devrimci İrade Teslim Alınmaz" sloganları atıldı.Okunan basın açıklamasında "dün olduğu gibi bugün de direnenler geleneğin bayrağını elden düşürmeyecek ve bunca baskı ve zora karşı yılmadıklarını haykırmaktan vazgeçmeyecektir. 19-22 Aralık katliamında ateş altında dahi marşlarını söylemekten yılmayan ve halaya duran devrimci irade teslim alınamayacağını bir kez daha tarihe yazmasını bilecektir'e dikkat çekildi. Basın açıklamasından sonra okunan şiir ve Avusturya işçi marşının hep beraber söylenmesinin ardından 19 aralık günü Buca Cezaevi önünde yapılacak eylemin çağrısı ile eylem sonlandırıldı.
       Alınteri, BDSP, DHF, Devrimci Hareket, ESP, Kaldıraç ve Partizan'ın düzenlediği eyleme Emek ve Özgürlük Cephesi, Köz ve DİP destek verdi.
İstanbul
       19 Aralık Katliamını protesto etmek için TUYAB, TUAD ve İHD Cezaevi Komisyonu'nun ortak olarak düzenlediği yürüyüş, 19 Aralık günü saat 18.00'de, Tünel'den başladı. "19 Aralık'ı Unutma Unutturma!", "Anaların Öfkesi Katilleri Boğacak!", "İçerde Dışarda Hücreleri Parçala!", "Devrimci İrade Teslim Alınamaz!", "Devrimci Tutsaklar Onurumuzdur!", "Yaşasın 19 Aralık Direnişimiz!", "Katil Devlet Hesap Verecek!", "Zindanlar Yıkılsın Tutsaklara Özgürlük!", "Tecrit İşkencesine Son!", "İnsanlık Onuru İşkenceyi Yenecek!", "Devrimci Tutsaklar Yalnız Değildir!" sloganlarının atıldığı yürüyüş boyunca ajitasyonlar çekildi ve 19 Aralık Katliamında şehit düşenlerin adları sayıldığında tüm kitle "yaşıyor" diye haykırdı. Yer yer ajitasyonlar için duraklayan yürüyüş korteji Taksim Meydanı'na geldiğinde basın açıklaması için ilk sözü İHD İstanbul Şubesi Başkanı Abdülbaki Boğa aldı.
       Daha sonra eyleme destek vermek için gelen sanatçı Pınar Sağ kısa bir konuşma yaptı. Ardından ortak basın metninin okunmasına geçildi. Basın metninde büyük bir titizlikle hazırlanan katliamda yaşananlar bir kez daha anımsatılırken, yargı sürecindeki skandallar da bir kez daha teşhir edildi. Gerçekte var olmayan isimlerin adıyla imzalanmış tutanaklardan, bambaşka yerlerde görevli askerlerin sorumlu tutulmaya çalışılmasına varana kadar devletin bir çok kepazeliğinin teşhir edildiği basın açıklaması, aradan ne kadar zaman geçerse geçsin katillerin peşinin bırakılmayacağına yapılan vurgularla sona erdi.
       Basın açıklamasının okunmasının ardından Adalılar Müzik Grubu, 19 Aralık için besteledikleri şarkıyı seslendirdi. Ardından tüm kitleyi birlikte okumaya çağırdıkları Çav Bella şarkısını seslendiren Adalılar müzik grubunun minik dinletisiyle protesto eylemi sona erdi. Eyleme düzenleyen kurumların yanı sıra Emek ve Özgürlük Cephesi, Halkevleri, Emekçi Hareket Partisi ve Kaldıraç da destek verdiler.

Barikat'ın Yeni Sayısı Çıktı

       Barikat'ın yeni sayısı çıktı. Öncelikli olarak yaşanan gecikmeden dolayı tüm okurlarımızdan özür dileriz. Bu gecikmenin bedeli, gündemi biraz geriden takip eden bir sayı oldu. Seçim sonuçlarının ortaya çıkardığı tablo gibi bir yazı her ne kadar geç de olsa günümüzde, güncelimizde yaşanan gelişmelere dair ufuk açıyor. Bir sonraki sayımızda yayınlanacak olan yazının devamında bu tablo karşısındaki duruşumuzu ifade etmeye çalışacağız. Kürt ulusal sorunu ve bununla bağlantılı olarak birlik sorununa değinen yazılarımızın yanı sıra bir önceki sayımızda yayınlamaya başladığımız Program Devrim ve Demokrasi başlıklı yazımızın ikinci ve son bölümünü de bu sayımızda bulabileceksiniz.
       Ahmet Saner ve Kadir Tandoğan yoldaşlarımızın avukatı Nebi Barlas ile yaptığımız röportajı da kısaltarak okurlarımıza sunuyoruz. Bu kısaltmadan da tahmin edilebileceği gibi yazı yoğunluklu bir sayı oldu 63 (2) sayımız. İyi okumalar dilerken tüm okurlarımızın eleştiri, öneri ve katkılarını beklediğimizi bir kez daha yineliyoruz. Yeni sayımızın yazıları arşivimize yüklenmiştir. Kapak resminin üzerine tıklayarak ulaşabilirsiniz.

Füze Kalkanına Karşı
Yürüyüş!

       Malatya'nın Kürecik Beldesinde kurulması planlanan füze kalkanı, İstanbul Kadıköy'de düzenlenen bir yürüyüşle protesto edildi. 16 Ekim 2011 pazar günü Nato ve Füze Kalkanı Karşıtı Birlik tarafından düzenlenen yürüyüşe Emek ve Özgürlük Cephesi de katıldı. Saat 13.30'da Kadıköy Altıyol'dan başlayan yürüyüş boyunca "Emperyalizme Kalkan Olmayacağız", "Siyonizme Kalkan Olmayacağız", "Emperyalistler, İşbirlikçiler, 6.cı Filoyu Unutmayın", "Yaşasın Halkların Kardeşliği", "Biji Bıratiya Gelan", "Katil ABD İşbirlikçi AKP", "Emperyalizm Yenilecek, Direnen Halklar Kazanacak", "Katil ABD, Uşak AKP" sloganları atıldı. Yine yürüyüş boyunca "Emperyalizme, Füze Kalkanına, Emperyalist İşgale, Emperyalist Üslere" şeklindeki anonslara kitle "Hayır" diye haykırarak yanıt verdi. Altıyol'dan Kadıköy Meydanı'na kadar yolu trafiğe kapatarak yürüyen kitle, burada Eminönü-Karaköy İskelesi'nin önünde bir basın açıklaması gerçekleştirdi. Basın açıklamasında füze kalkanına karşı yürütülecek bir mücadeleyle bu emperyalist oyunun bozulabileceğine vurgu yapılırken füze kalkanı projesinin arkasındaki gerçekler de teşhir edildi. Basın açıklamasının ardından sloganlar yinelendi ve bu defa mikrofonu Grup Yorum Korosu aldı. Yoğun yağışa ve aynı gün gerçekleşen Avrasya Maratonu nedeniyle İstanbul'daki birçok anayolun kapalı olmasından kaynaklı ciddi ulaşım sorunlarına rağmen önemli bir kitlesellik kaybı gerçekleşmeden kotarılan eylem, böylece sona erdi. Eyleme Emek ve Özgürlük Cephesinin yanı sıra BDSP, ESP, Halk Cephesi, Kaldıraç, EHP, Devrimci Hareket, Ürün Sosyalist Dergi, Partizan, DHF ve PDD katıldı.

Suzan Zengin'i Unutmayacağız

      Suzan Zengin'i Unutmayacağız.
Suzan Zengin, 12 Ekim 2011 günü aramızdan ayrıldı. Geçirdiği kalp ameliyatının ardından girdiği yoğun bakım ünitesindeki yaşam savaşını yitiren Suzan Zengin, kısa bir süre önce tamamen düzmece gerekçelerle tutuklanarak haksız yere cezaevinde tutulmuştu. Bir çok ölüm insanın içini acıtır; Aramızdan ayrılanların geride bıraktıkları, onları yeniden yaşama katar, yaşatır. Aramızdan ayrılan bir çok önemli çalışmaya emek katmış bir devrim emekçisiyse onun yokluğu eksikliği daha da içimizi acıtır.
       Suzan bir devrimciydi bir devrimci gazeteciydi, insan hakları savunucusuydu. Siper arkadaşı ve çok iyi ve güvenilir bir dosttu.
       Sivaslı bir ailenin altı kızından biri olan Suzan Zengin, 52 yaşındaydı. 10 yaşında gittiği Almanya'da 18 yıl kaldı. Eğitimini sürdürürken göçmenlerin sorunlarıyla ilgilendi. Bekir Zengin ile evliliğinden iki çocuğu oldu. 'Kıbrıs Elen Edebiyatı', 'Selanik Öyküleri', 'Süryani Halk Öykü ve Türküleri' gibi birçok antolojiyi Türkçeye kazandıran Zengin, hapishanede Tessa Hoffmann'ın 'Birinci Dünya Savaşı ve Sonrasında Anadolu Hıristiyanlarının Sürgün, Kıyım ve Tasfiyesi' kitabını baskıya hazırlamıştı. Bilinen çalışmalarının yanı sıra mütevazi ve sesiz ama çok önemli çalışmalara imza attı. Ulrice Mainhoff'un Dava dosyasını Türkçeye çevirerek izolasyon mantığının arkasındaki gerçeklerin anlaşılmasında son derece önemli bir katkısı oldu. İnsan Hakları Derneği Cezaevi Komisyonunda yürüttüğü çalışmalar, hak arama mücadelesinde önemli bir emek sürecidir.
       Umut yayıncılık bünyesinde gazetecilik yaptı 28 Ağustos 2009 tarihinde gözaltına alınarak tutuklandı. Haksız bir tutuklama olduğunu bildiren defalarca mektuplar yazdı, muhalif gazetecilerin cezaevinde yaşadığı haksızlıkları dile getirdi ve kendine karşı uygulanan keyfiyet baskı ve yasaklamaları dile getirdi. Sağlık sorunları ve tedavisinin engellenmesi ile ilgili kamuoyuna duyarlılık çağrıları yaptı ve sesini duyurmaya çalıştı. Sağlık sorunları nedeniyle tahliye edilmesi gerekirken kelepçe ile muayene edilmek istendiği için defalarca tedavisi engellendi. Yargılandığı mahkeme tarafından 11 Haziran 2011 tarihinde serbest bırakıldı.
       Cezaevinde engellenen tedavisi nedeniyle biriken sağlık sorunları ilerlemişti ve geçirdiği kalp ameliyatı sonrası bir daha yaşama dönemedi.
       Suzan Zengin en kötü koşullarda bile emeğini esirgemeden inandığı değerler için dik duran yaratıcı bir devrimciydi. Kendi yaşamını her zaman ikinci plana atan bir tercihi baştan yapmıştı. Fakat onu öldüren aramızdan erken alan devletin imha ve inkara dayalı uygulamaları oldu. İnsan hayatını hiçe sayan hapishane politikaları onu aramızdan alan yolu ördü.
       Suzan Zengini unutmayacak mücadelemizde yaşatacağız.

Ankara Mitingi Coşkulu Geçti!

       DİSK, KESK, TMMOB, TTB'nin düzenlediği "İnsanca yaşamı savunmak için eşit, özgür, demokratik bir Türkiye!" mitingi 8 Ekim 2011 cumartesi günü, Ankara'da yapıldı.
       Türkiye'nin bir çok ilinden sendika ve meslek odalarının kaldırdığı otobüslerle sabah saat 8.00 sularında Ankara tren garında buluşuldu. Katılımın yüksek olduğu miting için yürüyüşü saat 11.30 gibi başladı. Yürüyüş boyunca son günlerdeki gözaltı ve tutuklamalar protesto edilirken devrimci tutsaklara özgürlük sloganları sıkça atıldı. Kıdem tazminatı ile ilgili sloganlarda atılan sloganlar arasında başta gelenlerdendi. Miting alanına varıldığında Grup Bandista şarkılarıyla coşkulu bir karşılama yaptı. Sıhhıye meydanında emekçilerin, işçilerin, öğrencilerin sesleri, sloganları yükseldi. Mitingte diğer bir çok devrimci yapı ile birlikte yerini alan Emek ve Özgürlük Cephesi yürüyüş boyunca ve alanda "emperyalizm yenilecek direnen halklar kazanacak, kahrolsun faşizm, faşizme karşı tek yumruk tek barikat, tek yol devrim, özgür ülke insanca yaşam istiyoruz, yaşasın Devrimci Kurtuluş mücadelemiz, Mahir Hüseyin Ulaş Kurtuluşa kadar savaş, katil ABD Ortadoğudan defol" sloganlarıyla ve Özgür Bir Ülke İnsanca Yaşam pankartıyla yerini aldı. Saat 12.30 gibi başlayan ve 12 Eylül cuntası tarafından idam sehpasında katledilişinin yıldönümüne denk gelen mitingde Necdet Adalı, kürsüden yapılan bir anonsla selamlandı. Çeşitli konuşmacıların ardından miting, Grup Kibele'nin konseriyle sona erdi.

Didar Abla
Mezarı Başında Anıldı

      1 Eylül 2011 Perşembe günü saat 13.00'da Feriköy mezarlığında Didar Şensoy'un ölümünün 24. yılında Emek ve Özgürlük Cephesi bir anma gerçekleştirdi. Didar Şensoy nezdinde tüm devrim ve sosyalizm mücadelesinde yaşamını yitirenler için yapılan bir dakikalık saygı duruşunun ardından, sloganlarla devam eden anmada Emek ve Özgürlük Cephesi'nin açıklaması okundu. Daha sonra Didar Ablanın mücadele arkadaşlarından olan Hatun Ana kısa bir konuşma yaptı. Hatun Ana Didar Ablaya duyduğu özlemi, onun mücadeledeki kararlılığı, azmi ve direnişini anlatırken duygulu anlar yaşandı. Daha sonra 12 Eylül döneminde cezaevinde bulunan bir yoldaşı söz alarak; 12 Eylül faşizminin işkencehanelerinde ve cezaevlerinde Didar Şensoy'un "direnin aslanlarım!" diyerek şiarlaşan sözünün kendileri için bir moral ve güç kaynağı olduğunu ifade etti. Anmaya katılan gözaltında kaybedilen Hayrettin Eren'in yakın akrabası bir dostumuz 12 Eylül döneminin tüm baskı ve zulmüne karşı, devrimci dayanışmanın en güzel, en somut örneği olan Didar Abla'nın bu mücadelesinin asla unutulmaması gerektiğine vurgu yaptı. O'nu kaybetmiş olmanın burukluğu ve kararlılık duygusunun birarada yaşandığı anma eylemi sloganlarla sona erdi... Aşağıda Emek Ve Özgürlük Cephesinin anmada okunan metni yer almaktadır...

       BASINA VE KAMUOYUNA
       Yine Didar Ablamızla beraberiz. Onun öğrencisi olmanın, onun yoldaşı olmanın gururu ve onuruyla geliyoruz buraya.
       Didar Ablamız 1934 yılında Yugoslavya'da dünyaya gelmiştir. Çocukluk yılları Hitler'in ordularının saldırılarına, işgalin insanlık dışı ağır koşullarına, işkencelere, katliamlara olduğu kadar, 2. paylaşım savaşı sonrası devrimci bir hükümetin kurulmasına da tanık oldu. Sosyalist paylaşıma dayalı devrimci kültürü, sonunda öğretmenliğe varan eğitim süreciyle daha o yıllarda kazandı. Daha sonra ailesiyle birlikte Türkiye'ye geldi. Ve kardeşi Hasan Şensoy'un tutuklu olduğu süreçte gelen 12 Eylül cuntasıyla başlayan süreç, onu cezaevi önlerinin militan ve örgütleyici kadını haline getirdi.
       12 Eylül faşist cuntasının her alanda olduğu gibi cezaevlerinde de devrimcileri sindirme ve yok etme politikaları alabildiğine pervasız bir şekilde sürdürülüyordu. Tecride ve işkencelere karşı bir avuç tutsak yakını o günlerin karanlığında cezaevlerinin dışarıdaki sesi soluğu olmuşlardı. En önde ise sevgili Didar Ablamız vardı; "direnin yiğitlerim, direnin aslanlarım" sözü tutsak devrimcilerin moral kaynağı olmuştu. Onun bu mücadelesi bir süre sonra öğrenci eylemleriyle, işçi direnişçileriyle buluşmuştur. Nerede bir eylem olsa Didar Şensoy oradaydı.
       Sadece kendi kardeşinin değil, direnen tüm tutsakların ablasıydı. Bir kadındı o aynı zamanda… güzel, bakımlı. Karanlıkta bir ışıktı o. İnsanların sokağa bile çıkmaktan korktuğu o günlerde bir avuç tutsak yakınıyla birlikte faşizme karşı direnişin simgesi olmuşlardı. Gittikleri her yere sevgiyle çoğalan, sevgiyle büyüyen, direnci ve savaşı çoğaltan bir anlam katıyorlardı.
       Didar Abla 1 Eylül 1987'de cezaevlerindeki işkencelere karşı topladıkları imzaları büyük bir yürüyüşle Ankara'ya teslim etmek için gitmişlerdi. Bu eylemde polis saldırısı esasında şeker komasına girerek yaşamını yitirdi. Onun en büyük arzusu 12 Eylül karanlığına karşı bir yürüyüş gerçekleştirmekti Onun ölümü direnişin, cesaretin simgesi ve yanıtı oldu.12 Eylül karanlığını delen en büyük, kitlesel eylemle uğurlandı. Onun uğurlanışı bile 12 Eylül faşizminin yarattığı korkunun karşısına bir dikiliş oldu.
       Bugüne baktığımızda, aradan geçen bunca yıl sonra; demokrasi, insan hakları gelişiyor söylemlerine, safsatalarına rağmen değişen bir şey olmadığını biliyoruz. Hala cezaevlerinde devrimci tutsaklar işkence görüyor, tecrit altında tutuluyor, ağır hasta tutsaklar tahliye edilmiyor.
       Kürt Ulusuna dönük imha ve inkar politikaları devam ediyor. Devlet yeni bir savaş konseptiyle dağları, köyleri bombalıyor, sınır ötesi harekat yapıyor ve sivil insanları, bebekleri öldürüyor, katlediyor!
       İşçilerin, emekçilerin kırıntı halindeki hakları bile ellerinden alınarak, açlığa, yoksulluğa mahkum ediliyorlar. En ufak bir hak istemine gaz bombaları altında azgınca saldırılıyor… Ne için yargılandığını bile bilmeden insanlar yıllarca cezaevinde tutuluyor.
       İşte bütün bunlara karşı Didar Ablamızdan aldığımız güçle, onun direnciyle mücadele edeceğimize bir kez daha söz veriyoruz. Ondan öğrendiklerimizi yaşayarak-yaşatarak… direnerek…
       Zafere kadar, daima!
       Didar Abla Yaşıyor, Yaşanacak!
       Yaşasın Devrimci Kurtuluş Mücadelemiz!
       EMEK VE ÖZGÜRLÜK CEPHESİ
TSK Kandil'i Değil İnsanlığı Bombaladı
İşte Sonucu!

       Günlerdir TSK savaş uçakları bir yerleri bombalıyor. Boyalı basın "terörle mücadele" diye tüm bunları allayıp pulluyor. Peki orada ne oluyor? İşte fotoğraftaki manzara ne olup bittiğine dair tartışmasız bir kanıt ortaya koyuyor. Libya'ya, Afganistan'a, Irak'a demokrasi götürenlerin bir numaralı işbirlikçisi, aldığı dersi çok iyi uyguluyor. 21 Ağustos günü yapılan hava saldırısının sonucunda aynı aileden dördü çocuk 7 kişi yaşamını yitirdi. Çocuklardan biri sadece altı aylıktı. Fotoğrafa iyi bakın. Bu devletin ne olduğunu, günlerdir neler yaşandığını ve hangi yalanların ortalıkta kol gezdiğini anlatmak için başka bir şeye gerek yok.


Emek ve Özgürlük
8. Sayı Çıktı...

"Eski Tüfek" Sustu

Mihri Belli
Son Yolculuğuna Uğurlandı

      Türkiye Devrimci Hareketi'nde saygın bir yere sahip kişiliklerinden Mihri Belli, 16 Ağustos salı günü saat 15:30'da solunum yetmezliğinden yaşamını yitirmişti. Mihri Belli'nin cenazesi 18 Ağustos perşembe günü Şişli Cami'sinden kaldırıldı. Cami avlusunda bir araya gelen ve Türkiye sosyalist hareketinin tüm bileşenlerinin oluşturduğu kitle, buradan Feriköy Mezarlığı'na doğru yürüyüşe geçti. Yürüyüş boyunca "Yaşasın Devrim ve Sosyalizm", "Yaşasın Halkların Kardeşliği", "Mihri Belli Ölümsüzdür", "Yaşasın Devrimci Dayanışma" sloganlarını atan kitle, ellerinde kızıl bayraklar taşıyarak mezarlığa kadar geldi. Burada yapılan konuşmalarda Mihri Belli'nin devrimci kişiliği ve örnek yaşamı bir kez daha kamuoyuyla paylaşıldı. Vedat Türkali, Sevim Belli ve söz alan diğer yoldaşlarının, arkadaşlarının ardından Grup Yorum "Bize Ölüm Yok" şarkısını seslendirdi. Hep birlikte Enternasyonal marşının okunmasıyla tören sona erdi.
      96 yaşında yaşamını yitiren Mihri Belli, marksist düşünceyle 1936'da, okumaya gittiği ABD'de tanıştı. 1940'ta ülkeye dönene değin ABD'deki komünist hareketin içinde mücadele etti. Türkiye'ye döndükten sonra TKP ile temasa geçen Mihri Belli 1942'de merkez komitesine seçildi. 1943-44'te İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi'nde asistanlık görevini yürütürken İlerici Gençler Birliği'nin kurucusu ve örgütleyicisi oldu. 1944'te 19 Mayıs günü Süleymaniye Camii'nin minarelerine "Saraçoğlu Faşisttir- Vurguncuya ve Faşizme Karşı Savaş Cephesi" yazılı pankart asan iki kişiden biridir. Kovuşturmaya uğradı ve iki yıl sürgün ve hapis cezasına çarptırıldı. 1946'da yurtdışına çıkarak komünistlerin safında Yunan İç Savaşına katıldı. Savaşta gerilla olarak çarpışan Mihri Belli, iki defa yaralanarak Bulgaristan ve Sovyetler Birliği'nde tedavi gördü. Aldığı yaraların izlerini ömrünün sonuna kadar bir şeref madalyası gibi taşıdı. 1950'de Türkiye'ye dönen Belli, 1951 tevkifatında tutuklanarak 7 yıl hapis ve 2 yıl 4 ay sürgün cezasına çarptırıldı.
        1960'larda TKP'nin geleneksel çizgisinden uzaklaşarak Milli Demokratik Devrim tezinin sözcülüğüne soyundu. Ant ve Türk Solu Dergilerinde bazen "E. Tüfekçi" takma adıyla yazıları çıkan Mihri Belli daha sonra Aydınlık Sosyalist Dergi'yi çıkardı. TİP'in parlamentarist çizgisinden kopuşmayı ifade eden MDD tezleri, kısa sürede gençlik hareketinin ilgi odağı oldu. 29-30 Ekim 1970'te Proleter Devrimciler Kurultayı'nı örgütleyen Mihri Belli ve çevresinin bu hamlesi, o sürece kadar birlikte hareket ettikleri Mahir Çayan ve arkadaşlarıyla yollarının ayrılmasına yol açtı. Mahir Çayan'ın kaleme aldığı "Aydınlık Sosyalist Dergi'ye Açık Mektup", bu ayrılığın arka planını ortaya koymaktadır.
        12 Mart faşist darbesinin ardından yurtdışına çıkan Mihri Belli bir süre Filistin'de kaldıktan sonra Avrupa'ya geçti. 1974 affının ardından Türkiye'ye dönerek Türkiye Emekçi Partisi'ni kurdu. Parti program ve tüzüğünde yer alan "Kürt" sözcüğünden dolayı kapatıldı. 1979'da bir suikastten ağır yaralı olarak kurtuldu.12 Eylül faşist darbesinin ardından yurdışına çıkan Belli bir süre Ortadoğu'da, daha sonra da Batı Avrupa'da yaşadı. 1992'te Türkiye'ye dönen Mihri Belli 1996'da ÖDP, 2002'de SDP'nin kurucusu olduktan sonra 2007'de Sosyalist Parti'ye üye oldu.
        Tüm yaşamı boyunca eğrisiyle doğrusuyla sosyalizm için mücadele eden Mihri Belli, hiçbir zaman inandığı değerlerden ödün vermedi. İşkencede direnişten, gerillacılığa kadar mücadelenin her alanında sosyalizmin ahlaki değerlerini ayakta tuttu. Yaşamını sosyalizme adamış bu yiğit insanın anısı önünde saygıyla eğiliyoruz.

Libya Temas Grubu Toplantısı Protesto Edildi

Emperyalist Katiller ve İşbirlikçi Oligarşi, Döktüğünüz Kanların Hesabını Vereceksiniz!

       Libya Temas Grubu adı altında bir araya gelen emperyalist katiller ve işbirlikçileri, 4.cü toplantılarını 15 Temmuz cuma günü Türkiye'de, İstanbul'da, Beşiktaş'taki Çırağan Oteli'nde yapıyorlar. Libya'da daha kaç suçsuz insanı öldüreceklerini, daha fazla para, petrol ve sömürü için daha ne kadar katliam yapacaklarını hesaplıyorlar. Tabii hesaplarında sadece Libya yok; Suriye ve İran başta olmak üzere emperyalistlerin az gözünü diktiği tüm topraklar ve üzerlerinde yaşayan halklar için kefen biçiyorlar.              Bu toplantıya ev sahipliği yapmak için çırpınan yerli işbirlikçiler ve onların hükümeti AKP, uşaklığını ispatlamak istercesine çırpınıyor. Sadece bu katiller topluluğuna ev sahipliğiyle sınırlı değil bu çabalar; Libya'daki emperyalistlerin desteklediği "muhalif"lere 100 bin dolar yardım sözü veren, daha sonra bu miktarın daha da artacağını açıklayanlar yine aynı işbirlikçi oligarşinin sözcüleri.
       Çırağan Oteli'nde yapılan Libya Temas Grubu toplantısını protesto etmek için bir araya gelen Nato ve Füze Kalkanı Karşıtı Birlik (BDSP, PDD, Emek ve Özgürlük Cephesi, Halk Cephesi, Kaldıraç, SDP, ESP, TÖP, DHF, Devrimci Hareket, Odak, EHP), SODAP, Mücadele Birliği ve Türkiye Gerçeği
, toplantının yapıldığı 15 Temmuz günü, saat 12.30'da Beşiktaş İskele Meydanı'nda toplanarak Çırağan Oteli'ne doğru yürüyüşe geçtiler. "Katil Nato Libya'dan Defol!", "Katil TC Libya'dan Defol!", "Emperyalistler, İşbirlikçiler, 6.cı Filoyu Unutmayın!", "Emperyalizm Yenilecek Direnen Halklar Kazanacak!", "Yaşasın İşçilerin Birliği Halkların Kardeşliği!", "Kahrolsun Emperyalizm Yaşasın Mücadelemiz!", "Katil ABD İşbirlikçi AKP!" sloganlarıyla yürüyüşe başlayan kitlenin önü kısa bir süre sonra polis tarafından kesildi. Yapılan görüşmeler sonucunda eski sabit pazarın bulunduğu Beşiktaş Meydanı'na yürüyen kitle, burada gerçekleştirdiği basın açıklamasıyla ülkemiz topraklarında yapılmakta olan kirli pazarlığı teşhir etti. Basın açıklaması yinelenen sloganlarla sona erdi.

Emperyalist Katiller Defolun!

       Libya Temas Grubu adı altında bir araya gelen emperyalistler ve işbirlikçileri, yeni katliam ve işgal operasyonlarını planlamak için dördüncü toplantılarını İstanbul'da düzenleyecekler. 15 Temmuz'da gerçekleştirilecek toplantıyı protesto etmek için bir araya devrimci yapılar, emekten yana tüm güçleri protestoların öznesi haline getirebilmek, herkesi bu katillerin topraklarımızda işi olmadığını haykırmaya çağırmak için bir 9 Temmuz günü saat 17.00'de İstanbul Taksim Meydanı, Tramvay Durağında bir basın açıklaması gerçekleştirdiler. Nato ve Füze Kalkanı Karşıtı Birlik tarafından gerçekleştirilen basın açıklamasıyla İzmir'deki Nato Üssünün, Libya'daki işgal ve katliama dönük tüm askeri operasyonların merkezi haline getirilmesi ve yakın gelecekte Suriye ve İran için yapılması düşünülen tüm saldırı operasyonları da protesto edilirken tüm halkların kendi kaderlerini kendilerinin belirlemesi gerektiği de vurgulandı. "Katil Nato Libya'dan Defol!", "Katil TC Libya'dan Defol!", "Emperyalistler, İşbirlikçiler, 6.cı Filoyu Unutmayın!", "Yaşasın İşçilerin Birliği Halkların Kardeşliği!", "Nato'dan Çıkılsın Üsler Kapatılsın!" sloganlarının atıldığı eylemde "Emperyalistler ve İşbirlikçi Uşakları Ortadoğudan Defolun!" yazılı pankart açıldı. Emek ve Özgürlük Cephesi'nin de bileşeni olduğu Nato ve Füze Kalkanı Karşıtı Birlik içinde BDSP, Kaldıraç, Halk Cephesi, ESP, TÖP, DHF, Devrimci Hareket, PDD, SDP, EHP ve Odak da bulunuyor.

2 Temmuz'da Sıvas Madımak'ta Yakılanlar İçin Kadıköy'de Yürüdük

      2 Temmuz 1993 günü Sıvas'ta düzenlenen Pir Sultan Abdal Şenlikleri'ne katılan Aziz Nesin'in o dönemde Salman Rüşdi'nin "Şeytan Ayetleri" kitabının bazı bölümlerini çevirip yayınlamasını bahane eden gerici faşist güruhun saldırısı sonucu sığındıkları Madımak Oteli'nin ateşe verilmesiyle yaşamını yitiren 33 canımızı anmak için 2 Temmuz günü İstanbul'da, Saat 19.00'da Kadıköy Altıyol'dan Kadıköy Meydanı'na bir yürüyüş gerçekleştirildi. Yürüyüşe Kaldıraç, EÖC, Devrimci Hareket, Aka-Der, EHP, BDP Kadıköy İlçe Örgütü, İşçi Mücadele Derneği, Kadıköy Düşünceye Özgürlük Girşimi katıldı. Yürüryüş Kadıköy Altıyol'dan başlayarak Kadıköy Meydanı'na kadar sürdü. "2 Temmuz Sıvas Katliamını Unutmadık, Unutturmayacağız" yazılı ortak pankartın açıldığı yürüyüş sırasında "Sivas'ı Unutma, Unutturma!", "Sivas Şehitleri Ölümsüzdür!", "Sivas'ın Hesabı Sorulacak!", "Diyanet İşleri Kapatılsın!", "Devletin Alevisi Olmayacağız!", "Katil Devlet Hesap Verecek!", "Yaşasın Halkların Kardeşliği!", "Biji Bıratiya Gelan!", "Kurtuluş Yok Tek Başına, Ya Hep Beraber Ya Hiç Birimiz!" sloganları atıldı. Protestocular meydanda bir basın açıklaması yaptı. Basın açıklamasında devletin katliamcı politikaları teşhir edilirken Ermenilerden Kürtlere, Hopa'da katledilen Metin Lokumcu'dan Hrant Dink'e uzanan katliam politikalarının Sivas'taki yüzü sergilendi. Katliamı lanetlemek için Sıvas'a gidip Madımak Oteli'ne "Utanç Müzesi" yazılı bir tabela asmak isteyen, ülkenin dört bir yanından Sıvas'a gelmiş olan kitleye yapılan gaz bombalı saldırının da protesto edildiği basın açıklamasında, Hatip Dicle'nin milletvekilliğinin düşürülmesi ve Kürt halkı üzerine uygulanan baskı ve saldırılar da gündeme getirildi. Tüm bu katliamların, baskıların ve saldırıların ezilen, emekçi halkların mücadelesini engelleyemeyeceğine yapılan vurgularla sona eren basın açıklamasından sonra Kadıköy Düşünceye Özgürlük Girişimi de kendi basın metnini okudu. Hatip Dicle'nin milletvekilliğinin elinden alınması ve ardından bu durumu protesto eden kitle gösterilerine yapılan saldırıların yoğun olarak teşhir edildiği bu açıklama da halkların kardeşliği ve birlikte mücadelesi vurgusuyla sona erdi. Basın açıklamalarından sonra Adalılar müzik grubu bir dinleti verdi. Dinletiden önce sivas şehitleri için saygı duruşu gerçekleştirildi. Sloganlarla sona eren saygı duruşunun ardından Adalılar müzik grubunun seslendirdiği şarkılarla basın açıklaması sona erdi.

EMEK VE ÖZGÜRLÜK CEPHESİ 15 NO'LU AÇIKLAMA:
Devrimci Demokratik Kamuoyuna
Halk Direnişi Demokrasi Oyununun Maskesini Düşürüyor!

       İşçilerin, emekçilerin, ezilen Kürt ulusu ve diğer ulusal toplulukların ve tüm ezilenlerin çıkarlarının gerçek temsilcileri olan demokratik güçlerin, devrimci ve sosyalistlerin politik faaliyetlerini her yolla engellemeye çalışan Türkiye oligarşisi ve AKP hükümeti bu çabalarını seçim sürecinde her türlü saldırı ve entrikayla doruğa çıkardı.
       Düzen partileri olan AKP, MHP ve CHP'nin ve diğerlerinin aralarındaki rant ve güç paylaşımı mücadelesi, seçim sürecinde kasetlerle, din ve mezhep ayrımcılığının ve düşmanlığının doruğa çıkarılmasıyla, "ben olsam idam ederdim" kepazeliğiyle ve benzeri diğer öğelerle tam bir pornografi-şiddet-ırkçılık temelli bir it dalaşına dönüşürken, ortaklaştıkları yegane nokta emek ve Kürt düşmanlığı oldu.
       Kürt ulusal hareketinin öncülük yaptığı ve asıl gövdesini oluşturduğu Emek, Demokrasi ve Özgürlük Blokunun Kürdistan halkının büyük desteğini alarak tahmin edilenden de yüksek bir oy alması ve 36 milletvekili çıkarması, Türkiye oligarşisi ve onun has partisi AKP'nin önümüzdeki döneme ilişkin planlarını ciddi biçimde zora sokmuştur. Bu durum yeni bir saldırı dalgasını beraberinde getirmiştir.
       Tüm ulusal demokratik hakları gasp edilmiş olan Kürt ulusuna ve emekçilere sürekli haklarınızı mecliste demokratik yollardan arayın çağrıları yapan oligarşinin partileri ve siyasetçileri, oynanan seçim-demokrasi oyununun tüm hilelerine rağmen büyük başarı kazanan Kürt ulusal hareketinin temsilcilerinin haklarını şimdi yeni hilelerle gasp etmekte hiç bir sakınca görmüyorlar.
       80 bine yakın oy alarak milletvekili olmuş Hatip Dicle'nin milletvekilliğinin düşürülmesiyle, seçilmiş milletvekillerinden hapishanelerde olanların tahliye edilmemesiyle hile ve saldırı dalgası yeni bir boyut kazanmıştır. Oynanan demokrasi oyununun tüm cilasını tel tel dökülmektedir.
       Kürdistan halkı seçim sürecinde oynanan oyunları büyük direnişlerle, şehitler vererek bozdu. Bu oyunu/hileleri de geliştirdiği yeni kitlesel mücadelelerle bozacağını gösteriyor.
       Hatip Dicle ve hapishanelerdeki milletvekilleri Kürdistan ve Türkiye'nin dört bir yanındaki kitlesel mücadelelerle sahipleniliyor ve demokratik özgürlük mücadelesinin oligarşinin ve AKP'nin çizdiği sınırlara hapsedilmesine izin verilmeyeceği gösteriliyor.
       Diyarbakır'da, Şırnak'da, Hakkari'de, Yüksekova'da, Silopi'de, Nusaybin'de, Mersin'de, Türkiye ve Kürdistan'ın dört bir yanında büyüyen kitlesel halk direnişlerinin son örneklerinden biri de 26 Haziran'da İstanbul'da yaşandı.
       Seçilmiş milletvekilleri ve emekçiler Şişli'de seçtikleri temsilcilerin oligarşinin hilelerine kurban edilmesine izin vermeyeceklerini haykırdılar. AKP'nin ve imamın ordusu polisin buna yanıtı gaz bombalı, joplu, linçli barbarca saldırı oldu. Onlarca emekçi yaralandı, onlarcası gözaltına alındı. Başta imamın ordusu polisin hedef haline getirdiği milletvekili Sebahat Tuncel olmak üzere, milletvekilleri polisin şiddetinin hedefi oldu. Yaralandılar, darp edildiler. Polis müdürü, Milletvekili Sebahat Tuncel'e yönelik saldırıyı "göstericileri proveke ediyordu" biçimindeki aşağılık bir yalanla meşrulaştırmaya çalışıyor. Tuncel özel olarak hedef haline getiriliyor ve birkaç ay önce bir polis müdürüne attığı tokatın intikamı alınmaya çalışılıyor. Geçtiğimiz aylarda halkın üzerine bomba ve kurşun yağdırma emri veren, yaşlı, kadın, çocuk demeden onlarca insanın yaralanmasına neden olan bir polis müdürüne haklı olarak tokat atan Sebahat Tuncel'in tokatını, nedenini ve nasılını sorgulamadan günlerce gündemde tutarak saldırı malzemesi olarak kullanan başbakan ve diğer burjuva politikacılarından polis terörüne ve bugün yaşananlara ilişkin tek bir ses çıkmamaktadır. Bu gelişmeler, bir milletvekili olmasına rağmen Sebahat Tuncel'in can güvenliğinin olmadığını artık açıkça ortaya koymaktadır.
       "Millet iradesi her şeyin üstündedir" yalanını her fırsatta yineleyen AKP ve diğer burjuva partileri milletvekillerine ve halka yapılan bu barbarca saldırı karşısında tek bir kelime etmiyorlar.
       Demokrasi onlar için sadece rantın ve gücün paylaşılması oyunudur.
       Emekçi halkın kendisi için, kendisini yönetmesi anlamında demokrasi ise yalnızca ve yalnızca işçi sınıfının ve emekçilerin işyerlerinde, sokaklarda, dağlarda yürüttükleri mücadelenin eseri olabilir.
       Bütün bu gelişmeler ve Türkiye ve Kürdistan'daki tüm demokrasi mücadelesi açıkça göstermektedir ki, en küçük bir demokratik hak ancak emekçilerin dişe diş mücadelesinin eseri olabilir.
       Bugün bunun somut anlamı, Hatip Dicle'lere, Kürdistan'daki hapishanelerde tutulan halkın diğer temsilcilerine sahip çıkmaktan geçmektedir.
       Gün, Kürdistan halkının haklı ve meşru mücadelesiyle, Türkiye'li emekçilerin, demokratik güçlerin ve devrimcilerin mücadelesinin birleştirilmesi gündür.
       HATİP DİCLE HALKIN VEKİLİDİR!
       YAŞASIN KÜRDİSTAN HALKININ DEMOKRATİK MÜCADELESİ!
       YAŞASIN TÜRKİYE VE KÜRDİSTAN HALKLARININ BİRLİKTE MÜCADELESİ!

26 Haziran 2011

Ahmet Saner ve Kadir Tandoğan'ı Andık

       25 Haziran 1981 şafağında Üsküdar Paşakapısı Cezaevinde idam edilen Ahmet Saner ve Kadir Tandoğan Yoldaşlarımız, Emek ve Özgürlük Cephesi'nin Maltepe Beşçeşmeler Kültür ve Sanat Derneği'nde düzenlenen bir etkinlikle anıldı. 25 Haziran günü saat 18.00'de devrim ve sosyalizm mücadelesinde yitirdiğimiz tüm şehitler için yapılan saygı duruşu ile başlayan anmada Emek ve Özgürlük Cephesi Sinema Kolektifinin hazırladığı, ağırlıklı olarak Ahmet Saner ve Kadir Tandoğan'ın Avukatı Nebi Barlas ile yapılan röportajdan oluşan sinevizyon gösterimi yapıldı. Emek ve Özgürlük Cephesinin açıklamasının ardından Ahmet ve Kadir'in yaşam öyküleri ve "Ölü mü Denir Şimdi Onlara" şiiri okundu. O dönemde devrimci mücadelede içinde bulunan iki kişinin anılarını paylaştığı etkinliğimiz, bizimle devrimci dayanışmada bulunan Sokak Kültür Merkezi'nde çalışmalarını sürdüren Karadut müzik gurubunun verdiği dinletinin ardından sona erdi.
       Etkinlikte okunan Emek ve Özgürlük Cephesi açıklaması ise şöyleydi:
       Dostlar, Yoldaşlar!
       Devrimci Sosyalist Hareketimiz, sınıf mücadelesini yükselttiği 76-80 sürecinde bunu bir dizi eylemle ve diğer çalışmalarıyla gerçekleştirdi. Bu eylemlerin en karekteristik özelliği, sürecin yönlendirdiği değil, süreci yönlendiren eylemler olmasıydı. Dolayısıyla sürece takılmanın değil de, onun öncülüğünü yapmanın eylemsel ifadesiydi bunlar. Dönemin toplumsal gündeminde yakıcı bir madde olmayan anti-emperyalist bilinci oluşturmak ve harekete geçirmek, böylelikle toplumsal gündemi oluşturmak, etkilemek için bir ABD ajanını cezalandıran devrimci sosyalist hareketimizin üç gerillası, bu eylem sonrasında girdikleri çatışmada yakalandılar. 16 Nisan 1980 günü yaralı olarak yakalanan Hakkı Kolgu, bir buçuk ay süren işkenceler sonucu hastanede katledildi. Ahmet Saner ve Kadir Tandoğan ise tam bir hukuksuzluk örneği olan yargılama sonucunda, birkaç gün içinde idama mahkum edildiler. Askeri Yargıtayın bozduğu idam kararı ABD'nin emriyle uygulandı ve iki yoldaşımız katledildi.
       Ahmet Saner ve Kadir Tandoğan, bundan tam 30 yıl önce oligarşinin cellatları tarafından katledildiler. Ahmet ve Kadir yoldaşlarımız sırf ABD'ye şirin görünmek için, onların emirleri üzerine katledildi. Bunu açıkça, hiç gizlemeksizin yaptılar. Ne cellatlıklarını, ne de uşaklıklarını gizledi katiller çetesi. Bugün, aradan 30 yıl geçmesine rağmen kimse şu sorulara cevap veremiyor; o ABD vatandaşının, Alberto Sam Novello'nun topraklarımızda ne işi vardı? Görevi neydi? Ne işle meşguldü?.. 1 Mayıs 1977'de Taksim Meydanı'na ateş açılan Inter Continental Otelinin 510 nolu odasında kimlerin kaldığını, bu katillerin havaalanlarından giriş çıkış saatlerini ve kimliklerini yıllardır ısrarla açıklamayanlar, bu sorulara da yanıt veremezler. Bu soruların yanıtı oligarşinin uşaklığının belgesidir çünkü. Bu soruların yanıtı, satılmışlıklarının, rezilliklerinin, katilliklerinin ortaya dökülmesidir. Onlar bu sorulara yanıt veremezler. Yanıtı ancak biz veririz ve yanıtımız; yazılı veya sözlü olmayacak…
       Ahmet Saner ve Kadir Tandoğan, devrimci sosyalist hareketimizin doğru yolda yürüdüğünün, tarihe yazılmış kanıtıdır. Evet, emperyalizmin bu denli öfkesini uyandırdığımız için gurur duyuyoruz. Şundan hiç şüpheleri olmasın ki, öfkelerinin soğumaması için her şeyi yapacağız. Bizler nefes aldığımız sürece hiçbir şey, bu durumu değiştiremeyecek. Bizlerin canını almaları da bir işe yaramayacak, çünkü emperyalizmin varoluşundan kaynaklanan çelişkiler, Ahmet gibi, Kadir gibi, Hakkı gibi nice devrimcilerin yetiştiği ve yetişeceği toprağı beslemeye devam ediyor. Tıpkı Ahmet ve Kadir Yoldaşlarımızın ölümün üzerine yürürken haykırdıkları gibi; "dikmek için kurtuluş bayrağını, oligarşinin burcuna" daha çok gerilla çıkacak engebeli, dolambaçlı ve sarp yollara…
       Ne idam sehpaları, ne kurşunlar, ne işkenceler, ne de hücreler durdurabilir bu yürüyüşümüzü. Emperyalizm ve işbirlikçileri bu topraklardan kovulana değin asla durmayacak yürüyüşümüz.
       Ahmet ve Kadir Yoldaşlar; Bu yürüyüşte attığımız her adımda, attığımız her kurşunda sizlerin idam sehpalarına yürüdüğünüz kadar cesur, cüretli ve coşkulu olmaya, kısacası sizlere layık olmaya çalışacağız.
       Ahmet Saner ve Kadir Tandoğan Onurumuzdur!
       Yaşasın Devrimci Kurtuluş Mücadelemiz!
       Kurtuluşa Kadar Savaş!

6 Haziran Şehitlerini Andık

       6 Haziran 1981'de bir şafak vakti katledilen yoldaşlarımız Mete Atilla Ermutlu, Tamer Arda, Doğan Özzümrüt ve Ercan Yurtbilir'i anmak için 4 Haziran günü, Divriği Kültür Derneği'nde bir etkinlik gerçekleştirdik. Saat 18'de başlayan etkinliğin açılışı devrim şehitleri için yapılan saygı duruşu ile başladı. Ardından Haziran şehitlerimizin devrimci sosyalist hareket için taşıdıkları anlama vurgu yapan bir metin okundu. 6 Haziran'da oligarşinin pusularında katledilen şehitlerimizin kısa özgeçmişlerinin de yer aldığı sinevizyon gösteriminden sonra, Atilla Ermutlu'yu tanıyan, birlikte mücadele etmiş bir arkadaşımız anılarını aktardı. Salonu oldukça duygulandıran bu konuşmanın ardından etkinliğimize şarkıları ve marşlarıyla destek veren Adalılar müzik grubu sahne aldı. Birçok marşın salonla birlikte seslendirildiği dinletinin ardından "Ben İhtilal" şiiri okundu. Ertesi gün yapılacak mezar ziyaretlerinin çağrısı ile etkinlik sona erdi.
       Tamer Arda ve Atilla Ermutlu Mezarları Başında Anıldı
        5 Haziran günü ise saat 14'te Atilla Ermutlu'nun Maltepe Gülsüyü Mezarlığı'nda bulunan mezarına giden Emek ve Özgürlük Cepheliler, anmaya saygı duruşu ile başladılar. Ardından Hazirancıların yolundan yürüdüğümüzü vurgulayan bir metin okundu. Daha sonra Cephe Marşı'nın okunduğu mezar anmasında saygı duruşunun ardından, metnin okunmasının ardından ve Cephe Marşı'nın ardından "6 Haziran Şehitleri Ölümsüzdür", "Yaşasın Devrimci Kurtuluş Mücadelemiz", "Ya Özgür Vatan Ya Da Ölüm", "Devrim Şehitleri Ölümsüzdür" sloganları atıldı ve her bir 6 Haziran şehidimizin adının okunmasının ardından "Yaşıyor" sloganı atıldı.
        Aynı gün, aynı saatte Tamer Arda'nın Avcılar Ambarlı Mezarlığı'nda bulunan mezarını ziyaret eden Emek ve Özgürlük Cepheliler anmaya kısa bir konuşmanın ardından saygı duruşu ile başladılar. Saygı duruşunun ardından aynı metnin okunduğu anma, "Devrim Şehitleri Ölümsüzdür" sloganıyla sona erdi. Anmadan sonra mezarlıktan ayrılan Emek ve Özgürlük Cephelilere mezarlık yakınlarında oturan bir aile alkışlarıyla destek verdi.

Adana'da Gözaltı Terörü

       Yenilendi
       25 Mayıs sabahından bu yana Adana'da gözaltı terörü yaşanıyor. Ülkenin her yerinde gerçekleştirilen 6 Mayıs ve 18 Mayıs yürüyüşleri, başka yerlerde suç oluşturmazken Adana'da evi basılarak gözaltına alınma gerekçesi oluyor. 27 kişinin gözaltına alındığı Adana'da, ellerinde 28 kişilik listeyle sokaklarda terör estiren polisin ve savcılığın bu tutumu bir basın açıklamasıyla protesto edildi.
       Aralarında bir Emek ve Özgürlük Cephelinin de bulunduğu gözaltına alınanların bugün (26 Mayıs) savcılığa çıkarıldığı bildirildi. Gözaltına alınanlar akşam saatlerinde serbest bırakıldı. Alınanlardan 10'u tutuklanma istemiyle nöbetçi hakimliğe sevk edildikten sonra serbest bırakılırken diğerleri savcılığa verdikleri ifadenin ardından serbest bırakıldılar. Aralarında DHF, Halkevleri, Öğrenci Kollektifleri, EMEP, ESP, TÖP üyelerinin de bulunduğu gözaltı terörüne uğrayanlardan bazıları İHD'den çıkarken gözaltına alındı.
       Bu hukuksuz gözaltıları protesto etmek için 25 Mayıs günü saat 12.30'da İnönü Parkı'nda bir araya gelen İHD, Barış Meclisi, TKP, ÖDP, DİP, ESP, DİSK, KESK, TMMOB, Adana Tabip Odası, EMEP, BDP, Tuhayder, DHP, Halkevleri, Devrimci Proletarya, Emek ve Özgürlük Cephesi, Sosyalist Yeniden Kuruluş Parti Girişimi, Pir Sultan Abdal Derneği, YDİ Çağrı, Anadolu Der'in oluşturduğu kitle, bir basın açıklaması gerçekleştirdi. "Yaşasın Devrimci Dayanışma", "Devrimci Önderler Onurumuzdur", "Gözaltılar, Tutuklamalar, Baskılar Bizi Yıldıramaz", "Gözaltılar Serbest Bırakılsın" sloganlarının atıldığı basın açıklamasında "Devrimci Önderler Onurumuzdur, Onurumuza Sahip Çıkıyoruz" yazılı bir pankart açıldı. "Eğer bu bir suçsa, hepimiz bu suçu işliyoruz" mesajının verildiği basın açıklaması yine sloganlarla sona erdi.
       Adana'da yaşanan ilk hukuksuzluk değil bu. Geçtiğimiz yıl da Kızıldere anması için yürüyüş yapanlar aynı uygulamaya maruz kalmışlardı. Yine Adana'da Kevser Mızrak'ın öldürülmesini protesto etmek için basın açıklaması yapanlar tutuklanmış, buna benzer daha bir çok demokratik hakkın kullanımı yargılanma ve ceza alma gerekçesi yapılmıştı, yapılıyor. Para cezaları, liseli gençlerin ailelerini baskı altına alma gibi değişik yöntemleri de denemeye devam eden Adana emniyeti ve adliyesi, buna rağmen kentteki devrimci demokratik mücadelenin önüne geçemiyor, geçemeyecek. Çelişkilerin bu denli yoğun olduğu bu kent, asla istedikleri gibi olmayacak.

Betül Altındal ve Mehmet Önsoy Yoldaşlar Anıldı

       5 Mayıs 1980'de belediye otobüsündeyken gözaltına alınarak götürüldüğü Gayrettepe Emniyet Müdürlüğü işkencehanesinde 22 Mayıs günü işkencede katledilen Osman Mehmet Önsoy Yoldaş ile yenilenme sürecimizin yapıcılarından Betül Altındal Yoldaş, mezarları başlarında anıldılar.
       İlk anma etkinliği 21 Mayıs günü saat 14.00'te Betül Altındal Yoldaş'ın Zincirlikuyu Mezarlığı'nda bulunan mezarı başında yapıldı. Saygı duruşunun ardından okunan açıklamada Betül Altındal Yoldaş'ın devrimci kişiliğinin gelişim süreçlerine değinildi. "Betül Yoldaş Ölümsüzdür", "Yaşasın Devrimci Kurtuluş Mücadelemiz" sloganlarının atıldığı anmada Betül Yoldaşımızın sevdiği "Kavganın Ortasında" şarkısı söylendi. Anma etkinliği sloganlarla sona erdi.
       İşkenceyle katledilen Osman Mehmet Önsoy Yoldaşımızın anması ise katledilme yıldönümü olan 22 Mayıs günü saat 13.00'te Avcılar'daki mezarı başında yapıldı. Saygı duruşunun ardından okunan metinde Mehmet Önsoy Yoldaş'ın işkencede insanlık onurunu yücelten tavrının bugünümüze ve geleceğimize bıraktığı miras ortaya konuldu. Bu devrimci tavrın Mustafa Suphilerden Çayanlara, Denizlerden İbrahimlere, Beylerderesinden Mehmet Önsoylara bir zincir oluşturduğunun söylendiği metinde devrimci değerlerin direnerek ve savaşarak yaşatılabileceği de vurgulandı.

6 Mayıs'ta Deniz'leri Andık

       6 Mayıs 1972'de oligarşinin idam sehpalarında katledilen Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan'ı anmak için 6 Mayıs 2011 cuma günü saat 16.30'da İstanbul Galatasaray Meydanı'nda toplanarak Dolmabahçe'ye doğru yürüyüşe geçen, aralarında Emek ve Özgürlük Cephesi'nin de oluşturduğu kitle, yol boyunca "Devrim Şehitleri Ölümsüzdür", "Emperyalistler İşbirlikçiler 6. Filoyu Unutmayın", "Yaşasın Devrimci Dayanışma", "Yaşasın Halkların Kardeşliği", "Deniz Yusuf İnan Savaşa Devam", "Yaşasın Devrim ve Sosyalizm" sloganlarını haykırdı. Yürüyüşe "6 Mayıs'ı Unutmadık Unutturmayacağız-Devrim Şehitleri Ölümsüzdür" yazılı pankartları ve bayraklarıyla katılan Emek ve Özgürlük Cephesi de yürüyüş boyunca yukarıdaki sloganların yanı sıra "Mahir Hüseyin Ulaş, Kurtuluşa Kadar Savaş", "Yaşasın Devrimci Kurtuluş Mücadelemiz", "Faşizme Karşı Tek Yumruk Tek Barikat" sloganlarıyla eylemdeki yerini aldı.
       Yürüyüş Galatasaray Lisesi önünden başladı. İstiklal Caddesi boyunca yürüyen kitle Mis Sokak girişine geldiğinde bir oturma öylemi düzenledi ve burada Avusturya İşçi Marşı hep bir ağızdan okundu. Gümüşsuyu'nda aşağıya, Deniz'lerin 6. Filo askerlerini denize döktüğü Dolmabahçe kıyılarına kadar yürüyen kitlenin baş tarafı Dolmabahçeye ulaştığında kortejin sonu henüz İTÜ Gümüşsuyu binası hizasındaydı.
       Dolmabahçe'ye gelen kitle, burada da sloganlarını haykırmaya devam etti. Deniz'lerin avukatı Halit Çelenk'in de anıldığı saygı duruşu ile başlayan basın açıklamasında Deniz'lerin mücadelesinin olgunlaştığı koşullar anımsatılarak halklarımızın yüreğinde ve bilincinde ölümsüzleşen devrimci halk kahramanları bir kez daha anıldı.
       Güncel saldırılara da değinilen basın açıklamasının okunmasının ardından İstanbul Üniversitesi'nin önündeki direnişi tek başına sürdüren bir öğrenci söz aldı. Adalılar müzik grubunun da kısa bir dinleti sunduğu eylem yine sloganlarla sona erdi.

Adana'da Deniz'ler Anıldı

       Oligarşinin 6 Mayıs 1972 de darağacına gönderdiği devrimin üç gülü Deniz,Yusuf ve Hüseyin Adana'da yapılan bir yürüyüşle anıldı. 6 Mayıs günü saat 18.00'de 5 Ocak Meydanı'nda bir araya gelen sendikalar, dernekler ve demokratik kitle örgütleri buradan Çakmak Caddesi boyunca "Deniz,Yusuf, Hüseyin Sürüyor Sürecek Mücadelemiz", "Mahir, İbo, Deniz Sürüyor Sürecek Mücadelemiz", "Yaşasın Halkların Kardeşliği", "Faşizme Karşı Omuz Omuza", "Emperyalistler İşbirlikçiler 6. Filoyu Unutmayın" sloganlarıyla İnönü Parkı'na gelindi. Denizlerin şahsında tüm devrim şehitleri adına bir dakikalık saygı duruşunun ardından basın açıklamasında; "Siyasal iktidarın tüm devrimci değerlere ve kişiliklere saldırılarını yoğunlaştırdığı 12 Mart askeri faşist diktatörlüğü tarafından Denizlerin asıldığı tarihtir 6 Mayıs 1972. Bu tarihten sadece otuz beş gün önce 30 Mart 1972'de Mahir Çayan ve arkadaşları katledilmişlerdi. Sinan Cemgil ve yoldaşları Nurhak'ta katledildiler. Onlar ezilen halkların bilincine, kalplerine, yüreğine kazındılar. Bu ülkenin onurlu evlatları ölüme gülerek gitmeyi onlardan öğrendiler. Egemenliğin emperyalizmin eline teslim edildiği ülkede Deniz olmak, Mahir olmak halklarımızın önündeki birinci görevdir."denildi. Açıklamanın ardından Denizlerin yarttığı devrimci değerleri özetleyen bir şiirin okunmasıyla anma sona erdi. Deniz'lerin avukatı Halit Çelenk'in de anıldığı anma eylemine DİSK, KESK, TMMOB, ADANA TABİB ODASI, EMEK VE ÖZGÜRLÜK BLOĞU, ÖDP, Halkevleri, DHF, ESP, 68'LİLER BİRLİĞİ'nin yanı sıra EMEK VE ÖZGÜRLÜK CEPHESİ de destek verdi.

1 Mayıs'ta 1 Mayıs Alanındaydık

       Bu yıl 1 Mayıs, İstanbul'da 1 Mayıs Alanında kutlandı. Geçtiğimiz yıl devrimcilerin kararlı mücadelesi sonucunda geri adım atmak zorunda kalan egemenler, artık Taksim Meydanının tartışmasını bile açamadılar. Küçük, ama sembolik olarak anlamlı bu kazanımın güveniyle donanan devrimci, sosyalist güçler, bu yıl çok daha kitlesel olarak 1 Mayıs Alanındaydılar.
       Her yıl yaşanan "kürsüden söz hakkı" tartışması da bu yıl sona erdi. Sendikalar, kendileriyle birlikte yıllarca jop, gaz yiyerek bu meydanın kazanılmasındaki hakları tartışmasız olan devrimcileri göz ardı edemediler. Bu yıl kürsüden kürtçe ve türkçe olarak okunan devrimci yapıların ortak olarak hazırladıkları metin, bu yılkı kutlamaların içeriğinin devrimcileştirilmesinde önemli bir adımdı.
       Sabah 08.00'de Şişli Meydanı'nda toplanmaya başlayan ve içinde Emek ve Özgürlük Cephesi'nin de bulunduğu Devrimci 1 Mayıs Platformu bileşenleri, yolun sağ şeridinde kortejlerini oluşturmaya başladı. Bu yılki 1 Mayıs'a "Özgür Ülke İnsanca Yaşam İçin Tek Yol Devrim" sloganının yazılı olduğu "Emek ve Özgürlük Cephesi" imzalı pankartının yanı sıra "Gençlik Gelecek Gelecek Bizimle Özgürleşecek" sloganının yazılı olduğu "Gençlik Cephesi" imzalı pankartla da katılanla katılan devrimci sosyalistler yürüyüş boyunca "Mahir Hüseyin Ulaş Kurtuluşa Kadar Savaş", "Yaşasın Devrimci Kurtuluş Mücadelemiz", "Yaşasın Ortadoğu Devrimci Çemberi", "Katil ABD Ortadoğu'dan Defol", "Devrim Şehitleri Ölümsüzdür", "Yaşasın İşçilerin Birliği Halkların Kardeşliği" vd. sloganlarını haykırdı.
        Kortejimiz meydana girdikten sonra diğer devrimci yapıların kortejlerinin de meydana girmesi beklendi. Ardından yapılan saygı duruşunun ardından 1 Mayıs 1977 katliamında ve 1989 ile 1996 1 Mayıslarında yaşamını yitirenlerin adları okunarak tüm meydanı dolduranlar tarafından haykırılan "Yaşıyor!" sloganlarıyla 1 Mayıs şehitleri anıldı. Bu anmanın ardından "Devrim Şehitleri Ölümsüzdür!" sloganı haykırıldı.
       Sendikalar adına okunan açıklamanın ardından devrimci grupların ortak metni önce kürtçe, ardından da türkçe olarak okundu. Konser bölümünde Grup Yorum, Kardeş Türküler ve Koma Agire Jiyan'ın seslendirdiği parçalarla alandaki kitlenin coşkusu doruğa yükseldi.
       Halk Cephesi kortejinin arama noktasından geçişi sırasında yaşanan ve kısa sürede aşılan ufak bir gerilim haricinde hiç bir ciddi sorunun yaşanmadığı bu yılki İstanbul 1 Mayıs kutlamalarında tüm devrimciler adına kürtçe ve türkçe okunan ortak metin ise şöyleydi:
       İşte yine Taksim'deyiz. İşte yeniden 1 Mayıs Alanı'nda, kol kola, omuz omuza, yürek yüreğe, din, dil, ırk ayırmaksızın bütün dünyanın işçilerinin, bütün ezilen halkların bu görkemli birlik ve mücadele gününde bir aradayız.
       Hoş geldiniz, hoş geldik.
       Emperyalizmin bütün dünyaya kendi istediği şekli vermek istediği, en küçük pürüzü bile yok etmek, dünyamızın her karışını kendi av alanına çevirmek istediği günlerdeyiz. Her köşede işçilerin, emekçilerin, yoksulların ayaklandığı ve dünyanın efendilerinin telaş içinde durumu kontrol etmeye çalıştığı zamanlardayız.
       İşçi sınıfının bütün haklarının gasp edildiği, bütün mevzilerinin dağıtılmak istendiği günlerdeyiz. Tek bir örgütlü işçiye bile tahammül edemeyen, sendika adını duyduğunda tüyleri diken diken olan patronlara karşı dört bir yanda direnişlerin geliştiği zamanlardayız.
       İşçi sınıfının neredeyse yarısının en küçük bir güvence olmaksızın köle gibi çalıştırıldığı, hemen her gün madenlerden, inşaatlardan, tersanelerden yeni cinayet haberlerinin geldiği zamanlardayız.
       Eğitimden sağlığa kadar bütün alanlarda ticarileştirmenin tamamlandığı, hastanelerin şirkete, okulların dükkana dönüştürüldüğü, paranın imparatorluğunun bütün kamu alanlarına hakim kılındığı günlerdeyiz.
       Vahşi bir sınıfsal piramidin dibinde yıllardır KPSS-YGS gibi bin türlü sınavla geleceksizliğe, umutsuzluğa itilen gençlerimizin bütün düşlerinin, şifrelerle, bin bir türlü alavere dalavere ile çalındığı günlerdeyiz.
       En küçük bir demokratik kıpırdanışın polis şiddetiyle ezilmek istendiği, en sıradan haklarını talep eden emekçilerin, kamu çalışanlarının hareketinin bastırıldığı günlerdeyiz.
       Yıllardır inkar, imha ve asimilasyon politikalarıyla yok edilmek istenen başta Kürt halkı olmak üzere ezilen halkların hapishanesine çevrilen topraklarımızın bu durumunun, "açılım aldatmacasıyla" daha da derinleştirilmeye çalışıldığı günlerdeyiz. Düzenin kendi yasalarının bile ayaklar altına alınarak seçimlerin tamamen bir tiyatroya dönüştürüldüğü, seçim barajıyla engellenmeye çalışılan Kürt halkının temsilcilerinin en demokratik haklarının da çalınmak istendiği günlerdeyiz.
       Kürt halkının anadilde eğitim başta olmak üzere bütün temel taleplerinin yok sayıldığı, askeri operasyonlarla dağların, siyasi soykırıma dönüşen tutuklamalarla kentlerin cehenneme çevrildiği, en barışçıl hak arama eylemleri olan çadırları bile polis şiddetiyle karşılandığı zamanlardayız.
       "Demokratik Açılım", "Alevi Açılımı", "Alevi Çalıştayı", "Roman Açılımı" gibi tamamen iki yüzlüce, halkı kandırmaya/aldatmaya yönelik manevralarla, ezilen halkların düzene olan tepkilerinin hiçbir talepleri karşılanmaksızın susturulmaya, geçiştirilmeye çalışıldığı; Alevi-Sünni her inançtan halkımızın inançlarını özgürce yaşamasının önüne engellerin çıkarıldığı, göstermelik hamlelerle düzenle barıştırılmaya çalışıldığı günlerdeyiz.
       Kadınların yaşamın her alanında baskıya, ayrımcılığa, cinsel sömürüye ve şiddete uğradığı, namus, aile meselesi, gelenek, töre adları altında yasalardan destek alan bir kadın katliamının yaşandığı günlerdeyiz.
       Cezaevlerinin yine tıklım tıklım devrimcilerle dolduğu, halkın evlatlarının tecritle, işkenceyle çürütülmek istendiği, hasta tutsakların düpedüz ölüm cezasına mahkûm edildiği günlerdeyiz; bütün bu zulmü yapanların 19 Aralık'ta canlarımızı nasıl planlı ve soğukkanlı biçimde katlettiklerinin açığa çıktığı zamanlardayız.
       Hoş geldiniz, hoş geldik.
       Kolay olmadı. Tarihin ve işçi sınıfının belleği var; kolay gelmedik buraya. Acılı ve kanlı günlerden geçerek geldik. Şimdilerde sanki emekçilere lütfetmiş gibi "1 Mayıs'ı biz verdik" diye öğünen ve emekçileri nankörlükle suçlayan hükümet düpedüz sahtekârlık yapıyor. Biz buraya sokak sokak dövüşerek, bu alanın her santimini alınterimizle ve kanımızla hak ederek geldik. Bayraklarımız kırmızıysa eğer, verdiğimiz şehitlerin kanındandır; başımız dikse eğer, bizden önce geçenlerin, dövüşenlerin ve düşenlerin azmindendir; yumruklarımız yüksekteyse eğer, tutsaklarımızın ve hastalarımızın da öfkesini haykırdığımızdandır.
       Hoş geldiniz, hoş geldik.
       Tersanelerde yitirdiklerimiz, maden ocaklarının karanlığına gömülen kardeşlerimiz, bombalarla gövdeleri parçalanan bebelerimiz, hepiniz hoş geldiniz, hoş geldik. Hepimiz buradaysak, hepiniz buradasınız demektir.
       1 Mayıs için omuz omuza yürek yüreğe yürüttüğümüz bu büyük kavgaya emeği geçen herkesin ve bütün şehitlerimizin önünde saygıyla eğiliyoruz.
       Bugün, buradan yeni bir tarihe, aydınlık bir geleceğe yürüyoruz.
       Meydanların gerçekten kızıl meydan, bayraklarımızın gerçekten devrim ateşlerine dönüşeceği günlere yürüyoruz.
       Bu büyük kervan artık geri döndürülemez.
       Yolumuz açıktır.
       Biz o yolu kendi ellerimizle açacağız!

       Yaşasın 1 Mayıs!
       Biji Yek Gulan!

       Bağımsız Devrimci Sınıf Platformu, Barış ve Demokrasi Partisi İstanbul İl Örgütü, Devrimci 1 Mayıs Platformu (Emek ve Özgürlük Cephesi, Halk Cephesi, Kaldıraç, Proleterce Devrimci Duruş), Devrimci Hareket, Devrimci Parti Mücadelesinde Devrimci Komünistler, İstanbul Demokratik Kent Konseyi, Odak, Partizan, Sosyalist Dayanışma Platformu, Sosyalist Yeniden Kuruluş Parti Girişimi (Sosyalist Parti, Sosyalist Demokrasi Partis, Toplumsal Özgürlük Platformu, Sosyalist Birlik Hareketi, Sosyalist Gelecek Parti Hareketi), Söz ve Eylem, Uluslararası İşçi Dayanışması Derneği, Ürün, Alınteri, Yeni Dünya İçin Çağrı, Demokratik Haklar Federasyonu

Adana'da 1 Mayıs

       Adana'da geçen 1 Mayıs'a nazaran oldukça kitlesel geçen mitingde kitleler alana sığmadı. Mimar Sinan Açık Hava Tiyatrosu'nun önünden başlayan yürüyüş Uğur Mumcu Meydanına kadar sürdü. Mitinge emek örgütlerinden DİSK, KESK, TÜRK-İŞ ve bunlara bağlı sendikalar ile TMMOB katıldı. Adana Tabip Odası, Eğitim-Der, TÖB-DER, İHD, ÇHD de sendikaların arkasında yerlerini aldılar. Ayrıca kurumlardan Halkevleri, ESP, BDSP, DHF, Çağrı, Anadolu Halkları Kültür ve Dayanışma Derneği, Emek ve Özgürlük Cephesi, Emek, Özgürlük ve Demokrasi Bloğu bileşenlerinden EMEP, EDP, Türkiye Gerçeği, DİP, Sosyalist Yeniden Kuruş Parti Girişimi, BDP mitinge katılım sağladı. Kitle miting alanına kadar sorunsuz ve coşkulu bir biçimde geldi. Miting başladıktan sonra kısa bir süreliğine bir tartışma yaşandı. Tartışmanın nedeninin bir grup Tekel işçisinin TÜRK-İŞ bölge temsilcisi Edip Gülnar'ı protesto etmeleri olduğu öğrenildi. Mitingde iktidarın kazanılmış olan haklara saldırıları ve mücadele gerekliliği vurgulandı. Son zamanlardaki yoğun saldırılara maruz kalan demokratik çözüm çadırları ve Kürt ulusunun demokrasi mücadelesinden hiç bahsedilmemesi dikkat çekti. Miting konuşmalarının ardından halaylarla mitinge son verildi. Bizler EÖC olarak son zamanlarda Kürt ulusuna yapılan saldırılara karşılık "Faşizme Ölüm Kürt Halkına Özgürlük", "Kürdistan Faşizme Mezar Olacak" sloganlarını attık.

Dersim'de 1 Mayıs

       01 Mayıs 2011 saat: 11.00' de Hastane önünde toplanan sendikalar, demokratik kitle örgütleri, devrimci kurumlar ve bunun yanında halk alkış, zılgıt ve sloganlarla Kışla Meydanı'na yürüyüşe geçti. EÖC'inde bulunduğu mitingde ''1 MAYIS KIZILDIR KIZIL KALACAK, BIJİ YEK GULAN, YAŞASIN DEVRİMCİ KURTULUŞ MÜCADELEMİZ, YAŞASIN DEVRİM VE SOSYALİZM, MAHİR HÜSEYİN ULAŞ KURTULUŞA KADAR SAVAŞ, DENİZ İBO ÇAYAN SAVAŞA DEVAM, YA ÖZGÜR VATAN YA DA ÖLÜM, DISA DISA SERHILDAN AZADİYA KÜRDİSTAN, BIJİ BRATİYA GELAN, KURTULUŞ YOK TEK BAŞINA YA HEP BERABER YA HİÇ BİRİMİZ...'' şeklinde sloganlar atıldı. Bunun yanı sıra EĞİTİM SEN, KESK, DİSK, EMEP, DHF, ÖDP, PARTİZAN, BDP, CHP, ESP, DERSİM SPOR VE ÇARŞI grubu da mitinge katıldı. Kışla Meydanına geldikten sonra Tunceli bağımsız millet vekili adayı Ferhat Tunç Yoslun, yaptığı konuşmada Dersim'e yıllardır imha, inkar ve asimilasyonun uygulandığını ve düzen partilerinin de bu politikanın bir parçası olduğuna değindi. Kürt bölgelerinden biri olan Dersim'in bu tür yalanlara taviz vermeyeceğini dile getirdi. Hava koşularından dolayı program kısa tutularak konuk sanatçı Suavi sahneye çıktı; kısa bir konuşma yaptıktan sonra şarkılarını söyledi. Mesajlar okunarak halaylar eşliğinde miting son buldu.

Emek ve Özgürlük Cephe'lilere Faşist Saldırı

       24 Nisan 2011 Pazar günü İstanbul Beyoğlu'da, İstiklal Caddesinde 1 Mayıs'a çağrı bildirilerini dağıtan arkadaşlarımız, bir grup faşistin saldırısına uğradı. Aynı gün BDSP'lilere de saldıran faşistler, 24 Nisan 1915 tarihli emirle başlatılan, ve bundan dolayı 24 Nisan tarihiyle özdeşleşen Ermeni katliamının yıldönümünde yapılan etkinliklere tahammülsüzlüklerini ve katliamı sahiplendiklerini göstermek için toplanmalarından cesaret alarak bu saldırıları geliştirdiler. Önceden planladıkları dağıtım için İstiklal Caddesinde bulunan Emek ve Özgürlük Cepheliler, dağıtımın bitmesinin ardından geri dönerken Atıf Yılmaz Cad. üzerinde kalabalık bir grup faşistin bira ve soda şişeleriyle, kemerle saldırısına uğradılar. Sayıca az olmalarına rağmen faşistlere anladıkları dilden yanıt vererek saldırıyı durduran arkadaşlarımızdan biri, aldığı kemer darbesi sonucu başından hafif yaralandı. Üç dikiş atılan arkadaşımızın durumu iyi.
       Egemen sınıfların beslediği sokak serserileri, her dönemde devrimcilerin önüne çıkartılmaya çalışmış, ama hiçbir zaman işe yaramamıştır. Saldırının planlı ve polis destekli olarak gerçekleştiğinden kuşku yoktur. Faşist oligarşinin sivil ve resmi saldırı güçlerinin bu ve buna benzer saldırıları bizleri yolumuzdan asla çeviremez! Faşistler karşımıza çıktıkları her alanda anladıkları dilden yanıtlarını alacaklar.
       Yaşasın Devrimci Kurtuluş Mücadelemiz!

Nurettin Yedigöl Yoldaş Anıldı

     12 Eylül işkencehanelerinde kaybedilen yoldaşımız Nurettin Yedigöl'ü anmak için ailesi ile birlikte 24 Nisan 2011 Pazar günü saat 14.30''da Divriği Kültür Derneği'nde bir anma etkinliği düzenledik.
       Etkinliğe Nurettin Yedigöl Yoldaşımızın ailesi, arkadaşları ve yoldaşlarının yanı sıra kayıp yakınları ve insan hakları savunucuları da katıldı. Divriği Kültür Derneği salonunun yetersiz kaldığı etkinliği birçok izleyici ayakta takip etti.
       Nurettin Yedigöl şahsında bağımsız özgür bir ülke, insanca yaşam mücadelesinde yitirdiklerimiz için bir dakikalık saygı duruşuyla başlayan etkinlikte ilk konuşmayı Nurettin Yedigöl'ün kardeşi Muzaffer Yedigöl yaptı. Duygusal konuşmada kayıplar mücadelesine de değinildi. Daha sonra Nuretin Yedigöl yoldaşımızla ilgili Emek ve Özgürlük Cephe'lilerin de katkılarıyla hazırlanan bir belgesel
in izlendiği etkinlikte daha sonra belgeselin yönetmeni kısaca söz aldı. Daha sonra Emek ve Özgürlük Cephesi adına yapılan konuşmanın metni ise şöyle:
       Dostlar, Yoldaşlar,
       Nurettin Yedigöl'ün nasıl biri olduğunu anlatmayacağım size. Bunu başkaları çok daha iyi yapacaklar. Fakat kaybedilmesinin, katledilmesinin üzerinden 30 yıl geçtikten sonra bizi burada bir araya getiren şey neydi diye sorduğumuzda karşımıza şu yanıt çıkıyor, Nurettin'in mücadelesi.
Nurettin Yedigöl, sınıfsız, sömürüsüz özgür bir dünya için, sosyalizm için devrimci mücadele verirken katledildi. Ama insanlık var oldukça bu idealler yok edilemeyeceği için onun mirasını bizler devraldık, sürdürdük, sürdürüyoruz.
       Yeryüzünün birçok yerinde emperyalizme karşı mücadelede katledilen milyonlarca insandan biriydi Nurettin. Sevdiklerine ziyaret edecekleri bir mezar bile çok görüldü, katlettiler. 12 Eylül Cuntası'nın karanlık günleriydi.
       Sonra bu karanlık yavaş yavaş yırtıldı. Zindanlarda boğulmak istenen devrimcilerin sesi sokaklarda yankılanmaya başladı yeniden. Cezaevi kapılarında bir araya gelen aileler, çocuklarından örgütlenmeyi, direnmeyi öğrendiler. Çocuklarımızı öldürtmeyeceğiz diyen analar, İHD'yi kurdu.
       Ama her şey 12 Eylül'den ibaret değildi. İnsanlığın özgürlük özlemi ve kavgası devam ediyordu. Egemenler de işkenceye, katletmeye, kaybetmeye. Hasan Ocak'ın kaybedilmesinin ardından 1995'de Galatasaray Lisesi'nin önündeki oturma eylemleri başladı. Her cumartesi aynı değildi Lisenin önü. Gözü yaşlı anaların yerlerde sürüklenerek, joplanarak, gaza boğularak gözaltına alındıklarına tanık olduk defalarca.
       Aradan geçen zaman fazla bir şeyi değiştirmedi. Daha birkaç gün önce bir Kürt gencini İstanbul sokaklarında boğazını keserek öldüren bir polis, serbest bırakıldı ve sokaklarda dolaşmaya devam ediyor. Hala adalet yok ve biz onu kendi ellerimizle sağlayana kadar da hiçbir zaman olmayacak. Adalet için, özgürlük için, insanlık için ve Nurettin Yoldaşımız gibi daha bir çokları için hiçbir zaman susmayacağız, durmayacağız ve asla boyun eğmeyeceğiz… ve bedeli ne olursa olsun, kazanacağız.             Sosyalizm Kazanacak.
      NURETTİN YOLDAŞ ÖLÜMSÜZDÜR!
      DEVRİM ŞEHİTLERİ ÖLÜMSÜZDÜR!
      FAŞİST KATİLLERDEN HESAP SORDUK, SORACAĞIZ!
      Daha sonra kayıp yakınları Faruk Eren ve Hüseyin Ocak söz aldı. Etkinliğimize destek vermek için gelen sanatçı İlkay Akkaya'nın seslendirdiği türküler salondaki direnç atmosferini tazeledi. İHD kayıplar komisyonu adına da bir konuşmanın yapıldığı etkinlikte Nurettin Yedigöl'ün 1969'dan beri arkadaşı da olan Av. Sedat Küçükemre de Nurettin'in kaybedilme sürecinin hukuksal boyutuna da değinen bir konuşma yaptı. "Oğlumu İstiyorum" şiirinin de okunduğu, Nurettin Yoldaşımızın sadeliğine duruluğuna yakışan etkinlikte katılımcılara Nurettin Yoldaşımızın çok sevdiği simit ve çay dağıtıldı.

Barikat'ın Yeni Sayısı Çıktı

       Barikat Dergisinin yeni sayısı uzunca bir aradan sonra yeniden okurlarıyla buluştu. Bu uzun zamanın oluşturduğu boşluğu elbette hiçbir şey dolduramaz. Ama artık hiç bir alanda hiç bir boşluk bırakmamak için yeniden sizinleyiz ve hep olacağız. İyi okumalar...

8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü Alanlarda Kutlandı

       8 Mart Emekçi Kadınlar Günü İçin 6 Mart Pazar günü Kadıköy'de bir miting düzenlendi. Birçok devrimci demokrat kurumun örgütlediği eylem Saat 11:00 Kadıköy Tepe Natilius önünden, Kadıköy iskele meydanına kadar sürdü. Mitinge yüzlerce işçi, emekçi, öğrenci katıldı.
       Yol boyunca "Kadın-Erkek Ele Ele Örgütlü Mücadeleye!", "Kadının Kurtuluşu Devrimde, Sosyalizmde!" sloganları atıldı. Emek ve Özgürlük Cephesi; İsteyecek Kadar Kuvvet, Zorlayacak Kadar Kuvvet Cesaret Özgürlük Ellerimizde Pankartıyla katıldı. Önde dünya devrimci hareketinin kadın savaşçıları; Rosa Luksemburg, Clara Zetkin, Tanya ve Türkiye ve Kürdistan topraklarında mücadele veren; Didar Şensoy, Serpil Polat ve Betül Altındalın fotoğrafları taşındı.
       Basın açıklaması Kürtçe ve Türkçe olarak okundu. Yapılan konuşmalarda Kadın üzerinde ki; Cinsel, Ulusal ve Sınıfsal sömürüye karşı 124 New Yorklu kadın işçiyle somutlaşan ve enternasyonalde emekçi vurgusu yapılan kadının kurtuluş mücadelesinin hayatın her alanında örgütlemek gerektiği vurgulandı.
       Ev emekçisi kadınların tecavüze uğraması, katledilmesi ve son olarak Bursada bir kadının tecavüz edilerek vucüdunun yarısının bir kasap dükkanında bulunması; kadına yönelik şiddetin, kadına metaca bakış açısının ve sömürülmesinin en somut örneğidir.
       Kürsüde Ev Emekçileri Sendikası temsilcisi söz alarak; ev emekçilerine yönelik sömürünün, baskıların ve saldırıların neler olduğunu ve sendikalaşma mücadelesi verdiklerini, sınıf kini ve öfkesiyle haykırdı. Daha sonra Paşabahça Hastanesinin Kapısında işten atılmalara ve taşeronlaşmaya karşı çadırında kararlıca direnen ve kazanan Türkan Albayrak mücadelesini ve mücadele sürecini anlattı.
Grup Yorum, Grup Adalılar, Grup Denize Ezgi türküleriyle mitingi coşkulandırdı. Tanyeli Şiir Grubunun Şiiriyle birlikte, hergünün 8 Mart mücadelesinin olduğu ve 8 Martta birkez daha alanlarda mücadele verme sözüyle birlikte miting son buldu.
       8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü Dersim ve Adana'daki EÖC'lüler tarafından da diğer devrimci güçlerle birlikte coşkuyla kutlandı.

Almanya'da NATO Savaş Konferansına Karşı Alanlardaydık

       4-5 Şubat tarihlerinde Almanya'nın Münih kentinde yapılan NATO Güvenlik Konferansı, ilerici, demokratik, devrimci güçlerin 5 Şubat günü gerçekleştirdiği bir gösteriyle protesto edildi.
       Yaklaşık 60 yıldır, her yıl yapılan ve Almanya'nın organize ettiği NATO Güvenlik Konferansı, esas olarak merkezinde NATO güçlerinin olduğu ve emperyalist güvenlik/savaş politikalarının belirlendiği bir organizasyon. Sadece askeri yöneticilerin değil, emperyalist dünyanın seçilmiş "akil" adamlarının da katıldığı bu toplantılarda sisteme yönelik güvenlik tehditleri ve bunlara karşı alınacak önlemlere ilişkin yaklaşımlar belirleniyor. Bu yıl yapılan toplantıya sözde "halkçı-devrimci CHP"nin Genel Başkanı Kılıçdaroğlu da katıldı. Kendini AKP'nin alternatifi olarak sunan Kılıçdaroğlu, emperyalist kurtlar sofrasında onların çıkarlarıyla uyumlu olacağını kanıtlamak için bulunuyordu.
       Konferansın bu yılki ana temalarından birini Mısır ve Tunus'taki halk hareketleri oluşturuyordu. Emperyalist savaş uzmanları halk ayaklanmaları ve bunların olası sonuçları ve alınması gereken önlemleri de ele aldılar.
       Almanya'daki savaş karşıtı ilerici ve demokratik güçler ve devrimci hareketlerde bu savaş örgütlenmesine karşı aylar öncesinden başlayan kampanyalar temelinde sokaklardaydı. Faaliyetler "NATO Güvenlik Konferans'ın karşı Eylem Birliği" ismi altında birleşen ve aralarında Emek ve Özgürlük Cephesi Avrupa İnisiyatifi'nin de yer aldığı onlarca kurum tarafından gerçekleştirildi.
       Faaliyetler 5 Şubat günü 5 bini aşkın kitlenin katıldığı yürüyüş ve gösteriyle sonuçlandırıldı. "Daha Fazla Savaşa, Daha Büyük NATO'ya Hayır, Kahrolsun NATO'nun Savaş Politikaları, Alman Ordusu Afganistan'dan Defol, Yaşasın Enternasyonalist Dayanışma" sloganlarının ağırlıklı olarak atıldığı gösteride, EÖC Avrupa İnisiyatifi de "NATO Savaş Konferansına Karşı Mücadele Saflarına" yazılı pankartı ve flamalarıyla yerini aldı. Marienen Platz'da başlayan yürüyüş kent içinde uzun süre devam ettikten sonra, yine Marinen Platz'da yapılan mitingle sona erdi.

Almanya'da Sol Sendika Deneyimi Üzerine Röportaj

       Yüz elli yılı aşkın bir mücadele deneyimine sahip olan Alman sendikal hareketinin güncel konumuna, kriz ve neoliberal saldırı programı karşısındaki tutumuna ve sendikal hareket içinde gelişen Sol Sendika deneyimine ilişkin bir Sol Sendika çalışanı ile EÖC Avrupa İnisiyatifi olarak yaptığımız röportajı sunuyoruz. Röportajı okumak için aşağıdaki bağlantıyı tıklayınız.
Röportajı Okumak İçin Tıklayın

Torba Yasa Protesto Edildi!

       Emekçilerin ellerinde kalan son hakları da tırpanlayıp burjuvaziye sınırsız bir sömürü özgürlüğü sağlamak için parlamentodan geçirilen "torba yasa", İstanbul Kadıköy'de, Herkese Sağlık Güvenli Gelecek Platformu'nun düzenlediği bir yürüyüş ve basın açıklamasıyla protesto edildi. 13 Şubat pazar günü saat 13.00'te Kadıköy Altıyol'da bir araya gelen platform bileşenlerinin arasında ne yazık ki büyük sendikalar yoktu. Sendikaların bu tavrının en açık göstergesini henüz torba yasa meclisten geçmeden DİSK başkanı Süleyman Çelebi'nin 10 Şubat günü yaptığı açıklamanın başlığı oluşturuyordu. "Topluma düşen görev hayalkırıklığı değil mücadele olmalıdır!". Kısacası DİSK başkanı, daha baştan "hayalkırıklığı"nı kabullenmişti. (kaynak; http://www.disk.org.tr/default.asp?Page=Content&ContentId=1109)
      Yürüyüş boyunca "Kurtuluş Yok Tek Başına Ya Hep Beraber Ya Hiç Birimiz!", "İşçilerin Birliği Sermayeyi Yenecek!", "Direne Direne Kazanacağız!", "Torba Yasa Geri Çekilsin!", "Kahrolsun Ücretli Kölelik Düzeni!", "AKP Torbanı Al Başına Çal!", "Yaşasın Devrimci Dayanışma!", "Hak Verilmez Alınır Zafer Sokakta Kazanılır!", "Herkese Sağlık Güvenli Gelecek!" sloganlarını atan kitle böylelikle Kadıköy Meydanı'na kadar yürüdü.
      Burada gerçekleştirilen basın açıklamasında Torba Yasa kapsamında emekçilere yöneltilen saldırı dalgası protesto edildi. İşten Çıkarılan direnişteki BEDAŞ işçilerinin de söz aldığı eylemde yine işten çıkarılan PTT taşeron işçileri de pankartlarıyla yer almıştı. Ortak açıklamayı DİSK Emekli-Sen'den Hasan Kaçkır'ın okuduğu basın açıklamasında OSTİM'deki patlamalar ve Afşin Elbistan Termik Santrali Kömür İşletmesinde göçükte hayatını kaybeden işçiler için saygı duruşu da yapıldı. Saygı duruşunun ardından "Katil Devlet Hesap Verecek!" sloganı atıldı.
      Devrimci Sosyalistlerin de flamalarıyla yer aldığı yürüyüşte birçok devrimci yapı da pankartları, flamaları ve dövizleriyle yer almıştı. Oldukça coşkulu geçen yürüyüş ve basın açıklamasının sonunda 14 Şubat akşam saat 19.00'da Şişli Meydanı'ndan AKP Şişli Binasına yapılacak yürüyüşün çağrısı yapıldı. Meşaleli yürüyüş için Şişli Camii'nin yanında bulunan alanda buluşacak olan Herkese Sağlık Güvenli Gelecek Platformu bileşenleri, torba yasayı sokaklarda paçavraya çevirmek için eylemlerini sürdürecek.

Nuran Korkmaz...
1 Mayıs 1966- .....
Her 1 Mayıs'ta yeniden doğardı o. Yağmur çamur, hastalık demez, gelir bir sıra neferi gibi yerini alırdı saflarımızda; varlığı onur verdi her zaman, neşe verdi. Onu yürürken görmek, yorulana güç verdi, düşeni ayağa kaldırdı.
Artık, yitirdik onu. Bütün tıp dünyası şahittir ki, elinden geleni yaptı. Ölümü epey bir oyaladı, onunla savaştı, canından bezdirdi Azrail'i; artık bitti denilen yerden yeniden başladı savaşa ve onlarca kez şaşırttı hepimizi.
Devrimci sosyalizm, onu unutmayacak; yaşamın anlamını düşünürken hep yanıbaşımızda olacak. Göğsünde taşıdığı dövizde yazıldığı gibi: ARAMIZDA!


Sevgili Nuran'ımızı Hasdal Mezarlığı'nda uğurladık. Bu kez o bizim aramıza katılamadı, biz onun yanındaydık. Bu kez o yoldaşlarının resmini taşıyamadı göğsünde, biz onun karanfillerle süslenmiş resmini bağrımıza bastık.



"İnsan aşktan vazgeçerse yaşlanır" diyor Marquez, hasta yatağından yazdığı son mektubunda. O aşktan hiç vazgeçmedi; iyi ölüm yoktur belki ama sevgiyle kuşatılmış olmak da bir şeydir. Nuran, işte o şeye sahipti ve ondan hiç kopmadı.
Şimdilik onu Hasdal'da toprağın acımasızlığına terk etmiş de olsak, insanlığın aydınlık geleceğini kurarken hep anılarımızda olacak. Bağlılık ve sevgi denildiğinde hep aklımıza onun adı gelecek...

Tunus ve Mısır Halkı
Yalnız Değildir!

       Emek ve Özgürlük Cephesi'nin de aralarında bulunduğu birçok devrimci yapı, Tunus halkının başlattığı ve Mısır'da da yankısını bulan isyan hareketini desteklemek amacıyla bir yürüyüş ve basın açıklaması gerçekleştirdi. 29 Ocak cumartesi günü saat 16.30'ta İstanbul'da, Taksim Tramvay durağında bir araya gelen ve EÖC. PDD, DHF, Devrimci Proletarya, EHP, Kaldıraç, BDSP, DİP-G, Köz, İKP, AKA-DER'in oluşturduğu kitle, Galatasaray Lisesi'ne doğru yürümeye başladı. Yürüyüş sırasında "Tunus Halkı Yalnız Değildir!", "Mısır Halkı Yalnız Değildir", "Milyonlar Aç, Milyonlar İşsiz, İşte Kapitalist Sisteminiz!", "Yaşasın Devrimci Dayanışma", "Yaşasın Halkların Kardeşliği", "Yaşasın Proletarya Enternasyonalizmi!" sloganları atıldı. Ellerinde "Tunus'tan Mısır'a Emekçiler Ayakta, Zafer Direnen Emekçilerin Olacak" yazılı pankartlarıyla yürüyen kitle, Galatasaray Meydanında bir basın açıklaması gerçekleştirerek Tunus ve Mısır halkının gerçekleştirdikleri direnişi selamladı. Giderek farklı ülkelere de yayılan bu emekçi tepkisinin kendi iktidarını oluşturamadığı sürece değişik türdeki burjuva önderliklerin peşine takılmak zorunda olduğu uyarısının yapıldığı basın açıklaması, ülkemizde de çocukların açlıktan öldüğü, torba yasa saldırısıyla emekçilere yeni saldırıların yöneltildiği anımsatılarak halka Tunus ve Mısır'da olduğu gibi egemen sınıfların saldırılarına karşı direnme çağrısı yapıldı.

19 Ocak'ta Hrant Dink'i Andık

      Hrant Dink, katledilişinin 4. yılında çeşitli etkinliklerle anıldı. Vurulduğu gün, vurulduğu saatte, saat 15.00'te Agos Gazetesi'nin önünde bir kısmı Şişli'den yürüyüş yaparak toplanan büyük kitle çeşitli sloganlarla Hrant'ı unutmadıklarını güçlü bir biçimde haykırdı. "Hepimiz Hrant'ız, Hepimiz Ermeniyiz", "Katil Devlet Hesap Verecek", "AKP Susuyor Katilleri Koruyor sloganlarının atıldığı eylemde Abdi İpekçi'nin kızı Nüket İpekçi, Agos Gazetesi'nin balkonundan kitleye seslenerek adalet talebini yineledi.
     
19 Ocak günü yapılan ikinci anma etkinliği ise Taksim Meydanı'ndan Galatasaray Meydanı'na yapılan yürüyüştü. Saat 19.00'da başlayan yürüyüş, Nor Zartonk adlı Ermeni grubun yaptığı çağrıyla bir araya gelen; Emek ve Özgürlük Cephesi, Kaldıraç, Alınteri, BDP, BDSP, DÖB, EHP, Emek Gençliği, ESP, Partizan, SP, AKA-DER, Öğrenci Muhalefeti, Sosyalist Umut ve YDG tarafından örgütlendi. Geniş katılım sağlanan yürüyüşün ardından Galatasaray Meydanı'nda önce Ermenice, sonra Türkçe olarak basın açıklaması okundu. Basın açıklamasında yürüyüşü organize edenlerin yanı sıra EMEP, Gençlik Muhalefeti, Sosyailst Demokrasi İçin Yeniyol'un da imzası vardı. Basın açıklamasının okunmasının ardından "Katil Devlet Hesap Verecek", "Yaşasın Halkların Kardeşliği" sloganları atıldı. Emeğe Ezgi Grubunun seslendirdiği bir şarkının ardından Bandista Grubu Hrant Dink için yazdıkları şarkıyı seslendirdi. Basın açıklaması böylece sona erdi.

      Adana
      Hrant Dink'in katledilişi, 4.cü yılında Adana'da yapılan bir basın açıklamasıyla protesto edildi. Saat 12.30'da İnönü Parkı'nda düzenlenen basın açıklamasında aradan geçen 4 yılın bizleri "daha Hrant, daha Ermeni" yaptığını ifade eden basın açıklamasında iktidardakilerden adalet beklemenin anlamsızlığı vurgusu yapıldı. Kürtlere, Süryanilere, Ermenilere yönelik katliamlarla oluşmuş bir geçmişle hesaplaşmaksızın benzeri cinayetlerin devam edeceği uyarılarının yapıldığı basın açıklaması sırasında "Hepimiz Hrant'ız Hepimiz Ermeniyiz", "Kürt, Türk, Ermeni, Yaşasın Halkların Kardeşliği", "Katil Devlet Hesap Verecek", "Gün Gelecek Devran Dönecek Katil Devlet Hesap Verecek" sloganları atıldı. Basın açıklamasını İHD, Emek ve Özgürlük Cephesi, BDP, Tuhay-Der, DİP, ESP, Devrimci Proletarya, Odak, SES, Eğitim-Sen, DİSK Genel-İş 2 Nolu Şube, EDP, Tunceliler Derneği, Pir Sultan Abdal Derneği birlikte düzenlediler.

Avrupa EÖC İnisiyatifi'nden 24 Aralık ve 19 Aralık
İçin Anma Etkinliği

       Emek ve Özgürlük Cephesi Avrupa İnisiyatifi, Almanya'nın Münih kentinde 25 Aralık 2010 günü saat 18'de Eine-Welt Hause'da 19 Aralık ve Maraş katliamlarına anma etkinliği gerçekleştirdi.
       Kısa bir açılış konuşması ve Maraş'da ve hapishanelerde yitirdiğimiz dostlarımız, yoldaşlarımız şahsında, tüm özgürlük, devrim ve sosyalizm şehitleri şahsında 1 dakikalık saygı duruşuyla etkinlik başladı.
       Saygı duruşunun ardından Maraş ve hapishane katliamlarına ilişkin iki ayrı belgesel filmin gösterimi yapıldı.

Yazının Tamamı için Tıklayın

Gazze Saldırısının Yıldönümünde Filistin İçin Yürüyüş

       Gazze'ye yönelik İsrail saldırısı ve ardından geliştirilen abluka ve ambargonun protesto edilmesi amacıyla İsrail'e Boykot Girişimi'nin çağrısıyla bir yürüyüş düzenlendi. 27 Aralık pazartesi günü saat 19.00'da İstanbul Beyoğlu'nda bulunan Tünel durağından başlayan yürüyüşe Emek ve Özgürlük Cephesinin yanı sıra Kaldıraç, Proleter Devrimci Duruş, TKP, ESP, BDSP, Alınteri, EHP, DHF, Partizan, Halkevleri, İstanbul Tabip Odası, Barış Derneği, Sosyalist Gelecek, Partizan, Öğrenci Kolektifleri, Sosyalist Parti ve FHDD katıldı. Yürüyüş boyunca "Katil İsrail Filistin'den Defol", "Emperyalistler İşbirlikçiler 6. Filoyu Unutmayın", "Her Yer Filistin Hepimiz Filistinliyiz", "Yaşasın Halkların Kardeşliği", "Biji Bıratiya Gelan", "Yaşasın Filistin Halk Kurtuluş Cephesi","Filistin'e Özgürlük, İsrail'e Boykot" sloganları atıldı. Kortej Galatasaray'a geldiğinde İsrail gizli servisi Mossad tarafından katledilen Filistinli karikatürist Naci El Ali anısına düzenlenen karikatür yarışmasının jürisinde yer almak üzere Türkiye'ye gelen Brezilyalı dünyaca ünlü karikatür sanatçısı Carlos Latuff söz alarak halkın Filistin'i sahiplenmesinden çok etkilendiğini ancak yol boyunca gördüğü ve İsrail ile ilişkili markalara ait mağazaların bu duyarlılıkla bir çelişki oluşturduğunu dile getirdi. Daha sonra Taksim Tramvay durağına kadar devam eden yürüyüş, yapılan basın açıklamasının ardından sona erdi. Basın açıklamasında İsrail ile tüm ilişkilerin kesilmesi, füze kalkanı projesinin iptal edilmesi taleplerine yer verilirken devletin ve Denizbank, Zorlu Grubu, Çalık Grubu gibi sermaye gruplarının İsrail ile ilişkileri de teşhir edildi.

Alp Ata Akçayöz Yoldaş Mezarı Başında Anıldı

       19 Aralık katliamı sırasında Ümraniye Cezaevinde katledilen Alp Ata Akçayöz Yoldaş, mezarı başında anıldı. Anma için 19 Aralık 2010 günü saat 12.30'da yoldaşımızın mezarı başınta toplanan devrimci sosyalistler, saygı duruşunun ardından "Alp Ata Yoldaş Ölümsüzdür", "Devrim Şehitleri Ölümsüzdür", "Alp Ata Yoldaş Yaşıyor Yaşanacak", "Yaşasın Devrimci Kurtuluş Mücadelemiz", "Mahir Hüseyin Ulaş Kurtuluşa Kadar Savaş" sloganlarını haykırdılar. 19 Aralık katliamının öncesinde ve sonrasında yaşanan politik gelişmeler ışığında katliam sürecinin kısaca anımsatıldığı konuşma metni, bu direnişte yitirdiğimiz Alp Ata yoldaşın yaşamı mücadelesinin özetlenmesiyle devam etti. Mücadele çağrısıyla sona eren konuşma sırasında sloganlarımız yinelendi. Daha sonra Alp Ata Yoldaşımızla aynı süreçte cezaevinde bulunan bir yoldaş söz alarak ona dair kısa bir konuşma yaptı. Cephe Marşı'nın okunmasıyla anma sona erdi.
       Mezar başındaki anma etkinliğinin ardından Maltepe'deki bir dernekte 19 Aralık katliamı ve genel olarak sistemin hücre saldırısı üzerine bir konuşmayla başlayan etkinliğimiz başladı. Daha sonra "Bir Su Damlasına Sığdırılan Yaşam" belgeselinin izlendiği etkinlikte Alp Ata Yoldaşımızın ailesinin verdiği yemek yenildi.
Daha sonrasında önümüzdeki süreçte Maltepe Halk Kültür Merkezi'nin yapacağı çalışmalar üzerine katılımcı kitleyle bir meclis oluşturuldu. Orada bulunan herkesin görüşlerinin alınmaya çalışıldığı diyalog oldukça verimli ve ön açıcı oldu.

Adana ÇHKM'de
19 Aralık Etkinliği

       18 Aralık Cumartesi günü saat 13.00'te Çukurova Halk Kültür Merkezi'nde 19 Aralık etkinliği yapıldı. Etkinlik kısa bir konuşmanın ardından 23 Aralık 2000 günü Ümraniye Cezaevinde katledilen yoldaşımız Alp Ata Akçayöz nezdinde yapılan saygı duruşuyla başladı. Saygı duruşunun ardından hazırlanan metin okundu. "Diri diri yaktılar" adlı belgeselin izlenmesinin ardından panele geçilmek üzere kısa bir ara verildi. "19 Aralık süreci ve egemenlerin hukuku" başlıklı panel iki oturumda gerçekleştirildi. İlk oturumda söz alan panelistlerden Saniye Seçkin, F tiplerinin kısa bir tarihçesine değinerek, 19 Aralık'ı hazırlayan ekonomik-siyasal koşullara, katliamda burjuva basının oynadığı role değindi. Daha sonra söz alan panelistlerden Avukat Taylan Özgür Eker ise; suç ve ceza kavramlarına, F tiplerine geçiş sürecine ve egemenlerin hukuku nasıl bir kılıfa soktuğuna değinerek günümüzde yaşanan hak ihlallerine değindi. Panelistlerden Erbesit Özdemir de 19 Aralık'ı hazırlayan süreci, 19 Aralık sürecini ve bugünü ele alan bir değerlendirme yaptı. İkinci oturumda ise, soru-cevap yoluyla verimli, canlı geçen tartışmaların ardından 3 saat süren etkinlik katımcılarında panelden memnun ayrılmalarının ardından son buldu.

İzmir'de 19 Aralık Protestosu

       19 Aralık 2010 günü saat 13:00'da İzmir'de 19 Aralık cezaevleri operasyonunda yaşanan katliam protesto edildi.
       İzmir'de demokratik kitle örgütlerinin örgütlemiş olduğu, Emek ve Özgürlük Cephesininde destek verdiği 19 Aralık cezaevleri katliamını protesto etmek için düzenlenen yürüyüş, ardından yapılan basın açıklaması, tiyatro gösterimi ve müzik dinletisi ile son buldu.
       Eski Sümerbank önünde toplanan grup saat 13:30'da Konak Meydanına doğru yürüyüşe geçti. Yürüyüş sırasında sık sık ''Yaşasın 19 Aralık Direnişimiz, Katil Devlet Hesap Verecek, 19 Aralığı Unutma Unutturma, Devrimci Tutsaklar Onurumuzdur, İçerde Dışarıda Hücreleri Parçala" gibi sloganlar atıldı. Konak Meydanına yürürken kitlenin ana yol üzerinde yürümek istemesi polis tarafından engellendi. Kitle ve polis arasında kısa bir tartışma yaşandıktan sonra daha önce belirlenen güzergahta yürüyüş devam ettirildi. Konak Meydanına gelen kitle burada okunan basın metninden sonra Yeni Kapı Tiyatrosunun hapishanelerdeki işkenceyi anlatan kısa bir tiyatrosu sergilendi. Daha sonra söylenen marşlar eşliğinde eylem son buldu.
       Okunan basın metninde şunlara değinildi:
       ''Hayata dönüş operasyonu olarak adlandırılan ama özünde hapishanelerdeki ve dışarıdaki direnişi kırmayı hedefleyen ve bunun içinde 20 hapishaneye aynı gün içerisinde dozerlerle gazlarla kurşunlarla girerek bir çok devrimciyi katleden bir devlet terörü yaşanmıştır. Devletin yaptığı bu operasyon aslında dışarıdaki işçiyi emekçiyi sindirmek içindi. Yapılan operasyonu kitlelere izleten bu zihniyet kitlelerin korkmasını istemiştir. Bütün bir halkı içeriye tıkamayacağından beyinlerde hapishane yaratmak istemekteydiler. Asıl amaçları bunlardı. Devlet o operasyonda öldüremediği devrimci tutsakları hapishaneler de tecritle yok etmeyi amaçlamaktadır yıllarca. Operasyon sonrasında hapishanelerde uyguladıkları F tipi uygulamalarla devrimci tutsakların izolasyon ve tecrit koşullarında yok etmek istemektedir.
       Cezaevlerinde yüzlerce insan onurluca yaşamlarını yitirmişlerdir. Ölüm oruçlarında 128 insan şehit olmuştur. Ve yüzlercesi sakat kalmıştır. Yıllardan süre gelen devletin bu baskıları bu vahşeti karşısında bizler 19 Aralık katliamının ve halen sürmekte olan tecrit koşullarına karşı devletten hesap sormayı boynumuzun borcu olarak bileceğiz. ''

Beyazıt'ta Öğrenci Şehitleri İçin Eylem

       12 Eylül sonrasındaki süreçte egemenler tarafından katledilen öğrenciler için Beyazıt Meydanı'nda bir anma etkinliği düzenlendi. Gençlik Cephesi, Kaldıraç, Otonom ve Öğrenci Meclisleri'nin düzenlediği eylem için 20 Aralık saat 13.00'te Beyazıt Meydanı'nda buluşan öğrenciler "Susma, Sinme, Boyun Eğme, Saf Tut, Diren" yazılı bir pankart açarak yürüyüşe geçtiler. Sloganlarla İstanbul Üniversitesi'nin kuleli kapısına kadar yürüyen öğrenciler burada gerçekleştirdikleri saygı duruşunun ardından okunan basın açıklamasıyla Seher Şahin, Kenan Mak, Şerzan Kurt, Ali Serkan Eroğlu, Erkut Direkçi, Birtan Altunbaş, Erdal Eren, Aydın Erdem, Ümit Cihan Tarho'yu andılar. Kapitalist sistemin toplumu teslim alma hamlelerine karşı insanlığın özgürlük mücadelesi ve arayışının durdurulamayacağının vurgulandığı basın açıklaması ve yürüyüş boyunca "Katil Devlet Hesap Verecek", "Devrim Şehitleri Ölümsüzdür", "Polis Defol Üniversiteler Bizimdir" sloganları atıldı. Basın açıklamasının ardından eyleme destek vermek için gelen Adalılar müzik grubu şarkılarını seslendirdi.

9 Eylül Üniversitesi'nde Faşist Saldırılara Karşı Direniş Devam Ediyor

       9 Dokuz Eylül Ünivesitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi'de Türkiye Gençlik Birliği'nin üniversite öğrencilerine karşı saldırısı devam ediyor. TGB 13 Aralık 2010 günü, geçen hafta yaşanan olaylarla ilgili üniversitelilerin astığı afişleri indirdi ve afişleri asan öğrencilere saldırdı.
Geçtiğimiz hafta, DEÜ İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi'nde masa açıp, kantinlerde sopalarla gezerek öğrencileri tehdit eden TGB, daha sonra da sopalarla öğrencilere saldırdı. Yaşanan faşist saldırıyı protesto etmek için bugün öğle arası İİBF'de basın açıklaması yapılacaktı. Ancak basın açıklamasının duyurusu için fakülteye asılan afişleri TGB'liler yırtarak, ellerindeki beyzbol sopaları ile öğrencilere saldırdılar. Araya set oluşturan güvenliğin arkasından tehditler ve küfürler savurmaya devam eden TGB'liler, Hukuk Fakültesi Dekanı tarafından da koruma altına alındı ve eli sopalı faşistler yerine üniversiteliler fakülteden dışarı çıkarılmak istendi. TGB'liler daha sonra Fakülte Dekanı tarafından fakülte içine kaçırıldı.
      Faşistler fakülte dışına çıkıncaya kadar bekleyeceklerini söyleyen üniversiteliler, bir haftadır yaşanan faşist saldırıyı tüm fakültedeki öğrencilere anlatmak ve yaşananları protesto etmek için yürüyüş gerçekleştirdiler. Hukuk Fakültesi'nden Yabancı Diller Yüksekokuluna gelen üniversiteliler YDY önünde basın açıklaması okudular. Basın açıklamasını okuyan üniversiteli, TGB'nin bu saldırılarının ilk olmadığını, bu faşist grubu İstanbul, Ankara, Eskişehir'de üniversitelilere satır ve sopalarla saldırmalarından, Mersin'de sınıfı basarak bir üniversitelinin bıçaklanmasından, Muğla'da Şerzan Kurt'un öldürülmesinden çok iyi tanıdıklarını belirtti. Üniversitelerinde faşizme, gericiliğe, sermayeye geçit vermeyeceklerini söyleyen üniversiteli, mücadelelerine devam edeceklerini söyleyerek basın açıklamasını bitirdi.

9 Eylül Üniversitesi'nde Faşist Saldırı Püskürtüldü

       9 Aralık 2010 Perşembe günü Dokuz Eylül Üniversitesi Dokuşçeşmeler fakültesinde sol sosyalist devrimci yurtseverlerle faşist Türkİye Gençlik Birliği (TGB) arasında taşlı soplalı kavga çıktı. 9 Aralık sabah saatlerinde TGB adlı faşist bir grup sopalarla üniversite kampüsünün içerisinde bir yürüyüş gerçekleştirdi. Bunun üzerine sol, sosyalist, devrimci ve yurtseverlerden oluşan bir grup öğrenci olayı protesto etmek için bir araya geldi. Yaşasın Halkların Kardeşliği, Biji Bıratiya Gelan, Kürdistan Faşizme Mezar Olacak, Sopa Dışarı Bilim İçeri gibi sloganlarla toplanmaya başlıyan grup saat 14:00'da TGB grubunun bulunduğu yere bir yürüyüşe geçti. Ellerindeki sopalarla yürüyüş yapmak isteyen grubun üzerine saldıran faşist TGB grubuyla taşlı sopalı çatışma yaşandı. Daha sonra okula çevik kuvvet ekiplerinin gelmesiyle birlikle çatışma boyutlandı. Üniversitenin dışına taşan olay mahalle aralarında süren çatışmalarla devam etti. Olaylarla ilgili 4 kişi TGB'li olmak üzere 12 kişi göz altına alındı. Olay sırasında polis ekiplerinin her zaman olduğu gibi sol sosyalist devrimci yurtsever göstericilere sert müdahalede bulundu. Göz altına alınan 12 öğrenci 48 saat göz altında tutulduktan sonra adliyeye sevk edilerek serbest bırakıldıklar.

Emperyalizme Kalkan Olmayacağız

       NATO'nun Lizbon Zirvesinde alınan karar sonucunda Türkiye'ye kurulacak olan "Füze Kalkanı" projesi, İstanbul'da düzenlenen bir yürüyüşle protesto edildi. 11 Aralık 2010 günü saat 17.00'de Galatasaray Meydanı'nda toplanan kitle "NATO'ya ve Füze Kalkanına Hayır/Emperyalizme ve Siyonizme Kalkan Olmayacağız" yazılı pankartı açarak Taksim Meydanı'na doğru yürüyüşe geçtiler. Yürüyüş sırasında "Emperyalistler İşbirlikçiler, 6. Filoyu Unutmayın", "Emperyalizm Yenilecek Ezilen Halklar Kazanacak", "Yaşasın İşçilerin Birliği Halkların Kardeşliği", "Katil ABD İşbirlikçi AKP", "Katil ABD İşbirlikçi MGK", "Biji Bıratiya Gelan", "Katil ABD Ortadoğudan Defol", "Katil İsrail Filistinden Defol", "Yaşasın Halkların Kardeşliği" sloganları atıldı. Yürüyüşün sonunda okunan basın metninde emperyalizmin işbirlikçiliğinin en son örneği olan Füze Kalkanı projesine izin verilmeyeceği vurgusu yapıldı. Yürüyüş sırasında da ajitasyonları çekildiği eyleme Emek ve Özgürlük Cephesi, Kaldıraç, Halk Cephesi, SDP, TÖP, Devrimci Hareket, Proleterce Devrimci Duruş, Partizan, DHF, ESP, EHP, BDSP, Odak katıldı.

Doğmamış Çocukların Canına Kasteden Polis Hesap Verecek

       Son birkaç gündür sokaklar polisin vahşetiyle dolup taşıyor. Demokratik haklarını kullanan öğrenciler gaza bulanıyor, coplar inip kalkıyor, hastaneler yaralı öğrencilerle doluyor.
       En son İstanbul'daki protesto eyleminde yaşananlar ise kelimenin tam anlamıyla bir polis dehşetiydi. Yerlerde sürüklenen öğrencileri nasıl dövüldüğüne bütün Türkiye tanık oldu. Pervasız zorbalık, sonunda bir kadın öğrencinin bebeğini yitirmesine neden oldu. Ve tam da beklendiği gibi, dayaktan geçirdiği öğrencileri gözaltına almama "uyanıklığını" gösteren polis, hiç utanmadan adı geçen öğrencinin "resmi kayıtlarda olmadığını" söyleyip işin içinden sıyrılmaya çalıştı.
       Bütün bunlar İstanbul polisi için yeni değildir. 1989'da Şişhane'de Mehmet Akif Dalcı'yı kurşunlayan polis hangi polisse, Mimar Sinan Üniversitesi öğrencisi Seher Şahin'i pencereden atarak öldüren hangi polisse, gözaltında Nevruz Türkdoğan'ın, Devrim Öktem'in, Nuray Bezirgan'ın bebeğini katleden hangi polisse, bunlar da onlardır.
       "Eğitimsizlik" palavralarına da artık herkesin karnı tok. Polis, eğitimlidir; çünkü polis işte tam bunun için, sesini çıkaran herkesin tepesine binip kafasını kolunu kırmak için eğitilmiştir.
       Hiç tartışmaya bile gerek yok; öğrenci eylemleri sonuna dek meşrudur; eylemlerin yöntemleri de son derece meşrudur. Üç gündür süren olaylar sırasında öğrenciler dışında tek bir kişinin bile burnu kanamamıştır. Kafasına yediği yumurtalardan ötürü SBF öğrencilerine "beyinsiz" diyebilecek kadar çığırından çıkan AKP borazanlarının unuttuğu gerçek şudur: Dünya tıp literatüründe vücuduna yumurta isabet ettiği için ölen tek bir kişi yoktur; ama bu ülkenin karakollarında ölenlerin haddi hesabı yoktur ve bu topraklarda sadece karakolun yakınında oynama gafletine düşen onlarca çocuk bugün mezarlıklarda yatmaktadır!
       Bu ülkenin öğrencilerinin, CHP'nin "çakma" genel sekreterinden "faşizm" dersi almaya ihtiyacı yoktur; onlar yıllardır her gün kendi okullarında faşizmi yaşayarak öğreniyorlar.
       Bu ülkenin öğrencilerinin, Tayyip Erdoğan'a "evet efendim sepet efendim" diye dalkavukluk etmekten başka marifeti olmayan AKP yöneticilerinden "akıl" öğrenmeye, "protein" ve "beyin" dersleri almaya da ihtiyacı yoktur; onlar bu toprakların yetiştirdiği değerlerdir ve hiçbir devrimcinin beynine hiçbir faşistin hayali bile yetişmez.
       Üniversiteler öğrencilerindir ve orada ne polise, ne özel güvenlik denilen faşist çetelere, ne de kendini pazarlamak isteyen düzen politikacılarına yer vardır.
       Gencecik öğrencilerin karnını tekmeleyip bebeğini düşürenler, öğrencilere yöntem dersi vermek yerine, derhal işgal ettikleri koltukları terk edip defolup gitmelidirler.

Kahrolsun Faşizm
Yaşasın Parasız, Eşit Anadilde Eğitim Mücadelesi
Yaşasın Devrim ve Sosyalizm

Adana'da Füze Kalkanı Protestosu

ABD emperyalizminin NATO aracılığıyla ortadoğu halklarına dayattığı ve Türkiye’nin en önemli rolü üslendiği “Füze Kalkanı” projesi, Adana’da düzenlenen bir yürüyüşle protesto edildi.
Adana’da 28.11.2010 tarihinde saat 13:00’da sendikalar ve kitle örgütleri tarafından ‘’füze kalkanlarını protesto’’ etmek amacıyla Uğur Mumcu meydanından AKP il binsının önüne kadar bir protesto yürüyüşü gerçekleştirildi. Protesto eyleminde “1949’da ABD’nin sosyalizmin dünya üzerinde yayılmasını engellemek için kurduğu NATO, girdiği her ülke ve bölgenin insanlarına kan ve gözyaşı yaşatmıştır. ABD ve Avrupalı emperyalistler, enerji ve hammadde kaynaklarının kontrolü için Irak, Afganistan ve İran’a diz çöktürmek istiyorlar. Füze Kalkanı da bu planın bir parçasıdır. Füze kalkanı projesinin gerçek amacı, Ortadoğu’dan ABD’ye, İngiltere’ye, İsrail’e yönelik füze saldırılarının hedefine ulaşmadan havada imha edilmesi” olduğu belirtildi.
Türkiye tarihi anti-emperyalist mücadele deneyimleriyle doludur. Ülkeyi yönetenler dün olduğu gibi bugün de emperyalist çıkarlara bağlanmış olabilir. Ülkenin gerçek sahibi işçi, emekçiler ve ezilen halklar olarak, ülkemizin bağımsızlığı için, topraklarımızın Amerikan ve savaş örgütü NATO’nun çıkarlarının kalkan üssü haline getirilmesine izin vermemeliyiz. Türkiye, NATO’dan derhal çıkmalı, komşuları ile barış ve dostluk politikalarına yönelmesi” gerektiğine dikkat çekti. Eylemde sık sık ’’Nato’ya kalkan olmayacağız, ABD’ye barikat ortadoğuya özgürlük, Gün gelecek devran dönecek AKP halka hesap verecek, Savaşa değil eğitime bütçe, Emperyalistler işbirlikçiler 6. Filo’yu unutmayın, Katil ABD işbirlikçi AKP, Yaşasın Devrim ve Sosyalizm, Yaşasın halkların kardeşliği, Biji bıratıya gelan’’ sloganları atıldı. Eylem 5 dakikalık oturma eylemiyle birlikte AKP il binasına siyah çelenk ve sembolik bir füzenin bırakılmasıyla son buldu. Eyleme DİSK Bölge Temsilciliği, TMMOB Adana İKK, Adana Tabip Odası, KESK (Eğitim-Sen, SES, Kültür Sanat-Sen, BES, Yapı Yol-Sen, Haber-Sen, Tüm Bel-Sen, Tarım Orkam Sen), TÜMTİS, Tez Koop İş, İHD Adana Şb., Emek ve Özgürlük Cephesi, Cephe Hareketi, Halkevleri, BDP, EMEP, ÖDP, TÖP, TKP, ESP, DİP, BDSP, DHF, Devrimci Proletarya, Alevi Kültür Dernekleri, Tunceliler Derneği, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği katıldı.

EMEK VE ÖZGÜRLÜK CEPHESİ 14 NO'LU AÇIKLAMA:
"Açılım" Fiilen Sona Erdi
Harç Bitti, Yapıya Paydos Dağlara Bomba!

 
Emek ve Özgürlük 8
ÇIKTI!

PDF format için...
Gizli İşgal:
Yeni Sömürgecilğin
Politik Karakteri
Bolivya'dan 38 Yıl Sonra Che Olmak
Herkes Bir Adım
Daha Öne
Devrimci Birliğin Köşe Taşları...
Parti Kültür: Politik Mücadele Gündem ve Kampanya Sorunu
James Petras: Toplumsal Değişimde Aydınların Rolü
James Petras: Yeni Bush, Diplomasi ve Ölüm Mangaları
Michael Cossudovsky: Amerika'nın Küresel Askeri Egemenlik Gündemi

 

 

sbarikat07@gmail.com
Barikat / Aylık Sosyalist Dergi
Yönetim Yeri: Şehit Muhtar Mah.
Yoğurtçu Faik Sk. No: 12-14 Kat: 4/ Beyoğlu-İstanbul