Güncel
Şehitlerimiz
Barikat
Kültür
Tarih
Kitaplar
Dizi Yazılar
Görüşler
Linkler
 
8 (69). Sayı
Arşiv
Makale Dizini



 

 
İletişim İçin:
emekveozgurluk09@gmail.com
avrupa.emekozgurluk@googlemail.com
www.eoc-avrupa.org
Alp Ata Akçayöz Yoldaşımızı Anıyoruz

       19 Aralık katliamında yitirdiğimiz Alp Ata Akçayöz Yoldaşımızı ailesi ile birlikte Mezarı başında anacağız.
       Devrimci kamuoyunu, Emek ve Özgürlük Cephelileri, Barikat okurlarını, devrimci kurumları anmamıza çağırıyoruz.
       Mezar başında yapılacak anmadan sonra ailesinin vereceği yemek için Maltepe Sokak Kültür Merkezi'nde olacağız.

       TARİH: 21 ARALIK 2014 (PAZAR)
       OTOBÜS HAREKET SAATİ: 11.00
       OTOBÜS KALKIŞ YERİ: AVCILAR CAMİ ÖNÜ

       EMEK VE ÖZGÜRLÜK CEPHESİ

FHKC Merkez Komite Üyesi Adnan Cebir (Ebu Mithqal) Yaşamını Yitirdi

       Ömrünü İsrail’in Filistin’in işgaline karşı özgürlük savaşı için adamış olan, İsrail zindanlarında direnişini son ana kadar sürdüren Filistin Halk Kurtuluş Cephesi (FHKC) Merkez Komite Üyesi Adnan Cebir (Ebu Mithqal)’ın yaşamını yitirdiğini büyük bir üzüntü ile öğrenmiş bulunuyoruz.
       Devrimci Sosyalistler olarak Enternasyonal dayanışma yoldaşlığımız ile geçmişte ve bugün omuz omuza mücadele verdiğimiz FHKC ve Filistin halkına başsağlığı diliyor, acılarını paylaşıyoruz.

       Yaşasın Ortadoğu Devrimci Çemberi!

       EMEK VE ÖZGÜRLÜK CEPHESİ

19 Aralık Katliamının Yıldönümünde Yürüyoruz

       14 yıl geçti aradan. Tek bir katil cezalandırılmadı. 14 yıl önce 20 cezaevinde bulunan devrimci tutsaklara yönelik bir katliam yaşandı. 28 derimci tutsağın katledildiği bu katliamın ardından devrimci tutsaklar zorla, işkencelerle F Tipi hücrelere tıkıldılar. Ama ne katliamlar, ne de hücreler devrimci tutsakları teslim alabildi. Hiç bitmedi direniş, sürüyor, sürecek...
       19 Aralık katliamının yıldönümünde katliamda yaşamını yitirenleri anmak ve direnen tutsakların sokaktaki sesi olmak için yürüyoruz. Katliamın 14 yıldönümünde 19 Aralık 2014 cuma günü saat 18:30'da Tünel'de toplanarak Galatasaray Meydanı'na yürüyeceğiz. Yürüyüşü İHD, EÖC, DHF, Partizan, ESP, TİHV ve TUAD düzenliyor.


İstanbul Avcılar'da "Rojova Devrimi Ekseninde IŞİD, Türkiye, Emperyalizm İlişkileri" Başlıklı Panel Gerçekleştirildi

       Günlerdir Kobanê halkı bütün dünyanın takdirini kazanan bir direniş gösterirken yaşanan gelişmelerin politik arka planını bir parça olsun aydınlatabilmek amacıyla Emek ve Özgürlük Cephesi tarafından İstanbul Avcılar'da bir panel gerçekleştirildi. Panele konuşmacı olarak HDP Eşbaşkan Yardımcısı Ayhan Bilgen, Özgür Gündem Gazetesi yazarı Muharrem Ender Öndeş ve Emek ve Özgürlük Cephesi adına Hasan Yüksel katıldı. Kobanê direnişinde ve 6-7 Ekim sürecindeki devletin ve sivil faşist çetelerin saldırılarında yaşamını yitirenler için bir dakikalık saygı duruşu ile başlayan etkinlikte, saygı duruşunun ardından "Biji Berxwedane Kobanê" sloganı atıldı.
       Panele başlanmadan önce Suruç'a giden kadın heyetinde yer alan bir arkadaşımız orada yaşadıklarını anlattı. Devletin engellemelerinin halkın desteğiyle aşıldığının anlatıldığı konuşmada, Suruç'taki göçmenlerin birçok şeyin yanı sıra insangücüne de ihtiyaç olduğunu vurguladı.
       Daha sonra panele geçildi. İlk olarak söz alan Ayhan Bilgen, "İslam Devleti" adlandırmasının yanlışlığına dikkat çekerek sözüne başladı. Kendisine karşı çıkan herkesi kafir ilan eden ve kendisine karşı çıkanın Allaha karşı çıktığı iddiasıyla hareket eden IŞİD'in mantığının Kerbela ile benzerliğine dikkat çeken Ayhan Bilgen, cihat edebiyatının emperyalizm tarafından ucuz asker bulmak için 1.ci Dünya Savaşı zamanında da kullanıldığını anımsattı ve bunun dinin araçsallaştırılması olduğuna dikkat çekti.
       İnsanı, insanın düşünebilme kapasitesini hiçleştiren ve sadece yüzlerce yıl önceki bir yaşam tarzını aynen uygulamayı temel bu düşünce yapısının sünniliğin bir kolu olarak değerlendirilmesi gerektiğini söyledi.
       Suriye'nin nüfus yapısı üzerine yanlış bilgilerden hareket eden Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti'nin sünni nüfusun da tamamının Esad karşıtı olduğu gibisinden bir yanlış hesapla hareket ettiğini söyleyen Bilgen, tüm bu hesapların boşa çıktığını da ekledi.
       Şengal sonrasında TC'nin tüm dünya çapında teşhir olduğunu söyleyen Bilgen, Kürt hareketinin ise dünya çapında meşruluk kazandığı bu dönemecin çözüm süreci açısından bir dönüm noktasına işaret ettiğini söyledi.
        Son olarak 6-7 Ekim sürecinde kendi cephemizden 40'tan fazla kayıp vermemize rağmen tam tersi bir kamuoyu oluşturulmasının bir başarısızlık tablosu olduğuna değinen Ayhan Bilgen böylece konuşmasını noktaladı.
       Daha sonra söz alan Muharrem Ender Öndeş ise konuşmasında Rojova'daki sistemin emperyalizm ve bölgedeki tüm gerici güçler, devletler için bir tehdit, bir kötü örnek olduğunu belirterek söze başladı. Kadınların her yerde olduğu bu devrimde özellikle yakın bir süre önce röportaj yapmak için gittiği Kandil'de haber dilinde sadece YPG'nin adının anılıp YPJ'nin anılmamasından dolayı yoğun eleştiriler aldığını da ekledi.
       Honduras'tan Afganistan'a, Hindistan'dan Avusturalya'ya kadar dünyanın dört bir köşesinde 1 Kasım Kobane Günü gösterilerinin gerçekleştiğini belirten Öndeş, Türkiye'nin tecrit olduğuna dikkat çekti.
       Şengal katliamına PKK'nin yaptığı müdahalenin ayrıntılarına yer verdiği konuşmasında, bu olaydan sonra artık PKK'nin Güney Kürdistan'ın her köşesinde rahatlıkla hareket edebildiğini de ekledi.
       KDP politikalarının Rojova'da yaşanılan gerçekliği anlayamadığını vurgulayan Öndeş, KDP'nin Batı Kürdistandaki uzantısı olan ENKS adına verilen bir röportajda Rojova Kanton yönetiminin ilan ettiği "Toplum Sözleşmesi"nde "Kürt" sözcüğünün neredeyse hiç geçmemesinin eleştiri konusu yapıldığını; oysa Kanton yönetimlerinin çok kimlikli, çok inançlı, çok etnisiteli yapısıyla zaten bunu bilinçli olarak tercih ettiğini belirtti.
       KDP ile PKK karşılaştırması da yapan Ender Öndeş, PKK'nin KDP gibi bir feodal aile temeli üzerinde yükselmediğini, üniversitelerdeki yoksul Kürt gençleri tarafından kurulduğunu ve bu geleneğin sürdüğünü belirterek bundan hareketle Rojova Devrimini zehirlemeye yönelik her girişime karşı "panzehirin sağlam" olduğuna vurgu yaptı.
       Daha sonra söz alan Hasan Yüksel ise konuşmasına Ender Öndeş'in bıraktığı yerden başlamayı tercih etti ve bu panzehirin literatürümüzdeki adının "sınıf tabanı" olduğuna vurgu yaptı. Daha sonra peki biz nasıl bakmalıyız diyerek sürdürdüğü konuşmasında ilk olarak Ortadoğu Devrimci Çemberi olgusunun açılımını yaptı. Ernesto Che Guavera'nın Latin Amerika için öne sürdüğü kıtasal devrim düşüncesinin Ortadoğu versiyonu olan bu düşüncenin, benzer sosyo ekonomik koşullara sahip, benzer çelişkilerin girdabındaki, benzer kültürlere sahip bu sömürü bölgelerindeki devrimlerin birbirlerini tetikleyeceğine dair bir açılım olduğunu söyledi.
       Ortadoğu Devrimci Çemberini oluşturan Filistin, Kürdistan, Türkiye ve İran'da yaşancak her devrimci gelişmenin tüm bölgeyi etkilediği ve etkileyeceği vurgusu ile devam eden konuşmada Rojova Devriminin emperyalizmin ve her türden gericiliğin her yöntemle cirit attığı Ortadoğu'da, bu çümüşlüğe, bu bataklığa temiz havanın girdiği bir pencere açtığını söyledi.
       Kitaplardaki devrime pek benzemeyen bu devrimin birçok özgünlüğü olduğunun belirtiliği konuşmada, 1917 Bolşevik Devrimi'nin bile hedeflenen ve gerçekleşen arasında bir açı taşıdığını örnekleyerek Rojova Devriminin bu özgünlüklerinin de değerlendirilmesi gerektiğini söyledi. Bir başka özgünlük olarak halen tartışma ve sistemi geliştirme sürecinin devam ettiğini, dolayısıyla kendisini sabitliklere hapseden bir sistem olmadığını ve bu yaklaşımın da diyalektiğe uygun olduğunu belirten konuşmacı, en yüksek ücret ile en düşük ücret arasındaki makasın darlığının kimi sosyalizm pratiklerinden bile daha olumlu olduğunu da belirtti.
       Tüm yol ve yöntemlerle bu devrimin desteklenmesi gerektiğini belirten Hasan Yüksel, ABD bombardımanı gibi emperyalist hamlelerin göstermelik olduğunu da vurguladı. Eğer gerçekten destek vermek isteselerdi IŞİD'in Kobanê saldısı için kullandığı 10 tankın, ve çok uzak yerlerden karayolu ile getirdiği destek güçlerin çok rahatlıkla havadan vurulabileceği halde ABD güçlerinin Kobanê'yi bombalamayı tercih ettiğine dikkat çekti. 1 Kasım eylemleriyle açığa çıkan ve Vietnam'dan bu yana görülen belki de en yaygın desteğin cisimleştiği tüm dünya kamuoyu baskısı ile ABD'nin bunu yapmak zorunda kaldığına da dikkat çeken konuşmacı, aslolanın Kobanê direnişçilerinin kahramanlığı olduğuna da ekledi.
       Daha sonra soru cevap kısmına geçildi. Burada en dikkat çekici olan ise Kobanê'ye destek için geçen peşmerge güçlerinden birisinin gömleğindeki ABD bayrağı ve atılan "Biji Serok Obama", "Biji ABD" sloganları üzerine idi. Emek ve Özgürlük Cephesi adına soruyu yanıtlayan Hasan Yüksel, KDP'nin Güney Kürdistandaki iktidarının ABD'nin Irak işgali sonucu oluştuğunu anımsattı ve KDP'nin iktidarını borçlu olduğu ABD'ye sempati duymasının normal bir olay olduğunun altı çizildi. KDP çizgisinin Türkiye'de de taraftarları olduğununu hatta geçenlerde bu çizgide bir parti de kurduklarını anımsatan konuşmacı daha sonra da medyanın tekil olayları öne çıkararak yarattığı algı operasyonlarına 1991 birinci körfez savaşındaki petrole bulanmış kuş görüntüsünü örnek göstererek açıklamaya çalıştı. Bu görüntülerin de benzer bir algı operasyonunun parçası olarak değerlendirilmesi gerektiğini belirten konuşmacıdan sonra aynı konuya dair söz alan Ender Öndeş de "Oralarda yurtsever halk sadece bir kişi için 'serok' sözcüğünü kullanır" dedi.
       Soru cevap bölümünün ardından panel sona erdi.

İzmir'de Soma ve Ermenek İçin Pankart

       Geçtiğimiz Salı günü Karaman'ın Ermenek ilçesinde Has Şekerler'e ait maden firmasında yaşanan facia bugün 5. gününe girdi ve halen 18 emekçi kardeşimiz yerin yüzlerce metre altında. Bir yandan Çalışma Bakanı Faruk Çelik ve Enerji Bakanı Taner Yıldız'ın pervasızca açıklamaları gün gün basından verilirken facianın yaşandığı 3. günde firma sahibi yaşananları "Doğal afet" olarak özetledi. Soma, Zonguldak, Şırnak, Ermenek... Kar hırsıyla ölüm kusan madenlere ruhsat verilerek kan emiciliğe doymayan devlet yine rolünü iyi oynamakta ve medya üzerinden yaşananları manipüle etmektedir. Ermenek'te yaşananlar kapitalist sömürü düzenine bir kez daha ayna tuttu. Kapitalist sömürü düzeni, daha fazla kar, daha fazla ölüm ve katliam demektir. Madenler, işçi kardeşlerimize bir kez daha mezar olurken kapitalist sömürü düzeni ölüm kusmaya devam ediyor. 18 işçi kardeşimiz halen yerin altındayken bir katliam haberi de Isparta'dan geldi. Isparta'nın Yalvaç ilçesinde tarım işçilerini taşıyan minibüs kaza yaptı. 17 işçi kardeşimiz öldü, 28 işçi de yaralandı. Tablo yine aynı... Olması gerekenin iki katı "balık istifi" misali yollara düşen işçileri bekleyen katliam kaçınılmaz oldu. Madende ya da yer üstünde işçi katliamları, ölümler bu sömürü düzeni devam ettikçe ne ilk ne de son olacaktır. Ta ki sömürüsüz, insanca yaşama ve insanca çalışma koşullarına kavuşana dek!
       İzmir Emek ve Özgürlük Cephesi; Soma, Ermenek maden kazalarının ve işçi katliamlarının katilinin, kapitalist sömürü düzeni ve bu düzenin bekçileri olduğunun teşhiri için pankart asma eylemi gerçekleştirdi. Gediz-Göksu üst geçitine asılan pankartta "Soma ve Ermenek'in Katili Devlettir" sloganı ve EÖC imzası yer aldı.

İstanbul'da 1 Kasım Dünya Kobanê Günü Yürüyüşü

       IŞİD çeteleri tarafından kuşatılan Kobanê ile dayanışmak için 1 Kasım günü Dünya Kobanê Günü ilan edildi ve dünyanın neredeyse her yerinde, Honduras'tan Afganistan'a kadar her yerde Kobanê direnişiyle dayanışma amacıyla yürüyüşler gerçekleştirildi.
        Bu kapsamda İstanbul Kobanê Dayanışması'nın çağrısıyla 1 Kasım cumartesi günü İstanbul Taksim Tünel'de biraraya gelen binlerce kişi, Galatasaray Meydanı'na doğru yürüyüşe geçti. "Biji Berxwedane Kobanê", "Yaşasın Halkların Kardeşliği", "Katil IŞİD İşbirlikçi AKP", "Kürdistan Faşizme Mezar Olacak" sloganlarının atıldığı yürüyüşte neredeyse tüm devrimci gruplar yer aldı. Oldukça kitlesel ve coşkulu geçen yürüyüşe HDP'nin yerellerden araçlarla insan taşıdığı gözlendi.
       Galatasaray Meydanı'na gelindiğinde ise basın açıklamasına başlanılmadan önce Kobanê'deki direnişte yaşamını yitirenler anısına bir dakikalık saygı duruşunda bulunuldu. Saygı duruşunun ardından basın açıklamasına geçildi. HDP milletvekillerinin de konuşmalar yaptığı eylem, konuşmalar ve sloganların ardından sona erdi.

İzmir'de 500. Hafta Eylemi

       Yıllardır Galatasaray Meydanını her Cumartesi mesken tuttular Cumartesi Anneleri...Oğullarının, kızlarının, eşlerinin akibetini sordular. Yıllardır coplandılar, yerlerde sürüklendiler, gözaltına alındılar. Ama onlar her Cumartesi kayıplarının akibetini sormaktan vazgeçmediler ve 500. Hafta da alanlarda tek ses tek yürek oldular. 25 Ekim Cumartesi günü İstanbul başta olmak üzere bir çok ilde İHD nin çağrısıyla alanlarda oturma eylemi gerçekleştirildi. İzmir'de de bir çok devrimci kurum ve sendikaların katılımıyla saat 13.00'te Konak Sümerbank önünde bir araya gelindi. Kayıp yakınlarının söz almasıyla başlayan açıklamanın ardından basın açıklamasına geçildi. Açıklamada şu ifadelere yer verildi; Bu eylem bugün 500. Haftaya girdi. Bu gün 500. hafta… 500 haftadır çocuklarının, eşlerinin, kardeşlerinin, babalarının akıbetini soruyorlar. “Hiç olmazsa bir mezar” diyorlar. Türkiye’de yüzlerce kişi güvenlik güçlerince gözaltına alınarak kaybedildi. Kayıpların akıbetinin soruşturulmasını önleyen hukuksal mekanizmalar yaratıldı. Kaybetme suçunda fail ve sorumlu konumda olan kamu görevlilerine yasal, yargısal ve idari koruma sağlandı.
       Gözaltında kaybetmeyi suç olmaktan çıkaran bu zihniyet, yalnızca adaletsizlik üretmekle kalmadı, aynı zamanda toplumu zehirleyerek ortak bir adalet duygusunun oluşmasını engelledi. Fail kamu görevlisi olunca, yurttaşın öldürülmesinin ve yok edilmesinin suç sayılmayacağı algısını yarattı. Güvensizlik ve korku üreten bir politik iklim yaratarak toplumu suskunluğa sürükledi. Temel hak ve özgürlüklerine sahip çıktıkları için, Kürt, Süryani, Keldani doğdukları için, sosyalist oldukları için evlatlarımızı düşmanlaştırarak kaybeden ve onlara yönelen devlet terörünü cezasız bırakan siyasi iktidarlar, hakikatlerin ortaya çıkarılması ve adaletin sağlanması talebimize kulaklarını tıkadı.
       Cezasızlık politikasına son verilerek, insanlık suçları ve bu suçların failleri görünür kılınsın! Devletin kaybettiği evlatlarımızın akıbetleri açıklansın ve failleri yargılansın! Hakikat ve adalet hakkımız yasal güvence altına alınsın!
       Türkiye, yıllardır imzalamaktan kaçındığı BM Herkesin Zorla Kaybedilmesinden Korunmasına Karşı Uluslararası Sözleşmeyi imzalasın! Biz kayıp aileleri ve insan hakları savunucuları olarak cumartesi annelerinin oturma eyleminin 500. haftasında bir kez daha ilan ediyoruz; mücadelemizden vazgeçmeyeceğiz. Biliyoruz ki, biz vazgeçersek evlatlarımız asıl o zaman kaybolacak. İnsanlık onuru asıl o zaman yara alacak. Cumartesi annelerinin oturma eyleminin 500. Haftası vesilesiyle bu topraklarda yaşayan herkese sesleniyoruz: Yok edilmek istenen yalnızca evlatlarımız değil, insanlığın vicdanıdır. İnsanlık onurunu hedef alan bu suç karşısında susmayın!
       Kayıplar mücadelesini destekleyin!
       Hakikat ve adalet talebimize sesinizi katın!"
        Açıklamanın ardından İzmir Müzisyenler Derneği kısa bir dinleti sundu. Eylem, "Anaların öfkesi katilleri boğacak, İnsanlık onuru işkenceyi yenecek, Katil devlet hesap verecek sloganlarıyla son buldu.

İstanbul Kobanê Dayanışması Yürüyüş Gerçekleştirdi

       IŞİD vahşetine karşı 40 günü aşkın bir süreden beri insanlık onuru bayrağını yükselten Kobanê halkıyla dayanışmak için oluşturulan İstanbul Kobanê Dayanışması, 25 Ekim 2014 cumartesi günü Tünelden Galatasaray Meydanı'na bir yürüyüş gerçekleştirdi. Saat 18:00'de başlayan yürüyüş sırasında kitlenin önünde “IŞİD'e desteğe son! Kobanê'ye yardım koridoru açılsın” yazılı pankart açıldı. “Katil IŞİD, işbirlikçi AKP!”, “Biji berxwedana Kobanê!”, “Her yer Kobanê her yer direniş!” sloganlarının atıldığı yürüyüş, Galatasaray Meydanı'na ulaştığında ilk olarak Kobanê direnişinde yaşamını yitirenler için bir dakikalık saygı duruşu yapıldı.
       Daha sonra okunan basın açıklamasında ise Kobanê Direnişi selamlanarak emperyalizm ve bölge gericiliği eliyle şişirilen IŞİD çetesinin tüm dünya halkları karşısında teşhir olması sonucunda bir ay boyunca düşmesi beklenen Kobanê'ye emperyalistlerin bile yardım etmek zorunda kaldığı vurgulandı.
       Tüm bu gelişmelere rağmen AKP'nin insanlık düşmanı çeteleri kollamaya devam ettiğini belirten basın açıklaması, Kobanê'ye destek verenlerin hala AKP hükümeti tarafından hedef gösterilmekte, hatta bununla suçlanarak gözaltına alınmakta olduğuna da dikkat çekildi.
       (Fotoğraf: Kızıl Bayrak)

İzmir'den Kobanê'ye Destek

       Kobane'de haftalardır bizzat emperyalizmin ve AKP'nin yarattığı IŞİD çetesine karşı Kürt halkı onurlu bir direniş vermektedir. Ortadoğu'da Rojava gibi bir model görmek istemeyenler bu katliama sessiz kalmanın yanı sıra yapılan destek eylemlerine saldırıp onlarca insanın ölümüne neden olmuştur. Fakat Kürt halkı bu saldırılara karşı direnmiş ve kaybettiği noktalardan bazılarını geri alabilmiştir. Ayrıca kadın savaşçılarda ilk günden beri bu direnişin en önemli parçası olmuştur.
       Bu süreçte İzmir'de direnişe destek vermek için yazılamalar yapılmıştır. Ayrıca Manisa yoluna Emek ve Özgürlük Cephesi imzalı üzerinde 'Selam olsun Kobane'de direnen kadınlara' yazılı pankart asılmıştır.

Dokuz Eylül Üniversitesi’nde Kobanê’ye Destek Eylemi

       Bir aydır Kobanê’de gerçekleşen IŞİD saldırısına karşı ve Türkiye’de bu saldırıyı kınamak, Kürt halkının direnişine destek vermek amacıyla sokaklara çıkan halka azgınca saldıran devlet onlarca insanı katletti. Yaşanan bu gelişmelerin ardından 15 Ekim Çarşamba günü İzmir Dokuz Eylül Üniversitesi Öğrencileri Kobanê’ye destek eylemi gerçekleştirdi.
        Yabancı Diller Yüksek Okulu önünden başlayıp tüm fakülte içerisinde yürüyüşü gerçekleştiren öğrenciler, tekrar YDY önüne gelip basın metnini okudu. Okunan basın metninde;
        Emperyalizmin ve onun işbirlikçisi AKP’nin Ortadoğu planlarına ve bu planları doğrultusunda IŞİD gibi gerici dinci çeteleri nasıl beslediğine, koalisyon güçlerinin yaptığı hava saldırılarının IŞİD’i geriletmekten çok Kobanê’ye yönlendirildiğine, dikkat çekildi.
        Rojava Devrimi’nin savunulmasının gerekliliği, ayrıca kadının bu devrimdeki rolü üzerinde de özellikle duruldu.
        Basın metninin sonuna gelindiğinde ise ; “Stalingrad düşmedi Kobanê de düşmeyecek!” vurgusundan sonra Rojava marşı okunarak eylem sona erdi.

Rojova Direnişi Sadece Kürtlerin Değil, Tüm Ortadoğu Halklarınındır, Bizimdir!
Emperyalizmin, İşbirlikçi Oligarşilerin ve Onların Yarattığı Çetelerin Saldırılarına Karşı Tüm Ortadoğu Halklarıyla Birlikte Omuz Omuza Direnişi Büyütelim!

       Rojava'da bir direniş destanı yazılıyor! Kürdistan halkının yiğit evlatları, emperyalistler ve başta Türkiye oligarşisi olmak üzere bölgenin alçak işbirlikçi yönetimleri tarafından yaratılan IŞİD çetelerine karşı haftalardır her anı kahramanlıklarla dolu, soluksuz büyük bir direniş sürdürüyorlar. Küçük Kobane, küçük Kürdistan Rojava büyük bir insanlık direnişinin, büyük bir demokratik direnişin kalesi haline gelmiştir.
       Küçük Kobane onları neden bu kadar korkutuyor?
       Bölgemiz Ortadoğu, emperyalistler, uşak yerli işbirlikçiler ve onlar eliyle geliştirilen, din tüccarlığı yaparak serpilip büyütülen vahşi örgütler aracılığıyla katliam, tecavüz ve her türlü insanlık dışı vahşetle yıkılıp yakılıyor. Toplumlar arasındaki her türlü farklılık görülmemiş bir vahşetle soykırımların, katliamların gerekçesi yapılmaya çalışılıyor. Alevilere, Hıristiyanlara, Ezidilere, Süryanilere, Kürtlere, Türkmenlere, Kakailere, Berberilere, Şiilere, Sunnilere, kısacası kendisi gibi olmayan herkese karşı en vahşi katliamları yapmaya hazır vahşet örgütleri kol geziyor. Başta TC olmak üzere, bölgenin tüm devletleri ya bu çetelerle birlikte katliamlara katılıyor, ya da onların katliamları, vahşetleri için büyük destekler sunuyorlar.
       Suriye, Irak, Kürdistan, Filistin, Yemen, Libya, Mısır sahnede vahşetin, katliamın en vahşi örneklerinin sahnelendiği ülkelerin başlıcaları. Türkiye, Katar ve diğer Körfez emirlikleri, Suudi Arabistan, ABD ve İngiltere ise bu katliamların ve katliamcı örgüt ve devletlerin baş destekçileri.
       ABD emperyalizminin yeni stratejisi açıktır; bölgedeki genel kaosun sürmesi, halkların dinsel, ulusal, mezhepsel vd. açılardan mümkün olduğunca paramparça olması, demokratik birleşik mücadele zeminlerinin yok edilmesi, yarattığı IŞİD vb. vahşi örgütlerin katliamları ve saldırganlığı sonucu oluşan dehşet atmosferinde kurtarıcı olarak dilediği zaman bölgeye müdahale etme konumuna sahip olmak.
       AKP'nin yönettiği TC ve diğer işbirlikçi devletler ise ABD emperyalizminin bu yeni stratejisi ekseninde parçalanmayı derinleştirmeyi ve bölgesel güç konumuna yükselmeyi hedefliyorlar.
       Bu vahşet stratejisini bozan/bozacak olan tek şey ise; halkların birleşik demokratik mücadelesi. Kobane'nin ve genel olarak Rojava'nın ağır ve ısrarlı saldırılara hedef olmasının nedeni de budur. Bu durum, Ortadoğu haritasına bakan, savaşan güçlere bakan ve akıl ve vicdan sahibi olan herkesin görebileceği bir şeydir.
IŞİD'in, El Kaide'nin, El Nusra'nın ve daha pek çok vahşi örgütün ve barbar devletlerin görülmemiş bir katliam ve vahşetle kana boyadığı Ortadoğu coğrafyasında, Kobane ve Rojava, Kürdüyle, Süryanisiyle, Ermenisiyle, Türkmeniyle, Çeçeniyle, Arabıyla, Alevisi, Sünnisi, Hıristiyanı, Ezidisiyle tüm halkların ve inançların asgari bir demokratik zeminde kardeşçe yaşadıkları, kadınların özgür olabildikleri, faşizme, din tüccarlığına, her türden vahşet örgütüne karşı birleşmiş tek toprak parçasıdır. Bu küçük örnek, halkların, inançların, cinslerin asgari demokratik koşullar altında, halkçı bir temelde bir arada kardeşçe yaşayabileceklerini göstermektedir.
       Ortadoğu'yu ayrımcılığın, mezhepçiliğin, faşist milliyetçiliğin vahşet örnekleriyle paramparça edenlerin Rojava'nın kardeşlik, demokratik halkçılık örneğine tahammül etmeleri beklenemezdi. Ve daha ilk andan itibaren Rojava özellikle emperyalistler tarafından kurulan ve başta TC oligarişisi olmak üzere bölge gericiliği tarafından beslenen din tüccarı vahşet örgütlerinin saldırılarına maruz kaldı.
       Bu saldırganlığın son adımı Kobane saldırısıdır.
Ve Kobane haftalardır direniyor. Kürt halkının yiğit savaşçıları vahşet örgütlerine karşı, onların tanklarına, toplarına karşı ferdi silahlarla her gün onlarca şehit vererek halkların kardeşliğini savunuyor. Ortadoğu'da halklarımızın tek seçeneğinin vahşi bir mezhepçilik, vahşi bir din tüccarlığı, vahşi bir faşist milliyetçilik olmadığını tüm dünyaya gösteriyor.
       İşte bu nedenle, Kobane sadece Kürtlerin direnişi değildir, sadece onların kenti değildir. Kobane eşitlik, kardeşlik, özgürlük, dayanışma, demokrasi isteyen herkesin kentidir, herkesin direnişidir. Kobane ve Rojava, din tüccarlığına, mezhepçiliğe, faşist milliyetçiliğe karşı çıkan tüm insanlığın ortak yurdudur.
       ABD emperyalizmi kendi kurduğu vahşet örgütünü kontrol altına almak için sınırlı ve çoğu zamanda göstermelik hava saldırıları düzenliyor. Ve apaçık ilan ediyor; "önceliğimiz Kobane değil, petrol rafinerileri". ABD emperyalizmi ve işbirlikçilerinin tantanalı insanlığı kurtarma söylemleriyle kurduğu koalisyonun, insana dair hiç bir derdinin olmadığı/olamayacağı apaçık ifade edilmiş durumda. Onlar, kendi kurdukları IŞİD vb. vahşet örgütlerini durdurmak değil, sadece kontrol altında tutmak istiyorlar.
       AKP ve TC oligarşisi, Kobane'nin düşmesi için vahşet örgütü IŞİD'e desteğini sürdürüyor. Kobane'nin düşmesiyle ulusal demokratik Kürt hareketini zayıflatmanın hesabını yapıyor. Ardından Suriye topraklarına kara harekatı koşullarının oluşacağını ve Suriye yönetimini devirebileceğinin hayallerini kuruyor. Tayyip, önce Kürt, ardından Alevi katliamı yoluyla Ortadoğu'da sunniliğin önderliğini ele geçirebileceğini ve büyük bir din tüccarı devlet kurabileceğini sanıyor.
       Bütün bu vahşi hesaplar, Rojava halkının direnişine çarpmıştır. Direniş büyüyor. Başta Kuzey Kürdistan olmak üzere, Kürdistan'ın bütün parçalarında, Türkiye kentlerinde, Avrupa'da ve dünyanın pek çok kentinde Kobane ve Rojava halkıyla dayanışma ve ortak mücadele için milyonlar ayağa kalkmıştır.
       Kürdistan ulusal demokratik hareketinin talepleri çok açıktır;
- IŞİD vb. vahşi örgütlere TC tarafından verilen desteğin derhal kesilmesi,
- Kobane direnişine destek amacıyla Güney Kürdistan ve diğer bölgelerden gelecek yardımlar için bir yardım koridorunun açılması.
       Bu en temel ve insani talepler, AKP iktidarı tarafından reddedilmektedir. Tersine IŞİD canilerine verilen yardımlar devam etmektedir.
       Kuzey Kürdistan'daki serhıldanlarda şu ana kadar 20'ye yakın yurtsever şehit düşmüştür. Başta Amed, Siirt, Mardin, Hakkari olmak üzere, Kuzey Kürdistan'ın bütün kentleri serhıldanlarla direniş denizine dönüşmüştür. İstanbul, İzmir, Adana, Mersin ve pek çok Türkiye kentinde yurtsever Kürt halkı ve Türkiye halkının demokratik güçleri omuz omuza Kobane ve Rojava için direnmektedir.
       Rojava'da, Kobane'de yaşanan direnişde son sözü direnen Kürt halkı ve bölgenin tüm işçileri, emekçileri, demokratik, devrimci güçleri söyleyecektir. Özgürlük, eşitlik, kardeşlik, dayanışma, demokrasi ve sosyalizm isteyen herkes, "Kobani direnişi bizimdir" derse, buna uygun bir dayanışma ve ortak mücadele sergilenirse, bölgemiz Ortadoğu'ya musallat olmuş olan emperyalistlerin, işbirlikçi rejimlerin ve onların vahşet çetelerinin başarı şansı kalmayacaktır.
       Emek ve Özgürlük Cephesi bu bilinç ve iradeyle sesleniyor;
       Türkiyeli İşçiler, emekçiler!
Ortadoğu'yu cehenneme çeviren emperyalistlerin, AKP yönetimindeki Türkiye oligarşisinin ve çetelerin başarı kazandığı koşullarda insanca ve özgür bir yaşam olamaz. Senin ekmeğinden çalınan IŞİD'in barbar çetelerine verilmektedir. Kobane senindir! Kobane'de direnen yurtsever demokratik güçler senin özgürlüğün ve ekmeğin içinde direnmektedir. Kobane'ye sahip çık! Direnişe katıl!
       Kadınlar!
Direnen Kobane insanca, özgür bir yaşam için direnen kadınlar demektir. Kadınları satan, onları sadece bir mal olarak gören barbarlara karşı direnen Kobane senin için de direnmektedir. Kobane senindir! Kobane'ye sahip çıkmak, kadının insanca yaşam özlemlerine sahip çıkmaktır. Direnişe katıl!
       Aleviler!
Saflarınızda Kürt halkına karşı yaratılmaya çalışılan düşmanlığa dur demelisiniz. Mazlum Kürt halkının yenilmesi sizlerinde yenilmesi demektir. Düşman ortaktır. Kobane senindir! Kobane ve Rojava da direnen yurtsever Kürt halkı, ilk fırsatta sana da saldıracak olan barbarlara karşı direnmektedir. Kobane'ye sahip çıkmak, kendi haklarına, kazanımlarına sahip çıkmaktır! Direnişe katıl!
       Laikler!
Laik bir yaşam kültürünün, emperyalizmin kuklası olmuş TC'den, Nato'nun maşası ordu'dan veya başka bir yerden gelmeyeceği apaçık ortadadır. Ortadoğu'da laik ve demokratik yaşamın asgari koşullarının sağlandığı tek yer Rojava'dır. İnsanların inançlarını demokratik bir biçimde yaşadığı Kobane senindir! Kobane'ye sahip çık! Direnişe katıl!
       Samimi dindarlar!
Ortadoğu'da din adına vahşet yaratanlar, samimi dindarlar değildir, emperyalizmin ve işbirlikçi yönetimlerin barbar uşaklarıdır. İslamı kendi çıkarları için kullanan vahşi din tüccarlarıdır. Esir alınan kadınları, çocukları satmak, tecavüz etmek, insanları parçalamak, kendisi gibi olmayan herkesi barbarca yok etmeye çalışmak samimi bir dindarın işi olabilir mi? Kobane ve Rojava Ortadoğu'da tüm inanç sahiplerinin özgürce inançları yaşadıkları tek yerdir. Kobane senindir! Sahip çık! Direnişe katıl!
09.10.2014
       KOBANE DİRENİŞİ BİZİMDİR!
       FAŞİZME KARŞI KOBANE'YLE OMUZ OMUZA!
       ORTADOĞU FAŞİZME, EMPERYALİZME MEZAR OLACAK!
       BİJİ BERXWEDANA KOBENE! BİJİ BERXWEDANA ROJAVA!
       ROJAVA KAZANACAK! EZİLEN HALKLAR KAZANACAK!

       EMEK VE ÖZGÜRLÜK CEPHESİ

Gün Namus Günüdür!
Kobane İçin Her Şeyi Yapmanın Günüdür!

       Günlerdir AKP'nin desteklediği IŞİD saldırılarına karşı kahramanca direnen Kobane halkını katletmeye yeminli TC Oligarşisi, bu sabah üç tarafından kuşatılan Kobane'nin Mürşitpınar sınır kapısındaki askeri güçlerini çekip, bu alanı da IŞİD katillerine bırakarak Kobane'nin dört bir taraftan kuşatılmasını sağladı. Böylelikle askeri gücünü kullanarak Kobane'ye Kuzey Kürdistan halkının yardımını tamamen kestiği gibi direnen Kobane halkını da katillerin insafına bıraktı.
       Yaşanan ikinci bir Sabra Şatilla'dır. Sabra Şatilla'da Hristiyan Falanjistleri katliam yaptırmak için kampa salan İsrail güçlerinin başındaki Ariel Şaron neyse, Tayyip Erdoğan da odur. İnsanlık düşmanı, eli kanlı bir katilden başka hiçbir şey değildir.
       Gün, günlerdir ağır silahların, tankların topların ateşi altında kahramanca direnen Kobane için sokağa çıkma günüdür. Gün, işbirlikçi olmayan Kürde ölüm fermanını yazmış olan emperyalizmden, işbirlikçilerinden ve bunlarla birlikte hareket eden her kesimden hesap sorma günüdür. Gün, Direnen Kobane Halkı İçin Elden Gelen Her Şeyi Yapmanın Günüdür!
       Günlerdir ülkenin her köşesinde başlayan protestoları daha da yaygınlaştırmak ve bulunulan her alana yaymak, Kobane için yapılabileceklerin başlangıcıdır. Bu savaş bizim savaşımızdır. IŞİD, Adana'da halka karşı ilk kurşunlarını sıktı bile. Bu savaşın her cephesinde yer almak için tüm güçlerimiz seferber olmalıdır.
       Bugün (7 Ekim 2014) saat 20:00'de İstanbul'da Kadıköy Altıyol ve Taksim Galatasaray Meydanı'nda yapılacak olan gösterilerin yanı sıra tüm ilçelerde de AKP bürolarına yürüyüşler düzenlenecek. Ayrıca 9 Ekim günü HDP'nin İstanbul Saraçhane'de saat 14:00'te yapacağı yürüyüşe destek verilecek. Bugün yapılacak olan tüm eylemlerin listesi ise şöyle:
       İSTANBUL
Bağcılar DBP önü saat 14:00
Beşiktaş Kartal saat 18:00
Kadıköy Boğa saat 12:30
Sultangazi DBP ilçe örgütü saat 13:00
Esenler Dörtyol Meydan saat 15:00
Şirinevler Meydan saat 15:00
Sarıgazi HDP önü saat 17:00
Gaziosmanpaşa DBP önü saat 15:00

       Diğer İller:
İzmir Konak Eski Sümerbank önü saat 16:00
Ankara Sakarya caddesi 15:00
Adana İnönü parkı saat 16:00
Artvin Hopa Meydan saat 13:00
Çorum Özdoğanlar Kavşağı saat 18:00
Antalya Kapıyol Halkbank önü saat 14:00
İzmit Merkez Bankası önü saat:14.00
Bursa Kent meydanı 14:00
Gemlik Dereboyu Taşköprü saat 18:00
Antakya Eğitim Sen önü 14:00
Marmaris Atatürk heykeli önü 19:00
Eskişehir Adalar Miğros önü saat 14:00
Batman DBP il örgütü önü saat 12:00
Mersin Özgür Çocuk Parkı saat 17:00
Tarsus Yarenlik alanı saat 15:00
Yalova DBP önü 13:00
Van Sebze hali kavşağı saat 13:00
Siirt DBP il örgütü önü saat 14:00
Dersim Sanat Sokağı saat 17:30
Bingöl DBP il merkezi önü 13:00
Elazığ DBP il merkezi saat 12:00
Denizli Çınar Meydanı saat 11:00
Çorum Özdoğanlar Kavşağı saat 18:00
Amasya Anıt önü saat 15:00


       EMEK VE ÖZGÜRLÜK CEPHESİ

İstanbul'da İşçi Katliamı:
10 İşçi Katledildi

       İşçi katliamları sürüyor. İstanbul Mecidiyeköy'deeski Ali Sami Yen Stadyumunun ve Tekel Likör Fabrikasının bulunduğu araziye yapılan Torun Center adlı Rezidans inşaatında 6 Eylül günü inşaat asansörünün 32 kattan yere çakılması sonucu asansörde bulunan 10 işçi parçalanarak yaşamını yitirdi. İnsanlık dışı koşullarda yaşayan ve çalıştırılan işçiler, yaşamak için çalışmak zorunda olan işçiler, tıpkı Soma'daki sınıf kardeşleri gibi "yaşamak için" öldüler. Mantıkta böyle cümlelere "paradoks" denir. Ama kapitalizm öylesine mantık dışı bir sistemdir ki paradoksları bitmez. Güya suçluları yakalamak için son sistem silahlarla ve teklonojik araçlarla donatılmış olan polis güçleri, bu cinayeti protesto edenlere saldırır. Sömürücü katil sistemin basındaki uşakları "olay" sonrasında "güvenlik önlemlerinin artırıldığını" yazar. Sözkonusu olan patronların güvenliğini sağlayan polislerin oraya yığılmasıdır. Sağlık ekibinden, kurtarma ekibinden çok polis görürsünüz cinayet yerinde. Kapitalizmin işçilere verebileceği başka bir şey de yoktur zaten: sadece yaşamını sürdürebilecek bir ücret, polis copu, biber gazı, işkence ve ölüm.
       Ülkemizde yaşanan durum diğer kapitalist ülkelerde yaşananların daha ötesindedir. Ülkemizde işçi sınıfının mücadelesinin zayıflığı ve dağınıklığı, sendikaların çoğunlukla sistem içi "uzlaşma" mekanizmaları haline getirilmesi işçi sınıfına siyasal önderlik yapma iddiasındaki devrimcilerin, sosyalistlerin zayıflığı ve dağınıklığı gibi unsurlar yaşanan katliamlar karşısında hesap sorma hareketlerinin de yeterli toplumsal etkiye ulaşamamasını beraberinde getirmektedir.
       Tüm dünyada egemen olan neo-liberal sömürü modelinin ülkemizde bu denli vahşice uygulanabilmesini sadece devlet baskısı, polis terörü ile açıklamanamaz. Bu mekanizmalar elbette etkilidir ama bunların para etmediğini sınıf mücadelesi tarihi defalarca göstermiştir. Neo-liberal politikalar sonucu "sosyal devlet" uygulamalarının birer birer tasfiye edilmesi yıllardır bilinen, yazılan bir gerçek. Özellikle AKP iktidarı döneminde ise ortadan kaldırılan bu uygulamaların yerini çok daha ideolojik farklı mekanizmalar almıştır. Daha Turgut Özal döneminde Fak Fuk Fon (Fakir Fukaraya Yardım Fonu) ile başlayan ve yeşil kart ile devam eden bu tarz, AKP döneminde çeşitlenerek, zenginleşerek ve ideolojik anlamda da derinleşerek yeni bir toplumsal kontrol mekanizmasına dönüşmüştür. Deyim yerindeyse suni dengeye yeni bir unsur olarak eklenen bu mekanizmalar Deniz Feneri, evde bakım hizmetleri, kömür, erzak dağıtımı, bakıma muhtac olanlara ve onlara bakacak olanlara maaş bağlanması gibi birçok "sosyal devlet" uygulamasını "şükretme" şartına bağlayarak siyasi-ideolojik bir silah haline getirmiştir.
       Sendikal hakları ve örgütlülükleri her geçen gün gerileyen işçi sınıfı, bu farklı mekanizmalar aracılığıyla sisteme ideolojik ve politik olarak boyun eğmek şartıyla yaşamını sürdürebilecek, ya da biraz daha nefes alabilmesini sağlayabilecek bu olanaklar aracılığıyla kendisini iliklerine kadar sömüren ve öldüren bu sisteme "duacı" hale getirilmiştir.
        Bu katliam sisteminde bir toplu cinayet daha yaşandı. Daha Soma katliamı belleklerden silinmeden yaşanan bu katliam sonrasında da herkes elinden gelen her şeyi yapıyor, yapacak. Ancak mevcut sınıf iktidarının toplumda oluşturduğu bu yeni tipteki denetim ağını parçalayacak, en azından zayıflatacak yeni ideolojik-politik araç ve yöntemler geliştirilmeksizin bu "makarna kömür dağıtım sisteminin dıştaladığı" kitlenin dışında bir etki alanı oluşturmanın güçlüğü de ortada. Bu koşullarda ideolojik mücadelenin önemi ve etkisi tekrar kendini gündeme getirmek zorunda. Çünkü böylesine bir kuşatmayı yarabilecek yegane güç (daha etkin bir sosyal yardım mekanizmasını kendimiz oluşturamayacağımıza göre; çünkü biz onlar gibi zengin değiliz) ideolojik ve örgütsel güçtür.
       Bu mücadelenin sonuç alabilmesi için ise bu mücadeleyi yürütecek olanların ideolojik donanımlarının buna yeterli olması gerekir. Yaşayabilmek için bu mekanizmalara muhtac olan insanları rencide etmeden, suçlamadan, yapılmakta olanın politik anlam ve içeriğini deşifre eden ve bu sistemin bizleri nasıl katlettiğine vurgu yapan bir çalışma, ancak uzun vadede sonuç alabilcektir. Ancak sistemin ideolojik tekelini, bu ideolojinin toplumsal dokuya her geçen gün daha fazla nüfuz etmesinin önüne geçmenin tek yolu da budur. Kaba bir ekonomik, siyasal teşhir yer yer çok çarpıcı olsa da, insanların inanç sistemlerinin nasıl sömürü malzemesi olarak değerlendirildiğini basamak basamak izleyerek gözler önüne seren bir mantık mekanizması başlangıçta belirttiğimiz "mantıksızlığın" yerini almadıkça dengelerin değişmesi kolay olmayacak.
       Karşımızda ciddi bir iç tutarlılıkla örülmüş bir ağ var. Bu ağı en zayıf noktasından tutup parçalamaksızın yaşanacak yeni katliamlar karşısında benzer protestolar, tepkiler ve TOMA-biber gazı kuşatmasında herkesin "kendi üzerine düşen görevi yaptığı duygusuyla" giderek sönümlenecek bir mücadele hattıyla sınıfın yaşamına ulaşabilmemiz ve bu temaslardan kalıcı sonuçlar çıkarabilmemiz daha da güç olacaktır. Sözkonusu ideolojik mücadele ise sistemi hedef alan ve çözüm olarak devrimi, sosyalizmi gündeme getiren bir mevcut hükümetin teşhiriyle yetinen bir noktada kaldıkça asla kalıcı sonuçlara ulaşamayacaktır. Ölüme karşı yaşamı, sömürüye karşı adaleti, baskı ve zulme karşı özgürlüğü savunmanın, kısacası insanlığı savunmanın yolu buradan geçmektedir.

Didar Abla
Mezarı Başında Anıldı

       12 Eylül sonrasında başta cezaevlerindeki insanlık dışı koşulların, işkence ve katliamların durdurulup sorumlularından hesap sorulması ve tüm bunlara karşı direnişleriyle insanlık onurunu ayakta tutan devrimci tutsaklara sahip çıkılması mücadelesini örgütleyen bir avuç devrimci tutsak yakınının en önünde yürüyen, onlara her adımda cesaret ve coşku veren; ve bu başlangıç noktasını 12 Eylül cuntasının tüm anti-demokradik uygulamalarına karşı bir mücedele hattına yükselterek İnsan Hakları Derneğinin kurucuları arasında yer alan Didar Ablamızı 1 Eylül 2014 pazartesi günü, mezarı başında andık. O dönemde yanında olan yoldaşlarıda bu onurlu günde bizimle birlikteydi. Saat 12.30'da mezarı başında Emek ve Özgürlük Cephesi pankart ve filamalarıyla anma gerçekleştirdi. Anma bir dakikalık saygı duruşu ile başladı, Didar Şensoy ölümsüzdür, yaşasın devrimci mücadele, devrim şehitleri ölümsüzdür sloganları atıldı. Basın metni ve şiirlerle anma sona erdi. Devrimci mücadelenin kadın önderlerinden olan Didar ablamızın döneminde yanında olan yoldaşları bizlere Didar Şensoy’la ilgili anılarını paylaştılar.
        İnsanlık tarihinde ışıklı günler için çarpışmış, mücadele etmiş sayısız kadınlar vardır. Bunlar arasında 1871 tarih komunü’nün barikatlarda korku ve bezginlik bilmeyen kahraman öğretmen Lause Michel ve Paris komünü için savaşan rus kadını Elizabeth Dimitriev, I. Dünya Savaşı sırasında Almanya genel kurmayının emriyle katledilen Rosa Luxemburg, Proleter Enternasyonalizim timsali J.Annelabourbe, Arjantin’de cunta sırasında ortadan kaybolan çocuklar için mücadele eden Plaz de Maya Anaları, Bolivya’da maden direnişlerinde ön saflarda yer alan, olmadık eziyet ve işkencelere uğramış DAMİTİLA, NİKARAGUA’da SANDİNONUN KIZLARI, II. Dünya savaş’ında Nazi işkalcilerine karşı yiğitçe direnen partizan TANYA ilk akla gelen insanlığının kartallarıdır.
        İşte Didar Şensoyda böyle bir kartaldı. O bütün Türkiye devrimcilerinin anısında aziz olmakla kalmayacak, insan onurunu korumak mücadelesinde gelecek kuşaklara örnek olacaktır. Onun en koyu baskı, işkence ve karanlık günlerde ” Dayanın Aslanlarım, Dayanın Yiğitlerim, Boyun Eğmeyin ” diyen sesi insan onurunu yaşatma mücadelesini yürütenlerin her zaman kulaklarında olacak ve yol gösterecektir.
        Hepimizin annesi, ablası ve kardeşi olan Didar Şensoy, onurlu ve ölümsüz bir kavganın unutulmayacak olan alevidir.
        Bu bir tarihtir.
       Didar Şensoy ismi Türkiye’nin bir döneminin içinde kendince bir yeri tutar. Bu dönem generaller çetesinin ülkeyi kana buladığı bir dönemdi. Bütün ülkenin kocaman bir işkence haneye çevrildiği, dar ağaçlarında halkın en yiğit çocuklarının katlediğildiği, cezaevlerinin dolup taştığı günleri yaşıyorduk. Toplumsal muhalefetin kitlesel biçimleri ve örgütleri ezilmiş, devrimciler büyük darbelerle sarsılmışlardı.
        Bugün anti-militarist kabadayılıklar yapan basın tekelleri cunta şakşakcılığı içinde gırtlaklarına kadar batmışlar, burjuva aydın takımı ise fırtanın geçmesini yüzkızartıcı bir sessizlikle bekliyorlardı.
Bu ortamda içi-yüreği yanmış bir avuç insan sokaklaradaydı.
Bir avuç dertli insan, oğullarının, kızlarının ardından hapishane hapishane, karakol karakol koşuşturuyorlardı. Yaralı kartallar gibi zulüm yuvalarının üzerinden uçuyordu.
        Önce kendi dertlerinin peşinde koşuyorlardı. Daha sonra, yavaş yavaş kendi oğullarını, kızlarını bir büyük ailenin parçası olduğunu farkettiler ve sonra, bir gün kendilerininde o büyük ailenin bir parçası olarak gördüler. Yağmur, çamur, hakaretler, coplar ve ölüm tehditleri onları yıldıramadı. İnatla ve inatla zulmün üstüne üstüne yürüdüler.

       ONLARA BORÇLUYUZ !
       Devrim davasının, özgürlük davasının bu yılmaz savaşçısına çok şey borçluyuz.
       VE DİYORUZKİ DİDAR ABLA

SOYLU ANILI KUŞANARAK
SAVAŞACAĞIZ !
ZAFER HESABINI SORMANIN
GERÇEK BEDELİ OLACAK…
SAVAŞIMIZDA YAŞAYACAKSIN !
SAVAŞIMIZDA YAŞANACAKSIN !
       EMEK VE ÖZGÜRLÜK CEPHESİ

Aydın Sıral Yaşamını Yitirdi

       12 Eylül öncesinde Devrimci Sosyalist Hareketimizin saflarında yer alan Aydın Sıral, yaşamını yitirdi. Aydın Sıral'ın cenazesi 22 Ağustos 2014 cuma günü Büyükçekmece Merkez Camisinden, öğle namazının ardından alınarak Kasımpaşa Kulaksız Mezarlığında toprağa verilcek.

Rojova ve Şengal Halkıyla Dayanışmayı Büyütelim

       Başta ABD olmak üzere, tüm emperyalistlerin Ortadoğu'yu kendi çıkarları doğrultusunda dizayn etme planları vahşi kanlı adımlarla sürüyor.

       Filistin, Lübnan, Suriye, Rojava, Irak ve şimdi de Güney Kürdistan bu kanlı planların ürünü olan vahşetle sarsılıyor. Emperyalistler bölgemiz Ortadoğu'nun ulusal, dinsel, mezhepsel ve benzeri her açıdan sürekli eşitsizlikler, çatışmalar ve kaos içinde kalmasını ve böylece işbirlikçilerini diledikleri gibi yönlendirmeyi, bölge halklarını kendi "insani yardımları"na muhtaç bırakmayı, kendilerini "huzuru" sağlayacak "yardımsever" son çare olarak göstermeyi hedefliyorlar.

       IŞİD Nedir? Kimler Yaratmıştır? Onunla Ne Yapılmak İsteniyor?

       Bu noktada, Suriye ve Rojava'da, Irak ve Güney Kürdistan'da kullandıkları en son araç kendini Irak Şam İslam Devleti (IŞİD) yada (İD) olarak tanımlayan vahşi bir çete.

       Tüm kamouyunun apaçık gördüğü üzere, IŞİD çetesi kuran, büyüten ve destekleyen ana güç ABD emperyalizmidir. Türkiye, Katar ve Suudi Arabistan gibi bölgesel gerici faşist işbirlikçi devletler ise IŞİD çetesine her türlü yardımı sağlayarak onun gelişmesinin önünü açıyorlar.

       ABD emperyalizmi, IŞİD aracılığıyla Suriye'deki gerici, faşist çete güçlerinin en azından büyük bir bölümünü toparlamayı, Irak'da mevcut Irak devleti tarafından kontrol edilemeyen sunni Arap bölgelerinden başlayarak, Suriye'yi de kapsayan birleşik yeni, vahşi bir sunni Arap devleti yaratmayı hedefliyor. Aynı zamanda, Kürtlerin Rojava Kürdistanında yarattığı ve bölge açısından yegane demokratik halkçı iktidarlaşmanın kendisi için yaratabileceği tehlikeleri tasfiye etmeyi planlıyor. Bunların mümkün olamadığı koşullarda ise yarattığı bu canavarın oluşturduğu kaos ortamından yararlanarak, bölgedeki bütün ülkeleri ve güçleri istikrarsızlaştırmayı, dilediği zaman ve biçimde kendi müdahalelerine açık hale getirmeyi hedefliyor.

       Katar ve Suudi Arabistan gibi işbirlikçi faşist devletler, IŞİD çetesini destekleyerek bir yandan ABD emperyalizminin aşağılık kuklaları olarak ona hizmet ediyorlar. Diğer yandan, İŞİD çetesine ve oluşturdukları başkaca gerici-faşist çete gruplarına verdikleri destekle, Arap baharı ile birlikte bölgede oluşan demokrasi ve özgürlük istemlerini, bölgede oluşabilecek her türlü demokratik seçeneği boğmayı, bölgeyi mezhepler temelinde kutuplaştırmayı ve sunni mezhebine dayalı, kendilerinin başını çekeceği bir blok oluşturmayı hedefliyorlar.

       TC ve onun egemen partisi AKP'de Katar ve Suudi Arabistanla benzeri plan ve hedeflerle IŞİD'in baş bölgesel destekçisi konumundadır. AKP;
       - ABD emperyalizminin bölgesel planlarına destek vermek,
       - IŞİD veya başkaca vahşi çeteler eliyle oluşacak sunni devletini kontrol ederek bölgede mezhepsel temelde oluşacak kutuplaşmaya önderlik etmek
       - ve tabii ki daha özel bir hedef olarak Rojava Kürdistan'ında Kürt ulusal demokratik hareketinin yarattığı halkçı demokratik seçeneği yok ederek, Kürt ulusunun ulusal demokratik mücadelesine ağır bir pratik ve moral darbe vurmak için
       IŞİD çetesine büyük bir destek sağlıyor.

       Halklarımız, emperyalizmin ve yerli işbirlikçilerinin IŞİD eliyle yarattığı vahşet ve korkuya teslim olmadı, olmuyor! Vahşet ve rezil saldırganlık kahramanca direnişle karşılığını buluyor!

       Her türden insani değerden, kuraldan yoksun olan ve bunu da apaçık ilan eden IŞİD çetesi Suriye'de başta Arap Aleviler olmak üzere kendisi gibi düşünmeyen herkese karşı kafa kesme, tecavüz, toplu katliam vb. en vahşi biçimde saldırıyor. Suriye devletinin sınırları içinde kalan Rojava Kürdistan'ı ise bu saldırılara en yoğun biçimde maruz kalan bölgeyi oluşturuyor. Rojava halkı ve onun silahlı direniş gücü YPG, kahramanca direnişlerle IŞİD çetesine karşı koydu onları püskürtüyor ve pek çok bölgeden söküp atıyor. Direniş hala sürüyor.

       Suriye ve Rojava Kürdistan'ında şimdilik bozulan planlar ve oyunlar, Irak'da ve Güney Kürdistan'da daha vahşi biçimler altında yeniden gündemde.

       IŞİD Çetesi Neden Yeniden Irak ve Güney Kürdistan'ın Üzerine Salındı?

       Ortaya çıkan belgeler, ABD emperyalizminin önderliğinde Suudi Arabistan, Türkiye, Ürdün gibi bölgesel işbirlikçi güçlerin ve IŞİD, Saddamcı güçler vb. gerici-faşist Iraklı grupların katılımıyla bir süre önce Ürdün'de bir toplantı yapıldığını ortaya koyuyor. Rojava halkının büyük direnişiyle gerileyen, barbar IŞİD çeteleri bu toplantı da alınan kararlar doğrultusunda, bu kez Musul başta olmak üzere Irak'ın sunni bölgelerine yönlendirildi. IŞİD çeteleri yanlarına aldıkları diğer yerel gerici faşist güçlerle birlikte, Irak'ın sunni bölgelerinde hiç bir itibarı ve otoritesi kalmamış olan, mezhepçi ayrım yapan çürümüş şii Irak hükümetinin güçlerini Musul başta olmak üzere pek çok sunni Arap kentinden doğal olarak kısa sürede ve eşine az rastlanan bir vahşet örneği yaratarak söküp attı. Binlerce şii Arap'ı, Türkmen'i ve esir askeri kurşuna dizerek, başlarını keserek katletti. Yüzbinlerce insan en ağır koşullarda evlerini terk etti. Sadece bu da değil, binlerce yıldır bölgede yaşayan yüzbinlerce Hıristiyan Arap ve Süryani de sadece Hıristiyan oldukları için topraklarından atıldılar. Yüzlerce Hıristiyan katledildi.

       Son bir haftadır IŞİD çeteleri yüzlerini Güney Kürdistan'a dönmüş durumda. Güney Kürdistan'ın bir parçası olan, ancak ABD emperyalizmi ve gerici Irak hükümeti tarafından Federal Kürt bölgesinin sınırları dışında tutulan Kerkük, Şengal, Mahmur ve Diyala bölgeleri, IŞİD çetelerinin yoğun saldırısı altında.

       Musul'da kazandıkları alanları Güney Kürdistan'a doğru büyütmeye çalışan IŞİD çeteleri, Ezidi Kürtlerin yaşadığı Şengal bölgesine dönük büyük bir saldırı başlatmış durumda. Hemen ardından, 1990'lı yıllarda TC'nin yürüttüğü kirli savaşta köyleri yakılarak göçe zorlanan onbeş bin civarındaki Kuzey Kürdistanlının göç ederek yerleştiği Mahmur bölgesine saldırı başlatıldı. Ezidi Kürtlerin yaşadığı kasabaları ve bir çok köyü ele geçiren IŞİD çeteleri büyük bir katliamın startını da verdiler. Şu ana değin üç bine yakın Ezidi Kürt katledilmiş durumda. 500'ün üzerinde kadın cariye yapılmak ve satılmak üzere kaçırıldı. Mazlum Ezidi halkından yüzbinlerce insan aç, susuz dağlara sığındı. Tam bir insanlık trajedisi yaşanıyor. Yüzlerce kadın, çocuk ve yaşlı insan açlık ve susuzluk sonucu yaşamını yitirdi, yitirmeye devam ediyor. Rojava'nın direniş gücü YPG, ardından HPG güçlerinin saldırıya karşı Şengal bölgesine gelerek direnişi başlatmasıyla birlikte, faşist barbar IŞİD güçleri şimdilik durduruldu. IŞİD çeteleri, saldırıyı başlattığında kaçan peşmerge güçleri, YPG ve HPG'nin bölgeye gelerek direnişi başlatması ve bölge halkını Şengal Direniş Birlikleri içinde özsavunma gücü olarak örgütleyip direnişi büyütmesinin ardından geri dönerek direnişe katılmış durumdalar.

       IŞİD Çetesinin Kendi Hesapları Nedir?

       Emperyalistlerin ve bölgesel gerici-faşist devletlerin IŞİD vb kontra örgütler kurarak yaptığı hesaplar hiç bir zaman tam olarak tutmamıştır. Bu tür silahlı kontra çeteleri hiç bir zaman onu yaratanlar tarafından tam olarak kontrol edilememiştir. IŞİD gibi kontra örgütlerin güçlendiklerinde, kendilerini kuran ve destekleyen emperyalistlerin ve işbirlikçi devletlerin planlarının dışında daima kendi özel hesapları da olmuştur. Bu tür hesapların bir sonucu, kendisine sınırsız destek veren TC'nin Musul Konsolosluğunu basarak 49 görevliyi rehin almasıdır. TC'nin herhangi bir nedenle kendisine verdiği desteği kesmesini bu yoldan önlemeyi hedeflemiştir. Bölgedeki tüm vahşi gerici örgütlerin destekçisi olan, sağa sola efelenen Tayyip'in eli kolu bir anda bağlanmıştır. Ezidi Kürtlerin yaşadığı Şengal'e, Kuzey Kürdistan'dan göçerek Mahmur'a yerleşen ve demokratik halkçı nitelikler taşıyan halka, ardından Hıristiyan kenti Karakuşa'a saldıran faşist IŞİD'in bu vahşi adımlar üzerinden yaptığı hesap ise, Rojava ile sınır olan Şengal bölgesini ele geçirerek Rojavayı kuşatmak, Mahmuru ele geçirerek yurtsever halka korku salmak ve mümkünse Hewler ve daha ilerisine doğru ilerleyerek egemenlik alanını büyütmektir.

       ABD Emperyalizmi Neden IŞİD'e Küçük Çaplı Saldırılar Düzenliyor?

       Güney Kürdistan'daki Barzani yönetiminin bölge petrolünü Türkiye üzerinden satma, bağımsızlık ilanını gündeme alma vb. gibi adımlarını, "başına buyruk" davranışlar ve kendi kontrolünü ve planlarını bozan durumlar olarak gören ABD emperyalizmi başlangıçta IŞİD'in Güney Kürdistan'a saldırılarını sessizce izleyerek, Barzani'nin yardım çağrılarına kulağını tıkayarak IŞİD'e zımni destek verdi. Ancak, Ezidi ve Hıristiyan halka yönelik yaşanan katliamın dünya kamuoyuna mal olmaya başlaması ve daha da önemlisi Rojava'nın ve Kuzey Kürdistan'ın ulusal demokratik halkçı direniş güçleri YPG ve HPG'nin bölgeye giderek büyüyen bir direniş başlatması üzerine, ABD emperyalizmi "yardımsever", "demokratik" büyük güç olarak "harekete" geçmeye karar verdi. Yurtsever demokratik halkçı güçlerin direniş inisiyatifini almaları ile birlikte, emperyalistlerin, bölge gericiliğinin ve IŞİD çetelerinin hesabı bozulmuş, saldırı siyaseten geri tepmiştir.

       Güney Kürdistan'daki Barzani yönetimine ders vermek isterken, kendileri için çok daha tehlikeli olan demokratik halkçı seçeneğin büyümesi imkanları açılmıştır. Rojava ve Kuzey Kürdistan'da zaten oldukça büyük bir halk desteğine ve örgütlü güce sahip olan Kürt ulusal demokratik hareketi Güney Kürdistan'da, ABD emperyalizmi ve bölgesel gerici-faşist güçler ile işbirliği içindeki Barzani güçleri tarafından sürekli sınırlanmış ve pek çok kez saldırıya da maruz kalmıştır. Emperyalist ve bölgesel gerici-faşist güçler, yurtsever halkçı Kürt ulusal demokratik güçlerin Şengal ve Mahmur direnişini örgütleyerek Güney Kürdistan'da prestij kazandığını ve onları sınırlayan Barzani'nin bu sınırlamaları sürdüremediğini görmüşlerdir. Tam da bu noktada, ABD emperyalizmi IŞİD'e yönelik sınırlı hava saldırılarını gerçekleştirdi. Barzani yönetimine desteğini açıkladı ve sınırlı silah desteği sağladı. IŞİD'e yönelik bu sınırlı saldırıların arkasında esas olarak yurtsever demokratik güçlerin direniş başlatarak inisiyatif ele geçirmelerini engelleme, en azından gölgeleme ve Barzani güçlerini yeniden aktifleştirme ve öne çıkarma çabası vardır. IŞİD'e verdikleri desteği gizleme, onun engellenmesinde kendilerinin de pay sahibi olduğu imajını yaratma isteği vardır. Dahası IŞİD çetesine de artık dur, Irak'da sunni Arap bölgesinin dışına fazlaca taşma denilmiştir. Aynı oyun, IŞİD çeteleri Musul'u ele geçirirken de oynanmıştı. ABD emperyalizmi Musul'un ve pek çok sunni Arap kentinin IŞİD çetesi tarafından ele geçirilmesini sessizce izledi. İşbirlikçi şii Irak hükümetinin yardım taleplerine cevap dahi vermedi. Ancak ne zaman ki, IŞİD Irak'ın başkenti Bağdat'a yaklaştı, hem şii hükümet gerekli dersi aldığı için, hem de IŞİD'e dur mesajı vermek ve dünya kamuoyuna IŞİD çetelerine karşısında sessiz kalmadığını göstermek için şii Irak hükümetine çok sınırlı bir destek verildi. Patronun kim olduğu, "büyük kurtarıcı"nın kim olduğu, herkesin sınırlarını belirleyenin kim olduğu gösterilmişti. Şimdi bu bu oyunun Güney Kürdistan versiyonu oynanmaya çalışılmaktadır.

       Emperyalist Plan ve Oyunların Çarptığı Duvar Neresidir?

       Emperyalistlerin ve bölgenin gerici-faşist devletlerinin bu saldırganlığı, oyunları Rojava'da, Şengal'de, Mahmur'da yurtsever halkçı Kürt ulusal demokratik hareketinin, YPG ve HPG'nin kendi özgücüne güvenerek başlattığı direniş duvarına çarpmıştır.

       Direniş ve Dayanışma Halkların, Emekçilerin En Büyük Silahıdır!

       Rojava'daki halkçı demokratik iktidar ve direniş güçleri Güney Kürdistan'a umut oluyor. Halkçı yurtsever demokratik direniş Güney Kürdistan'da Şengal'de, Mahmur'da boy veriyor. Unutmayalım, bölgemiz Ortadoğu'da bugün kendi özgücüne güvenerek halkçı, demokratik bir iktidarın filizlendiği tek yer Rojavadır. Rojava bölgemizde yaratılmak istenen karanlıklar denizinde direnen, kökleşen yegane ışıklı alandır. Onu desteklemek, demokrasi ve özgürlük isteyen her insan için bir görevdir.

       Direniş büyüyerek sürüyor. Ancak tehlikede sürüyor. Rojava halkına, Ezidi Kürt halkına, Hıristiyan Arap ve Süryani halkına, Şii Türkmenlere, demokratik özgürlükçü güçlere yönelik katliamlar henüz sona erdirilebilmiş değildir.

       Katliamcı çetelere dur demek için, var gücümüzle bölgedeki halklarla dayanışmamızı büyütelim! Dayanışmaya dönüşmeyen, öfkenin hiç bir anlamı yoktur. Aç susuz, saldırı altında hayatta kalmaya çalışan çocuklar, kadınlar, yaşlılar, tüm insanlarımız için her birimizin, hepimizin yapacağı küçük büyük bir dayanışma biçimi mutlaka vardır. Her türlü dayanışma biçimiyle halklarımızın yanında olalım!

       Rojava, Şengal, Mahmur için yaptığımız her dayanışma pratiği emperyalizmin bölgedeki kanlı oyunlarını bozan bir yumruk olacaktır.

       Rojava, Şengal, Mahmur için yaptığımız her dayanışma pratiği, IŞİD çetelerini destekleyen gerici-faşist AKP politikalarının ülke içindeki ve bölgemizdeki barbar planlarına, hayallerine vurulmuş bir darbe olacaktır.

       Rojava, Şengal ve Mahmur için yaptığımız her dayanışma pratiği Türkü, Kürdü, Arabı, Çerkezi, Lazı, Boşnağı, Pomağı, Süryanisi, Ermenisi, Sünnisi, Alevisi, Ezidisi, Hıristiyanı tüm halklarımızın, inanç sahiplerinin, emekçilerin, işçilerin, yoksulların, ezilenlerin demokratik, özgür ve insanca bir yaşamı birlikte kurmaları için tuğla olacaktır.

       IŞİD, EMPERYALİZMİN VE BÖLGE GERİCİLİĞİNİN VAHŞİ, BARBAR ÇETESİDİR!

       HALKLARIMIZ KORKU VE VAHŞETLE TESLİM ALINAMAYACAK!

       YAŞASIN ROJAVA, ŞENGAL VE MAHMUR DİRENİŞİ!

       YAŞASIN HALKLARIN KARDEŞLİĞİ VE DAYANIŞMASI!

       EMEK VE ÖZGÜRLÜK CEHPESİ

       EMEK VE ÖZGÜRLÜK CEPHESİ / AVRUPA İNİSİYATİFİ

Basına,
Devrimci-Demokratik Kurumlara
ve Halklarımıza

       Nurtepe'den başlayarak daha sonra Gazi, Okmeydanı ve Sarıgazi gibi bölgelere de sıçrayan olayları kaygıyla izlemekteyiz.
       En son bu çatışmalı ortamda 16 yaşında bir gencimizi kaybettik.
       Son yıllarda, benzer olaylar yaşanmakla birlikte, sonuçları itibariyle en ağır olan olay bu oldu.
       Biz Emek ve Özgürlük Cephesi ve Barikat Dergisi olarak, devrimci-demokratik kurumlar arası ilişkilerin sağduyu, diyalog ve siper yoldaşlığı çerçevesinde yürütülmesi gerektiğini düşünüyoruz. Yine bu kurumlar arasında çıkan sorunların da aynı anlayışla çözülmesi gerektiğine inanıyoruz.
       Aksi yöndeki davranışlar ve açıklamalar provokasyona ve devletin müdahalesine açık ortamlar yaratmaktadır. Bugün yaşanan da budur.
       Bu yaklaşımdan hareketle Halk Cephesi ve HDP'yi birbirlerine yönelik olarak uyguladıkları şiddeti kayıtsız şartsız durdurmaya, en azından bundan sonrası için sağduyulu ve diyaloğa açık bir tutuma davet ediyoruz. Sorunlar bir anda köklü olarak çözülemese bile öncelikli adım, tüm devrimci harekete zarar veren bu durumun derhal sona erdirilmesi olmalıdır. Bu halklarımıza karşı da bir sorumluluktur. Gerek bu adımın atılması, gerekse de hiç yaşanmaması gereken bu sorunun ortadan kaldırılması için üzerimize düşen neyse yapmaya hazırız.

        Emek ve Özgürlük Cephesi-Barikat Dergisi

                                                        1 Ağustos 2014

Yaklaşan Seçimler...

       Bir kez daha bizleri sandık başına çağırıyorlar. Hayatın diğer her alanlarında susturulan, politika yapma olanakları her geçen gün biraz daha daraltılan, bırakalım politika yapmayı, yaşaması bile her geçen gün daha da zorlaşan milyonlara "bahşedilen" biricik "demokratik hak" olarak görülen genel oy hakkı, bu defa da cumhurbaşkanlığı seçimleri için kullanılacak.
       Soma'daki katliamdan kurtulan işçiler, onca afra tafradan sonra çıkarılan torba yasada yaşam odaları kanunen zorunluluk olarak getirilmeyip yönetmeliklere havale edildiğinden, Türkçesi işverenin insafına bırakıldığından (o da yaşam odası olarak değil de ihtiyaç halinde işçilerin birkaç saat daha yaşayabilmelerini sağlayacak malzemelerin bulunacağı odalar olarak… O işe yaramaz malzemelerden Soma işçilerinde zaten vardı ve ne işe yaradıkları katliamla ortaya çıkmıştı) bu haliyle yeniden kömür ocaklarına döndüklerinde ölmez, sağ kalırlarsa bu haklarını kullanabilecekler.
       Artık her gün kaç kadının öldürüldüğü üzerine farklı rakamların ortalıkta dolaştığı bu topraklarda yaşamın yarısı olan kadınlarımızdan kaç tanesi erkek-egemen kültürün ve onun en örgütlü ifadesi olarak yasaları, polisi ve yargısıyla devletin ölümcül şiddetinden paçasını kurtarırsa bu hakkını kullanabilecek.
       Daha Roboski katliamının hesabı sorulmadan, bir kişi bile bu katliamdan dolayı cezalandırılmamışken bu defa da adına IŞİD dedikleri kiralık katil sürüleri eliyle Ortadoğu'nun yegane özgür yaşam vahası Rojova Devrimini boğmaya çalışanlara karşı dişiyle tırnağıyla direnen; ve direnişinin bedelini kanıyla, canıyla ödese de asla özgür yaşama iradesinden taviz vermeyen Kürt ulusunun yiğit evlatlarından kaç tanesi sağ kalabilirse bu hakkını kullanabilecek.
       Kendi yaşamına, kentine, kültürüne, doğasına sahip çıktığı için, mevcut sınıf iktidarının kendisine dayattığı, sermayeye hizmetten başka bir anlamı olmayan tüm uygulamalara hayır dediği için, özgürlük ve demokrasi istediği, bunu yüksek sesle ve sahibi olduğu sokaklarda haykırdığı için Gezi Direnişinde, Haziran günlerinde devletin polis şiddetiyle katledilen, kör edilen, sakat bırakılan milyonlar, hala sürmekte olan bu katliamlardan kurtulabilirlerse bu haklarını kullanabilecekler.
       Yavuz Selim'in seferlerinden beri her fırsatta katledilen, varlığı inkar edilen, devlet diliyle hakaretlere uğrayan, Maraş'ta, Sivas'ta, Gazi'de, Suriye'de devletin silahlarıyla katledilen ama bunca yıldır kimliğini, isyancı kişiliğini ve değerlerini korumaktan asla vazgeçmeyen aleviler Cemevi avlularında polis kurşunlarıyla vurulmayıp sağ kalabilirlerse bu haklarını kullanabilecekler.
       Ve daha sayamadıklarımız…
       Bu katliamcı sistemin adına onlar ne derse desin biz demokrasi değil, faşizm diyoruz. Bu sistemi kimin daha iyi sürdürebileceğine dair bir seçim, bizim seçimimiz değildir. Tüm iddiaları bu kapıya çıkan her iki adayı da reddediyoruz.
       Yıllardır sürdürdükleri mücadeleleriyle bu sistemin temellerinde derin sarsıntılar yaratan, Rojova'daki özgün iktidar biçimleriyle Ortadoğu'da emperyalizmin oyunlarını bozan ve ezilen emekçi halklara bir alternatif sunmayı başarabilen Kürt Halkının yanında olduğumuzu haykırıyoruz. Ve cumhurbaşkanlığı seçimlerini de bu desteğimizi somut olarak ortaya koymanın bir fırsatı olarak değerlendiriyor, emekçi halklarımızı bu desteği sandıklarda göstermeye, Selahattin Demirtaş'ı desteklemeye çağırıyoruz.
       Faşizme karşı, ölüme karşı yaşamı, özgürlüğü ve halkların kardeşliğini savunmanın yolu, yaşananlara tavırsız kalmak değil, taraf olmaktır. Bu doğrultuda onların ihtiyacı oldukça önümüze konan sandıklarla yetinmeyip hayatın her alanında Emek ve Özgürlük Cephesi saflarında örgütlenip, faşizme karşı mücadele ederek kendi iktidarımızı kurmanın zamanıdır. Yüreği Kobani siperlerinde dövüşenlerle birlikte atanlar için Rojova çok uzak değildir!
       Yaşasın İşçilerin Birliği Halkların Kardeşliği!
       Yaşasın Rojava Devrimi!
                                          24.07.2014
       EMEK VE ÖZGÜRLÜK CEPHESİ

Avcılar'da Sivas Katliamı Protesto Edildi

       1993 2 Temmuz'unda Pir Sultan Abdal Şenlikleri için orada bulunan çoğunluğu aydın ve sanatçı 35 kişinin Sivas Madımak Otelinde yakılarak katletmesinin üzerinden 21 yıl geçti. Sivas'ın hesabını soracağız, unutmadık, unutturmayacağız.
       Katliamı protesto etmek için 2 Temmuz 2014 günü saat: 21.00'de Avcılar'da meşaleli bir yürüyüş gerçekleştirildi. Eylem EÖC, SYKP, HDP, Halkevleri, SDP, BDSP, EMEP, ÖDP ve Pir Sultan Abdal Kültür Derneği tarafından örgütlenmiştir. “Sivas’ın hesabı sorulacak!, Faşizme karşı omuz omuza!, Sivas’ın katili Faşist T.C. Devleti!, Devrim Şehitleri Ölümsüzdür!, Yaşasın devrimci dayanışma!” sloganlarıyla Avcılar Marmara caddesinden belediyenin önüne yüründü. Burada yapılan saygı duruşunun ardından 35 canımız YAŞIYOR sloganlarıyla anıldı ve basın metni okundu. Basın metninde özetle “ Koçgiri, Dersim, Maraş, Çorum , Malatya, Madımak, Gazi, Roboski Katliamlarının T.C. Devleti tarafından planlı katliamlardır. Faili devlet olan bu katliamlar unutturulmaya çalışılınıyor aynı Gezi'de Okmeydanı’nda Lice'de olduğu gibi . Bu katliamları unutmayacağız, yapanları da. ‘ denildi..

Diğer Resimler ve Basın Metninin Tamamını Okumak İçin Burayı Tıklayın

Bir Taşeron İşçisinin Kaleminden...

       Kapitalizmin meyvesi olan taşeronluk, insan emeğinin yeni sisteme göre sömürme biçimi. Yani bir başkası tarafından alınan bir işi, ucuz fiyatlarla çok iş yaptırması ve yapılan iş tarafından iş verenin para kazanması.
        Ülkemizde devlet tarafından ihale ile (özelikle inşaat sektörü) işler şirketlere verilmektedir. Şirket ise işleri hızlandırmak ve daha az ücretlerle işçi çalıştırmak için işleri bölüm bölüm ayırıp taşeron firmalara vermektedir. Burada çalışan işçilerin iş güvenliği ve sağlığı göz ardı edilerek, sürekli olarak çalışanlar binbir türlü kaza ve sağlık sorunları ile karşılaşıyorlar. Kapitalist sistemde işçi her zaman ezilen, sömürülen ve toplum tarafından 2. Sınıf insan olarak görülmektedir ve taşeron işçileri en pis denilebilcek işlerde asgari ücretle çalıştırılmakta, iş verenin ihtiyacı bittiğinde ise kolayca kapı dışarı edilmektedir. Yani taşeron-işçi ilişkisi az para çok iştir.
        İşsizliğin ülkemizde fazla olmasından dolayı taşeron firmaları işçileri köle gibi kullanmaktadırlar. Bunları sigortasız, yani kayıt dışı yövmiye sistemi olarak günde 10-12 saat çalıştırılmaktadır. Bunlar da ucuz işçi ordulardır. Bu işçilerin başına bir kaza geldiğinde kayıt dışı olduğu için ve bu çalıştığı ispatlanamadığından firma hiçbir şekilde ceza almaz. Böylece işçi sürekli hakları yenilen kişi oluyor. Taşeron uygulamasının başka sebebi ise çalışma mevzuatının getirdiği bazı yasal yükümlülüklerden kaçınmaya yöneliktir. İş verenin çalıştırılan işçi sayısına bağlı olarak ödemesi gereken sigorta-sağlık gibi temel yükümlülüklerden kaçmak için taşeron, işçi sayısını az göstermektedir.
        Taşeronun diğer bir amacı ise işçilerin sendikal örgütlenmesini engellemektir. Çünkü haklarının bilen arayan işçiler onların işine yaramamaktadır. Çok sayıdaki işçiyi kontrol edebilmek için ise işçileri başka iş verenlere (taşeron) bölerek az sayıda ki işçiyi kontrol edebilmesi ve sömürmesi de kolaylaşmaktadır.
       Sonuç olarak taşeron işçileri haklarını bilmedikleri ve paraya ihtiyaç duydukları için emeğinin sömürülmesine izin veriyor. Bu sisteme karşıda işçileri bilgilendirmek onlara haklarının nasıl savunulacağını öğretmekte bizim görevimizdir

Avcılar'da Lice ve Adana'daki Katliamlar Protesto Edildi

       Kürdistan'da yapımı sürmekte olan kalekol inşaatlarına engel olmak için yol kesme eylemleri yapan halka Lice'de ateş açılması sonucunda iki yurtsever, Hacı Baki Akdemir ve Ramazan Baran katledilmişti. Yaşanan bu katliamı protesto etmek isteyenlere devletin yaklaşımı farklı olmadı ve Adana'da 15 yaşındaki İbrahim Aras da katledildi.
       Yine Mersin'in Tarsus ilçesinde protesto gösterileri sırasında en son bir çıkmaz sokağa girdiği ve daha sonra aynı sokağa bir akrep tipi bir polis aracının girdiği görülen ve sonrasında 5 gün kendisinden haber alınamadıktan sonra cesedi Berdan Irmağında bulunan Rıza Bayram...
       Tüm bu katliamları protesto etmek için 17 Haziran'da Avcılar'da bir yürüyüş ve basın açılması düzenlendi. Saat 20:00'de Marmara Caddesi girişinde bir araya gelen kitle "Roboski'den Gezi'ye, Gezi'den Lice'ye Devlet Terörüne Son" yazılı pankartı açarak Avcılar Belediyesi'ne doğru yürüyüşe geçtiler. Yürüyüş sırasında şu sloganlar atıldı:
-İbrahim Aras Ölümsüzdür!
-İbrahim'in katili Faşist T.C. Devleti!
-Berkin, Uğur, Ceylan, İbrahim 'e Bin selam!
-Yaşasın halkların kardeşliği!
-Biji Bratiya Gelan!
-Yaşasın devrimci dayanışma!
-Devrim şehirleri ölümsüzdür!
-Şehit namırın!
-Her yer Lice Her yer Direniş!
-Yaşasın Lice direnişimiz!
-Biji berxwedana Lice!
-Faşizme Karşı omuz omuza!
       Yürüyüşün ardından okunan basın açılması ise şöyleydi:
        Katliamlara doymayan bir devlet ve onun hükümeti var karşımızda.
        Katliamlara doymayan,ağızlarından salyalar akan, ellerinden çocuk kanı damlayan bir devletin uyrukları olmanın utancını yaşıyoruz
        Ve diyoruzki
        Evet en iyi siz bilirsiniz
        Maden ocaklarında, tersanelerde, lüks inşaatlarınızda iş güvenliği olmadan üç kuruş paraya güvencesiz işçi çalıştırıp,ölen işçileri maden ocağına gömmeyi ve ölü sayısını gizlemeyi en iyi siz bilirsiniz
        Evet en iyi siz bilirsiniz
        Rojava'daki devrimi boğmak için dinci faşist çetelere kol kanat geren ve orada yüzlerce çocuğu öldüren katillerin sırtını sıvazlamayı
        En iyi siz bilirsiniz
        İşid ve El nursa çetelerine destek vermeyi
        Bayrak yaktırmayı en iyi siz bilirsiniz
        2005 mersin Newrozunda gördük ki Mersinde iki halkı karşı karşıya getirmek için sivil polislerinize bayrak yaktırdınız.
        Evet en iyi siz bilirsiniz
        Berkin çocuğu öldürüp annesini halka yuhalatıp, terörist ilan etmeyi ve bundan oy devşirmeyi en iyi siz bilirsiniz
        Haziran direnişine çamur atmak için camide içki içtiler, başörtülü bacımıza saldırdılar yalanıyla halkı kışkırtmayı en iyi siz bilirsiniz.
        Ceylan Önkol'u Lice karakolundan atılan bir havan mermisiyle parçalamayı, Uğur Kaymaz'ın; bir çocuğun küçücük bedenini kurşunlarla doldurup çatışma süsü verip terörist ilan etmeyi en iyi siz bilirsiniz
        Topraklarını korumak için HES inşaatlarına karşı çıkan başörtülü bacıları dayaktan geçirmeyi, geçinemiyoruz diyen köylüye ananıda al git demeyi en iyi siz bilirsiniz
.
        Ormanları talan etmeyi, halkın nefes alabilecekleri parklara AVM yapmayı, rant için her şeyi yapmayı en iyi siz bilirsiniz
        Roboskide 34 yoksul çocuğu öldürüp ama onlarda kaçakçıydı demeyi ve hesap vermemeyi en iyi siz bilirsiniz
        En doğal hakkı olan demokratik hakkını kullanırken öldürülen haziran şehitlerinin müdahale emrini ben verdim diyenlerin öldürme işini iyi bildiklerini biliyoruz
        Ayakkabı kutularına rüşvet paralarını saklamayı, paraları sıfırlamayı en iyi siz bilirsiniz
        Biz devleti tanıyoruz
        En iyi bildiğiniz işin provakasyon, yalan, demagoji olduğunu ve bu işte usta olduğunuzu biliyoruz
        Zindanlarında katliamlar yapan bu devleti tanıyoruz
        Köylülere dışkı yediren, ormanları yakan insanları göçe zorlayan bu devleti tanıyoruz
        Devletin efendileri olan kapitalistlerin karı için halkına her türlü aşağılık muameleyi tabi gören bu devleti tanıyoruz
        Dersim, Maraş, Malatya, Çorum, Gazi, Roboski, Gezi, Reyhanlı, Lice de bizleri öldürenin bu devlet olduğunu unutmadık.
        Kürt halkının en doğal hakları olan kendini yönetme taleplerini kanla bastıran bu devleti iyi tanıyoruz.
        Lice'de halka karşı girişilmiş katliamın üzerini kapatamayacaksınız ne kadar büyük bayrak yaparsanız yapın katliamlarınızın üzerini kapatamayacaksınız, örtüyü aralayacak ve sizi teşhir edeceğiz.
        Bir yandan barış deyip diğer yandan savaş politikaları yürüten AKP hükümeti Meskan ve Lice direnişi ile teşhir olmuştur.
        Adana'da sizin savaş politikalarınızı protesto ederken kafasına bomba atıp öldürdüğünüz İbrahim ARAS sizin yüzünüzü bir kez daha gösterdi. Hem en iyi bildiğiniz şeyin öldürme hem de yalan ustası olduğunuzu İbrahim çocuk kendi bedeninde tüm topluma gösterdi,
        Hiç kusura bakmayın, biz sizler gibi deri pantolonlu, maskeli, işemeli senaryolar yazacak kadar hayal dünyamız zengin değil. Siz BOMBA attınız ve 15 yaşında bir çocuğumuzu İbrahimi katlettiniz.
        Ateşi çalan İbrahim küçücük bedeni ve kocaman yüreğiyle Ceylanın, Uğurun, Berkinin yanına gökyüzüne yükseldi. Oradan aşağı bakarken onca yoksulluk, onca acı, yakılmış yıkılmış köyler, göç, savaş, kör kurşunlara, şarapnellere kurban verilmiş, kimsesiz ve sessiz bir şekilde parçalanmış bedenler, mezarı olmayan, asit kuyularına atılmış kemikler görüyor. Bizlere bakıyor İBO..
        Sözümüz söz çocuk… Katillerinizin ensesinde olacağız
        Sözümüz söz çocuk… Savaşsız sömürüsüz bir dünya için daha çok çalışacağız
        Sözümüz söz çocuk … Halkların kardeşliğini yaşatmak için mücadele etmeyi bileceğiz
        Mehmet'ten Apocan'a, Ethem'den Medeni'e, Ali İsmail'den Ahmet'e, Ceylan Önkol'dan Berkin Elvana, Hasan Ferit'ten Ramazan Baran'a ve İbrahim Arasa uzanan direnişin özünü anlamayan, Gülsuyundan Rojava'ya, Lice'den Okmeydanı'na, Tuzluçayır'dan Meskan'a Çukurova'nın sıcağına yayılan isyan ateşini kendi çıkarları uğruna söndürmeye çalışanlar direnişin fotoğrafına daha dikkatli bakmalıdırlar. İstanbul Beşiktaş'ta elkonulup poma yapılan kepçenin aynısı Lice de diren gezi parkı yazısı ile karşımıza çıkıyor. Halkları birbirine yakınlaştıran gezinin hayaleti taksimden Lice'ye dolaşmaya devam ediyor.
        Halkları birbirine düşman edemeyeceksiniz. Ve sakın unutmayın birlikte yaşama iradesi gösteren halklar faşizme karşı birlikte direnecek.

        Eylemi örgütleyen kurumlar;
-BARIŞ VE DEMOKRASİ PARTİSİ(BDP)
-EMEK VE ÖZGÜRLÜK CEPHESİ(EÖC)
-HALKEVLERİ
-HALKLARIN DEMOKRATİK PARTİSİ(HDP)
-ÖZGÜRLÜK VE DAYANIŞMA PARTİSİ(ÖDP)
-SOSYALİST DEMOKRASİ PARTİSİ(SDP)
-SOSYALİST YENİDEN KURULUŞ PARTİSİ(SYKP)
-TÜRKİYE KOMÜNİST PARTİSİ(TKP)
Destekleyen Kurumlar
-BAĞIMSIZ DEVRİMCİ SINIF PLATFORMU(BDSP)
-DEMOKRATİK HAKLAR FEDERASYONU (DHF)
-DEV-LİS
-
LGBTİ
-ANARŞİSTLER

Barikat Dergisi İle Emek ve Özgürlük Cephesi'nden Zorunlu Açıklama

       Değerli dostlar; Barikatların Sesi adlı facebook sayfasının, devrim cephesi platformunun bizim yayın ve faaliyetlerimizle bir ilgisi yoktur... Bizim tespit ve görüşlerimizin dışında paylaşım yapılmaktadır. Bir süredir bundan dolayı yoğun eleştiri almaya başladık... Dolayısıyla bilgilendirme gereği duyduk, tüm okurlarımızın, takipçilerimizin dikkatine.

       Barikat Dergisinin facebook ve twitter hesabı bir tanedir...

       Emek ve Özgürlük Cephesinin facebook sayfaları ise şunlardır;

1- Avrupa Emek Ve Özgürlük Cephesi
2- Emek Ve Özgürlük Cephesi
3- Dersim Emek Ve Özgürlük Cephesi
4- Avcılar Emek Ve Özgürlük Cephesi
5- Adalıların Sesi
6- Mahir Hüseyin Ulaş

       İnternet siteleri

Barikat Dergisi
http://www.barikat-lar.de/

Avrupa Emek Ve Özgürlük Cephesi
http://www.eoc-avrupa.org/

Avcılar'da Lice Katliamını Protesto Pankartı!

       Lice'de yaşanan katliamı protesto etmek için Avcılar'da E-5 üzerindeki bir üst geçide üzerinde "Lice'de Katliam/Sessiz Kalma/Suça Ortak Olma" yazılı Emek ve Özgürlük Cephesi imzalı bir pankart asıldı.

Lice'de Katliam!

       Günlerdir yol kesme eylemlerini sürdüren silahsız Kürtlere bugün ('7 Haziran) uzun namlulu silahlarla saldıran TC askerleri Lice'de en az iki kişiyi katletti. Ramazan Baran ve Hacı adlı iki kişinin yanı sıra önce gaz bombası mermisiyle yaralandığı söylenen 50 yaşlarındaki bir kadının hayatını kaybettiği, Ahmet Akkalu adlı bir gencin ise ağır yaralandığı bilgisine ulaşıldı. Halen Lice'ler geniş bir araziyi kaplayan eylem alanlarında başka kayıpları olup olmadığını araştırıyorlar. Bölgede çatışmalar devam ederken Amed Halk İnsiyatifi serhıldan çağrısı yaptı. Bir kişinin de ağır yaralandığı katliamı protesto etmek için İnsan Hakları Derneği İstanbul Şubesi 8 Haziran Pazar günü Saat 12:00'de konuya duyarlı olan herkesi Galatasaray Lisesi önüne çağırdı.

3Haziran: İsyanın, Direnişin ve Şehitlerin Ayı
Şehitlerimizin, İsyanın ve Direnişin Yolunda Yürüyoruz!

       Haziran’dayız!

       Haziran, büyük mücadelelerin ve şehitlerin ayı… Haziran büyük isyanların, ayağa kalkışın, özgürlük için, halk demokrasisi ve sosyalizm için ölümüne direnişlerin ayı.

       15-16 Haziran 1970, Türkiye işçi sınıfı sendikal hakları için isyanda. Bir tarih yazılıyor, büyük bir başlangıcın startı veriliyor; İstanbul’un bütün fabrikalarından yüzbinlerce işçi fabrikalardan çıkarak, Türkiye işçi sınıfının ilk büyük başkaldırısını başlatıyor. İşçi sınıfının başlamış olan büyük uyanışının önünü kesmek isteyen faşizmin çıkarmaya çalıştığı tek tip sendika yasasına karşı isyan başlıyor. Yüzler bin, binler yüzbinlere ulaşıyor. İşçilerin önü polis ve askerlerce kesiliyor. Daha ilk gün sıkıyönetim ilan ediliyor. İşçi sınıfı boyun eğmiyor, çatışmalar başlıyor. İşçi sınıfının isyan bayrağını taşıyan üç yiğit işçi; Mutlu Akü işçisi Yaşar Yıldırım, Vinleks işçisi Mustafa Bayram, Cevizli tekel işçisi Mehmet Gıdak askerler ve polis tarafından katlediliyor. İşçiler direniyor; saldırıya katılan bir polis ölüyor. Yüzlerce işçi yaralanıyor, yüzlercesi hapishanelere atılıyor ve yargılanıyor. Ve Haziran ayı Türkiye tarihine, işçi sınıfının ilk büyük direnişinin ayı olarak yazılıyor. Buzun kırıldığı, işçi sınıfının kendisini tarihin yapıcısı devrimci, isyancı güç olarak, kanıyla, canıyla ortaya koyduğu ay oluyor Haziran.

       Savaş sürüyor! Direniş sürüyor!

       Gün dönüyor 1 Haziran 1971 oluyor. İstanbul Maltepe’de emperyalizmin ve yerli işbirlikçilerinin av köpekleri olan polisler, MİT’çiler, kontr-gerillacılar tarafından sarılmış bir ev direniş adası oluyor. THKP-C’mizin önderleri Mahir Çayan ve Hüseyin Cevahir yoldaşlar devrim ve sosyalizm için ölümüne direnişin ve yoldaşlığın büyük adasını yaratıyorlar. Cevahir şehit düşüyor. Dersim’den İstanbul’a uzanan ışıklı yaşam, devrim yıldızı Cevahir yoldaş Mahir’in yüreğine gömülüyor. Önderler en önde devrimci savaş ve direniş bayrağını yükseltiyor!

       Savaş sürüyor! Direniş sürüyor!

       19 Haziran 1980, bu kez Mithat Koçulu yoldaş bayraklaşıyor devrimci savaşda… Faşist çeteler hain bir pusuda Erzurum’da katlettiler onu. Devrimci Kurtuluşçular faşist çetelere karşı ülkenin dört yanında yürüttükleri gerilla eylemleriyle gereken cevabı veriyorlar!

       Savaş sürüyor! Direniş sürüyor!

       6 Haziran 1981'deyiz. Faşizmin cunta yoluyla açıkça sürdürüldüğü, tüm toplumun teslim alınmaya çalışıldığı, vahşetin, katliamların, işkencelerin olağan hale getirildiği günlerdeyiz. Zor günler, hain pusuların, ihanetlerin kol gezdiği günler… Devrimci Kurtuluşçular savaş siperlerinde, elleri tetikte! Hesap sorma, direnişi her koşulda sürdürme bilinciyle donanmış, Cevahir’in katiline de hak ettiği cezayı vermiş şehir gerillaları eylem hazırlığında. Ve Devrimci Kurtuluşçu gerillar hain pusulara karşı Mahir’in, Cevahir’in, 15-16 Haziran’ın direnişçi işçilerinin yoldaşları olduklarını göstererek savaşıyorlar. Atilla Ermutlu, Ercan Yurtbilir, Doğan Özzümrüt, Tamer Arda; oligarşiyi ve emperyalistleri titreten Devrimci Kurtuluş gerillaları isyan ve direnişin bayrakları olarak göndere çekiliyorlar. 6 Haziran, ihanete, faşizme, teslimiyete karşı isyanın ve direnişin bayrağı oluyor.

       Savaş sürüyor! Direniş sürüyor!

       25 Haziran 1981, devrim, halkın, işçilerin, yoksulların direnişi idam sehpasında. Devrimci savaşın, direnişin adı bu kez Ahmet Saner ve Kadir Tandoğan oluyor. Onurlu, genç yaşamları Amerikan emperyalizminin ajanlarının cezalandırılması ve faşizme karşı onlarca gerilla eyleminin gerçekleştirilmesiyle dolu. Amerikan emperyalizminin üst düzey bir yöneticisinin Türkiye’ye cuntacıları desteklemek için geldiği gün, bir Amerikan ajanının cezalandırılmasını gerçekleştirdikleri için kurban olarak sunuluyorlar. Sehpada korkusuz, dimdik, özgürlük, devrim ve sosyalizm sloganları haykırıyor Devrimci Kurtuluşçu gerillalar! Cuntacı uşakların ABD’li efendilerine kurban sunma töreni, devrimci savaş ve direniş ateşiyle tuzla buz oluyor!

       Savaş sürüyor! Direniş sürüyor!

       20 Haziran 1991, Gürkan Özdemir, genç bir Devrimci Kurtuluş savaşçısı. Mahirlerin, Cevahirlerin, Tamerlerin izinde yürüyor… Hesap sormak, savaş bayrağını yüksekte tutmak için onların bayrağını taşıyor. Haziran şehitlerine adanmış bir devrimci savaş eyleminde İstanbul’da şehit düşüyor. Devrimci Kurtuluş bayrağı hep yüksekte, hep genç ellerde, hep direniş burçlarında!

       Savaş sürüyor! Direniş sürüyor!

       5 Haziran 2012, Talip Karasansar; kuşaktan kuşağa geleceğe taşınan Devrimci Kurtuluş bayrağını yaşamı pahasına taşıyan devrim savaşçılarının yeni bir halkası. Özgür ülke, insanca yaşam şiarıyla, kurtuluşa kadar savaş şiarıyla devrimci savaşda yerini alıyor ve eylem hazırlığı içindeyken şehit düşüyor. Devrimci coşku ve militan kararlığın, Devrimci Kurtuluş iradesinin yıldızlaşan yeni bir halkası oluyor! Bayrak yere düşmeyecek! Yaşamıyla ve mücadelesiyle bunu gösteriyor!

       Savaş sürüyor! Direniş sürüyor!

       Haziran 2013'deyiz! Büyük isyan günlerinde, büyük direniş günlerindeyiz! Yer gök isyan, yer gök direniş! Faşizme karşı omuz omuza direniş, isyan, özgürlük, devrim sloganlarının sokakları güzelleştirdiği günlerdeyiz! On yılların emeğiyle, direnişleriyle santim santim ülkenin dört bir yanına atılan tohumların devrim şehitlerimizin kanlarıyla sulandığı ve artık büyük halk direnişi, isyanı olarak çiçek açtığı günlerdeyiz. Milyonların isyan olduğu, milyonların direniş olduğu, milyanların korku zincirlerini kırdığı, hiç değilse çatlattığı günlerdeyiz. Kapitalizmin, gericiliğin, faşizmin, emperyalizmin hükmettiği bir dünyada direniş ve isyan demek, can pahasına, kan pahasına mücadele demek. Ve bir kez daha işçiler, emekçiler, özgürlük isteyenler, insanca yaşam isteyenler bu bedeli ödemekten çekinmediler. Bu kez özgürlüğün bayrağı Ali İsmail oldu, Ahmet oldu, Abdullah oldu, Mehmet oldu, Ethem oldu, Medeni oldu, Berkin oldu!.. Şehitlerin, binlerce yaralının yanında, susmayan, susturulamayan “Bu Daha Başlangıç, Mücadeleye Devam!” şiarı.

       HAZİRAN, özgür bir ülke, insanca yaşam için, devrim için isyanın, direnişin ayı…

       HAZİRAN, isyanlar, direnişler, devrimci savaşımlar içinde bayraklaşan şehitlerimizin ayı…

       Devrimci Kurtuluşçular, Emek ve Özgürlük Cepheliler olarak şehitlerimizin kanıyla kızıllaşan isyanı, direnişi, devrim ve sosyalizm mücadelesini Kurtuluşa Kadar Savaş şiarıyla sürdürüyoruz, sürdüreceğiz!

       Şehitlerimize bağlılık ve onların hesabını kapitalist düzenden ve onların kiralık katillerinden sorma kararlılığı her Devrimci Kurtuluşçu için onurlu olmanın, devrimci olmanın, özgürlük ve insanca yaşam hedefine bağlılığın temel koşullarından biridir. Tüm devrim şehitleri direnişlerde, isyanlarda, devrimci savaş eylemlerinde ölüm pahasına mücadeleyi sürdürme kararlılıklarıyla, ışıklı anılarıyla hep en önde yürüyecekler, yolumuzu aydınlatacaklar!

       ŞEHİTLERİMİZLE YÜRÜYORUZ! ONLARLA KAZANACAĞIZ!
       DEVRİM ŞEHİTLERİ ÖLÜMSÜZDÜR!
       ONLARI UNUTMAYACAĞIZ!
       KATİLLERİ AFFETMEYECEĞİZ!
       YAŞASIN DEVRİM VE SOSYALİZM MÜCADELEMİZ!
       KURTULUŞA KADAR SAVAŞ!

       EMEK VE ÖZGÜRLÜK CEPHESİ
       EMEK VE ÖZGÜRLÜK CEPHESİ/AVRUPA İNİSİYATİFİ

Hüseyin Cevahir Dersim'deki Mezarı Başında Anıldı

       31 Mayıs ve 1 Haziran günü Hüseyin Cevahir yoldaşı mezarı başında andık. 31 Mayıs ve 1 Haziran öncesi Şöbek köyü civarında yazılamalar yapıldı. 1 Haziran günü 3.30 civarı temsili olarak yaptığımız ziyarettte Hüseyin Cevahir şahsında ulusal bağımsızlık, devrim sosyalizm adına şehit düşen tüm devrimciler için bir dakikalık saygı duruşu yapıldı. Ardından bir arkadaşımızın söz alarak, Hüseyin Cevahir ve yoldaşlarımızın açtığı bu yolda bayrağı ileri taşımamız gerektiğini ve ardılları olarak bizlere olan sorumlulukların görevlerin daha fazla olduğunu vurguladı. Cevahir yoldaşın ailesi de sohbete katıldı. Hüseyin Cevahir yoldaşın kız kardeşleri ilk olarak geç geldiğimiz için gözlerinin bizleri aradığını belirttiler daha sonra hem Cevahir yoldaşı anlattılar hem de Gezi halk ayaklanmasından sonra korkuların uzun zamandan sonra ilk defa aşıldığını, insanların 12 Mart ve 12 Eylülden sonra kabuklarını yeni yeni kırdığını ve umudun giderek filizlendiğini vurguladı. Bu yıl yaptığımız ziyaret halkın Hüseyin Cevahir'i sahiplenme bilincinin ne kadar olgunlaştığını görmek için önemli bir göstergeydi. Yapılan bu ziyaret gösteriyor ki bundan bir kaç yıl önce halkın sahiplenme bilincinin giderek düştüğünü görmemizle birlikte hem Halk Kültür Merkezleri hem de Emek ve Özgürlük Cephesi olarak yaptığımız çalışmaların halkın üzerinde olumlu etkisiyle beraber bu çalışmaların sahiplenme bilincini yarattığını gördük ve bu bizi mutlu etti. Bizden önce ziyaret ve anma gerçekleştiren kurumlar da oldu, bu kurumlar: Dersim Devrimci Güçbirliği, Halk Cephesi ve ÖDP.

Haziran/Gezi Direnişinin Açtığı Yoldayız
31 Mayıs'ta Taksim'deyiz!

       Büyük Gezi/Haziran Halk Direnişimizin yıldönümünde özgürlük ve insanca yaşam taleplerimizi bir kez daha halkın gücüne yaraşır biçimde haykırmak için,
      - Faşizme, faşist diktatör Tayyip'e boyun eğmediğimizi,
yalan, talan, katilam cumhuriyetinin halkı teslim alamadığını, alamayacağını göstermek için,
        -Yoksulun hakkını Bilal'e yedirtmemek için,
       - Roboski'den Soma'ya katliamların hesabını sormak için,
       - Mehmet'in, Ethem'in, Ali İsmail'in, Ahmet'in, Abdullah'ın, Medeni'nin, Berkin'in ve özgürlük mücadelemizde yitirdiğimiz daha nice canlarımızın anılarına sahip çıkmak ve yaşatmak için,
       - Özgür bir ülke, insanca yaşam için,
       - Bu Daha Başlangıç, Mücdaleye Devam! şiarımızın hakkını vermek için,
        TAKSİM'DEYİZ! ÜLKEMİZİN ALANLARINDAYIZ!

       EMEK VE ÖZGÜRLÜK CEPHESİ

FARC-EP'yi Kuruluşunun 50. Yılında Selamlıyoruz!

       50 yıl önce, 27 Mayıs 1964'de bir avuç devrimci Manuel Maralunda önderliğinde Kolombiya dağlarında FARC'ı (Kolombiya Silahlı Devrimci Kuvvetleri) kurdu.
        Kolombiya işçileri, köylüleri, emekçileri ve tüm ezilenleri 50 yıldır FARC saflarında soluk soluğa büyük bir devrimci savaş yürütüyor. FARC on bini aşkın gerillasıyla, Kolombiya oligarşisinin ve ABD emperyalizminin tüm saldırılarına karşı direniyor, mücadeleyi büyütüyor. Kolombiya kırlarının küçümsenemeyecek bir bölümünü denetliyor, ülkenin her karış toprağında silahlı devrimci savaşımı sürdürüyor. Yeni Kolombiya şiarıyla devrim ve sosyalizm mücadelesini yükseltiyor.
        Yürüttüğü devrimci savaşımla Latin Amerika ve tüm dünya halklarına örnek mücadele sunan FARC-EP'yi devrimci sosyalist enternasyonal yoldaşlık duygularıyla selamlıyor, kutluyoruz.
        YAŞASIN KOLOMBİYA HALKININ DEVRİMCİ ÖNCÜLERİ!
        YAŞASIN PROLETARYA ENTERNASYONALİZMİ!
        YAŞASIN ENTERNASYONAL DEVRİM VE SOSYALİZM MÜCADELESİ!
       EMEK VE ÖZGÜRLÜK CEHPESİ
       EMEK VE ÖZGÜRLÜK CEPHESİ/ AVRUPA İNİSİYATİFİ

Osman Mehmet Önsoy
Mezarı Başında Anıldı

 

       34. yılında ailesi ve yoldaşları (Emek Ve Özgürlük Cephesi) OSMAN MEHMET ÖNSOY'u önce mezarı başında, ardından Avcılar Kültür ve Sanat Derneğinde andı, anlattı.
        Zaman su gibi akmakta, dünden bugüne toplumun ve doğanın başına bela olan bencillik, asalaklık, sülük gibi başkasının kanıyla yaşayanlar hala yaşamlarına devam ettirmekte. Bir ağacın kıymetini bilmeyen ormanın kıymetini hiç bilemez, akan suyun, meyve veren ağacın, dalına konan kuşun hiçbir önemi yok; sabahın esen yeli, gün ortasındaki tepedeki güneş, akşam vakti dağların ardından batmakta olan güneşin kızıllığı, yazı kışı baharı, yağmuru karı bilmez, tarlayı sürmek, yaşamı kolaylaştıran makineler yapmak ve yapılanları gelecektekilere anlatmak gibi derdi yoktur; alınteri dökmek emek harcamak hele özgürlük gibi düşüncesi yoktur varsa yoksa daha çok zenginlik, daha çok şatafatlı yaşam sürmek, daha çok mal mülk ve daha çok insanın kendisi için çalışması.
        Her geçen gün bir öncekini aratır hale gelmekte, Taksim Gezi parkında ağaçları kesmek, yaşamı idame etmek için yerin yedi kat altında madenlerdeki ölümlere sebebiyet vermek, emeğini, özgürlüğünü haykırana bu uğurda her şeyi göze alana işkenceyi ve ölümü hak görmekte yani ‘fıtratında’ var!
        Dünden bugüne değişen hiçbir şey yok. Emek sömürüsü, sahte sendikacılık, yalancı yöneticiler, din bezirgânları, asker polisin baskısı, işkenceler, katliamlar, aç kalma korkusuyla hakkını arayamama örgütlü olamama ve devletin ceberrüt baskı/şiddeti. Oysa onların içlerinden biriydi Şeyh Bedrettin, Börklüce Mustafa, Pir Sultan, Mustafa Suphi, Mahir, Hüseyin, Ulaş, Deniz, İbrahim, İlker ve Osman Mehmet gibi niceleri için “emek ve özgürlük” hava gibi su gibi ekmek gibi kıymetliydi; boyun eğmeyi, pısırık gibi yaşamayı ve sürü gibi güdülmeyi kabullenmediler; sınıf mücadelesinde bayrağı en önde taşıdılar bir kılavuz gibi topluma önderlik ettiler ve onurlu yaşamları hala anılmakta.
        Onlardan biriydi Osman Mehmet ÖNSOY, 26 Eylül 1954 İstanbul doğumlu, Emekçi ana / babanın ilk çocuğu. İlk, Orta, Lise ve Üniversiteyi İstanbul'da okudu. Daha lise (Küçükçekmece lisesi) yıllarında (1968) sınıf ve devrimci mücadeleyle tanıştı. Babası PTT çalışanları sendikasının İstanbul yöneticisi olması nedeniyle sendikal çalışmalara katıldı. 1972'de İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesine girdi. O yıllarda Öğrenci Gençlik hareketi içinde özellikle İktisat fakültesinde THKP/C lilerin ağırlığı vardı, Politik tavrını THKP/C den yana yaptı. 30 Mart 1972 Kızıldere katliamı sonrası THKP/C’nin tekrar örgütlenmesi çalışmalarına katıldı. İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi Yüksek Öğrenim Gençliğinde Parti/Cephe örgütlenmesi içinde bulundu.
        Yüksek Öğrenim Gençliğinin İYÖD ve ikinci DEV-GENÇ örgütlenmesi içinde oldu. Orta Öğrenim Gençliğinin dernekleşmesini destekledi, THKP/C nin Kızıldere sonrası örgütlenmesi ve politik mücadelesini kararlı olarak devam etmesi içinde oldu. 1975 yılında Oturduğu Avcılar semtinde Halkevi’ni açtı; İstanbul’daki Halkevlerinin birbirleriyle koordinasyonda olmasını sağladı, Aynı yıllar içinde Ambarlı Elektrik Santralı ile İstanbul Üniversitesi Avcılar Kampusu’nun inşaatlarında çalışanları “İlerici Yapı İşçileri Sendikasında” örgütlenmesinde bulundu. Bölgedeki metal iş kollarında çalışanları eski polisi müdürü Ilgız Aykutlu’ nun başında olduğu sarı sendika Tekmetal-iş’den DİSK'e bağlı Maden-İş’e geçmelerini sağladı. Tekstil işçilerinin örgütlenmesinde fiilen bulundu, çalışanları “İlerici Tekstil İşçileri Sendikasında” örgütlerken DİSK Tekstil Sendikasıyla kardeşçe bağlar kurdurdu.
        5 Mayıs 1980 günü gözaltına alındığında Gayrettepe 1.Şubede ağır işkencelerden geçirilirken insanlık adına devrim ve sosyalizm adına önemli bir sınav verdi, “ser verip sır vermedi”. Türkiye işçi sınıfının ve Türkiye Halk Kurtuluş Partisi/Cephesi “SAVAŞCILARI”ndan biri olarak bayrağı dik tuttu. 22 Mayıs 1980 de son nefesini verirken işkence ve sorgu sınavından başarıyla çıktı.
        Anısı yolumuza ışık tutuyor...
        Kahrolsun işkenceciler, İşkencecilerden hesap soracağız
        Mahirlerin, Osman Mehmetlerin devrim mücadelesi devam etmekte.
       Ya özgür vatan ya ölüm, kurtuluşa kadar savaş!

Tayyip'e Dev Öfke

       RT Erdoğan’ın Almanya’nın Köln kentinde cumhurbaşkanlığı seçimine dönük olarak 24 Mayıs’da yapmaya çalıştığı show, onbinlerce göçmen işçi ve emekçinin dev öfkesiyle, protestosuyla karşılık buldu.
       Almanya’daki tüm devrimci, demokratik kurumların çağrısıyla yapılan yürüyüş ve mitinge polis kaynaklarına göre 50 bin, organizatörlere göre 150 bin kişi katıldı.
        Avrupa’nın bir çok ülkesinden gelen emekçiler ilk olarak Köln Ebertplatz’da toplandı ve mitingin yapıldığı Grüngurtel’e (Üniversite Parkı’na) doğru yürüyüşe geçildi.
        Oldukça renklilik ve çeşitlilik taşıyan yürüyüş kortejlerinde, Soma katliamına, Gezi direnişine, Alevilere dönük ayrımcılığa, faşizme karşı birlikte mücadeleye ilişkin sloganlar özellikle öne çıktı.
        Emek ve Özgürlük Cephesi, mitinge “Gezi Ruhuyla, Gericiliğe, Irkçılığa ve Faşizme Karşı Macadeleye” pankartıyla ve bayraklarla katıldı. Ayrıca miting için hazırlanan bildiri yürüyüş güzergahı boyunca dağıtıldı. Stikerler yapıştırıldı. Yol boyunca konuşmalar, coşkulu sloganlar ve marşlarla yüründü.
        Eyleme Türkiye ve Kürdistan devrimci hareketinin bileşenleri, ayrıca Ermeni ve Suryani örgütleri, Alman devrimci ve anti-faşist yapıları da bayrak ve pankartlarıyla katıldı.
        Miting göçmen emekçi kitlesinin mücadele istek ve kararlılığı oldukça güçlü olduğunu gösterdi.
        RT Erdoğan’ın düzenlediği etkinliğe ise 18 bin civarı ve bir kısmının parayla getirtildiği iddası olan insan katıldı.
       Avrupa EÖC

Soma İçin İstanbul'da Miting!

 

       Soma kömür madeni ocaklarında yaşanan işçi katliamını protetosta etmek ve "taşerona hayır" demek için DİSK, KESK, TMMOB, ve TTB'nin çağırısıyla 25 Mayıs Pazar günü Kadıköy'de bir miting gerçekleştirildi. Miting için iki koldan, Haydarpaşa Numune Hastanesi önünden ve Tepe Natilüs önünden yürüyüşe geçen kortejler Kadıköy Meydanında toplandılar. Birçok sendika yürüyüşün ardından miting konuşmalarının başlamasını beklemeden kitlesini alandan çıkardı. Bu nedenle miting başladığında alanda kalan kitle azalmıştı. Aynı gün Okmeydanı'nda Uğur Kurt'un Cemevi bahçesinde polis kurşunuyla öldürülmesini protesto etmek için birçok Alevi kurumunun Şişli'ye çağrı yapması da katılımı zayıflatan etkenlerden biriydi. DİSK Genek Sekreteri Arzu Çerkezoğlu'nun ve Soma katliamından kurtululan bir işçinin konuştuğu miting, kısa sürede sona erdi.
       Mitinge "Roboski'den Gezi'ye, Gezi'den Soma'ya, Gün Gelecek Devran Dönecek Katiller Halka Hesap Verecek" sloganının yazılı olduğu pankartla katılan Emek ve Özgürlük Cepheliler saat 12:00'de Tepe Natilüs önünde toplanarak "Soma'nın Katili Faşist TC Devleti", "Gün Gelecek Devran Dönecek Katiller Halka Hesap Verecek", "Yaşasın İşçilerin Birliği Halkların Kardeşliği", "Yaşasın Devrimci Kurtuluş Mücadelemiz", "Mahir Hüseyin Ulaş Kurtuluşa Kadar Savaş", "Faşizme Karşı Tek Yumruk Tek Barikat", "Soma'nın Katili Oligarşi", "Kahrolsun Ücretli Kölelik Düzeni", "Devrim Şehitleri Ölümsüzdür", "Faşizme Karşı Omuz Omuza", "Maden İşçisi Onurumuzdur", "Soma'nın Hesabı Sorulacak" sloganlarıyla yürüyüşe geçtiler. Kortejimizin meydana varmasından kısa bir süre sonra miting başladı. Her ne kadar teşhir amacıyla da olsa burada da Tayyip Erdoğan'ın sesini duymak sinir bozucuydu. Kısa süren konuşmaların ardından sahneye çıkan Hilmi Yarayıcı, Grup Yorum'un bir parçası olduğu dönemden kalma "Madenciden" şarkısını banttan seslendirdi. Atılan ortak sloganların ardından miting sona erdi.

Uğur Kurt'un Cenazesinden Notlar

       23 Mayıs 2014 tarihinde polis kurşunuyla katledilen Uğur Kurt'un cenaze törenine Emek Ve Özgürlük Cephesi olarak katıldık. Saat 18:00'te Okmeydanı Cemevi'nde yapılan törende hiç bir siyaset flama ve pankart açmadı (sadece Halk cephesi kitlenin en sonunda flama ve pankart açtı). Cenazeye mahallenin dışından insanlar da gelmişti... Tahmini sayı 3 bin civarıydı.. Cemevinde dini tören yapıldıktan sonra evinin önüne kitle sloganlarla yürüdü, hellallik alındı. Daha sonra evden cenazenin Sivas'a gönderileceği araçların beklediği anayola kadar yine sloganlarla yüründü. Anayolun karşısında bekleyen polis güçleri kitlenin tepkisi üzerine geri çekildi. Kitle yolu uzun süre trafiğe kapattı, burada oturma eylemi yaptı. Ardından cenaze memleketi Sivas'ın Hafik İlçesine bağlı Üzeyir köyüne gönderildi. Polis gözönünde değildi. Ama beli noktalara yığınak yapmıştı. Havanın kararmaya başlamasıyla birlikte çatışmalar da başladı.
       Cenaze töreni sırasında kitle tarafından atılan sloganlar;
        Uğur'un katili AKP'nin Polisi,
        Katil devlet hesap verecek,
        Hırsız, katil AKP,
        Anaların öfkesi katilleri boğacak

Polisin Vurduğu Uğur Kurt Yaşamını Yitirdi!

       Devletin halka karşı açtığı savaşta bir canımızı daha yitirdik. Soma'daki toplu katliamın ardından bu kez de İstanbul Okmeydanı'nda polis kurşunuyla vurulan Uğur Kurt yaşamını yitirdi. Hepimizi öldüremeyeceksiniz. Biz halkız, öldürmekle bitmeyiz. Katiller Halka Hesap Verecek!

Faşist TC'nin Paralı Katilleri Yine İşbaşındaydı

       Bugün lise öğrencilerinin Okmeydanı İTO Lisesinde, Soma Katliamını protesto etmek için düzenlediği boykot eylemine polis TOMALARLA, AKREPLERLE, GERÇEK MERMİ ile saldırdı.
        Bu saldırının ardından ağır yaralanan Uğur Kurt’un sağlık durumu ciddiyetini koruyor.
        Adeta kan emici vampirlere dönüşen faşist devlet ve onun kiralık katilleri, emri verenler (İstanbul Emniyet Müdürü); “Bir vatandaşımız, nereden geldiği belli olmayan ateşli bir silahla yaralanmıştır...” açıklamasını yapıyor. “Sayın müdür“ bizlerin bu açıklamalara karnı tok, ama sizin söylediğiniz yalanlarınızla, döktüğünüz kanlarla hala doymadığınız belli! Bu sıkılan kör bir kurşun değil, katletmek amaçlıdır. Bu fotoğrafı biz Uğur Kaymaz ve Ceylan Önkol’lardan Roboski’ye, Roboski’den Gezi’ye hep gördük, tanığıyız!
        Gün oldu bombalarla, gün oldu onlarca kurşunlarla katlettiniz halkı… Ellerinizdeki kanı asla temizleyemeyeceksiniz. Bu katliamlar ne bir özür dilemeyle ne de o sizin dininiz, imanınız olan parayla geçiştirilebilecek bir şeydir. Tarih sizi çoktan yazdı, notunuzu düştü en “yıldızlısından”; eli kanlı katiller bu halk sizi hiç unutmayacak ve asla affetmeyecek!

       Dip not: “Keser döner sap döner, gün gelir hesap döner”… Gün gelecek devran dönecek, KATİLLER halka HESAP verecek!

       EMEK VE ÖZGÜRLÜK CEPHESİ

Soma İçin Sokaklardayız, Alanlardayız!

       Kar, daha çok kar, daha çok kar… Gözü doymaz burjuvalar, işçi kanıyla besleniyorlar. Utanmıyorlar! Hiç utanmıyorlar! Yüzleri hiç kızarmıyor! Biz ölüme mahkumuz yani; onlar ise kasalarını doldurmaya! İşte asıl mesele budur! Ücreti düşür, sosyal güvenceyi kaldır, saatleri uzat… Yeter ki kasa dolsun taşsın! İşçilerin canı cehenneme, paralar cebe!
        Ya kanımız akacak patronlar için. ya da 15-16 Haziran’ı anımsayacağız yeniden. İşçi sınıfının o muazzam ayaklanmasını anımsayacak ve onun ışıklı yolundan yürüyeceğiz. Ya ölümün gölgesi düşecek geleceğimizin üstüne ya da direneceğiz, geleceğimiz ve çocuklarımız için. Ya kanımızı akıtacağız patronlar için, ya da ayağa kalkıp yürüyeceğiz, kafamızı bulandıranlara hiç aldırmadan. Başka yolumuz var mı?
        KAZA DEĞİL, KADER DEĞİL, İHMAL DEĞİL; SOMA'DA İŞÇİ KATLİAMI.
        SÖMÜRÜYÜ, İŞ CİNAYETLERİNİ, KATLİAMLARI HAK ETMİYORUZ.
        KATİL SERMAYEDİR, HÜKÜMETTİR, DEVLETTİR. AYAĞA KALKALIM, SOKAKTA HESAP SORALIM.

       EMEK VE ÖZGÜRLÜK CEPHESİ

Soma'dan Gelişmeler

       Ege Emek Ve Özgürlük Cephesi olarak maden faciası sonrası hemen Soma'ya hareket ettik.
       Akhisar'dan itibaren havadan ve karadan bölge tam bir ablukaya alınmıştı. Yollarda cenaze arabaları ve ambülanslar sürekli gidip geliyordu. Özellikle Kırkagaç'da soguk hava depoları(askeriyeye çeşitli işletmelere ait) madencilerin cansız bedenleri ile dolu oldugu için ve bu gerçegin ögrenilmesini engellemek amacıyla yogun güvenlik uygulamaları ile karşılaştık. Giriş çıkışlar tutulmuştu.
       Soma'da durumlar çok daha vahimdi. Her köşe başı, her evin önü, çatılar, parklar, tüm sokaklar, devlet hastanesinin içi, bahçesi ve çevresi, madenci heykelinin oldugu alan, kısaca her yer degişik illerden getirilen çevik kuvvet, sivil ve resmi polis ve jandarma tarafından denetim ve kontrol altına alınmış durumdaydı. Halk bu durumu anlamakta zorlanıyor ve tepki gösterdiginde gözaltına alınmaya çalışılıyordu.
       Nerede ise dakikada bir hastane bahçesine ambülanslar gidip geliyor, insanlar getirilen madencinin kimligini ögrenmek için saglıklı bilgiye ulaşamıyor şok üstüne şok yaşıyorlar. Bakanların ve başabakanın varlıgı üstlerinde uçan helikopterler ve polislerin tavırları halkın sürekli tepkisine yol açıyordu. Ancak kesintisiz acı haberlerle sarsılan halk çaresiz durumdaydı. Edindigimiz bilgiler bizi iyice sarstı. Adli tıptan çıkarılan cenazeler mezarlıga gönderildikten sonra ailelere haber veriliyor, böylece tepkilerin örgütlenmesinin önüne geçiliyordu.
       Dün saat on sekiz sıralarında İzmir Kınık ilçesine 53 cenaze gitti. Şehir mezarlıgına ise 148 cenaze defnedildi. 200 mezarın da hazırlandıgı bilgisini aldık. Son dört yıl içinde Zonguldak'tan Soma'ya madenlerde çalışmak üzere gelen üç bine yakın işçi geldi.
       Ayrıca yaşları 18'in altında sayısı net bilinmeyen Suriyeli çoçukların madende çalıştırıldıklarını öğrendik. Bu çocukların varlıgından kimse sözetmiyor. Özellikle devlet tarafından saklanıyor.
       Maden bölgesine giriş çıkışlar sıkı kontrol altında. Dün sabah maden kazasından kurtulan bir işçinin verdigi bilgiye göre içerden canlı bir madencinin çıkmasının artık mümkün degildi. İçerde kaç madencinin daha oldugu bilgisi devlet ve yetkililer tarafından özellikle ve ısrarla saklanıyor. En son madene kireç ve mermer taşındıgını öğrendik.
       ŞİMDİ DEVLETE SORUYORUZ; ÜLKESİNDEN BİNLERCE KİLOMETRE UZAKTA, GÜNEŞE HASRET, ÇOCUK YAŞTA YERALTI DEHLİZLERİNDE KÖLECE KOŞULLARDA ÇALIŞTIRILAN VE KİMSE TARAFINDAN ARANILIP SORULMAYACAGINDAN EMİN OLDUGUNUZ SURİYELİ ÇOCUKLARI MADENE Mİ GÖMÜYORSUNUZ?
       Emperyalist-kapitalist sistemin yeni kölelik koşulları için uygulamaya koyduğu özelleştirme, taşeronlaşma, esnek ve güvencesiz çalışma koşulları her alanda insanları ölüme mahkum etmektedir. Kar, verimlilik gibi kavramlar insan yaşamının önüne geçmiştir. Son sendika seçimlerinde bu şirket yöneticisinin seçim sonuçlarına müdahale ederek iptal ettirdiiğni, tekrarlanan seçimde kendi özel güvenlik görevlilerini yönetime seçtirdiğini, devlete bağlı diğer üç (sarı) sendikaya da rest çekerek iradeyi ele geçirdigini de biliyoruz. Bunun sonucu olsa gerek ki şirket sahibi ile birlikte hiç bir sendikacıya ulaşılamıyor.
       Soma ölüm kokuyor. Soma'da ağıttan başka bir şey duyulmuyor. Halk ölümle yaşam arasına sıkıştırılmış bir suskunluk içinde, ama öfkeli.
Kurtarılan bir maden işçisi kendini kurtaranlara yalvarıyor ''Abi Mahmut çıkmadı. Mahmut çıkamadı. Beni bırakın bekarım onu alın abi. onun karısı hamile...'' Hangi sağanak yağmur insanların yüreğindeki yangını söndürebilir. Onlar evlerine simsiyah gelirdi. Ama yürekleri yüzlerce metre yerin altında çalışmalarına rağmen tertemiz ve sımsıcaktı. Katliamda ölen bir madencinin küçük kızı çıglık çığlığa soruyor, ''Babam eve hep simsiyah gelirdi anne, bugün neden beyaz giymiş anne?...

       EGE - EMEK VE ÖZGÜRLÜK CEPHESİ

Soma'nın Hesabı Sorulacak!

       Bu ülkenin tarihi katliamlarla dolu ve biz bu ülkeyi katliamlarından biliyoruz. Sivas'tan ,Maraş'tan, Çorum'dan, Roboski'den,19 Aralık'tan, Gezi'den tanıyoruz.. 2013 yılında yine Soma Holding'e ait taşeron maden ocağında en az 8 işçi yaşamını yitirmişti. Daha bundan iki hafta önce Soma'daki madenlerin araştırılması için verilen önerge reddedildi. Ve Holding patronlarının ve hükümetin pervasız açıklamalarıyla halen yüzlerce işçi kardeşimiz ve işçi coçuklar halen toprağın altında. Bu ne ilk ne de son. Bu katliam göz göre göre gelmiştir, çünkü, daha önce devlete ait olan bu işletme yine devlet eliyle özelleştirilmiş ve denetimden uzak tutulmuştur. Bu katliamın sorumluları özelleştirmenin ardından yapılan açılışa devletin Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı katılmış ve buranın “son teknolojik gelişmelerle” işletilecek bir maden ocağı olduğunu belirtmiştir. Bu katliamın failleri; daha fazla kâr için işçi ve emekçileri yoksulluğa, düşük ücrete, güvencesizliğe, mahkum edenler; madende yaşanan iş cinayetlerini “kader” olarak görenler, işçi ölümlerini “güzel öldüler”, “tatlı ölüm” gibi tabir edenlerdir!
       İzmir emekçileri de 14.05.2014 günü saat 18.00'da Basmane'de öfkelerini kuşanarak toplanmaya başladı. Devrimci-demokrat kurumların, sendikaların yer aldığı yürüyüş kolu Konak Valilik önüne doğru yürüyüşe geçti. "Soma'nın hesabı sorulacak, İş kazası değil bu bir katliam, Roboski'den Soma'ya hesap sormaya, Katil devlet hesap verecek" sloganları yürüyüş boyunca öfkeyle haykırıldı. Konak Valilik önüne gelindiğinde kolluğun "yoğun" hazırlığıyla karşılaşıldı. Kitle burada bir süre sloganlarla bekleyişe geçti. Kolluğun yoğun biber gazı ve tazyikli su saldırısıyla karşılaşan kitle 1. ve 2. kordon üzerinden Alsancak'a doğru geriye çekildi. Saldırılara havai fişekle karşılık verildi. Basmane Konak üzerinden kitle yoğun biber gazı ve tazyikli suya maruz kaldı. Kıbrıs Şehitleri'nde kısa süren çatışmanın ardından 14 kişi gözaltına alındı.
       İzmir Emek ve Özgürlük Cephesi

KAZA DEĞİL, KADER DEĞİL, İHMAL DEĞİL;
SOMA'DA İŞÇİ KATLİAMI,
AYAĞA KALKALIM HESAP SORALIM!

       Alınterinin kömür karasına karıştığı, ekmeğin en zorunun kazanıldığı madenlerde, Soma madenlerinde şimdi kan ve ölüm var.
        Yıllardır pek çok iş cinayetinin yaşandığı madenlerde, karşımıza, hep kaza, kader, ihmal palavralarıyla çıktılar. Kapitalistler, hükümet, devlet YANİ ŞEYTAN ÜÇGENİ el ele kol kola hep yalan, hep aldatmaca, hep işçileri, emekçileri kurbanlık koyun görme alçaklığıyla hareket ettiler.
        Daha iki hafta önce faşist AKP, Soma madenlerindeki iş cinayetleriyle ilgili meclis araştırma önergesini ret etti. Onlara göre sorun yoktu. Her şey yolundaydı. İşçiler ölüyordu ama önemsizdi, her ay bir kaç işçinin ölmesinde bir sakınca yoktu. Karderdi, kazaydı, ihmaldi bunlar. İnşaat'ta ölüyorlardı, tekstilde ölüyorlardı, olağandı bunlar. Nasılsa ölenlerin yerini dolduranlar vardı. Nasılsa sömürü çarkı işliyordu.
        Şimdi Soma'da kömür karasının içinde yüzlerce sınıf kardeşimiz yatıyor. Ocaklar kömür değil, her dakika ölüm kusuyor. Yaşamını yitirenlerin sayısı çoktan yüzleri aştı.
       İşçiler, Emekçiler, halkımız!
        Bugün ayağa kalkmayacaksak ne zaman ayağa kalkacağız! Ne zaman sömürüye, iş cinayetlerine, katliamlarına dur diyeceğiz! Sessiz kalmak bunu hak ediyoruz demek değil midir?
        Hayır!
       SÖMÜRÜYÜ, İŞ CİNAYETLERİNİ, KATLİAMLARINI HAK ETMİYORUZ!
        KATİL SERMAYEDİR, HÜKÜMETTİR, DEVLETTİR!
        AYAĞA KALKALIM, SOKAKTA HESAP SORALIM!
        SOMA KATLİAMININ HESABINI SORMAK İÇİN SOKAKLARA!
        BU PİSLİĞİ DEVRİM TEMİZLER!
        SÖMÜRÜSÜZ, İNSANCA YAŞAM İÇİN TEK YOL DEVRİM!

       EMEK VE ÖZGÜRLÜK CEPHESİ - BARİKAT DERGİSİ- EÖC AVRUPA İNİSİYATİFİ

1 Mayıs Kızıldır!

       1 Mayıs İstanbul'da devlet terörüne karşı direnişin ve mücadelenin günü oldu. Taksim'i yasaklayarak sınıfı belleğinden koparmayı hedefleyen devlet, bir kez daha amacına ulaşamadı. Ne kapatılan yollar, ne de iptal edilen seferler, emekçilerin ve devrimcilerin iradesine engel olamadı. Yürüdük düşmanın üzerine. Biliyorduk düşmanın daha güçlü olduğunu. Ama Vietnamlılar da biliyordu ABD emperyalizminin daha güçlü olduğunu. Bu yüzden savaşmaktan vaz geçmediler ve kazandılar. Biz de vaz geçmiyoruz savaşmaktan. Ve mutlaka kazanacağız. Bedeli ne olursa olsun kimse bizi yolumuzdan döndüremez. Burada uzun uzun ne yapıp yapmadığımızı anlatmayacağız. Bunun yerine sadece fotoğraflarla yetineceğiz. Aşağıdaki linki tıklayarak diğer 1 Mayıs fotoğraflarına ulaşabilirsiniz.

1 Mayıs 2014 fotoğrafları için burayı tıklayınız

1 Mayıs'ta Taksim'deyiz!

       Yeryüzündeki tüm değerleri yaratan ve üreten emeklerimizin hakkı için, ürettiğimiz her şeye el koyanlardan hesap sormak için, biz olmazsak yaşayamazsınız demek için yine çıkacağız sokaklara meydanlara. Hiçbir yasak bizi durduramayacak. Önümüze çıkan her engeli söküp atacağız. Hiç bir güç, bizi 1 Mayıs'ta Taksim Meydanı'ndan alıkoyamayacak. Bu 1 Mayısta da Taksim'deyiz. Tüm Emek ve Özgürlük Cephelileri, 1 Mayıs günü saat 10:00'da Şişli'deki DİSK binası önüne çağırıyoruz.

Emek ve Özgürlük Cephesinin 1 Mayıs Bildirisini Okumak İçin Burayı Tıklayınız

Katledilişinin 33. Yılında Nurettin Yedigöl Anması Yapıldı

       Onlarca tanığa rağmen gözaltına alındığı Gayrettepe'deki 1.ci şube işkencehanelerinde katledildikten sonra bedeni "yok" edilen Nurettin Yedigöl Yoldaş, 20 Nisan 2014 Pazar günü Avcılar Kemal Bozan Kültür Merkezinde düzenlenen bir etkinlikle anıldı. Emek ve Özgürlük Cephesinin Yedigöl ailesiyle birlikte organize ettiği "33. Yılında Nurettin Yedigöl ve Kayıplar Mücadelesi" başlıklı etkinlik saat 15:00'te başladı.
       Devrimci sosyalist Nurettin Yedigöl 1981 12 Nisanında gözaltına alınarak Gayrettepe 1. şubede derileri yakılarak, yüzülerek, kafasına çakılan elektrodlardan elektrik verilerek katil devlet tarafından katledildi. Nurettin yoldaşa yapılan işkencelerin tanıkları olmasına rağmen gözaltına alındığı hiç kabul edilmedi. İsmini dahi söylemeyerek, faşizmin işkencehanesinde düşmana direndi ve katledildi...
        4.'sü gerçekleştirilen anma etkinliğinin bu yıl ki teması; 33. yılında Nurettin Yedigöl Ve Kayıplar Mücadelesi oldu.
        Etkinliğe başta yoldaşları, ailesi, Cumartesi ve 12 Eylül Anneleri olmak üzere İnsan Hakları Derneği İstanbul Şubesi Gözaltında Kayıplara Karşı Komisyon ile kayıp yakınları da katıldı.
        Selamlama ve saygı duruşu ile başlayan anma programı, Nurettin Yedigöl yoldaşın yaşamını, devrimci mücadelesini anlatan belgesel şeklinde hazırlanan 20 dakikalık sinevizyon gösterisi ile devam etti.
        Sinevizyon gösteriminin ardından ilk sözü Nurettin Yedigöl'ün avukatı Eren Keskin aldı, Eren Keskin konuşmasında kayıplar mücadelesine değinerek, hukuki süreç hakkında bilgi verdi.
        Av. Eren Keskin'in ardından Emek Ve Özgürlük Cephesi konuşmasında; "12 Eylül işkencecilerin o dönemde asıl amaçlarının devrimcileri yok etmek, katlederek halkların mücadelesini sindirmek olduğunu biliyoruz. Ezilenlerin başkaldırısından, egemenlerin sömürü ve zulüm düzenine karşı mücadeleden asıl korkanların onlar olduğunu biliyoruz. Sömürü düzenine karşı eşitlik, özgürlük, ve adalet için Gezi'de, Haziran Direnişinde, işçi direnişlerinde, öğrencilerin direnişinde Nurettin Yedigöl ve diğer toprağa düşen direnişçiler, özgürlük savaşçıları en öndeydiler ve hep önde olacaklar. 1 Mayıs'ı karşılamaya hazırlandığımız bugünlerde özgür bir ülke ve insanca yaşam için toprağa düşen bütün direnişçilere mücadelemiz selamımız olsun." dedi.
        Emek ve Özgürlük Cephesi’nden sonra söz alan Muzaffer Yedigöl konuşmasında ağabeyi Nurettin Yedigöl'ü 33 yıldır yılmadan aradıklarını ve bundan sonrada arayacaklarını, sorumlularının yargılanması için bu mücadeleden vazgeçmeyeceklerini söyleyerek, devrimci olan ağabeyi Nurettin Yedigöl'ün anısı önünde saygıyla eğildiğini söyledi.
        Yapılan bu konuşmaların ardından Kürtçe okuduğu şiir ile katılımcıları derinden etkileyen Keremo yer aldı.
        İHD İstanbul Şubesi Gözaltında Kayıplara Karşı Komisyon adına söz alan Maside Ocak; Cumartesi Annelerinin 19 yıldır sürdürdüğü mücadelenin önemine değindi.
        Maside Ocak'tan sonra 1995 yılında Avcılar'da gözaltına alınarak kaybedilen Fehmi Tosun'un kızı Besna Tosun; " ben sadece yaşadığım coğrafyanın acıları var sanıyordum, gördüm ki acılarımız aynıymış... ortakmış. Sadece babamın kemiklerini değil, ben 12 yaşındayken evimize gelen ve gözlerimin içine bakarak babamı alıp götüren o üç kişiyi istiyorum... benim onlarla karşılaşma cesaretim var, onlarında varsa karşıma çıksınlar, hesap versinler..." diyerek belki de günün en anlamlı, en gerçek ve en duygusal konuşmasını yaptı. Bu esnada insanlar gözyaşlarını tutamadı, salonda yoğun duygusal anlar yaşandı.
        Besna Tosun'un konuşmasından sonra Oğul'a Yazılmış şiir formunda mektubu Mine Nazari bizlerle paylaştı, analardan oğullara bir duygu seli oluştu, yüreklerden yüreklere aktı. Şiirin ardından tüm kayıplar anısına hazırladığımız cumartesi annelerinin fotoğraflarından oluşan kısa bir sinevizyon gösterimi daha yapıldı.
        Yine kendi yazdığı şiiri katılımcılarla paylaşan Burcu arkadaşımız yoğun beğeni aldı, renk kattı etkinliğimize.
        İHD İst. Şb. Başkanı Ümit Efe Nurettin Yedigöl'ün gördüğü işkencelerin tanığıydı aynı zamanda... Ümit Efe konuşmasında kayıplar mücadelesine değindi, " bu siyasal iktidar öyle hırsız ki sadece dünümüzü değil yarınımızı ve emeğimizi de çalıyor. Bu iktidar öyle zalim ki halka gaz fişekleriyle saldırıyor ve öldürüyor" diyerek devletin dün olduğu gibi bugünde katlettiğini, ödürdüğünü belirtti. Ardından yine Nurettin ile aynı şubede ve zamanda işkence gören bir yoldaşı söz alarak Nurettin'in devrimci mücadelesine bağlılığını ve bir devrimciye yakışır şeklide direnişini anlattı.
        Son olarak devrimci sanatçı dostumuz Pınar Aydınlar sahne alarak, tüm devrimcilerin mücadelesini selamladı, İbolar'dan Mahirler'den Deniz'lere bu devrimci mücadelenin sürdüğünü ve süreceğini söyleyerek türkülerini katılımcılarla birlikte seslendirdi.
        Programın bitişinde 1 Mayıs çağrısı yapıldı ve Devrimci Kurtuluş Marşıyla etkinlik sonlandırıldı.
        Ayrıca Ermeni soykırımının yıldönümü nedeniyle kaybedilen Ermeni'lerin fotoğraflarıyla özel bir köşe hazırlandı.
        Yine salonda 1978 yılında yine devlet tarafından işkence edilerek katledilen ve mezarı belli olmayan Fehmi Gökçek yoldaşımız için de bir köşe hazırlandı.
        Salonunun giriş kısmında Berfo ananın, kayıpların, cumartesi annelerinin fotoğraflarından oluşan, karanfi ve mumlarla hazırlanmış bir sergi de düzenlendi.
        Tüm dostlarımıza, katılımcılara, Cumartesi ve 12 Eylül annelerine, İHD İstanbul şubesine teşekkür ediyoruz.

       Nurettin Yedigöl Ölümsüzdür!
       Nurettin Yoldaş Onurumuzdur, unutmadık, unutmayacağız, katillerini affetmeyeceğiz!
       Nurettin yoldaş devrimci sosyalist mücadelemizde yaşıyor!

       EMEK VE ÖZGÜRLÜK CEPHESİ

       Etkinlikte çektiği fotoğrafları bizimle paylaşan Ömür Eğribel'e kattığı emekten dolayı teşekkür ediyoruz.

       EMEK VE ÖZGÜRLÜK CEPHESİNİN KONUŞMA METNİNİN TAMAMI;

       GÖZALTINDA KAYBEDİLİŞİNİN 33.YILINDA NURETTİN YEDİGÖL’Ü
ANIYORUZ

       “Ölü, yiğit, gölge ve buz ne varsa
       Tohuma dururlar yeniden
        Ve halk, toprağa gömülü
        Tohuma durur bir yerde
        Buğday nasıl filizini sürer de
        Çıkarsa toprağın üstüne
        Güzelim kırmızı elleriyle
        Sessizliği burgu gibi deler de
        Biz halkız, yeniden doğarız ölümlerde.”
                                                              P. Neruda

       Yıl 1981 12 Nisan… İstanbul’da İdealtepe’de karakol kurulmuş bir evde gözaltına alındı Nurettin Yedigöl. Ağır işkencelerden geçirildiğine dair tanıklıklar var. 1976-1977 yılları arasında İYÖD yönetiminde yer alan Nurettin Yoldaş, bir devrimci sosyalist olarak girdiği işkencehanede Muhammet olarak söylediği isminden hiç vazgeçmeden, son anına kadar direnerek ölümsüzleşti. 17 Nisan 1981’de 1.Şubede sorguda işkencedeki diğer devrimciler tarafından son defa görüldü. İşkencede direnişin simgelerinden biri olan Nurettin Yedigöl’ün gözaltına alınmasını ve gözaltında kaybedilmesini devletin kolluk kuvvetleri o günden bugüne reddettiler.
        O’nu şimdi ve sonsuza dek ailesi, Cumartesi Anneleri ve devrimci sosyalistler arıyor ve arayacak… Aslında 12 Eylül İşkencecileri ve katillerinin asıl amacının devrimcileri yok etmek , halkların mücadelesini sindirmek olduğunu biliyoruz. Ezilenlerin başkaldırısından, egemenlerin sömürü ve zulüm düzenine karşı mücadeleden asıl korkanların onlar olduğunu da biliyoruz.
        12 Eylül sürecinde devletin savcısı Nurettin Yoldaşın ailesine “Bizim elimizde de oğlunuz hakkında bir tutuklama kararı var ama bulamıyoruz” derken 33 yıl sonra bugün de evine seçmen kağıdı gönderildi. Nurettin’in ağabeyi, Cumartesi Annelerinin 470. kez bir araya geldiği eylemde soruyordu: “Bu nasıl devlet, bu nasıl insanlık, bu nasıl adalet?”
        Bu, Gezi- Haziran Direnişlerinde Berkin Elvan’ı, Ethem Sarısülük’ü, Abdullah Cömert’i, Ahmet Atakan’ı, Mehmet Ayvalıtaş’ı, Ali İsmail Korkmaz’ı, Hasan Ferit Gedik’i, Medeni Yıldırım’ı öldüren “adalet”…
        Egemenler bütün barbarlıklarına, gaddarlıklarına, akıl dışı ve insanlık dışı uygulamalarına karşın ezilen, sömürülen halkların, emekçilerin, işçilerin özgürlüğe kavuşmalarını engelleyemeyecekler.
Yolsuzluk, yoksulluk ve sömürü düzenine karşı eşitlik, özgürlük ve adalet için Gezi’de, Haziran Direnişi’nde, işçi direnişlerinde, öğrencilerin direnişlerinde Nurettin Yedigöl ve diğer toprağa düşen direnişçiler, özgürlük savaşçıları en öndeydiler ve hep önde olacaklar.
        Ezilenlerin mücadele günü 1 Mayıs’ı karşılamaya hazırlandığımız bugünlerde özgür bir ülke ve insanca yaşam için bütün toprağa düşen direnişçilere mücadelemiz selamımız olsun. Saygıyla, sevgiyle anıyoruz.

       Devrim Şehitleri Ölümsüzdür! Yaşasın Mücadelemiz! Yaşasın Devrim ve Sosyalizm

       Etkinliğin bir başka haberi için http://www.diclehaber.com/1/22/14/viewNews/397446

İşkencede Katledilip Kaybedilişinin 33.cü Yılında
Nurettin Yedigöl Yoldaşımızı Anıyoruz

       “Ölü, yiğit, gölge ve buz ne varsa
       Tohuma dururlar yeniden
        Ve halk, toprağa gömülü
        Tohuma durur bir yerde
        Buğday nasıl filizini sürer de
        Çıkarsa toprağın üstüne
        Güzelim kırmızı elleriyle
        Sessizliği burgu gibi deler de
        Biz halkız, yeniden doğarız ölümlerde.”
                                                              P. Neruda


       “Bir devrimci sosyalist olarak girdiği işkencehanede Muhammet olarak söylediği isminden hiç vazgeçmeden, son anına kadar direnerek ölümsüzleşti. 17 Nisan 1981’de 1.Şubede sorguda işkencedeki diğer devrimciler tarafından son defa görüldü. İşkencede direnişin simgelerinden biri olan Nurettin Yedigöl’ün gözaltına alınmasını ve gözaltında kaybedilmesini devletin kolluk kuvvetleri o günden bugüne reddettiler.”
       Nurettin Yedigöl Yoldaşımızı hiç unutmadık, unutmayacağız, unutturmayacağız. Elimiz her zaman katillerinin yakasında olacak. Onu anmak için bu yıl da buluşuyoruz. Anma etkinliğimize tüm halkımız davetlidir.
       Yer: Kemal Bozan Kültür Merkezi, Çiğdem Cd. Ozan Şeker İş Merkezi Avcılar-İST.
       Tarih: 20 Nisan 2014
       Saat: 15:00
              EMEK VE ÖZGÜRLÜK CEPHESİ

Ethem İçin Ankara'dayız!

       Ankara'da bulunan ve Ankara'ya gidebilecek olan tüm Emek ve Özgürlük Cephelileri 7 Nisan Pazartesi günü, saat 09:00'da Ankara Adliyesinde görülecek olan Ethem Sarısülük davasına katılmaya çağırıyoruz.

Barikat'ın Yeni Sayısı Çıktı!

       Barikat'ın yeni sayısı çıktı. Seçimlerden önce çıkan ve daha çok bu gündem üzerine yoğunlaşan bu sayımızda seçimlerin yanı sıra Kızıldere ve AKP ile Gülen Cemaati arasındaki ilişkileri ele alan yazılarımız da yer alıyor. İyi okumalar.

Anne Zeycan Yedigöl: Katillerden İki Cihanda da Davacıyım!

       Yıllardır her hafta cumartesi günü saat 12:00'de Galatasaray meydanında oturma eylemi yaparak gözaltında kayıpları soran kayıp yakınları, bu hafta da Nurettin Yedigöl, Sabahattin Ali ve 14 Mayıs 1993'te Görümlü'de kaybedilenleri sordular. Oturma eylemi ile ilgili olarak ANF'de yayınlanan haberi ve fotoğraflarını aktarıyoruz. Nurettin Yedigöl ve Annesi Zeycan Yedigöl'e ait fotoğraflar Barikat arşivinden alınmıştır.

       Kayıp Nurettin Yedigöl'ün annesi Zeycan Yedigöl, sağlık sorunları nedeniyle bu haftaki eyleme katılamadı, mektup gönderdi. Anne Yedigöl, "Katillerden iki cihanda da davacıyım" diye seslendi. Baba İsmail Yedigöl, oğlunun kemiklerine kavuşamadan hayata veda etmişti.
       471. kez Galatasaray'da bir araya gelen kayıp yakınları bu haftaki eylemde, 12 Eylül döneminde gözaltına alınarak kaybedilen Nurettin Yedigöl'ün akıbetini sordu. Cumartesi Anneleri, 2 Nisan 1948'de kaybedilen yazar Sabahattin Ali'yi de unutmadı.

       CANSIZ BEDENİ GÖSTERİLDİ
        Bugünkü eyleme, Nurettin Yedigöl ile birlikte gözaltına alınan iki tanık da katıldı. 14 Nisan 1981 tarihinde Nurettin Yedigöl ile birlikte aynı operasyonda gözaltına alınan Battal Uygun, bir ara göz bandının açılarak Nurettin Yedigöl'ün cansız bedeninin gösterildiğini ve Nurettin'i bir daha görmediğini söyledi.
        Aynı operasyonda gözaltına alınan İHD İstanbul Şube Başkanı Ümit Efe de, Nurettin'le birlikte 4 gün boyunca işkence gördüklerini anlattı. 4. günün ardından Nurettin Yedigöl'den bir daha haber alamadıklarını söyleyen Efe, "O işkencecilere ismini bile vermedi, direndi. Tarihe adını böyle kaydetti" şeklinde konuştu.

       HUKUKİ GİRİŞİMLER SONUÇSUZ
        Avukat Eren Keskin, hukuki süreç hakkında bilgi verdi. Nurettin Yedigöl davasının yeniden açılması için hukuki süreç başlattıklarını söyleyen Av. Eren Keskin, yaptıkları bütün başvuruların takipsizlikle sonuçlandığını söyledi. Keskin, "Ergenekon davalarında 15 günde karar veren Anayasa Mahkemesi, bizim yaptığımız dava ile ilgili olarak 1 yıldır karar vermedi" dedi.

       ANNE YEDİGÖL'DEN MEKTUP
        Bu haftaki eylemde, Nurettin Yedigöl'ün annesinin gönderdiği mektup okundu. 86 yaşında olan ve hasta olduğu için eyleme katılamayan Zeycan Yedigöl, mektubunda, "Oğlumu kaybedenlerden, katillerini yargılamayanlardan iki cihanda da davacıyım" dedi.
        İHD İstanbul Şubesi Gözaltında Kayıplara Karşı Komisyon adına açıklama yapan Mine Nazari, her hafta Cumartesi eylemine katılan baba İsmail Yedigöl'ün oğlunu göremeden öldüğünü, anne Zeycan Yedigöl'ün de "Artık çok yaşlıyım. Oğlumu bulmadan ölmek istemiyorum" dediğini anlattı.
        Nazari, "33 yıldır Nurettin'in akıbetini gizleyen, faillerini koruyan tüm hükümetleri bu insanlık suçunun ortağı ilan ediyoruz. Kaç yıl geçerse geçsin, biz adalet aramaktan, evlatlarımızı kaybedenlerden hesap sormaktan, hukuksuzluğa karşı direnmekten vazgeçmeyeceğiz. Evlatlarımızı kaybederek, kaybedenleri koruyarak bizi sonsuz işkenceye mahkum edenler bilsin ki, işledikleri insanlık suçlarının unutulmasına izin vermeyeceğiz" şeklinde konuştu.

       GÖRÜMLÜ YAKINLARIN KAYIPLARI DA EYLEMDE
       Bu haftaki eyleme, 14 Mayıs 1993'te Görümlü'de kaybedilenlerin yakınları konuştu. Kayıp M. Salih Demirkan'ın oğlu Nurettin Demirkan, dün Ankara'da görülen davayı hatırlattı, "General Mete Sayar ve ekibi yargılanıyor güya. Ama mahkemeye sanki brifing veriyorlardı. Biz bu mahkemelerden adalet beklemiyoruz ama peşlerini de bırakmayacağız" dedi.
        Şemdin Cülaz'ın oğlu Kazım Cülaz da, Kürtçe yaptığı konuşmasında, "Katillerimizle göz göze geldik. Davanın takipçisi olacağız" dedi.

 

Devrimci 1 Mayıs Platformu'ndan Deklerasyon

     BASINA VE HALKLARIMIZA…

     2014 1 Mayıs’ı yaklaşıyor.
     2007, 2008, 2009’da sokak, sokak direnilerek kazanılan Taksim Meydanı’nda, 2010, 2011, 2012’de, üç yıl boyunca, her yıl kitlesi ve görkemi artan, milyonların katıldığı 1 Mayısları birlikte örgütledik.
     Toplumsal mücadelenin yükseldiği, devrimci-demokratik hareketin güçlenmeye başladığı bir süreçte, devlet 2013 1 Mayıs’ında, yeniden Taksim Meydanını 1 Mayıs’a yasaklayıp, halka karşı savaş ilan etti. Bu yasak karşısında, 2007’den bu yana Taksim’de 1 Mayıs’ı kutlamak isteyen ve kutlayan tüm güçler, 2013’te de görkemli bir direniş sergileyerek, devletin yasaklarını tanımadığını, Taksim’in 1 Mayıs Meydanı olduğunu ve halka kapatılamayacağını açık bir şekilde gösterdi.
     1 Mayıs sonrasında da, Taksim meydanı ve çevresinin her türlü eyleme yasaklanmasına karşı, yasakların tanınmadığı sokaklara çıkılarak gösterildi.
     1 Mayıs 2013 sonrası, halka karşı ilan edilen bu savaşta;
     İş cinayetlerinden, kadın cinayetlerine;
     İşçi sınıfının kazanılmış haklarının gaspından, eğitim sistemin deneme tahtasına çevrilmesine;
     Ortadoğu’da emperyalistlerin taşeronluğundan, Suriye’de savaş kundakçılığına;
     Halklara karşı imha-inkâr ve asimilasyoncu politikaların değişik biçimler altında sürdürülmesinden, halkın nasıl yaşaması gerektiğine;
     Kentlerin emekçi mahallelerinin ve tarihi bölgelerinin rant için yağmalanmasından, derelerimizin HES’çi şirketlere peşkeş çekilmesine;
     Hapishanelerde ve dışarıda baskı ve terörün azgınca arttırılmasına kadar her alanda baskılar yoğunlaştırıldı.
     27 Mayıs 2013’te, Taksim Gezi Parkı’na iş makinalarının girmesi ile başlayan ve 31 Mayıs akşamı, milyonların ayağa kalktığı görkemli bir direnişle beraber, 1 Haziran günü Taksim Meydanının geri alınması ile AKP hükümetinin ve burjuva egemenlerin tüm kibri, gösterişi yerle bir oldu.
     Artık yeter! Diyerek ayağa kalkan halk, korku duvarını yıkarak ölümün üzerine yürüdü. Başbakanın “destan yazan” polis gücünü Taksim Meydanından söküp attı. Taksim Meydanı, on bir gün boyunca, birçok kez vahşice saldırılara karşı savunularak, milyonlarca insanın özgürlüğü soluduğu, dayanışmayı, paylaşımı, insanlaşmayı yaşadığı bir alana dönüştü.
     Taksim’den başlayan isyan dalgası, dalga dalga bütün ülkeye yayıldı ve egemenlerin korkulu rüyası oldu.
     16 Haziran’da, devletin vahşi saldırısı sonucu Taksim Meydanı ve Gezi Parkı boşaltılsa da, sonrasında parklarda, mahallelerde forumlar, meclisler olarak devam etti.
     Taksim’den başlayan bu görkemli isyan, ayaklanma ve direniş, AKP’nin baskı ve zor dışında yönetemez hale gelmesine neden oldu. Aynı zamanda, emperyalist efendileri, yeni işbirlikçiler bulma arayışına iterken, egemenler arası çatışmanın da ateşini fitillemiş oldu.
     Bu görkemli direnişte, Ethem’i, Mehmet’i, Abdullah’ı, Ali İsmail’i, Medeni’yi, Ahmet’i, Hasan Ferit’i ve en son 15 yaşında fidanımız, Berkin’i güneşe uğurladık. Binlercemiz yaralandı, gözünü kaybedenlerimiz oldu. Yüzlerce tutsak verdik.
     Öncesini bir yana bıraksak bile, 2007’den bu yana omuz omuza yürütülen direniş ve son olarak 2013 1 Mayıs’ından bu yana yürüttüğümüz omuz omuza mücadele ile kazanabileceğimizi çok net bir şekilde gördük. Gördük ki; 31 Mayıs 2103’ten bu yana, bizim, halkın istemediği hiçbir şey, eğer biz kararlı isek yapılamaz.
     Şimdi, seçimlerden aldığı oyla saldırılarını arttıracağını deklare eden, yolsuzlukları, hırsızlıkları, katillikleri, savaş çığırtkanlıkları ile tüm pislikleri açığa çıkmış bu sömürü ve zulüm düzenine karşı, kitlesel, görkemli ve devrimci bir 1 Mayıs’ı Taksim’de örgütlemek, emekten ve halktan yana tüm devrimci, ilerici güçlerin önündeki en önemli görevdir.
     Sendikalar, meslek odaları, demokratik kitle örgütleri, siyasi partiler, devrimci güçler, platformlar, forumlar, kısacası tüm emek güçleri, birleşik, kitlesel ve devrimci özüne uygun bir 1 Mayıs’ı örgütlemek için bir an önce harekete geçmelidir.
     Bizler 2014 1 Mayıs’ının yukarıda çizdiğimiz çerçevede geçmesi için her türlü çabayı göstereceğimizi deklare ediyoruz.
     Tarihimize, mücadelemize, düşenlerimize yakışır 1 Mayıs’ı birlikte örgütlemeye çağırıyoruz.
     Bu sorumluluk hepimizindir.

     Yaşasın 1 Mayıs!
     Biji Yek Gulan!
     Gezi-Haziran Şehitleri Ölümsüzdür!
     1 Mayıs Şehitleri Ölümsüzdür!

                         4 Nisan 2014
     Devrimci 1 Mayıs Platformu

İzmir'de Kızıldere Yürüyüşü

       İzmir Emek ve Özgürlük Cephesi'nin çağrısıyla bir araya gelen devrimci kurumlar Kızıldere'de direniş manifestosu yaratan yoldaşlarımız için bir anma yürüyüşü gerçekleştirdi. 31 Mart Pazartesi günü saat 19.00'da Konak-YKM önünde bir araya gelen kitle "Kızıldere Son Değil Savaş Sürüyor!" pankartı arkasında yürüyüşe geçti. Yürüyüş boyunca "Kızıldere son değil savaş sürüyor, Devrim şehitleri ölümsüzdür, Mahir, İbo, Deniz sürüyor sürecek mücadelemiz" sloganlarıyla Sümerbank önüne geldi. Burada yapılan saygı duruşunun ardından yapılan basın açıklamasında; "Kızıldere bizler için son değil, savaşını izinden sürdürdüğümüz bir eylem kılavuzudur. Bugün emperyalizmin dünyayı kan gölüne çevirdiği, sömürünün her boyutuyla azgınlaştığı, toplumsal hayatın devlet terörüyle kuşatıldığı, sokakların baskı ve terörle sindirilmeye çalışıldığı bu coğrafyada umudumuzu, coşkumuzu ve inancımızı bileyen, emperyalizme, sömürü ve zulme karşı mücadelemizde her zaman bizlerle olan Kızıldere şehitlerini bir kez daha saygıyla anıyor, andınız andımızdır diyoruz." ifadelerine yer verildi. Açıklamanın ardından Praksis müzik grubu kısa bir müzik dinletisi sundu. EÖC, Mücadele Birliği ve DHF'nin örgütlediği eyleme Partizan ve Devrimci Hareket destek verdi.

Kızıldere Son Değil!

     30 Mart 1972’de Kızıldere’de ölümsüzleşen Mahir Çayan ve yoldaşları, Emek ve Özgürlük Cephesi ve Devrimci Yolda Özgürlük tarafından yapılan bir etkinlik ile anıldı.
     Seçimlerden bir gün önce 29 Mart’ta İstanbul Avcılar’da Kemal Bozan Kültür Merkezi’nde saat 20:00’da yapılan etkinlikte ON’lar anıldı. Yapılan etkinlikte şiirler okundu, marşlar söylendi.
     Kızıldere ve Parti-Cephe sürecinin Türkiye Devrimci Hareketi açısından sisteme yedeklenen bir reformist anlayışa karşın devrimci çıkış, kapitalizmin çürüme ve yozlaşma kültürüne karşı dayanışma ve iktidarı cepheden karşılayan bir stratejik çizgi olduğu vurgulandı.
     29 MART 2014 GÜNÜ AVCILAR KEMAL BOZAN KÜLTÜR MERKEZİNDE GERÇEKLEŞTİRMİŞ OLDUĞUMUZ KIZILDERE ANMASINDA OKUNAN ORTAK METNİMİZ;

     Kızıldere’yi farklı açılardan değerlendirip birçok tartışmaya konu etmek mümkün. Ancak bizce bugün itibariyle devrimci hareketin yakıcı problemi olması ve bir devrimci siyasetin ülke devrimine talip olmasının ön koşulu olması vesilesiyle cüret sorunsalıyla değerlendirmek en sahici olanıdır.
     Bugün dünyada değişen güç dengelerini büyük puntolarla yazarken halkın yükselen muhalefeti alanlara ve barikatlara yansıyor. Yaşanan bütün gelişmeler ve üzerine emperyalizmin zincirinden boşanmışçasına emekçi halklara saldırması tamda 30 Mart 72’de çınlayan onurlu ve cüretkâr haykırışı hatırlamanın gereğini ortaya koyuyor. Latin Amerika’da, Nepal’de, Bolivya’da Ortadoğu’da, Filistin’de, Kürdistan’da ve Gezi ve Haziran halk hareketinde yükselen sesin dalga dalga yayılarak Tuzluçayır’da ve ülkenin tüm sokaklarında kavganın, mücadelenin, direnişin adı olduğu gibi.
     Kızıldere ve cüretten bahsederken salt oligarşinin kolluk kuvvetleri önüne korkusuzca çıkmaktan bahsetmiyoruz elbette. Zira Kızıldere yalnızca bir direniş destanı olmanın ötesinde THKP-C nin kesintisiz 2-3 te ifadesini bulan politikleşmiş askeri savaş stratejisi perspektifiyle yaşanan bir sürecin sonucu olarak değerlendirildiğinde anlam kazanacaktır. İşte devrimci hareketin en önemli dönüm noktası da budur. O dönüm noktasına gelinceye kadar verilen ideolojik politik mücadele ve ülke devrimine kendi özgücüne dayanarak talip olma özgüveni de anlatmaya çalıştığımız cüretin en önemli boyutunu oluşturuyor.
     68’in dünyayı sarsan gençlik hareketi ve sosyalizmin yükselen grafiği ülkemizde farklı çağrışımlar yaparken THKP-C, ülkede neredeyse tüm bir sol hareketin dışarıdan ikame, revizyonist bir çizginin takipçiliğini yaptığı bir dönemde ülke özgülüne uygun ve sistemi cepheden gören bir siyasi hat geliştirmeyi başarmıştır. THKP-C kısa bir tarihsel döneme oturmasına rağmen geride bıraktığı devrimci deneyim ve stratejik mevzilenişiyle bugün hala Türkiye devrimci hareketinin ana eksenini oluşturmaya devam etmektedir.
     THKP-C’nin ve Mahir Çayan’ın gelişim seyrine bakılacak olursa, ilk durağın ideolojik\politik netliğin sağlanması yolundaki çabalar ve güncel tartışmaların baş aktörü olan revizyonist yaklaşımlardan bir kopuş olduğu görülecektir. Genellikle kabaca “70 yıllık revizyonist-pasifist gelenekten kopuş” diye nitelendirilen durum, aslında çok daha fazlasını ifade etmektedir. Yaşanan dünyanın sağlam bir çözümlemesiyle karşı karşıya olunan çelişkiler tespit edilmiş ve bu tespitler, tüm politik sonuçlarına dek götürülmüştür. Elbette bu kopuş, bütünüyle reddetmek anlamını içermeyen, ancak marksizmin tarihselcilik yöntemiyle tamamen örtüşen ve yaşanılan günün diyalektik sürecini geçmişten kopararak değil, onun gelişimini, vardığı uğrakları takip edip, çözümleyerek ortaya konan bir sonuçtur.
     Aslında Toplu Yazılar’da da çok açık görülebileceği gibi Mahir’in kendi düşüncesinin gelişimi de bu tarihselci diyalektiğin ve kopuş basamaklarının tipik bir örneğidir.
     Bugün, 21. Yüzyılın ilk çeyreğinde yaşanan hızlı dönüşüm ve bu dönüşümün yarattığı teorik ve pratik “açmazlar” devrimci hareket içinde yine ciddi savrulmalar yaratmaya devam ediyor. İşte tam da bu noktada bugün, THKP-C ve Kızıldere Manifestosu dünyadaki ve ülkedeki tüm gerici gelişmeler karşısında devrimci yenilenme ekseninde yeni bir kopuşun örgütlenmesinin modelini de oluşturuyor. THKP-C’den alınan referans noktaları hala yolumuza ışık tutmaya devam ediyor.
     İçinde bulunduğumuz tarihsel kesitte sisteme cepheden tavır alan, sistemi yıkmayı önüne hedef olarak koyan bir iktidar perspektifine sahip olmak ya da daha farklı bir deyişle ülke devrimine talip olma cüretini gösterebilmek bu günün devrimci kadroları açısından bir elzemdir. Bu anlamda Kızıldere yaratmış olduğu direniş geleneği ve yazılan kahramanlık destanından çok her zamankinden daha fazla bir siyasi cüret anıtı olarak sorumluluklarımızı hatırlatan bir olgu olarak önümüzde duruyor.
     Öte yandan THKP-C ve THKO kadrolarının Türkiye devrimci hareketine bıraktığı dayanışma geleneği kapitalizmin ezilen halklar üzerindeki tekilleştirme saldırısına karşı On’lardan devraldığımız bir sorumluluk olarak yolumuzu aydınlatmaktadır.
     İşçi sınıfının kazanılmış haklarına bir bir el konulduğu, her muhalif düşüncenin alabildiğine saldırıya uğradığı, sömürge tipi sürekli faşizmin kol gezdiği, devrimcilerin linç girişimlerine maruz kaldığı bir ülkede ve dahası yeni konsepti ve yeni tehdit algısı ile dünyayı cehenneme çeviren emperyalizmin yeni çığırtkanlıkları ile inleyen bir dünyada yaşıyoruz. Ve bu günün devrimci görevi kaybedilen bir muharebede mevzileri terk etmek için mazeret aramak, günah keçileri bulmak ya da dönemsel geri duruşları karakter haline getirmek değil bir adım öteye yeni siperler kazmaktır. Bu anlamda Kızıldere, döktükleri kanlarıyla tarihe yeni zaferlerin ilk kelimelerini yazmanın geleneğidir. İddiasının arkasında durabilmenin geleneğidir ve utangaçlık hiçbir zaman devrimcilerin harcı olmadığı gibi bu günde değildir. Halk adına istediklerini cüretle haykırmak bu uğurda dövüşmek Kızıldere’nin bize bıraktığı en büyük mirastır. Ve bu mirası taşımak ise ancak ve ancak aynı cürete sahip devrimcilerin harcıdır. Bizzat kendisi bir siyasi cüret anıtı olarak THKP-C'nin ve Onlar'ın yaratmış olduğu değer, kahramanlıktan ziyade karşılaşılabilecek her sonucun vehametinden bağımsız, ödenecek bedel ne olursa olsun, Marksizmin-Leninizmin gösterdiği yolda ısrardır, kararlılıktır. Buradan yola çıkarak devrimcilerin başarısı Kızıldere’de 10 yiğit yoldaşın ve THKP-C’nin bize bıraktığı teorik ve pratik mirasa sahip çıkmaya bağlıdır. Biz dün olduğu gibi bugün de, yarın da zafere kadar bu mirasa bağlıyız ve sahip çıkacağız. Devrime dair inancını, Marksizme-Leninizme olan bağlılığını ve düşmanı örgütlülüğü ile göğüsleyecek cesareti bilincinde muhafaza etmeyi başaranlar, zafer naralarıyla karşılayanlar olacaktır.

     KIZILDERE SON DEĞİL SAVAŞ SÜRÜYOR!

     YAŞASIN DEVRİMCİ DAYANIŞMA

     YAŞASIN DEVRİM VE SOSYALİZM

     EMEK VE ÖZGÜRLÜK CEPHESİ- DEVRİMCİ YOLDA ÖZGÜRLÜK

İzmir'de Newroz

       Demirci Kawa'nın yakmış olduğu özgürlük ateşi Newroz bu yılda coşkuyla karşılandı. 22 Mart Cumartesi günü saat 11.00 de Buca Hipodromda kutlanan Newroz, marşlarla başladı. Ardından devrimci-demokrat kurumların mesajlarına yer verildi. HDP İzmir İl Belediye Başkan Adayı Mustafa Özçelik ilk sözü aldı. Özçelik Newrozun tarihine ve direnişine değindi. Seçim sürecine değinen Özçelik halkların Newrozunu kutladı. HDP Eş Başkanı Sebahat Tuncel de Newroz ateşiyle bedenlerini buluşturan Rahşanları, Zekiyeleri anarak sözlerine başladı ve bir yıl önce Paris'te katledilen üç Kürt kadının failinin TC Devleti olduğunu vurguladı. BDP Genel Başkanı Selahattin Demirtaş da AKP, MHP, CHP'nin tekçi zihniyetlerine, HDP'ye yapılan saldırılara, 17 Aralık yolsuzluk operasyonlarına dikkat çekti. Konuşmaları sık sık sloganlarla kesilen Demirtaş hakların Newrozunu kutlayarak konuşmasına son verdi. Konuşmaların ardından yerel müzik grupları sahne aldı. Newroz sloganlarla ve halaylarla son buldu.

Halktan Yana Demokratik Yerel Yönetim İçin Devrimci Adaylarda Birleşiyoruz

     Yeni bir seçim süreci içindeyiz. Neo-liberal sömürü modelinin sınırlarını tükettiği, siyasal ve toplumsal kriz dinamiklerinin yeniden biçim alıp derinleştiği, oligarşi içi çatışmaların yeni boyutlar kazandığı, işçi sınıfı ve halkın tüm kazanımlarının tasfiye edildiği, başta Kürt ulusunun özgürlük sorunu olmak üzere hiçbir demokratik sorunun çözülmediği, rüşvet, yolsuzluk ve yağmanın tüm iktidar odaklarına sindiği, burjuva demokratik kavramların yerle bir olduğu, oligarşik devletin çeteleştiği, bu çete savaşında her gün yeni bir pisliğin açığa çıktığı bir süreci yaşıyoruz.
     AKP, içte ve dışta çözülmektedir, baskı ve tehdit dikiş tutmamaktadır. Mısır, Suriye ve Ortadoğu'da halklara karşı düşmanlık politikasında ısrar eden AKP, içte hiç bir sorunu çözememiş, tam tersine “ileri demokrasi” adına faşizmi daha da kurumsallaştırmıştır. Neo-liberal sömürü modelinin çocuğu, emperyalizmin işbirlikçisi olan AKP, bu modelin “yan ürünü” olan rüşvet, yolsuzluk ve yağmada sınır tanımamış; son çete savaşıyla bu kirli düzen her yerinden patlamıştır. AKP neo-liberal sömürü modelinin özetidir; AKP somutunda çözülen düzendir.
     Sadece AKP değil, tüm düzen partileri, CHP, MHP ve diğerleri neo-liberal sömürünün, bunun üzerine yeniden inşa edilen sömürge tipi faşizmin savunucularıdır. AKP, CHP, MHP ve diğer burjuva partiler vahşi kapitalizmin hizmetindedir; tümü rantçı, yağmacı yerel yönetim anlayışı ve programına sahiptirler. Tümünün savunduğu, şimdi AKP'nin elinde patlayan bu yağma düzenidir.
     Bu yağma düzeni kabul edilemez. Bu düzene karşı mücadele etmek haktır, meşrudur; direnelim, birleşelim, haramilerin düzenini yıkalım!
     Bu yağma düzenine karşı, işçi sınıfı ve halkın söz, yetki ve karar sahibi olduğu, halk meclisleri üzerine inşa edilen demokratik ve halktan yana yerel yönetim doğru ve devrimci programdır.
     Bu program etrafında işçiler, emekçiler, Kürt halkı ve tüm ulusal topluluklar, Aleviler, tüm ezilenler birleşmeliyiz.
     Gezi ve Haziran halk direnişi, bu yağma düzenine karşı direnmeyi ve birleşmeyi öğretti. Rojava'dan Amed’e Kürt halkı kendi özyönetimi için ayağa kalktı. Şimdi bunlardan güç alarak, haramilere karşı birleşmenin, yeni sömürgeci düzenin bize sunduğu sözde “seçenekleri”, elimizin tersiyle itmenin, kendi kaderimize sahip çıkmanın zamanıdır.
     Kürdistan ve Türkiye halkının birliği ve dayanışması için;
     Sol ve devrimci hareketin birlik zeminini güçlendirmek için;
     Haramilerin yağma düzenine karşı, eşitlik, adalet, özgürlük için;
     30 Mart Yerel Seçimlerde Devrimci Ve Yurtsever Adaylarda Birleşelim!
     EŞİTLİK, ADALET VE ÖZGÜRLÜK İÇİN İLERİ!
     KURTULUŞA KADAR SAVAŞ!
     EMEK VE ÖZGÜRLÜK CEPHESİ

Berkin İçin Okmeydanı'na

       Sonunda öldürdünüz Berkin’imizi… 269 gün boyunca kocaman yüreğiyle direndi, savaştı, katillerine inat hayata tutunmaya çalıştı ama yetmedi. Tam da kontrgerilla şeflerinin, gırtlak kesen seri katilerin, Hrant’ın kanına girenlerin ellerini kollarını sallayarak aramıza karıştığı, davul zurna ile eğlendikleri günlerde, Berkin çocuğumuzu yitirdik.
       Şimdi alçaklık ve riyakarlık diz boyu! Kan içici katiller, polis sürülerini halkın evlatlarının üzerine saldırtıp “destan yazanlar”, hiç utanmadan sıkılmadan “sevgili yavrumuz” diyorlar, “muhterem ailesine” taziyeler bildiriyorlar. Türkiye hiçbir zaman bu kadar tiksinti verici bir dönem yaşamamıştı; Türkiye hiçbir zaman bu kadar rezil bir ülke olmamıştı. Çocuk katilleri hiç bu kadar pervasız olmamışlardı. Kendi aralarında kasetlerle tepişen kirli ittifakın leş kargaları da, cezaevi kapılarında “şu kadar ayımı çaldılar” dile ağlaşan operet generalleri de, hepsi ama hepsi Berkin’in kanına bulaşmış ellerini sonsuza kadar uğraşsalar temizleyemezler.
       Berkin’imizi öldürdüler, katlettiler! Onun geleceğini çaldılar; gülüşünü çaldılar. Ömrümüzün yarısını koparıp götürdüler.
       Şimdi onun için, o küçük gövde ve o büyük yürek için ayağa kalkma zamanıdır. Onun yaşanmamış ömrünü, devrimin ömrüne katma, çekilen acıların boşuna olmadığını gösterme zamanıdır. Onu unutulmaz bir törenle uğurlamak boynumuzun borcu olsun!

       Berkin için görev başına!
       Artık mazeret yok! Herkes ama herkes 12 Mart saat 12.00’de Okmeydanı’na!
       Faşizme karşı omuz omuza!
       EMEK VE ÖZGÜRLÜK CEPHESİ

İstanbul'da Devrimci 8 Mart Mitingi

     Devrimci 8 Mart Platformunun çağrısıyla 8 Mart 2014 Cumartesi günü saat 15.30’da Kadıköy Boğa Heykeli önünde toplanan kitle 16.20’de yürüyüşe geçti.
      En önde Devrimci 8 Mart Platformunun pankartı açılırken, arkasında bileşenlerin kortejleri yerini aldı.
      Yürüyüş esnasında “kadın erkek elele mücadeleye!, kadın olmadan devrim olmaz devrim olmadan kadın kurtulmaz!, cinsel-ulusal-sınıfsal sömürüye son!, 8 Mart kızıldır kızıl kalacak! vb ortak sloganlar eşliğinde miting alanına gelindi.
      Emek ve Özgürlük Cephesinin (EÖC)’de bileşeni olduğu yürüyüşte EÖC ‘lü kadınlar Rosa Lüksemburg’un, Tanya’nın, Didar Şensoy’un, Zilan’ın, Krupskaya’nın, Hatice Alankuş’un, Serpil Polat’ın ve dünya devrim mücadelesinde yaşamını yitiren bazı devrimci kadınların fotoğraflarını en önde taşıdılar.
      Sokakta-evde-işte kadınlar her yerde mücadelede!, yaşasın devrimci kurtuluş mücadelemiz!, Jin Jiyan Azadi! vb sloganlar eşliğinde yürüyen EÖC kitlesi ellerinde
      KADIN ERKEK ELELE İnsanca Yaşam İçin Mücadele Ediyoruz, Kazanacağız!
      ROJAVA’LI KADINLAR KAZANDI!
     Kadın Olmadan Devrim Olmaz,
     Devrim Olmadan Kadın Kurtulmaz!

     KADINLARIN EZİLDİĞİ TOPLUM ÖZGÜR OLAMAZ
     Adalet, Eşitlik, Özgürlük İstiyoruz, Alacağız!

     KÖLELİK DÜZENİNE HAYIR!
     Zincirlerimizi Kıramazsak Kazanamayız

     HARAMİLERİN SALTANATINI YIKACAĞIZ!
     Bu Pisliği Devrimle Temizleyeceğiz

     ANLAYACAK KADAR ZEKA, İSTEYECEK KADAR CESARET
     ZORLAYACAK KADAR KUVVET
     Özgürlük Ellerimizde!

yazılı dövizleri taşıdı.

     Kortejler miting alanına geldiğinde yoğun yağmur yağışı altında programa başlandı. Selamlama sunumundan hemen sonra mücadele ederken yanarak ölen New Yorklu dokuma işçisi kadınlar şahsında dünya devrim mücadelesinde şehit düşen tüm devrimci kadınlar için 1 dakikalık saygı duruşunun ardından platform adına ortak metni EÖC’lü bir kadın okudu.
      Okunan metin sonrası Greif işçilerinden bir kadın mücadelelerini anlatan ve kitleyi selamlayan kısa bir konuşma yaptı. Kitle Greif işçisi yalnız değildir sloganlarıyla işçilerin selamını karşıladı.
      Greif işçisinden sonra sözü Gezi direnişi sürecinde sapanıyla tomalara karşı direnen Emine teyze aldı. Kadının direnişlerde ve mücadelede çok önemli biri yeri olduğuna değinen Emine teyze kitleyi selamlayarak sözlerini tamamladı.
      Yoğun yağmur yağışı nedeniyle konuşmaların kısa tutulduğu mitingde Grup Adalılar söylediği ezgiler hep bir ağızdan söylendi.
      Grup Adalıların ardından ise yurtdışı yasağı nedeniyle açlık grevinde olan Grup Yorum kitleyle buluştu. Seslendirdiği ezgilerle halaya duran kitle hep bir ağızdan zılgıtlar çekti, sloganlarla coştu.
      Son olarak Gezi sürecinde devletin polisleri tarafından gaz fişeği ile vurulan ve yaşam mücadelesi veren Berkin Elvan’a miting alanından selam gönderildi; "diren Berkin seninleyiz!","Berkin Elvan onurumuzdur!" sloganları hep bir ağızdan atıldı. Grup Yorum ve Adalılar Grubu Berkin için Büyü isimli ezgiyi birlikte söylediler.
      Kitle Berkin’in sağlık durumunun kritik olmasından dolayı Okmeydanı hastanesi önünde 24 saat tutulacak nöbete çağrıldı. Bu çağrının ardından yaşasın devrimci dayanışma sloganıyla miting sona erdi.

İbrahim Özalp Yoldaşımızı Mezarı Başında Andık

       1 Mart 1981'de oligarşinin katilleri tarafından katledilen İbrahim Özalp Yoldaş, mezarı başında anıldı. Yoldaşımızı anmak için 2 Mart 2014 günü saat 13:30'da Edirnekapı'daki mezarı başında toplanan ailesi, dostları ve yoldaşları, anmaya saygı duruşu ile başladılar. Saygı duruşunun ardından devrim şehitlerinin mücadeledeki yeri üzerine kısa bir metin okundu. Metnin ardındana "Devrim Şehitleri Ölümsüzdür!", "İbrahim Özalp Ölümsüzdür!" ve "Yaşasın Devrimci Kurtuluş Mücadelemiz!" sloganları atıldı. Bu metnin ardından İbrahim Özalp Yoldaşımızı anlatan şu metin okundu:
       "BİR YİĞİT DEVRİM SAVAŞÇISI...
       Devrimci sosyalist hareketin Türkiye siyasal gündemine ağırlığını koyduğu yıllarda sıcak mücadele içerisinde yetişen genç kuşak devrimcilerinden İbrahim Özalp, lise yıllarından başlayarak, azmi, hiçbir görevden kaçmaması, örgütçülüğü ile kısa sürede saflarımızda önder ve sorumlu bir insan örneği oluşturdu. İbrahim yoldaş çalışkanlığı, fedakarlığı, yardımseverliği ile ilişkide olduğu herkesin sevgisini kazanırdı. Oligarşi tam da bu özelliklerinden dolayı onu hedef tahtasına koymuştu amacı onu yakalamak değildi, katletmekti. 1 Mart 1981 yılında oligarşinin katilleri onu içinde bulunduğu ekip aracından indirerek iki liseli yoldaşının gözleri önünde kurşuna dizdiler. İbrahim yoldaş son ana kadar sloganlarını haykırmış, onu yok etmek isteyenlere inancının sağlamlığını, devrimci iradenin teslim alınamazlığını göstermiştir.
       Özgür bir ülkede insanca yaşam için emperyalizme- faşizme ve oligarşiye karşı mücadele etti, savaştı. Tıpkı diğerleri gibi... faşizmin kör karanlığında düşmana meydan okuyandı O... halkların kardeşliği şiarı ile yola düşendi... emekçinin, yoksulun, ezilenin yanında omuz omuza durandı.
       Devrimciler onurlu bir yaşam sürer. Onların yaşamı halk kitlelerine, ardıllarına örnek olur. Şüphesizki İbrahim yoldaşta devrimci duruşundan en ufak bir taviz vermeden yaşadığı gibi onuruyla, yiğitçe öldü. Son nefesine kadar sloganlarını haykırdı düşman karşısında.
Ve bugün bizlere düşen görev devraldığımız bayrağı onların bize bıraktığı mirası, açtıkları yoldan yılmadan, tereddüt etmeden zafere kadar taşımaktır. Bugün burada yine and içiyoruz, İbrahim yoldaşımıza bir kez daha söz veriyoruz; ya özgür vatan ya ölüm şiarıyla devrimin sarp ve dolambaçlı yolunda, senin ışığınla zafere kadar savaşacağız. Kavgamızda senden öğrendiğimizle bir adım daha öne çıkacağız ve mutlaka biz kazanacağız!
       İddia ediyoruz son sözü biz söyleyeceğiz, Yaşasın Devrimci Kurtuluş Mücadelemiz! Yaşasın Devrim Ve Sosyalizm!
       EMEK VE ÖZGÜRLÜK CEPHESİ"
       Metnin okunmasının ardından tekrar sloganların haykırıldığı anmada daha sonra da bir şiir okundu. Şiirin ardından Cephe Marşı'nı okuyan kitle, anmayı İbrahim Özalp için yapılan konuşmalarla sonlandırdı. İbrahim Özalp Yoldaşı tanıyanların anılarla yüklü konuşmalarından sonra ağabeyinin oldukça dokunaklı cümleleri geldi. İbrahim Özalp'i Tozkoporan bölgesindeki mücadelesinden tanıyan bir yoldaşı o dönemde oldukça rutubetli bir bodrum katında kalmak zorunda oldukları bir gece İbrahim Özalp'in evde olması gerekirken geceyarısı duydukları çatışma seslerinin arasında İbrahim'in gelip evden mermi alıp gittiğini ve giderken de "bu rutubetli bodrumda çürümektense kavganın içinde olmanın çok daha iyi olacağını" biçiminde bir espri yaptığını anlattı. Ağabeyi ise konuşmasında kendinden küçük olmasına rağmen sendikal çalışmaya dair kimi şeyleri ondan öğrendiğini ve 80 öncesinde Oto Metal İş sendikasında mücadele ettiklerini anlattı. Bu konuşmalarla sona eren anmada son olarak İbrahim Özalp Yoldaşımızın ailesi tarafından hazırlanan yemek dağıtıldı. Emek ve Özgürlük Cephesinin düzenlediği anmaya ESP, Devrimci Yolda Özgürlük ve Atak Dergisi okurları da katıldı.

İzmir'de Ayakkabı
İşçileri Yürüdü

       İzmir Ayakkabıcılar Sitesinde ucuz işgücü olmayı kabul etmedikleri için çalışmayan ayakkabı işçileri 17 Şubat günü saat 10.00'da Ayakkabıcılar Sitesinde yürüyüş düzenledi. 'Bu daha başlangıç mücadeleye devam, Yaşasın sınıf dayanışması" sloganlarıyla başlayan yürüyüşte tezgahlarda çalışan işçilere yürüyüşe katılım çağrısı yapıldı. Yapılan açıklamada bir yılı aşkın süredir eylemlerine devam ettiklerine koşulların sağlanmasına kadar eylemlerin süreceği vurgusu yapıldı. Yarından itibaren imza kampanyası başlatacak olan işçiler imza kampanyasının duyurusuyla eylemi sonlandırdı.

İzmir'de Şubat Anması


     İzmir Emek ve Özgürlük Cephesi 16 Şubat Pazar günü saat 13.00 de Tümtis binasında Şubat Savaşcılarını Ulaş Bardakçı, Bedrettin Şınnak, Serpil Polat, Nazım Kuru, Davut Günay'ı anma etkinliği düzenledi. Etkinlik Şubat savaşcıları şahsında devrim ve sosyalizm mücadelesinde yitirdiklerimiz adına saygı duruşuyla başladı. Saygı duruşunun ardından Emek ve Özgürlük Cephesi adına açıklama okundu. Sinevizon gösterimiyle devam eden etkinlikte savaşçıların yaşamlarına, mücadelelerine değinen metinler okundu. Karanfil ve Serpil'e adlı şiirlerin okunmasının ardından müzik dinletisi yapıldı. Müzik dinletisinin ardından serbest kürsüye dönüştürdüğümüz etkinlikte anmaların neden yapıldığına, önemine değinen konuşmalar yapıldı. Nazım Kuru yoldaş ile aynı süreçte mücadele eden bir yoldaşı, onun mücadelesine değinen açıklamalarda bulundu. Seçim sürecine bakışımız, kampanya, devrimci tavır üzerine yapılan sohbetlerin ardından etkinlik son buldu.

 
 
Gizli İşgal:
Yeni Sömürgecilğin
Politik Karakteri
Bolivya'dan 38 Yıl Sonra Che Olmak
Herkes Bir Adım
Daha Öne
Devrimci Birliğin Köşe Taşları...
Parti Kültür: Politik Mücadele Gündem ve Kampanya Sorunu
James Petras: Toplumsal Değişimde Aydınların Rolü
James Petras: Yeni Bush, Diplomasi ve Ölüm Mangaları
Michael Cossudovsky: Amerika'nın Küresel Askeri Egemenlik Gündemi

 

 

sbarikat07@gmail.com
Barikat / Aylık Sosyalist Dergi
Yönetim Yeri: Şehit Muhtar Mah.
Yoğurtçu Faik Sk. No: 12-14 Kat: 4/ Beyoğlu-İstanbul