
İletişim
İçin:
emekveozgurluk09@gmail.com
avrupa.emekozgurluk@googlemail.com
|
|
Münih'te
Nazilerin Yürüyüşü Devrimciler Tarafından Engellendi!
Naziler 18 Ocak 2012 Çarşamba
günü Almanya'nın Münih kentinde anarşist ve
komünist çevrelerin uğradığı otonom kültür merkezine
(Kafe Marat) bir saldırı gerçekleştirdiler.
Bu saldırının ardından, 21 Ocak 2012 cumartesi
günü "Ulusal özgür alanlar yaratalım, vatansever
merkezler istiyoruz" adı altında Münih'in
Hauptbahnhof'undan (Gar'ından) Otonom Kültür
Merkezine kadar yürüyüş gerçekleşirmek istediler.
"NS (Nasyonal
Sosyalizm) hemen şimdi" ve "Anti Anti-Fa"
gibi yazılar yazarak ve Kafe Marat'ın kapısında
hasar yaratarak saldırı gerçekleşirdiler.
Göçmenleri katleden,
onlar üzerinde faşist terörü estiren ve Anayasayı
Koruma Örgütü aracılığıyla NSU adlı hücreyi
(Nasyonal Sosyalist Hücre) destekleyen devlet
bu yürüyüşte de bir kez daha gerçek yüzünü gösterdi.
Faşistler demir sopalarla gelmelerine rağmen
yürüyüşleri iptal edilip yasaklanmadı. Sol ve
devrimci çevrelerin gösterilerinde kalın pankart
sopalar vb. gibi en ufak bir malzemeyi bile
saldırı nedeni haline getiren polisin, faşistlerin
demir sopalarla yürümesine izin vermesi ve onların
güvenliğini alması, Nazilere karşı ne denli
toleranslı olduklarını, kendi yasalarını çiğneme
konusunda rahat davrandıklarını bir kez daha
gösterdi.
Yürüyüşün başladığı
yerde faşistlerin yürümesini engellemek için
anti-faşistlerin kol kola girmesiyle ilk barikatlar
oluşturuldu. İlk barikatlar polisin özel destek
komando birimleri tarafından sadistçe küfürlerle,
coplarla, yumruklarla dağıtıldı. Bu esnada yaralananlar
ve gözaltına alınanlar oldu. Ancak gittikçe
çoğalan kitle pes etmedi ve biraz daha ötede
yeniden barikatlar oluşturdu ve Nazilere bütün
sokaklar kapatıldı. Nazilerin yürüyüş güzergahı
kapatılarak yürüyüş engellendi.
"Anayasayı Koruma
Örgütü ve Naziler El Ele, Direniş Örgütleyelim",
"Tek Yol Devrim", "No Pasarán",
"Alerta Antifascista" gibi sloganlar
atıdı
Nazi karşıtı gösteriye
SDAJ, ALM, DKP, MLPD, Anti-Fa NT, Anti-Fa isimli
Alman anti-faşist ve sosyalist örgütlerinin
yanısıra; Kürdistanlı yurtseverler, EÖC ve DİDF
katıldı.
|
|
Polorıs
Hrantek
Polorıs Hayenk!
(Hepimiz Hrant'ız
Hepimiz Ermeniyiz!)
Toplumda adalet duygusunun
ciddi kırılmalara uğradığı momentler vardır.
17 Ocak 2012 günü sonuçlanan Hrant Dink cinayeti
davasında alınan kararların yarattığı durum
gibi... Ama bu defa suskunlukla geçiştiremedi
kimse bunu. İki gün sonra cinayetin yıldönümünde
sokakları dolduran 50 bin kişi, herşeyin olgarşinin
istediği gibi gitmeyeceğini bir kez daha dosta
düşmana gösterdi. Ne %50'lik oy oranları, ne
de polisinden yargısına, eğitiminden kültürüne
her alanda yayılmış bir "ABD tarikatı iktidarı"
ağının herşeye egemen olamayacağını, insanların
bilincine, iradesine, özgürlüklerine egemen
olmanın o kadar da "formel" olmadığını
bir kez daha tarihe geçecek bir yürüyüşle ispatladı.
Belki de toplumdaki adalet talebinin bu denli
doruğa çıktığı bir zaman dilimine az rastlanır.
Bu tabloyu oligarşi kendi elleriyle yarattı.
Burjuva demokratı diyebileceğimiz kesimlerin
bile adalet talebiyle sokağa çıkmasını onlar
sağladı. Ama elbette ki yürüyüşün gövdesini
oluşturan onlar değil, adalete en fazla ihtiyacı
olanlar, her kesimden emekçilerdi.
Bu topraklarda faşizmle
bir derdi olan her sınıf ve tabakadan insan
hep bir ağızdan haykırdı "Hepimiz Hrant'ız,
Hepimiz Ermeniyiz" diye. 19 Ocak günü saat
13.00'te Taksim'de toplanarak Osmanbey'deki
Agos Gazetesi'nin önüne doğru yürüyüşe geçen
kitle gazeteye vardığında hala Taksim'de yürüyüşe
katılanlar vardı... Fotoğraflar kalabalığı yeterince
anlatıyor zaten. Bu tablo karşısında başbakanın
ağzından "bu işin temyizi var" diye
kendini savunmaya çalışan suçluları yeterince
mahkum ediyordu kitlenin gücü ve haklılığı.
Aynı günün akşamı
saat 19.00'da Taksim'de toplanarak Galatasaray'a
yürüyen kitlenin haykırdığı "Katil Devlet
Hesap Verecek!" sloganı herşeyi özetliyordu
aslında. "Hepimiz Hrant'ız Hepimiz Ermeniyiz!",
"Yaşasın Halkların Kardeşliği!", "Biji
Bıratiya Gelan!", "Gün Gelecek Devran
Dönecek Katiller Halka Hesap Verecek!"
sloganlarıyla yürüyen kitlenin Galatasarayda
gerçekleştirdiği Ermenice ve Türkçe okunan basın
açıklamasından sonra Emeğe Ezgi müzik grubunun
Ermenice ve Türkçe seslendirdiği iki parça ile
sona eren o akşamki eylemdi sadece; Halkların
adalet ve özgürlük arayışı ise hiç durmamacasına
devam ediyor.
Adana'da
Hrant İçin, Halkların Kardeşliği Yürüyüşü Gerçekleştirildi
Faşizme karşı, adalet, halkların
kardeşliği için bir araya gelen içerisinde EÖC'ünde
bulunduğu ilerici, devrimci, demokrat kurumlar,
sendikalar bir yürüyüş gerçekleştirdi. 19 Ocak
Perşembe günü saat 18.00'de 5 Ocak Meydanı'nda
toplanan kitle ortak pankart arkasında zincir
oluşturarak yürüyüşe geçti. Yolu trafiğe kapatan
kitlenin önü Çakmak Caddesi girişi önünde kolluk
güçlerince durdurulmak istendi. Engelleme ve
taciz sloganlarla karşılık buldu ve burada bir
arbede yaşandı. Yaşanan arbedeyle beraber birbirine
kenetlenen kitle kolluk güçlerini yararak yürüyüşe
tekrar geçti. "Faşizme karşı omuz omuza,
Emekçiye değil, çetelere barikat, Yaşasın halkların
kardeşliği, Yaşasın devrimci dayanışma, Baskılar
bizi yıldıramaz, Hepimiz Hrant'ız hepimiz ermeniyiz"
sloganlarını haykıran kitleyle kolluk güçleri
arasında sık sık kısa süreli arbedeler yaşandı.
Basın açıklamasını gerçekleştirmek üzere İnönü
Parkı'na girmek isteyen kitle burada da kolluk
güçlerinin pankartı parçalamak istemesi ve taciziyle
tekrar bir çatışma yaşandı ve kitle park içerisine
girerek açıklamayı gerçekleştirdi. Açıklamada
şunlara değinildi ;"Hrant Dink, 5 yıl önce,
tüm insanlığın gözleri önünde bir tetikçi tarafından
öldürüldü. Irkçı ve şoven, insanlık düşmanı
zihniyetin yönlendirmesiyle, güpegündüz, Ermeni
Gazetesi Agos’un kapısında katledildi. Onca
kamera, onca göz, onca görgü tanığı önünde...
İşbaşında AKP Hükümeti, onun İçişleri Bakanı,
Valisi, Emniyet Müdürü, istihbaratı varken katledildi.
Tetikçi, devletin kolluk güçleriyle kutlama
yaparken, işbirlikçi tembihlenmiş olarak yakalandı.
Ancak arkasındaki güçler “devlet sırrı”sayılarak
korundu, korunmaya devam ediyor. Deliller karartılıp,
gerçekler gizlendi. Gerçek suçluların açığa
çıkarılması ve yargılanması engellendi. Önceki
gün son duruşması, İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesinde
görülen davanın iki tutuklu sanığından birisi
olan Erhan Tuncel’in beraat ettirilmesi, Yasin
Hayal’in de “Tasarlayarak öldürmeye azmettirme”
suçundan ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına
çarptırılmasıyla sonuçlandı. Daha da ilginci
mahkeme bu kararıyla Hrant Dink’in katledilmesinin
örgütlü bir suç olmadığına, Yasin Hayal gibi
bir psikopatla çocuk yaştaki Ogün Samast’ın
kafalarına estiği için bu cinayeti işlediklerine
hükmetti! Mahkeme bu davayı bitirmiş, kendince
dosyayı kapatmıştır. Ancak bu davanın mahkeme
safahatı bitmiştir ama dosyası daha kapanmamıştır.
Çünkü Hrant Dink davası, kamuoyu vicdanında
kapanmayan davaların kategorisine girerek, Türkiye’yi
yöneten güçlerin yazdığı kanlı tarihin “suç
belgesine” dönüşmüştür. Çünkü artık Hrant Dink’in
katli, bir kaç kişinin ya da bir örgütün suçu
olmaktan çıkıp sistemin, düzenin işlediği bir
cinayete; sistemin yöneticilerinin, savunucularının
suçuna dönüşmüştür. Ve artık ülkenin Başbakanı,
Adalet Bakanı da ülkeyi yöneten başka güç odaklarının
temsilcileri artık; “Bu adaletin işidir, mahkemenin
kararıdır. Bizim yapacağımız bir şey yoktur”
diyemezler. Çünkü artık olay bir mahkeme ve
yargılama işi olmaktan çıkıp, bir siyasi suça
dönüşmüştür. Kardeşlik elçisi, halkların kardeşliği
için mücadele eden bir bilgeyi katlederek, sadece
Ermenilere değil, tüm halklara, tüm insanlığa
gözdağı verilmek istendiği bilinerek, ısrarla
“Hepimiz Ermeni’yiz, Hepimiz Hrant’ız” haykırışları
dinmiyor. Ermeni halkının uğradığı mezalimi,
halkların kardeşliğiyle sorgulamak ve mahkûm
etmek için çırpınıp duran, karanlık tarihle,
katliamlarla, soykırımlarla yüzleşmenin insanlaşmaya
erişmek olduğunu ısrarla söyleyen Hrant’ın davasının
takipçisi olacağız. Tekçi, ırkçı ve şoven anlayışı
mahkum edeceğiz, halklar, inançlar, kültürler
zengini bu topraklarda boyun eğmeyeceğiz, teslim
olmayacağız. Eşitlik, özgürlük, kardeşlik için
tüm halklarımızı el ele vermeye, katillerden
hesap sormaya çağırıyoruz." ifadelerine
yer verildi. Eylem açıklamanın ardından son
buldu.
|
|
Kürt
Ulusunun Sesini Susturamayacaksınız!
13 Ocak sabahı yine ajanslardan
"KCK operasyonu" haberleri gelmeye
başladı. Milletvekili Leyla Zana'nın kaldığı
ev de dahil olmak üzere birçok ev ve kurumun
arandığı, çok sayıda kişinin gözaltına alındığı
operasyonlar hep aynı yalanlarla gerekçelendiriliyordu:
"KCK'nın şehir yapılanmasını bitirmek".
Oysa kendileri de biliyor bunun yalan olduğunu.
Nice operasyonlar, katliamlar, kimyasal silahlar,
diyarbakır zindanı işkenceleri, olağanüstü haller,
kayıplar susturamamıştı bu sesi. Bu operasyon
da susturamayacak.
Son seçimlerin ardından
artık kendini "rakipsiz" hisseden
AKP iktidarının benzer uygulamaları Türkiye'yi
dünyanın en fazla "terör suçu tutuklusu"
barındıran ülkesi haline getirdi. AKP'yi beğenmeyen,
onun politikalarına karşı çıkan her kesim bir
şekilde kendini parmaklıklar arkasında bulabiliyor
bu ülkede.
AKP'nin politikalarını
boşa çıkarma konusunda en başarılı muhalefeti
sergileyen Kürt ulusu da doğal olarak saldırıların
katmerlisiyle karşılaşıyor. Politikacısından,
gazetecisine, avukatından sendikacısına, öğrencisinden
köylüsüne kadar cezaevini boylamayan kalmadı.
Ya bir "gizli tanık", ya da "teknik
takip" denilerek zındanlar dolduruluyor.
Öyle ki bu gizli tanıklar Malatya'da hiç açılmamış
olan MKM'ye ifadelerinde yer veriyorlar, teknik
takiplerle yeri tespit edilen bombalar polisin
daha ilk kazma darbesiyle bulunuveriyor...
Kimse kimseyi kandırmasın.
Hayalgücünüzün sınırlarının ne denli genişlediğini
görüyoruz. Ama politika hayallerle değil, somut
olgularla yapılır. Roboski köylülerinin acıları
dinmedi henüz. Diyarbakır'da JİTEM bahçesinden
kemikler çıkmaya devam ediyor. Morglarda hala
kimliği tespit edilemeyen yanmış cesetler duruyor.
Kısacası yaralar kanamaya devam ediyor. Yeni
yaralar açmak için çok girişkensiniz. Açıyorsunuz
da belki. Ama bu yaraların hiç birinin öldürücü
olamayacağını aklınız almıyor. Hayallere dalmış
olan aklınızı yeryüzüne indirin. Bu gerçeği
alışkın olduğunuz ruhani yöntemler çözemez.
Bu halk dimdik ayakta ve karşınızda duruyor.
Ve yanlız da değil. Yaralarımızı birlikte saracağız
ve onları açanların yanına bırakmayacağız. Ve
bu kavga, artık hiçbir yaranın açılamayacağı
günlere değin sürecek.
AKP'nin
Saldırı Furyası Adana'da Protesto Edildi
Dün sabah saatleriyle gerçekleştirilen
saldırı furyasında BDP Adana Yüreğir ve Seyhan
İlçe binası ve Mersin il ve ilçe binalarına
yapılan baskınlar dün ve bugün yapılan kitlesel
basın açıklamalarıyla protesto edildi. Adana
Yüreğir ve Seyhan ilçe binalarına yapılan baskında
hardisklere ve dergilere el konuldu. Mersin
il ve ilçe binalarına ve evlere yapılan eş zamanlı
baskında 1 kişi gözaltına alındı. Gerçekleştirilen
bu saldırganlığı protesto etmek için 13 Ocak
ve 14 Ocak günü saat 12.30'da Adana BDP İl binası
önünde basın açıklaması gerçekleştirildi. Açıklmada;
"AKP'nin bu saldırıları halkımızı sindirmeye
ve gözdağı vermeye yöneliktir. BDP milletvekillerine,
il ilçe binalarına ve evlere yapılan bu baskınlar
kürt halkını teslim almaya yöneliktir. Halkın
temsilcileri asla teslim alınamayacaktır. Bedeli
ne olursa olsun mücadelemiz sürecektir"
ifadelerine yer verildi. Daha sonra söz alan
BDP Muş Milletvekili Demir Çelik ise; Son üç
yıldır devam eden bu saldırı ve tutuklama furyasında
dün yapılan operasyonla da 33 insanımız gözaltına
alınmıştır. Yapılan bu keyfi ve pervasız saldırılara
Kürt halkı asla boyun eğmeyecektir. Her türlü
zulme rağmen özgürlüğün sesi yükselmiştir, yükselecektir."
dedi. Halkların kardeşliği vurgusunu da yapan
Demir Çelik, "bu saldırılara, zulme, tutuklamalara
karşı ezilen halklar kararlı bir duruşla geri
püskürtecektir" dedi. "Baskılar bizi
yıldıramaz, Yaşasın halkların kardeşliği"
sloganların atıldığı eyleme EÖC, İHD, ESP ve
EĞİTİM-SEN de destek verdi.
|
|
Münih'te
Roboski Katliamını Protesto Mitingi
27 Aralık 2011'de sömürgeci
faşist devletin Uludere'nin Roboski köyünde
savaş uçaklarının bombardımanıyla gerçekleştirdiği
katliamla 35 köylünün katledilmesi 7 Ocak 2012'de
Almanya'nın Münih kentinde bir mitingle protesto
edildi.
Miting, Kürt yurtseverlerinin
yanı sıra, Alman sosyalist gruplarının (SDAJ,
ALM) ve Türkiye devrimci ve sol hareketinden
EÖC ve DIDF'in katılımıyla düzenlendi. Bu katliamın
bir kaza sonucu gerçekleşmediği, Kürt ulusuna
gözdağı vermek amacıyla yapılmış planlı bir
eylem olduğu ifade edildi.
Alman silah endüstirisinin
en önemli müşterilerinden birinin faşist TC
olduğu, halkı katleden silahların satışının
yapılması ve bu satışların finanse edilmesi
yoluyla Alman devletinin de katliamda payının
olduğuna vurgu yapıldı.
"Almanya Finanse
Ediyor, Türkiye Bombalıyor", "Kürdistan'daki
Katliamlar Dursun" "Yaşasın Enternasyonal
Dayanışma", "Şehit Namırın" sloganlarını
türkçe, kürtçe ve almanca atarak kitle öfkesini
alanlara taşıdı. EÖC Avrupa İnisiyatifi'nin
katilama ilişkin yayınladığı bildiri de alanda
dağıtıldı.
Miting planlandığı
gibi yapılarak sona erdi.
Bildirinin
Türkçesinin PDF format için tıklayın
Bildirinin
Almancası (Deutsch) PDF format için tıklayın
|
|
Öldürmekle
Bitiremeyeceksiniz!
27 Aralık günü TC Devleti
katliamlar zincirine bir halka daha ekledi.
Şırnak'ın Uludere İlçesi, Roboski köyünde kaçakçılık
yapan, yaşları 15 ila 19 arasında değişen, çoğu
lise öğrencisi 35 genç, savaş uçaklarının bombardımanıyla
katledildi. Silahları yoktu. Yıllardır yaptıkları
şeyi yapıyorlardı. Ortada yeni olan bir şey
yoktu. Yeni olan şey kan dökmekten başka yapacak
bir şeyi kalmamış bir devletti. Katliamdan sonra
on yıllar geçip de bir valinin-kaymakamın TV
ekranlarında birşeyler itiraf etmesini beklemek
istemeyen, tepkisini hemen gösteren kitleye
polis saldırmakta gecikmedi. İstanbul'daki protesto
gösterileri gaza boğuldu ve çok sayıda gösterici
gözaltına alındı.
İstiyorlar ki seyirci kalalım tüm bunlara. Hayır,
ne sıranın bize gelmesini bekleyeceğiz, ne de
katliamların sürmesine seyirci kalacağız. Varlığı
katliamlar üzerine kurulu bu sistemi yerle bir
edene kadar mücadele edeceğiz. Kimsenin özrü,
yargılanması bizi ikna edemez. Hak ettikleri
neyse onu da biz vereceğiz. Kimseden bir şey
istemiyoruz. Adaleti bu topraklarda ancak adil
olanlar gerçekleştirecektir. Ve onlar, öldürmekle
bitmez, bitmedi, bitmeyecek.
|
|
Nato
ve Füze Kalkanına Karşı Yürüdük
NATO ve Füze Kalkanı Karşıtı
Birlik olarak, emperyalizmin ortadoğudaki saldırgan
politikalarını ve özelde Suriye üzerine geliştirilen
savaş çığırtkanlığı ile bunun yerli şakşakçılarını
protesto etmek ve kurulmaya başlanan füze kalkanına
dur demek için 25 Aralık 2011 pazar günü saat
16.30'da İstanbul Şişli Meydanı'nda buluşup
AKP Şişli İlçe Başkanlığına bir yürüyüş gerçekleştirdik.
Nato ve Füze Kalkanı Karşıtı Öğrencilerin de
desteklediği yürüyüş boyunca "Emperyalizme
Kalkan Olmayacağız!", "Siyonizme Kalkan
Olmayacağız!", "Kahrolsun Emperyalizm
Yaşasın Mücadelemiz!", "Yaşasın Halkların
Kardeşliği-Biji Bratiya Gelan!", "Emperyalistler
İşbirlikçiler 6. Filoyu Unutmayın!", "Katil
ABD İşbirlikçi AKP", "Emperyalizm
Yenilecek Direnen Halklar Kazanacak!",
"Savaşa Değil Eğitime Bütçe!", "Parasız,
Bilimsel Anadilde Eğitim!" sloganları atıldı.
AKP Şişli İlçe binasının önünde gerçekleştirilen
basın açıklamasında ise füze kalkanı ekseninde
emperyalizme yapılan uşaklık teşhir edilirken,
son günlerdeki devletin faşist saldırıları da
protesto edildi. Suriye'ye yönelik savaş çığırtkanlığının
da teşhir edildiği eylemde devletin Kürt politikasındaki
çıkmazın Suriye savaşıyla örtülemeyeceğine dikkat
çekildi. Basın açıklaması sırasında da sloganlarını
yineleyen kitle, yine sloganlarıyla eylemini
sonlandırdı.
|
|
Özgür
Gündem Gazetesi İle Dayanışma
Emek ve Özgürlük Cephesi
ve Barikat Dergisi olarak geçtiğimiz günlerde
birçok çalışanı gözaltına alınan ve bunlardan
36'sı tutuklanan Özgür Gündem, Dicle Haber Ajansı
çalışanlarıyla dayanışmak amacıyla Özgür Gündem
Gazetesine bir ziyaret gerçekleştirdi. 24 Aralık
cumartesi gerçekleşen destek ziyaretinde devrimci
dayanışma duygularını ifade eden Emek ve Özgürlük
Cepheliler, dayanışma amacıyla ertesi gün gazete
satışı yapacaklarını ifade ederek ziyaretlerini
sonlandırdılar.
Ertesi gün EÖC önlükleriyle
ve "Özgür Basın Susturulamaz", "Tutuklu
Gazeteciler Derhal Serbest Bırakılsın"
sloganlarıyla İstanbul İstiklal Caddesinde gazete
satışına çıkan Emek ve Özgürlük Cepheliler beklenenden
kısa bir sürede ellerindeki tüm gazeteleri tükettiler.
Özgür Gündem satışının ardından tekrar gazeteyi
ziyaret eden Emek ve Özgürlük Cepheliler, dayanışmalarının
bundan sonra da değişik biçimlerde süreceğini
ifade ederek ayrıldılar.
|
|
Özgür
Basın Susturulamaz!
20 Aralık İstanbul, Ankara,
İzmir, Adana, Diyarbakır ve Van'da düzenlenen
operasyonlarla Özgür Gündem, DİHA, ANF, Etkin
Haber Ajansı ve Etik Ajans çalışanı 37 gazetecinin
gözaltına alınması, aynı gün İstanbul'da düzenlenen
bir yürüyüşle protesto edildi. Taksim Tramvay
durağında biraraya gelen kitle "Özgür Basın
Susturulamaz", "Kurtuluş Yok Tek Başına
Ya Hep Beraber Ya Hiç Birimiz", "Biji
Bıratiya Gelan", "Kürt Türk Ermeni
Yaşasın Halkların Kardeşliği", "Kürdistan
Faşizme Mezar Olacak", "Faşizme Karşı
Omuz Omuza" sloganlarını atarak Galatasaray
Meydanı'na doğru yürüyüşe geçti. Sanatçı Ferhat
Tunç'un da aralarında bulunduğu kalabalık yürüyüş
kolu Galatasaray Meydanı'na geldiğinde bir basın
açıklaması gerçekleştirerek bugün yaşanan gözaltı
saldırısı kınandı.
Son günlerde Kürt
ulusuna yönelik topyekün bir saldırı başlatan
devletin böylesi bir operasyonu kimseyi şaşırtmadı.
Çemberini giderek genişleten ve birçok devrimci
grubu da kapsayan operasyonlar zincirinine rağmen
yukarıda da görüldüğü gibi ne susan var, ne
de sinen. Özgür Gündem Gazetesi bombalandığında,
okurları, dağıtımcıları ve çalışanları katledildiğinde
susmadı ki şimdi sussun. Varsın oligarşi tüm
gücüyle yeni saldırılara imza atsın. Yüreği
özgürlük ateşiyle yananların sesini hiç bir
güç susturamayacak.
|
|
Alp
Ata Yoldaşımızı Mezarı Başında Andık
19 Aralık Katliamı sırasında
Ümraniye Hapishanesinde 22 Aralık günü katledilen
Alp Ata Akçayöz yoldaşımızı mezarı başında anmak
için 18 Aralık günü Maltepe Beşçeşmeler Kültür
ve Sanat Derneği önünde buluşarak mezarlığa
giden Emek ve Özgürlük Cepheliler, anmaya saygı
duruşu ile başladılar. "Alp Ata Yoldaş
Ölümsüzdür!", "Yaşasın Devrimci Kurtuluş
Mücadelemiz!", "Alp Ata Yaşıyor Yaşanacak!",
"Devrim Şehitleri Ölümsüzdür!", "Yaşasın
19 Aralık Direnişimiz!" sloganlarının atıldığı
anma Alp Ata Akçayöz yoldaşımızı tanıtan ve
19 Aralık Katliamının politik boyutlarına değinen
bir metnin okunmasıyla
devam etti. Sloganların eşlik ettiği metnin
okunmasının ardından hep bir ağızdan Cephe Marşı
okundu. "Yiğidim Aslanım Burda Yatıyor"
türküsü ile sona eren mezar anmasının ardından
topluca Beşçeşmeler Kültür ve Sanat Derneği'ne
geçildi.
Alp Ata Akçayöz yoldaşımızın
annesinin hazırlamış olduğu yemeğin yenilmesinin
ardından söyleşi bölümüne geçildi. Söyleşide
ilk olarak söz alan Ümit Efe, hücre tipi cezaevlerinin
ortaya çıkış sürecini ve dünyadaki değişik uygulamalarını
anlattı. Özellikle Batı Almanya'daki RAF tutsaklarına
uygulanan ağır tecrit uygulamalarına değinen
konuşmada, bunun toplumu teslim almaya yönelik
bir politik saldırı olduğu vurgusu yoğun olarak
işlendi.
Ardından söz alan Hasan
Yüksel ise 19 Aralık sürecinde Ümraniye Hapishanesinde
yaşananları anlattı. Direnişin F tiplerinde
de devam ettiğine dikkat çeken konuşmada, yanlızlaştırma
saldırısının dışarıdakileri de tehdit ettiğine
dikkat çekildi.
Daha sonra söz salona
bırakıldı ve iki konuşmacının ardından soru-cevap
tarzı diyaloglarla yaşamın tecritleştirilmesine
karşı örgütlenmenin önemine vurgu yapıldı.
Devrimci dayanışmanın
güzel bir örneğini veren Kutup Yıldızı müzik
grubunun verdiği küçük ama oldukça doyurucu
ve nitelikli müzik dinletisiyle anma etkinliğimiz
sona erdi.
|
İzmir ve İstanbul'da
19 Aralık Protestoları
*Yenilendi*
Adana
Bundan 11 yıl önce yaşanan devletin adına
"Hayata Dönüş" adı verdiği katliam
Adana'da devrimci kurumların bir araya gelerek
yaptıkları basın açıklamasıyla protesto edildi.
19 Aralık günü saat 18.00'de İnönü Parkı'nda
"19 Aralık katliamını unutmadık,unutturmayacağız"
pankartı arkasında bir araya gelen kitle ilk
olarak katledilen 28 devrimci tutsak nezdinde
devrim ve sosyalizm mücadelesinde yitirdiklerimiz
adına bir dakikalık saygı duruşunda bulundu.
Saygı duruşunun ardından ortak basın metni okundu.
Açıklamada şunlara değinildi;“Eşi benzeri görülmemiş
bu zindan katliamının adına hayata dönüş operasyonu
dediler. Aslında hayata dönüş operasyonu değil
tam bir yok etme operasyonuydu. Ancak 28 devrimci
tutsak vahşice katledilse de devrimci irade
teslim alınamadığı gibi, 4 gün boyunca Mahirler'den,
Denizler'den, İbrahim Kaypakkayalar'dan devralınan
direniş geleneğini devam ettirip gelecek kuşaklara
miras bıraktılar. Direniş ateşi F tiplerine
tutsakların atılmasıyla söndürülemediği gibi
daha bir harlandı ve süren ölüm oruçlarında
122 devrimci tutsak şehit düştü.”
Devlet politikası haline gelen tecrit ve izolasyona
derhal son!
Dönemin Bakanlıklarının açık beyanları ve raporlardaki
sonuçlarla, katliamın devlet nezdinde niyet,
amaç ve arzusunun ispatlanarak “hukuk devleti”
TC'nin suçluları hala yargılamadığına dikkat
çekilen açıklamada gerçek sorumluların biran
önce yargılanması gerektiği vurgulandı. Adli
veya siyasi ayrımı yapmadan bütün tutuklu ve
hükümlüler için insan onuruna saygı gösterilmesi,
hiçbir tutuklu ve hükümlünün tecrit ve izolasyon
koşullarında tutulmaması, hapishanelere giremeyen
Kürtçe yayınların tutsaklara verilmesi, hapishanelerin
sivil izlemeye açık olması, tutuklu ve hükümlülerin
savunma, şiddete maruz kalmama, sağlık, eğitim,
beslenme, aileleriyle ve genel olarak dış dünyayla
iletişim haklarına saygılı olunması gibi taleplerin
dile getirildiği açıklamada son olarak “Katliamın
gerçek sorumlularının açığa çıkarılarak haklarında
idari ve yargısal soruşturulmalar açılıp cezalandırılmaları
için mücadelemizi sonuna kadar sürdüreceğimizi
buradan bir kez daha haykırıyoruz.” denildi.
Eylem “Devrimci irade teslim alınamaz”, “Devrim
şehitleri ölümsüzdür”, “İnsanlık onuru işkenceyi
yenecek”, “Yaşasın devrimci dayanışma”, “Faşizme
karşı omuz omuza”,"Tecrit ölümdür, tecride
son!" sloganlarının atılmasıyla son buldu.
ESP, BDSP, İHD ve DHF'nin örgütleyicisi olduğu
eyleme Emek ve Özgürlük Cephesi'nin yanı sıra
ÖDP, Emek Partisi, HDK, Eğitim-Sen, Halkevleri
ve Türkiye Gerçeği de katılım gösterdi.
İzmir
19 Aralık katliamı,
İzmir'de devrimci kurumlar tarafından düzenlenen
ve Emek ve Özgürlük Cephesi'ninde katıldığı
bir yürüyüş ve basın açıklaması ile protesto
edildi. 18 Aralık 2011 pazar günü Karşıyaka
dolmuş duraklarından saat 14.00'te başlayan
yürüyüş, Karşıyaka çarşı girişinde okunan basın
açıklaması ile sonlandırıldı. Yürüyüş sırasında
"Katil Devlet Hesap Verecek", "Kahrolsun
Faşizm Yaşasın Mücadelemiz", "İçerde
Dışarda Hücreleri Parçala" "Yaşasın
Devrimci Dayanışma", "19 Aralık Katliamını
Unutma Unutturma", "Devrimci İrade
Teslim Alınmaz" sloganları atıldı.Okunan
basın açıklamasında "dün olduğu gibi bugün
de direnenler geleneğin bayrağını elden düşürmeyecek
ve bunca baskı ve zora karşı yılmadıklarını
haykırmaktan vazgeçmeyecektir. 19-22 Aralık
katliamında ateş altında dahi marşlarını söylemekten
yılmayan ve halaya duran devrimci irade teslim
alınamayacağını bir kez daha tarihe yazmasını
bilecektir'e dikkat çekildi. Basın açıklamasından
sonra okunan şiir ve Avusturya işçi marşının
hep beraber söylenmesinin ardından 19 aralık
günü Buca Cezaevi önünde yapılacak eylemin çağrısı
ile eylem sonlandırıldı.
Alınteri, BDSP, DHF,
Devrimci Hareket, ESP, Kaldıraç ve Partizan'ın
düzenlediği eyleme Emek ve Özgürlük Cephesi,
Köz ve DİP destek verdi.
İstanbul
19 Aralık Katliamını
protesto etmek için TUYAB, TUAD ve İHD Cezaevi
Komisyonu'nun ortak olarak düzenlediği yürüyüş,
19 Aralık günü saat 18.00'de, Tünel'den başladı.
"19 Aralık'ı Unutma Unutturma!", "Anaların
Öfkesi Katilleri Boğacak!", "İçerde
Dışarda Hücreleri Parçala!", "Devrimci
İrade Teslim Alınamaz!", "Devrimci
Tutsaklar Onurumuzdur!", "Yaşasın
19 Aralık Direnişimiz!", "Katil Devlet
Hesap Verecek!", "Zindanlar Yıkılsın
Tutsaklara Özgürlük!", "Tecrit İşkencesine
Son!", "İnsanlık Onuru İşkenceyi Yenecek!",
"Devrimci Tutsaklar Yalnız Değildir!"
sloganlarının atıldığı yürüyüş boyunca ajitasyonlar
çekildi ve 19 Aralık Katliamında şehit düşenlerin
adları sayıldığında tüm kitle "yaşıyor"
diye haykırdı. Yer yer ajitasyonlar için duraklayan
yürüyüş korteji Taksim Meydanı'na geldiğinde
basın açıklaması için ilk sözü İHD İstanbul
Şubesi Başkanı Abdülbaki Boğa aldı.
Daha sonra eyleme
destek vermek için gelen sanatçı Pınar Sağ kısa
bir konuşma yaptı. Ardından ortak basın metninin
okunmasına geçildi. Basın metninde
büyük bir titizlikle hazırlanan katliamda yaşananlar
bir kez daha anımsatılırken, yargı sürecindeki
skandallar da bir kez daha teşhir edildi. Gerçekte
var olmayan isimlerin adıyla imzalanmış tutanaklardan,
bambaşka yerlerde görevli askerlerin sorumlu
tutulmaya çalışılmasına varana kadar devletin
bir çok kepazeliğinin teşhir edildiği basın
açıklaması, aradan ne kadar zaman geçerse geçsin
katillerin peşinin bırakılmayacağına yapılan
vurgularla sona erdi.
Basın açıklamasının
okunmasının ardından Adalılar Müzik Grubu, 19
Aralık için besteledikleri şarkıyı seslendirdi.
Ardından tüm kitleyi birlikte okumaya çağırdıkları
Çav Bella şarkısını seslendiren Adalılar müzik
grubunun minik dinletisiyle protesto eylemi
sona erdi. Eyleme düzenleyen kurumların yanı
sıra Emek ve Özgürlük Cephesi, Halkevleri, Emekçi
Hareket Partisi ve Kaldıraç da destek verdiler.
|
|
Barikat'ın
Yeni Sayısı Çıktı
Barikat'ın yeni sayısı çıktı.
Öncelikli olarak yaşanan gecikmeden dolayı tüm
okurlarımızdan özür dileriz. Bu gecikmenin bedeli,
gündemi biraz geriden takip eden bir sayı oldu.
Seçim sonuçlarının ortaya çıkardığı tablo gibi
bir yazı her ne kadar geç de olsa günümüzde,
güncelimizde yaşanan gelişmelere dair ufuk açıyor.
Bir sonraki sayımızda yayınlanacak olan yazının
devamında bu tablo karşısındaki duruşumuzu ifade
etmeye çalışacağız. Kürt ulusal sorunu ve bununla
bağlantılı olarak birlik sorununa değinen yazılarımızın
yanı sıra bir önceki sayımızda yayınlamaya başladığımız
Program Devrim ve Demokrasi başlıklı yazımızın
ikinci ve son bölümünü de bu sayımızda bulabileceksiniz.
Ahmet Saner ve Kadir
Tandoğan yoldaşlarımızın avukatı Nebi Barlas
ile yaptığımız röportajı da kısaltarak okurlarımıza
sunuyoruz. Bu kısaltmadan da tahmin edilebileceği
gibi yazı yoğunluklu bir sayı oldu 63 (2) sayımız.
İyi okumalar dilerken tüm okurlarımızın eleştiri,
öneri ve katkılarını beklediğimizi bir kez daha
yineliyoruz. Yeni sayımızın yazıları arşivimize
yüklenmiştir. Kapak resminin üzerine tıklayarak
ulaşabilirsiniz.
|
|
Füze
Kalkanına Karşı
Yürüyüş!
Malatya'nın
Kürecik Beldesinde kurulması planlanan füze
kalkanı, İstanbul
Kadıköy'de düzenlenen bir yürüyüşle protesto
edildi. 16 Ekim 2011 pazar günü Nato ve Füze
Kalkanı Karşıtı Birlik tarafından düzenlenen
yürüyüşe Emek ve Özgürlük Cephesi de katıldı.
Saat 13.30'da Kadıköy Altıyol'dan başlayan yürüyüş
boyunca "Emperyalizme Kalkan Olmayacağız",
"Siyonizme Kalkan Olmayacağız", "Emperyalistler,
İşbirlikçiler, 6.cı Filoyu Unutmayın",
"Yaşasın Halkların Kardeşliği", "Biji
Bıratiya Gelan", "Katil ABD İşbirlikçi
AKP", "Emperyalizm Yenilecek, Direnen
Halklar Kazanacak", "Katil ABD, Uşak
AKP" sloganları atıldı. Yine yürüyüş boyunca
"Emperyalizme, Füze Kalkanına, Emperyalist
İşgale, Emperyalist Üslere" şeklindeki
anonslara kitle "Hayır" diye haykırarak
yanıt verdi. Altıyol'dan Kadıköy Meydanı'na
kadar yolu trafiğe kapatarak yürüyen kitle,
burada Eminönü-Karaköy İskelesi'nin önünde bir
basın açıklaması gerçekleştirdi. Basın açıklamasında
füze kalkanına karşı yürütülecek bir mücadeleyle
bu emperyalist oyunun bozulabileceğine vurgu
yapılırken füze kalkanı projesinin arkasındaki
gerçekler de teşhir edildi. Basın açıklamasının
ardından sloganlar yinelendi ve bu defa mikrofonu
Grup Yorum Korosu aldı. Yoğun yağışa ve aynı
gün gerçekleşen Avrasya Maratonu nedeniyle İstanbul'daki
birçok anayolun kapalı olmasından kaynaklı ciddi
ulaşım sorunlarına rağmen önemli bir kitlesellik
kaybı gerçekleşmeden kotarılan eylem, böylece
sona erdi. Eyleme Emek ve Özgürlük Cephesinin
yanı sıra BDSP, ESP, Halk Cephesi, Kaldıraç,
EHP, Devrimci Hareket, Ürün Sosyalist Dergi,
Partizan, DHF ve PDD katıldı.
|
|
Suzan
Zengin'i Unutmayacağız
Suzan Zengin'i
Unutmayacağız.
Suzan Zengin, 12 Ekim 2011 günü aramızdan ayrıldı.
Geçirdiği kalp ameliyatının ardından girdiği
yoğun bakım ünitesindeki yaşam savaşını yitiren
Suzan Zengin, kısa bir süre önce tamamen düzmece
gerekçelerle tutuklanarak haksız yere cezaevinde
tutulmuştu. Bir çok ölüm insanın içini acıtır;
Aramızdan ayrılanların geride bıraktıkları,
onları yeniden yaşama katar, yaşatır. Aramızdan
ayrılan bir çok önemli çalışmaya emek katmış
bir devrim emekçisiyse onun yokluğu eksikliği
daha da içimizi acıtır.
Suzan
bir devrimciydi bir devrimci gazeteciydi, insan
hakları savunucusuydu. Siper arkadaşı ve çok
iyi ve güvenilir bir dosttu.
Sivaslı
bir ailenin altı kızından biri olan Suzan Zengin,
52 yaşındaydı. 10 yaşında gittiği Almanya'da
18 yıl kaldı. Eğitimini sürdürürken göçmenlerin
sorunlarıyla ilgilendi. Bekir Zengin ile evliliğinden
iki çocuğu oldu. 'Kıbrıs Elen Edebiyatı', 'Selanik
Öyküleri', 'Süryani Halk Öykü ve Türküleri'
gibi birçok antolojiyi Türkçeye kazandıran Zengin,
hapishanede Tessa Hoffmann'ın 'Birinci Dünya
Savaşı ve Sonrasında Anadolu Hıristiyanlarının
Sürgün, Kıyım ve Tasfiyesi' kitabını baskıya
hazırlamıştı. Bilinen çalışmalarının yanı sıra
mütevazi ve sesiz ama çok önemli çalışmalara
imza attı. Ulrice Mainhoff'un Dava dosyasını
Türkçeye çevirerek izolasyon mantığının arkasındaki
gerçeklerin anlaşılmasında son derece önemli
bir katkısı oldu. İnsan Hakları Derneği Cezaevi
Komisyonunda yürüttüğü çalışmalar, hak arama
mücadelesinde önemli bir emek sürecidir.
Umut
yayıncılık bünyesinde gazetecilik yaptı 28 Ağustos
2009 tarihinde gözaltına alınarak tutuklandı.
Haksız bir tutuklama olduğunu bildiren defalarca
mektuplar yazdı, muhalif gazetecilerin cezaevinde
yaşadığı haksızlıkları dile getirdi ve kendine
karşı uygulanan keyfiyet baskı ve yasaklamaları
dile getirdi. Sağlık sorunları ve tedavisinin
engellenmesi ile ilgili kamuoyuna duyarlılık
çağrıları yaptı ve sesini duyurmaya çalıştı.
Sağlık sorunları nedeniyle tahliye edilmesi
gerekirken kelepçe ile muayene edilmek istendiği
için defalarca tedavisi engellendi. Yargılandığı
mahkeme tarafından 11 Haziran 2011 tarihinde
serbest bırakıldı.
Cezaevinde
engellenen tedavisi nedeniyle biriken sağlık
sorunları ilerlemişti ve geçirdiği kalp ameliyatı
sonrası bir daha yaşama dönemedi.
Suzan
Zengin en kötü koşullarda bile emeğini esirgemeden
inandığı değerler için dik duran yaratıcı bir
devrimciydi. Kendi yaşamını her zaman ikinci
plana atan bir tercihi baştan yapmıştı. Fakat
onu öldüren aramızdan erken alan devletin imha
ve inkara dayalı uygulamaları oldu. İnsan hayatını
hiçe sayan hapishane politikaları onu aramızdan
alan yolu ördü.
Suzan
Zengini unutmayacak mücadelemizde yaşatacağız.
|
|
Ankara
Mitingi Coşkulu Geçti!
DİSK,
KESK, TMMOB, TTB'nin düzenlediği "İnsanca
yaşamı savunmak için eşit, özgür, demokratik
bir Türkiye!" mitingi 8 Ekim 2011 cumartesi
günü, Ankara'da yapıldı.
Türkiye'nin bir çok
ilinden sendika ve meslek odalarının kaldırdığı
otobüslerle sabah saat 8.00 sularında Ankara
tren garında buluşuldu. Katılımın yüksek olduğu
miting için yürüyüşü saat 11.30 gibi başladı.
Yürüyüş boyunca son günlerdeki gözaltı ve tutuklamalar
protesto edilirken devrimci tutsaklara özgürlük
sloganları sıkça atıldı. Kıdem tazminatı ile
ilgili sloganlarda atılan sloganlar arasında
başta gelenlerdendi. Miting alanına varıldığında
Grup Bandista şarkılarıyla coşkulu bir karşılama
yaptı. Sıhhıye meydanında emekçilerin, işçilerin,
öğrencilerin sesleri, sloganları yükseldi. Mitingte
diğer bir çok devrimci yapı ile birlikte yerini
alan Emek ve Özgürlük Cephesi yürüyüş boyunca
ve alanda "emperyalizm yenilecek direnen
halklar kazanacak, kahrolsun faşizm, faşizme
karşı tek yumruk tek barikat, tek yol devrim,
özgür ülke insanca yaşam istiyoruz, yaşasın
Devrimci Kurtuluş mücadelemiz, Mahir Hüseyin
Ulaş Kurtuluşa kadar savaş, katil ABD Ortadoğudan
defol" sloganlarıyla ve Özgür Bir Ülke
İnsanca Yaşam pankartıyla yerini aldı. Saat
12.30 gibi başlayan ve 12 Eylül cuntası tarafından
idam sehpasında katledilişinin yıldönümüne denk
gelen mitingde Necdet Adalı, kürsüden yapılan
bir anonsla selamlandı. Çeşitli konuşmacıların
ardından miting, Grup Kibele'nin konseriyle
sona erdi.
|
|
Didar
Abla
Mezarı Başında Anıldı
1 Eylül
2011 Perşembe günü saat 13.00'da Feriköy mezarlığında
Didar Şensoy'un ölümünün 24. yılında Emek ve
Özgürlük Cephesi bir anma gerçekleştirdi. Didar
Şensoy nezdinde tüm devrim ve sosyalizm mücadelesinde
yaşamını yitirenler için yapılan bir dakikalık
saygı duruşunun ardından, sloganlarla devam
eden anmada Emek ve Özgürlük Cephesi'nin açıklaması
okundu. Daha sonra Didar Ablanın mücadele arkadaşlarından
olan Hatun Ana kısa bir konuşma yaptı. Hatun
Ana Didar Ablaya duyduğu özlemi, onun mücadeledeki
kararlılığı, azmi ve direnişini anlatırken duygulu
anlar yaşandı. Daha sonra 12 Eylül döneminde
cezaevinde bulunan bir yoldaşı söz alarak; 12
Eylül faşizminin işkencehanelerinde ve cezaevlerinde
Didar Şensoy'un "direnin aslanlarım!"
diyerek şiarlaşan sözünün kendileri için bir
moral ve güç kaynağı olduğunu ifade etti. Anmaya
katılan gözaltında kaybedilen Hayrettin Eren'in
yakın akrabası bir dostumuz 12 Eylül döneminin
tüm baskı ve zulmüne karşı, devrimci dayanışmanın
en güzel, en somut örneği olan Didar Abla'nın
bu mücadelesinin asla unutulmaması gerektiğine
vurgu yaptı. O'nu kaybetmiş olmanın burukluğu
ve kararlılık duygusunun birarada yaşandığı
anma eylemi sloganlarla sona erdi... Aşağıda
Emek Ve Özgürlük Cephesinin anmada okunan metni
yer almaktadır...
BASINA VE KAMUOYUNA
Yine
Didar Ablamızla beraberiz. Onun öğrencisi
olmanın, onun yoldaşı olmanın gururu ve
onuruyla geliyoruz buraya.
Didar
Ablamız 1934 yılında Yugoslavya'da dünyaya
gelmiştir. Çocukluk yılları Hitler'in ordularının
saldırılarına, işgalin insanlık dışı ağır
koşullarına, işkencelere, katliamlara olduğu
kadar, 2. paylaşım savaşı sonrası devrimci
bir hükümetin kurulmasına da tanık oldu.
Sosyalist paylaşıma dayalı devrimci kültürü,
sonunda öğretmenliğe varan eğitim süreciyle
daha o yıllarda kazandı. Daha sonra ailesiyle
birlikte Türkiye'ye geldi. Ve kardeşi Hasan
Şensoy'un tutuklu olduğu süreçte gelen 12
Eylül cuntasıyla başlayan süreç, onu cezaevi
önlerinin militan ve örgütleyici kadını
haline getirdi.
12
Eylül faşist cuntasının her alanda olduğu
gibi cezaevlerinde de devrimcileri sindirme
ve yok etme politikaları alabildiğine pervasız
bir şekilde sürdürülüyordu. Tecride ve işkencelere
karşı bir avuç tutsak yakını o günlerin
karanlığında cezaevlerinin dışarıdaki sesi
soluğu olmuşlardı. En önde ise sevgili Didar
Ablamız vardı; "direnin yiğitlerim,
direnin aslanlarım" sözü tutsak devrimcilerin
moral kaynağı olmuştu. Onun bu mücadelesi
bir süre sonra öğrenci eylemleriyle, işçi
direnişçileriyle buluşmuştur. Nerede bir
eylem olsa Didar Şensoy oradaydı.
Sadece
kendi kardeşinin değil, direnen tüm tutsakların
ablasıydı. Bir kadındı o aynı zamanda… güzel,
bakımlı. Karanlıkta bir ışıktı o. İnsanların
sokağa bile çıkmaktan korktuğu o günlerde
bir avuç tutsak yakınıyla birlikte faşizme
karşı direnişin simgesi olmuşlardı. Gittikleri
her yere sevgiyle çoğalan, sevgiyle büyüyen,
direnci ve savaşı çoğaltan bir anlam katıyorlardı.
Didar
Abla 1 Eylül 1987'de cezaevlerindeki işkencelere
karşı topladıkları imzaları büyük bir yürüyüşle
Ankara'ya teslim etmek için gitmişlerdi.
Bu eylemde polis saldırısı esasında şeker
komasına girerek yaşamını yitirdi. Onun
en büyük arzusu 12 Eylül karanlığına karşı
bir yürüyüş gerçekleştirmekti Onun ölümü
direnişin, cesaretin simgesi ve yanıtı oldu.12
Eylül karanlığını delen en büyük, kitlesel
eylemle uğurlandı. Onun uğurlanışı bile
12 Eylül faşizminin yarattığı korkunun karşısına
bir dikiliş oldu.
Bugüne
baktığımızda, aradan geçen bunca yıl sonra;
demokrasi, insan hakları gelişiyor söylemlerine,
safsatalarına rağmen değişen bir şey olmadığını
biliyoruz. Hala cezaevlerinde devrimci tutsaklar
işkence görüyor, tecrit altında tutuluyor,
ağır hasta tutsaklar tahliye edilmiyor.
Kürt
Ulusuna dönük imha ve inkar politikaları
devam ediyor. Devlet yeni bir savaş konseptiyle
dağları, köyleri bombalıyor, sınır ötesi
harekat yapıyor ve sivil insanları, bebekleri
öldürüyor, katlediyor!
İşçilerin,
emekçilerin kırıntı halindeki hakları bile
ellerinden alınarak, açlığa, yoksulluğa
mahkum ediliyorlar. En ufak bir hak istemine
gaz bombaları altında azgınca saldırılıyor…
Ne için yargılandığını bile bilmeden insanlar
yıllarca cezaevinde tutuluyor.
İşte
bütün bunlara karşı Didar Ablamızdan aldığımız
güçle, onun direnciyle mücadele edeceğimize
bir kez daha söz veriyoruz. Ondan öğrendiklerimizi
yaşayarak-yaşatarak… direnerek…
Zafere
kadar, daima!
Didar
Abla Yaşıyor, Yaşanacak!
Yaşasın
Devrimci Kurtuluş Mücadelemiz!
EMEK
VE ÖZGÜRLÜK CEPHESİ |
|
|
TSK
Kandil'i Değil İnsanlığı Bombaladı
İşte Sonucu!
Günlerdir TSK savaş uçakları
bir yerleri bombalıyor. Boyalı basın "terörle
mücadele" diye tüm bunları allayıp pulluyor.
Peki orada ne oluyor? İşte fotoğraftaki manzara
ne olup bittiğine dair tartışmasız bir kanıt
ortaya koyuyor. Libya'ya, Afganistan'a, Irak'a
demokrasi götürenlerin bir numaralı işbirlikçisi,
aldığı dersi çok iyi uyguluyor. 21 Ağustos günü
yapılan hava saldırısının sonucunda aynı aileden
dördü çocuk 7 kişi yaşamını yitirdi. Çocuklardan
biri sadece altı aylıktı. Fotoğrafa iyi bakın.
Bu devletin ne olduğunu, günlerdir neler yaşandığını
ve hangi yalanların ortalıkta kol gezdiğini
anlatmak için başka bir şeye gerek yok.
|
"Eski
Tüfek" Sustu
Mihri
Belli
Son Yolculuğuna Uğurlandı
Türkiye
Devrimci Hareketi'nde saygın bir yere sahip
kişiliklerinden Mihri Belli, 16 Ağustos salı
günü saat 15:30'da solunum yetmezliğinden yaşamını
yitirmişti. Mihri Belli'nin cenazesi 18 Ağustos
perşembe günü Şişli Cami'sinden kaldırıldı.
Cami avlusunda bir araya gelen ve Türkiye sosyalist
hareketinin tüm bileşenlerinin oluşturduğu kitle,
buradan Feriköy Mezarlığı'na doğru yürüyüşe
geçti. Yürüyüş boyunca "Yaşasın Devrim
ve Sosyalizm", "Yaşasın Halkların
Kardeşliği", "Mihri Belli Ölümsüzdür",
"Yaşasın Devrimci Dayanışma" sloganlarını
atan kitle, ellerinde kızıl bayraklar taşıyarak
mezarlığa kadar geldi. Burada yapılan konuşmalarda
Mihri Belli'nin devrimci kişiliği ve örnek yaşamı
bir kez daha kamuoyuyla paylaşıldı. Vedat Türkali,
Sevim Belli ve söz alan diğer yoldaşlarının,
arkadaşlarının ardından Grup Yorum "Bize
Ölüm Yok" şarkısını seslendirdi. Hep birlikte
Enternasyonal marşının okunmasıyla tören sona
erdi.
96 yaşında
yaşamını yitiren Mihri Belli, marksist düşünceyle
1936'da, okumaya gittiği ABD'de tanıştı. 1940'ta
ülkeye dönene değin ABD'deki komünist hareketin
içinde mücadele etti. Türkiye'ye döndükten sonra
TKP ile temasa geçen Mihri Belli 1942'de merkez
komitesine seçildi. 1943-44'te İstanbul Üniversitesi
İktisat Fakültesi'nde asistanlık görevini yürütürken
İlerici Gençler Birliği'nin kurucusu ve örgütleyicisi
oldu. 1944'te 19 Mayıs günü Süleymaniye Camii'nin
minarelerine "Saraçoğlu Faşisttir- Vurguncuya
ve Faşizme Karşı Savaş Cephesi" yazılı
pankart asan iki kişiden biridir. Kovuşturmaya
uğradı ve iki yıl sürgün ve hapis cezasına çarptırıldı.
1946'da yurtdışına çıkarak komünistlerin safında
Yunan İç Savaşına katıldı. Savaşta gerilla olarak
çarpışan Mihri Belli, iki defa yaralanarak Bulgaristan
ve Sovyetler Birliği'nde tedavi gördü. Aldığı
yaraların izlerini ömrünün sonuna kadar bir
şeref madalyası gibi taşıdı. 1950'de Türkiye'ye
dönen Belli, 1951 tevkifatında tutuklanarak
7 yıl hapis ve 2 yıl 4 ay sürgün cezasına çarptırıldı.
1960'larda TKP'nin geleneksel çizgisinden uzaklaşarak
Milli Demokratik Devrim tezinin sözcülüğüne
soyundu. Ant ve Türk Solu Dergilerinde bazen
"E. Tüfekçi" takma adıyla yazıları
çıkan Mihri Belli daha sonra Aydınlık Sosyalist
Dergi'yi çıkardı. TİP'in parlamentarist çizgisinden
kopuşmayı ifade eden MDD tezleri, kısa sürede
gençlik hareketinin ilgi odağı oldu. 29-30 Ekim
1970'te Proleter Devrimciler Kurultayı'nı örgütleyen
Mihri Belli ve çevresinin bu hamlesi, o sürece
kadar birlikte hareket ettikleri Mahir Çayan
ve arkadaşlarıyla yollarının ayrılmasına yol
açtı. Mahir Çayan'ın kaleme aldığı "Aydınlık
Sosyalist Dergi'ye Açık Mektup", bu ayrılığın
arka planını ortaya koymaktadır.
12 Mart faşist darbesinin ardından yurtdışına
çıkan Mihri Belli bir süre Filistin'de kaldıktan
sonra Avrupa'ya geçti. 1974 affının ardından
Türkiye'ye dönerek Türkiye Emekçi Partisi'ni
kurdu. Parti program ve tüzüğünde yer alan "Kürt"
sözcüğünden dolayı kapatıldı. 1979'da bir suikastten
ağır yaralı olarak kurtuldu.12 Eylül faşist
darbesinin ardından yurdışına çıkan Belli bir
süre Ortadoğu'da, daha sonra da Batı Avrupa'da
yaşadı. 1992'te Türkiye'ye dönen Mihri Belli
1996'da ÖDP, 2002'de SDP'nin kurucusu olduktan
sonra 2007'de Sosyalist Parti'ye üye oldu.
Tüm yaşamı boyunca eğrisiyle doğrusuyla sosyalizm
için mücadele eden Mihri Belli, hiçbir zaman
inandığı değerlerden ödün vermedi. İşkencede
direnişten, gerillacılığa kadar mücadelenin
her alanında sosyalizmin ahlaki değerlerini
ayakta tuttu. Yaşamını sosyalizme adamış bu
yiğit insanın anısı önünde saygıyla eğiliyoruz.
|
|
Libya
Temas Grubu Toplantısı Protesto Edildi
Emperyalist
Katiller ve İşbirlikçi Oligarşi, Döktüğünüz
Kanların Hesabını Vereceksiniz!
Libya
Temas Grubu adı altında bir araya gelen emperyalist
katiller ve işbirlikçileri, 4.cü toplantılarını
15 Temmuz cuma günü Türkiye'de, İstanbul'da,
Beşiktaş'taki Çırağan Oteli'nde yapıyorlar.
Libya'da daha kaç suçsuz insanı öldüreceklerini,
daha fazla para, petrol ve sömürü için daha
ne kadar katliam yapacaklarını hesaplıyorlar.
Tabii hesaplarında sadece Libya yok; Suriye
ve İran başta olmak üzere emperyalistlerin az
gözünü diktiği tüm topraklar ve üzerlerinde
yaşayan halklar için kefen biçiyorlar.
Bu
toplantıya ev sahipliği yapmak için çırpınan
yerli işbirlikçiler ve onların hükümeti AKP,
uşaklığını ispatlamak istercesine çırpınıyor.
Sadece bu katiller topluluğuna ev sahipliğiyle
sınırlı değil bu çabalar; Libya'daki emperyalistlerin
desteklediği "muhalif"lere 100 bin
dolar yardım sözü veren, daha sonra bu miktarın
daha da artacağını açıklayanlar yine aynı işbirlikçi
oligarşinin sözcüleri.
Çırağan Oteli'nde yapılan
Libya Temas Grubu toplantısını protesto etmek
için bir araya gelen Nato ve Füze Kalkanı Karşıtı
Birlik (BDSP, PDD, Emek ve Özgürlük Cephesi,
Halk Cephesi, Kaldıraç, SDP, ESP, TÖP, DHF,
Devrimci Hareket, Odak, EHP), SODAP, Mücadele
Birliği ve Türkiye Gerçeği,
toplantının yapıldığı 15 Temmuz günü, saat 12.30'da
Beşiktaş İskele Meydanı'nda toplanarak Çırağan
Oteli'ne doğru yürüyüşe geçtiler. "Katil
Nato Libya'dan Defol!", "Katil TC
Libya'dan Defol!", "Emperyalistler,
İşbirlikçiler, 6.cı Filoyu Unutmayın!",
"Emperyalizm Yenilecek Direnen Halklar
Kazanacak!", "Yaşasın İşçilerin Birliği
Halkların Kardeşliği!", "Kahrolsun
Emperyalizm Yaşasın Mücadelemiz!", "Katil
ABD İşbirlikçi
AKP!" sloganlarıyla yürüyüşe başlayan kitlenin
önü kısa bir süre sonra polis tarafından kesildi.
Yapılan görüşmeler sonucunda eski sabit pazarın
bulunduğu Beşiktaş Meydanı'na yürüyen kitle,
burada gerçekleştirdiği basın açıklamasıyla
ülkemiz topraklarında yapılmakta olan kirli
pazarlığı teşhir etti. Basın açıklaması yinelenen
sloganlarla sona erdi.
|
|
Emperyalist
Katiller Defolun!
Libya Temas Grubu adı altında
bir araya gelen emperyalistler ve işbirlikçileri,
yeni katliam ve işgal operasyonlarını planlamak
için dördüncü toplantılarını İstanbul'da düzenleyecekler.
15 Temmuz'da gerçekleştirilecek toplantıyı protesto
etmek için bir araya devrimci yapılar, emekten
yana tüm güçleri protestoların öznesi haline
getirebilmek, herkesi bu katillerin topraklarımızda
işi olmadığını haykırmaya çağırmak için bir
9 Temmuz günü saat 17.00'de İstanbul Taksim
Meydanı, Tramvay Durağında bir basın açıklaması
gerçekleştirdiler. Nato ve Füze Kalkanı Karşıtı
Birlik tarafından gerçekleştirilen basın açıklamasıyla
İzmir'deki Nato Üssünün, Libya'daki işgal ve
katliama dönük tüm askeri operasyonların merkezi
haline getirilmesi ve yakın gelecekte Suriye
ve İran için yapılması düşünülen tüm saldırı
operasyonları da protesto edilirken tüm halkların
kendi kaderlerini kendilerinin belirlemesi gerektiği
de vurgulandı. "Katil Nato Libya'dan Defol!",
"Katil TC Libya'dan Defol!", "Emperyalistler,
İşbirlikçiler, 6.cı Filoyu Unutmayın!",
"Yaşasın İşçilerin Birliği Halkların Kardeşliği!",
"Nato'dan Çıkılsın Üsler Kapatılsın!"
sloganlarının atıldığı eylemde "Emperyalistler
ve İşbirlikçi Uşakları Ortadoğudan Defolun!"
yazılı pankart açıldı. Emek ve Özgürlük Cephesi'nin
de bileşeni olduğu Nato ve Füze Kalkanı Karşıtı
Birlik içinde BDSP, Kaldıraç, Halk Cephesi,
ESP, TÖP, DHF, Devrimci Hareket, PDD, SDP, EHP
ve Odak da bulunuyor.
|
|
2
Temmuz'da Sıvas Madımak'ta Yakılanlar İçin Kadıköy'de
Yürüdük
2 Temmuz
1993 günü Sıvas'ta düzenlenen Pir Sultan Abdal
Şenlikleri'ne katılan Aziz Nesin'in o dönemde
Salman Rüşdi'nin "Şeytan Ayetleri"
kitabının bazı bölümlerini çevirip yayınlamasını
bahane eden gerici faşist güruhun saldırısı
sonucu sığındıkları Madımak Oteli'nin ateşe
verilmesiyle yaşamını yitiren 33 canımızı anmak
için 2 Temmuz günü İstanbul'da, Saat 19.00'da
Kadıköy Altıyol'dan Kadıköy Meydanı'na bir yürüyüş
gerçekleştirildi. Yürüyüşe Kaldıraç, EÖC, Devrimci
Hareket, Aka-Der, EHP, BDP Kadıköy İlçe Örgütü,
İşçi Mücadele Derneği, Kadıköy Düşünceye Özgürlük
Girşimi katıldı. Yürüryüş Kadıköy Altıyol'dan
başlayarak Kadıköy Meydanı'na kadar sürdü. "2
Temmuz Sıvas Katliamını Unutmadık, Unutturmayacağız"
yazılı ortak pankartın açıldığı yürüyüş sırasında
"Sivas'ı Unutma, Unutturma!", "Sivas
Şehitleri Ölümsüzdür!", "Sivas'ın
Hesabı Sorulacak!", "Diyanet İşleri
Kapatılsın!", "Devletin Alevisi Olmayacağız!",
"Katil Devlet Hesap Verecek!", "Yaşasın
Halkların Kardeşliği!", "Biji Bıratiya
Gelan!", "Kurtuluş Yok Tek Başına,
Ya Hep Beraber Ya Hiç Birimiz!" sloganları
atıldı. Protestocular meydanda bir basın açıklaması
yaptı. Basın açıklamasında devletin katliamcı
politikaları teşhir edilirken Ermenilerden Kürtlere,
Hopa'da katledilen Metin Lokumcu'dan Hrant Dink'e
uzanan katliam politikalarının Sivas'taki yüzü
sergilendi. Katliamı lanetlemek için Sıvas'a
gidip Madımak Oteli'ne "Utanç Müzesi"
yazılı bir tabela asmak isteyen, ülkenin dört
bir yanından Sıvas'a gelmiş olan kitleye yapılan
gaz bombalı saldırının da protesto
edildiği basın açıklamasında, Hatip Dicle'nin
milletvekilliğinin düşürülmesi ve Kürt halkı
üzerine uygulanan baskı ve saldırılar da gündeme
getirildi. Tüm bu katliamların, baskıların ve
saldırıların ezilen, emekçi halkların mücadelesini
engelleyemeyeceğine yapılan vurgularla sona
eren basın açıklamasından sonra Kadıköy Düşünceye
Özgürlük Girişimi de kendi basın metnini okudu.
Hatip Dicle'nin milletvekilliğinin elinden alınması
ve ardından bu durumu protesto eden kitle gösterilerine
yapılan saldırıların yoğun olarak teşhir edildiği
bu açıklama da halkların kardeşliği ve birlikte
mücadelesi vurgusuyla sona erdi. Basın açıklamalarından
sonra Adalılar müzik grubu bir dinleti verdi.
Dinletiden önce sivas şehitleri için saygı duruşu
gerçekleştirildi. Sloganlarla sona eren saygı
duruşunun ardından Adalılar müzik grubunun seslendirdiği
şarkılarla basın açıklaması sona erdi.
|
|
İşçilerin,
emekçilerin, ezilen Kürt ulusu ve diğer ulusal
toplulukların ve tüm ezilenlerin çıkarlarının
gerçek temsilcileri olan demokratik güçlerin,
devrimci ve sosyalistlerin politik faaliyetlerini
her yolla engellemeye çalışan Türkiye oligarşisi
ve AKP hükümeti bu çabalarını seçim sürecinde
her türlü saldırı ve entrikayla doruğa çıkardı.
Düzen partileri olan
AKP, MHP ve CHP'nin ve diğerlerinin aralarındaki
rant ve güç paylaşımı mücadelesi, seçim sürecinde
kasetlerle, din ve mezhep ayrımcılığının ve
düşmanlığının doruğa çıkarılmasıyla, "ben
olsam idam ederdim" kepazeliğiyle ve benzeri
diğer öğelerle tam bir pornografi-şiddet-ırkçılık
temelli bir it dalaşına dönüşürken, ortaklaştıkları
yegane nokta emek ve Kürt düşmanlığı oldu.
Kürt ulusal hareketinin
öncülük yaptığı ve asıl gövdesini oluşturduğu
Emek, Demokrasi ve Özgürlük Blokunun Kürdistan
halkının büyük desteğini alarak tahmin edilenden
de yüksek bir oy alması ve 36 milletvekili çıkarması,
Türkiye oligarşisi ve onun has partisi AKP'nin
önümüzdeki döneme ilişkin planlarını ciddi biçimde
zora sokmuştur. Bu durum yeni bir saldırı dalgasını
beraberinde getirmiştir.
Tüm ulusal demokratik
hakları gasp edilmiş olan Kürt ulusuna ve emekçilere
sürekli haklarınızı mecliste demokratik yollardan
arayın çağrıları yapan oligarşinin partileri
ve siyasetçileri, oynanan seçim-demokrasi oyununun
tüm hilelerine rağmen büyük başarı kazanan Kürt
ulusal hareketinin temsilcilerinin haklarını
şimdi yeni hilelerle gasp etmekte hiç bir sakınca
görmüyorlar.
80 bine yakın oy
alarak milletvekili olmuş Hatip Dicle'nin milletvekilliğinin
düşürülmesiyle, seçilmiş milletvekillerinden
hapishanelerde olanların tahliye edilmemesiyle
hile ve saldırı dalgası yeni bir boyut kazanmıştır.
Oynanan demokrasi oyununun tüm cilasını tel
tel dökülmektedir.
Kürdistan halkı seçim
sürecinde oynanan oyunları büyük direnişlerle,
şehitler vererek bozdu. Bu oyunu/hileleri de
geliştirdiği yeni kitlesel mücadelelerle bozacağını
gösteriyor.
Hatip Dicle ve hapishanelerdeki
milletvekilleri Kürdistan ve Türkiye'nin dört
bir yanındaki kitlesel mücadelelerle sahipleniliyor
ve demokratik özgürlük mücadelesinin oligarşinin
ve AKP'nin çizdiği sınırlara hapsedilmesine
izin verilmeyeceği gösteriliyor.
Diyarbakır'da, Şırnak'da,
Hakkari'de, Yüksekova'da, Silopi'de, Nusaybin'de,
Mersin'de, Türkiye ve Kürdistan'ın dört bir
yanında büyüyen kitlesel halk direnişlerinin
son örneklerinden biri de 26 Haziran'da İstanbul'da
yaşandı.
Seçilmiş milletvekilleri
ve emekçiler Şişli'de seçtikleri temsilcilerin
oligarşinin hilelerine kurban edilmesine izin
vermeyeceklerini haykırdılar. AKP'nin ve imamın
ordusu polisin buna yanıtı gaz bombalı, joplu,
linçli barbarca saldırı oldu. Onlarca emekçi
yaralandı, onlarcası gözaltına alındı. Başta
imamın ordusu polisin hedef haline getirdiği
milletvekili Sebahat Tuncel olmak üzere, milletvekilleri
polisin şiddetinin hedefi oldu. Yaralandılar,
darp edildiler. Polis müdürü, Milletvekili Sebahat
Tuncel'e yönelik saldırıyı "göstericileri
proveke ediyordu" biçimindeki aşağılık
bir yalanla meşrulaştırmaya çalışıyor. Tuncel
özel olarak hedef haline getiriliyor ve birkaç
ay önce bir polis müdürüne attığı tokatın intikamı
alınmaya çalışılıyor. Geçtiğimiz aylarda halkın
üzerine bomba ve kurşun yağdırma emri veren,
yaşlı, kadın, çocuk demeden onlarca insanın
yaralanmasına neden olan bir polis müdürüne
haklı olarak tokat atan Sebahat Tuncel'in tokatını,
nedenini ve nasılını sorgulamadan günlerce gündemde
tutarak saldırı malzemesi olarak kullanan başbakan
ve diğer burjuva politikacılarından polis terörüne
ve bugün yaşananlara ilişkin tek bir ses çıkmamaktadır.
Bu gelişmeler, bir milletvekili olmasına rağmen
Sebahat Tuncel'in can güvenliğinin olmadığını
artık açıkça ortaya koymaktadır.
"Millet iradesi
her şeyin üstündedir" yalanını her fırsatta
yineleyen AKP ve diğer burjuva partileri milletvekillerine
ve halka yapılan bu barbarca saldırı karşısında
tek bir kelime etmiyorlar.
Demokrasi onlar için
sadece rantın ve gücün paylaşılması oyunudur.
Emekçi halkın kendisi
için, kendisini yönetmesi anlamında demokrasi
ise yalnızca ve yalnızca işçi sınıfının ve emekçilerin
işyerlerinde, sokaklarda, dağlarda yürüttükleri
mücadelenin eseri olabilir.
Bütün bu gelişmeler
ve Türkiye ve Kürdistan'daki tüm demokrasi mücadelesi
açıkça göstermektedir ki, en küçük bir demokratik
hak ancak emekçilerin dişe diş mücadelesinin
eseri olabilir.
Bugün bunun somut
anlamı, Hatip Dicle'lere, Kürdistan'daki hapishanelerde
tutulan halkın diğer temsilcilerine sahip çıkmaktan
geçmektedir.
Gün, Kürdistan halkının
haklı ve meşru mücadelesiyle, Türkiye'li emekçilerin,
demokratik güçlerin ve devrimcilerin mücadelesinin
birleştirilmesi gündür.
HATİP DİCLE HALKIN
VEKİLİDİR!
YAŞASIN KÜRDİSTAN
HALKININ DEMOKRATİK MÜCADELESİ!
YAŞASIN TÜRKİYE VE
KÜRDİSTAN HALKLARININ BİRLİKTE MÜCADELESİ!
26 Haziran
2011
|
|
Ahmet
Saner ve Kadir Tandoğan'ı Andık
25
Haziran 1981 şafağında Üsküdar Paşakapısı Cezaevinde
idam edilen Ahmet Saner ve Kadir Tandoğan Yoldaşlarımız,
Emek ve Özgürlük Cephesi'nin Maltepe Beşçeşmeler
Kültür ve Sanat Derneği'nde düzenlenen
bir etkinlikle anıldı. 25 Haziran günü saat
18.00'de devrim ve sosyalizm mücadelesinde yitirdiğimiz
tüm şehitler için yapılan saygı duruşu ile başlayan
anmada Emek ve Özgürlük Cephesi Sinema Kolektifinin
hazırladığı, ağırlıklı olarak Ahmet Saner ve
Kadir Tandoğan'ın Avukatı Nebi Barlas ile yapılan
röportajdan oluşan sinevizyon gösterimi yapıldı.
Emek ve Özgürlük Cephesinin açıklamasının ardından
Ahmet ve Kadir'in yaşam öyküleri ve "Ölü
mü Denir Şimdi Onlara" şiiri okundu. O
dönemde devrimci mücadelede içinde bulunan iki
kişinin anılarını paylaştığı etkinliğimiz, bizimle
devrimci dayanışmada bulunan Sokak Kültür Merkezi'nde
çalışmalarını sürdüren Karadut müzik gurubunun
verdiği dinletinin ardından sona erdi.
Etkinlikte okunan
Emek ve Özgürlük Cephesi açıklaması ise
şöyleydi:
Dostlar, Yoldaşlar!
Devrimci Sosyalist
Hareketimiz, sınıf mücadelesini yükselttiği
76-80 sürecinde bunu bir dizi eylemle ve diğer
çalışmalarıyla gerçekleştirdi. Bu eylemlerin
en karekteristik özelliği, sürecin yönlendirdiği
değil, süreci yönlendiren eylemler olmasıydı.
Dolayısıyla sürece takılmanın değil de, onun
öncülüğünü yapmanın eylemsel ifadesiydi bunlar.
Dönemin toplumsal gündeminde yakıcı bir madde
olmayan anti-emperyalist bilinci oluşturmak
ve harekete geçirmek, böylelikle toplumsal gündemi
oluşturmak, etkilemek için bir ABD ajanını cezalandıran
devrimci sosyalist hareketimizin üç gerillası,
bu eylem sonrasında girdikleri çatışmada yakalandılar.
16 Nisan 1980 günü yaralı olarak yakalanan Hakkı
Kolgu, bir buçuk ay süren işkenceler sonucu
hastanede katledildi. Ahmet Saner ve Kadir Tandoğan
ise tam bir hukuksuzluk örneği olan yargılama
sonucunda, birkaç gün içinde idama mahkum edildiler.
Askeri Yargıtayın bozduğu idam kararı ABD'nin
emriyle uygulandı ve iki yoldaşımız katledildi.
Ahmet Saner ve Kadir
Tandoğan, bundan tam 30 yıl önce oligarşinin
cellatları tarafından katledildiler. Ahmet ve
Kadir yoldaşlarımız sırf ABD'ye şirin görünmek
için, onların emirleri üzerine katledildi. Bunu
açıkça, hiç gizlemeksizin yaptılar. Ne cellatlıklarını,
ne de uşaklıklarını gizledi katiller çetesi.
Bugün, aradan 30 yıl geçmesine rağmen kimse
şu sorulara cevap veremiyor; o ABD vatandaşının,
Alberto Sam Novello'nun topraklarımızda ne işi
vardı? Görevi neydi? Ne işle meşguldü?.. 1 Mayıs
1977'de Taksim Meydanı'na ateş açılan Inter
Continental Otelinin 510 nolu odasında kimlerin
kaldığını, bu katillerin havaalanlarından giriş
çıkış saatlerini ve kimliklerini yıllardır ısrarla
açıklamayanlar, bu sorulara da yanıt veremezler.
Bu soruların yanıtı oligarşinin uşaklığının
belgesidir çünkü. Bu soruların yanıtı, satılmışlıklarının,
rezilliklerinin, katilliklerinin ortaya dökülmesidir.
Onlar bu sorulara yanıt veremezler. Yanıtı ancak
biz veririz ve yanıtımız; yazılı veya sözlü
olmayacak…
Ahmet Saner ve Kadir
Tandoğan, devrimci sosyalist hareketimizin doğru
yolda yürüdüğünün, tarihe yazılmış kanıtıdır.
Evet, emperyalizmin bu denli öfkesini uyandırdığımız
için gurur duyuyoruz. Şundan hiç şüpheleri olmasın
ki, öfkelerinin soğumaması için her şeyi yapacağız.
Bizler nefes aldığımız sürece hiçbir şey, bu
durumu değiştiremeyecek. Bizlerin canını almaları
da bir işe yaramayacak, çünkü emperyalizmin
varoluşundan kaynaklanan çelişkiler, Ahmet gibi,
Kadir gibi, Hakkı gibi nice devrimcilerin yetiştiği
ve yetişeceği toprağı beslemeye devam ediyor.
Tıpkı Ahmet ve Kadir Yoldaşlarımızın ölümün
üzerine yürürken haykırdıkları gibi; "dikmek
için kurtuluş bayrağını, oligarşinin burcuna"
daha çok gerilla çıkacak engebeli, dolambaçlı
ve sarp yollara…
Ne idam sehpaları,
ne kurşunlar, ne işkenceler, ne de hücreler
durdurabilir bu yürüyüşümüzü. Emperyalizm ve
işbirlikçileri bu topraklardan kovulana değin
asla durmayacak yürüyüşümüz.
Ahmet ve Kadir Yoldaşlar;
Bu yürüyüşte attığımız her adımda, attığımız
her kurşunda sizlerin idam sehpalarına yürüdüğünüz
kadar cesur, cüretli ve coşkulu olmaya, kısacası
sizlere layık olmaya çalışacağız.
Ahmet Saner ve
Kadir Tandoğan Onurumuzdur!
Yaşasın Devrimci
Kurtuluş Mücadelemiz!
Kurtuluşa Kadar Savaş!
|
|
6 Haziran
Şehitlerini Andık
6
Haziran 1981'de bir şafak vakti katledilen yoldaşlarımız
Mete Atilla Ermutlu, Tamer Arda, Doğan Özzümrüt
ve Ercan Yurtbilir'i anmak için 4 Haziran günü,
Divriği Kültür Derneği'nde bir etkinlik gerçekleştirdik.
Saat 18'de
başlayan etkinliğin açılışı devrim şehitleri
için yapılan saygı duruşu ile başladı. Ardından
Haziran şehitlerimizin devrimci sosyalist hareket
için taşıdıkları anlama vurgu yapan bir metin
okundu. 6 Haziran'da oligarşinin pusularında
katledilen şehitlerimizin kısa özgeçmişlerinin
de yer aldığı sinevizyon gösteriminden sonra,
Atilla Ermutlu'yu tanıyan, birlikte mücadele
etmiş bir arkadaşımız anılarını aktardı. Salonu
oldukça duygulandıran bu konuşmanın ardından
etkinliğimize şarkıları ve marşlarıyla destek
veren Adalılar müzik grubu sahne aldı. Birçok
marşın salonla birlikte seslendirildiği dinletinin
ardından "Ben İhtilal" şiiri okundu.
Ertesi gün yapılacak mezar ziyaretlerinin çağrısı
ile etkinlik sona erdi.
Tamer
Arda ve Atilla Ermutlu Mezarları Başında Anıldı
5 Haziran günü ise
saat 14'te Atilla Ermutlu'nun Maltepe Gülsüyü
Mezarlığı'nda bulunan mezarına giden Emek ve
Özgürlük Cepheliler, anmaya saygı duruşu ile
başladılar. Ardından Hazirancıların yolundan
yürüdüğümüzü vurgulayan bir metin okundu. Daha
sonra Cephe Marşı'nın okunduğu mezar anmasında
saygı duruşunun ardından, metnin okunmasının
ardından ve Cephe Marşı'nın ardından "6
Haziran Şehitleri Ölümsüzdür", "Yaşasın
Devrimci Kurtuluş Mücadelemiz", "Ya
Özgür Vatan Ya Da Ölüm", "Devrim Şehitleri
Ölümsüzdür" sloganları atıldı ve her bir
6 Haziran şehidimizin adının okunmasının ardından
"Yaşıyor" sloganı atıldı.
Aynı gün, aynı saatte
Tamer Arda'nın Avcılar Ambarlı Mezarlığı'nda
bulunan mezarını ziyaret eden Emek ve Özgürlük
Cepheliler anmaya kısa bir konuşmanın ardından
saygı duruşu ile başladılar. Saygı duruşunun
ardından aynı metnin okunduğu anma, "Devrim
Şehitleri Ölümsüzdür" sloganıyla sona erdi.
Anmadan sonra mezarlıktan ayrılan Emek ve Özgürlük
Cephelilere mezarlık yakınlarında oturan bir
aile alkışlarıyla destek verdi.
|
|
Adana'da
Gözaltı Terörü
Yenilendi
25 Mayıs sabahından bu yana
Adana'da gözaltı terörü yaşanıyor. Ülkenin her
yerinde gerçekleştirilen 6 Mayıs ve 18 Mayıs
yürüyüşleri, başka yerlerde suç oluşturmazken
Adana'da evi basılarak gözaltına alınma gerekçesi
oluyor. 27 kişinin gözaltına alındığı Adana'da,
ellerinde 28 kişilik listeyle sokaklarda terör
estiren polisin ve savcılığın bu tutumu bir
basın açıklamasıyla protesto edildi.
Aralarında bir Emek
ve Özgürlük Cephelinin de bulunduğu gözaltına
alınanların bugün (26 Mayıs) savcılığa çıkarıldığı
bildirildi. Gözaltına alınanlar akşam saatlerinde
serbest bırakıldı. Alınanlardan 10'u tutuklanma
istemiyle nöbetçi hakimliğe sevk edildikten
sonra serbest bırakılırken diğerleri savcılığa
verdikleri ifadenin ardından serbest bırakıldılar.
Aralarında DHF, Halkevleri, Öğrenci Kollektifleri,
EMEP, ESP, TÖP üyelerinin de bulunduğu gözaltı
terörüne uğrayanlardan bazıları İHD'den çıkarken
gözaltına alındı.
Bu hukuksuz gözaltıları
protesto etmek için 25 Mayıs günü saat 12.30'da
İnönü Parkı'nda bir araya gelen İHD, Barış Meclisi,
TKP, ÖDP, DİP,
ESP, DİSK, KESK, TMMOB, Adana Tabip Odası, EMEP,
BDP, Tuhayder, DHP, Halkevleri, Devrimci Proletarya,
Emek ve Özgürlük Cephesi, Sosyalist Yeniden
Kuruluş Parti Girişimi, Pir Sultan Abdal Derneği,
YDİ Çağrı, Anadolu Der'in oluşturduğu kitle,
bir basın açıklaması gerçekleştirdi. "Yaşasın
Devrimci Dayanışma", "Devrimci Önderler
Onurumuzdur", "Gözaltılar, Tutuklamalar,
Baskılar Bizi Yıldıramaz", "Gözaltılar
Serbest Bırakılsın" sloganlarının atıldığı
basın açıklamasında "Devrimci Önderler
Onurumuzdur, Onurumuza Sahip Çıkıyoruz"
yazılı bir pankart açıldı. "Eğer bu bir
suçsa, hepimiz bu suçu işliyoruz" mesajının
verildiği basın açıklaması yine sloganlarla
sona erdi.
Adana'da yaşanan
ilk hukuksuzluk değil bu. Geçtiğimiz yıl da
Kızıldere anması için yürüyüş yapanlar aynı
uygulamaya maruz kalmışlardı. Yine Adana'da
Kevser Mızrak'ın öldürülmesini protesto etmek
için basın açıklaması yapanlar tutuklanmış,
buna benzer daha bir çok demokratik hakkın kullanımı
yargılanma ve ceza alma gerekçesi yapılmıştı,
yapılıyor. Para cezaları, liseli gençlerin ailelerini
baskı altına alma gibi değişik yöntemleri de
denemeye devam eden Adana emniyeti ve adliyesi,
buna rağmen kentteki devrimci demokratik mücadelenin
önüne geçemiyor, geçemeyecek. Çelişkilerin bu
denli yoğun olduğu bu kent, asla istedikleri
gibi olmayacak.
|
|
Betül
Altındal ve Mehmet Önsoy Yoldaşlar Anıldı
5
Mayıs 1980'de belediye otobüsündeyken gözaltına
alınarak götürüldüğü Gayrettepe Emniyet Müdürlüğü
işkencehanesinde 22 Mayıs günü işkencede katledilen
Osman Mehmet Önsoy Yoldaş ile yenilenme sürecimizin
yapıcılarından Betül Altındal Yoldaş, mezarları
başlarında anıldılar.
İlk anma etkinliği
21 Mayıs günü saat 14.00'te Betül Altındal Yoldaş'ın
Zincirlikuyu
Mezarlığı'nda bulunan mezarı başında yapıldı.
Saygı duruşunun ardından okunan açıklamada Betül
Altındal Yoldaş'ın devrimci kişiliğinin gelişim
süreçlerine değinildi. "Betül Yoldaş Ölümsüzdür",
"Yaşasın Devrimci Kurtuluş Mücadelemiz"
sloganlarının atıldığı anmada Betül Yoldaşımızın
sevdiği "Kavganın Ortasında" şarkısı
söylendi. Anma etkinliği sloganlarla sona erdi.
İşkenceyle katledilen
Osman Mehmet Önsoy Yoldaşımızın anması ise katledilme
yıldönümü olan 22 Mayıs günü saat 13.00'te Avcılar'daki
mezarı
başında yapıldı. Saygı duruşunun ardından okunan
metinde Mehmet Önsoy Yoldaş'ın işkencede insanlık
onurunu yücelten tavrının bugünümüze ve geleceğimize
bıraktığı miras ortaya konuldu. Bu devrimci
tavrın Mustafa Suphilerden Çayanlara, Denizlerden
İbrahimlere, Beylerderesinden Mehmet Önsoylara
bir zincir oluşturduğunun söylendiği metinde
devrimci değerlerin direnerek ve savaşarak yaşatılabileceği
de vurgulandı.
|
|
6 Mayıs'ta
Deniz'leri Andık
6
Mayıs 1972'de oligarşinin idam sehpalarında
katledilen Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin
İnan'ı anmak için 6 Mayıs 2011 cuma günü saat
16.30'da İstanbul Galatasaray Meydanı'nda toplanarak
Dolmabahçe'ye doğru yürüyüşe geçen, aralarında
Emek ve Özgürlük Cephesi'nin de oluşturduğu
kitle, yol boyunca "Devrim Şehitleri Ölümsüzdür",
"Emperyalistler İşbirlikçiler 6. Filoyu
Unutmayın", "Yaşasın Devrimci Dayanışma",
"Yaşasın Halkların Kardeşliği", "Deniz
Yusuf İnan Savaşa Devam",
"Yaşasın Devrim ve Sosyalizm" sloganlarını
haykırdı. Yürüyüşe "6 Mayıs'ı Unutmadık
Unutturmayacağız-Devrim Şehitleri Ölümsüzdür"
yazılı pankartları ve bayraklarıyla katılan
Emek ve Özgürlük Cephesi de yürüyüş boyunca
yukarıdaki sloganların yanı sıra "Mahir
Hüseyin Ulaş, Kurtuluşa Kadar Savaş", "Yaşasın
Devrimci Kurtuluş Mücadelemiz", "Faşizme
Karşı Tek Yumruk Tek Barikat" sloganlarıyla
eylemdeki yerini aldı.
Yürüyüş
Galatasaray Lisesi önünden başladı. İstiklal
Caddesi boyunca
yürüyen kitle Mis Sokak girişine geldiğinde
bir oturma öylemi düzenledi ve burada Avusturya
İşçi Marşı hep bir ağızdan okundu. Gümüşsuyu'nda
aşağıya, Deniz'lerin 6. Filo askerlerini denize
döktüğü Dolmabahçe kıyılarına kadar yürüyen
kitlenin baş tarafı Dolmabahçeye ulaştığında
kortejin sonu henüz İTÜ Gümüşsuyu binası hizasındaydı.
Dolmabahçe'ye
gelen kitle, burada da sloganlarını haykırmaya
devam etti.
Deniz'lerin avukatı Halit Çelenk'in de anıldığı
saygı duruşu ile başlayan basın açıklamasında
Deniz'lerin mücadelesinin olgunlaştığı koşullar
anımsatılarak halklarımızın yüreğinde ve bilincinde
ölümsüzleşen devrimci halk kahramanları bir
kez daha anıldı.
Güncel
saldırılara da değinilen basın açıklamasının
okunmasının ardından İstanbul Üniversitesi'nin
önündeki direnişi tek başına sürdüren bir öğrenci
söz aldı. Adalılar müzik grubunun da kısa bir
dinleti sunduğu eylem yine sloganlarla sona
erdi.
Adana'da
Deniz'ler Anıldı
Oligarşinin
6 Mayıs 1972 de darağacına gönderdiği devrimin
üç gülü Deniz,Yusuf ve Hüseyin Adana'da yapılan
bir yürüyüşle anıldı. 6 Mayıs günü saat 18.00'de
5 Ocak Meydanı'nda bir araya gelen sendikalar,
dernekler ve demokratik kitle örgütleri buradan
Çakmak Caddesi boyunca "Deniz,Yusuf, Hüseyin
Sürüyor Sürecek Mücadelemiz", "Mahir,
İbo, Deniz Sürüyor Sürecek Mücadelemiz",
"Yaşasın Halkların Kardeşliği", "Faşizme
Karşı Omuz
Omuza", "Emperyalistler İşbirlikçiler
6. Filoyu Unutmayın" sloganlarıyla İnönü
Parkı'na gelindi. Denizlerin şahsında tüm devrim
şehitleri adına bir dakikalık saygı duruşunun
ardından basın açıklamasında; "Siyasal
iktidarın tüm devrimci değerlere ve kişiliklere
saldırılarını yoğunlaştırdığı 12 Mart askeri
faşist diktatörlüğü tarafından Denizlerin asıldığı
tarihtir 6 Mayıs 1972. Bu tarihten sadece otuz
beş gün önce 30 Mart 1972'de Mahir Çayan ve
arkadaşları katledilmişlerdi. Sinan Cemgil ve
yoldaşları Nurhak'ta katledildiler. Onlar ezilen
halkların bilincine, kalplerine, yüreğine kazındılar.
Bu ülkenin onurlu evlatları ölüme gülerek gitmeyi
onlardan öğrendiler. Egemenliğin emperyalizmin
eline teslim edildiği ülkede Deniz olmak, Mahir
olmak halklarımızın önündeki birinci görevdir."denildi.
Açıklamanın ardından Denizlerin yarttığı devrimci
değerleri özetleyen bir şiirin okunmasıyla anma
sona erdi. Deniz'lerin avukatı Halit Çelenk'in
de anıldığı anma eylemine DİSK, KESK, TMMOB,
ADANA TABİB ODASI, EMEK VE ÖZGÜRLÜK BLOĞU, ÖDP,
Halkevleri, DHF, ESP, 68'LİLER BİRLİĞİ'nin yanı
sıra EMEK VE ÖZGÜRLÜK CEPHESİ de destek verdi.
|
|
1 Mayıs'ta
1 Mayıs Alanındaydık
Bu yıl 1 Mayıs, İstanbul'da
1 Mayıs Alanında kutlandı. Geçtiğimiz yıl devrimcilerin
kararlı mücadelesi sonucunda geri adım atmak
zorunda kalan egemenler, artık Taksim Meydanının
tartışmasını bile açamadılar. Küçük, ama sembolik
olarak anlamlı bu kazanımın güveniyle donanan
devrimci, sosyalist güçler, bu yıl çok daha
kitlesel olarak 1 Mayıs Alanındaydılar.
Her yıl yaşanan "kürsüden
söz hakkı" tartışması da bu yıl sona erdi.
Sendikalar, kendileriyle birlikte yıllarca jop,
gaz yiyerek bu meydanın kazanılmasındaki hakları
tartışmasız olan devrimcileri göz ardı edemediler.
Bu yıl kürsüden kürtçe ve türkçe olarak okunan
devrimci yapıların ortak olarak hazırladıkları
metin, bu yılkı kutlamaların içeriğinin devrimcileştirilmesinde
önemli bir adımdı.
Sabah 08.00'de Şişli
Meydanı'nda toplanmaya başlayan ve içinde Emek
ve Özgürlük Cephesi'nin de bulunduğu Devrimci
1 Mayıs Platformu bileşenleri, yolun sağ şeridinde
kortejlerini oluşturmaya başladı. Bu yılki 1
Mayıs'a "Özgür Ülke İnsanca Yaşam İçin
Tek Yol Devrim" sloganının yazılı olduğu
"Emek ve Özgürlük Cephesi" imzalı
pankartının yanı sıra "Gençlik Gelecek
Gelecek Bizimle Özgürleşecek" sloganının
yazılı olduğu
"Gençlik Cephesi" imzalı pankartla
da katılanla katılan devrimci sosyalistler yürüyüş
boyunca "Mahir Hüseyin Ulaş Kurtuluşa Kadar
Savaş", "Yaşasın Devrimci Kurtuluş
Mücadelemiz", "Yaşasın Ortadoğu Devrimci
Çemberi", "Katil ABD Ortadoğu'dan
Defol", "Devrim Şehitleri Ölümsüzdür",
"Yaşasın İşçilerin Birliği Halkların Kardeşliği"
vd. sloganlarını haykırdı.
Kortejimiz meydana
girdikten sonra diğer devrimci yapıların kortejlerinin
de meydana girmesi beklendi. Ardından yapılan
saygı duruşunun ardından 1 Mayıs 1977 katliamında
ve 1989 ile 1996 1 Mayıslarında
yaşamını yitirenlerin adları okunarak tüm meydanı
dolduranlar tarafından haykırılan "Yaşıyor!"
sloganlarıyla 1 Mayıs şehitleri anıldı. Bu anmanın
ardından "Devrim Şehitleri Ölümsüzdür!"
sloganı haykırıldı.
Sendikalar adına
okunan açıklamanın ardından devrimci grupların
ortak metni önce kürtçe, ardından da türkçe
olarak okundu. Konser bölümünde Grup Yorum,
Kardeş Türküler ve Koma Agire Jiyan'ın seslendirdiği
parçalarla alandaki kitlenin coşkusu doruğa
yükseldi.
Halk Cephesi kortejinin
arama noktasından geçişi sırasında yaşanan ve
kısa sürede aşılan ufak bir gerilim haricinde
hiç bir ciddi sorunun yaşanmadığı bu yılki İstanbul
1 Mayıs kutlamalarında tüm devrimciler adına
kürtçe ve türkçe okunan ortak metin ise şöyleydi:
İşte yine Taksim'deyiz.
İşte yeniden 1 Mayıs Alanı'nda, kol kola, omuz
omuza, yürek yüreğe, din, dil, ırk ayırmaksızın
bütün dünyanın işçilerinin, bütün ezilen halkların
bu görkemli birlik ve mücadele gününde bir aradayız.
Hoş geldiniz, hoş
geldik.
Emperyalizmin bütün
dünyaya kendi istediği şekli vermek istediği,
en küçük pürüzü bile yok etmek, dünyamızın her
karışını kendi av alanına çevirmek istediği
günlerdeyiz. Her köşede işçilerin, emekçilerin,
yoksulların ayaklandığı ve dünyanın efendilerinin
telaş içinde durumu kontrol etmeye çalıştığı
zamanlardayız.
İşçi sınıfının bütün
haklarının gasp edildiği, bütün mevzilerinin
dağıtılmak istendiği günlerdeyiz. Tek bir örgütlü
işçiye bile tahammül edemeyen, sendika adını
duyduğunda tüyleri diken diken olan patronlara
karşı dört bir yanda direnişlerin geliştiği
zamanlardayız.
İşçi sınıfının neredeyse
yarısının en küçük bir güvence olmaksızın köle
gibi çalıştırıldığı, hemen her gün madenlerden,
inşaatlardan, tersanelerden yeni cinayet haberlerinin
geldiği zamanlardayız.
Eğitimden sağlığa
kadar bütün alanlarda ticarileştirmenin tamamlandığı,
hastanelerin şirkete, okulların dükkana dönüştürüldüğü,
paranın imparatorluğunun bütün kamu alanlarına
hakim kılındığı günlerdeyiz.
Vahşi bir sınıfsal
piramidin dibinde yıllardır KPSS-YGS gibi bin
türlü sınavla geleceksizliğe, umutsuzluğa itilen
gençlerimizin bütün düşlerinin, şifrelerle,
bin bir türlü alavere dalavere ile çalındığı
günlerdeyiz.
En küçük bir demokratik
kıpırdanışın polis şiddetiyle ezilmek istendiği,
en sıradan haklarını talep eden emekçilerin,
kamu çalışanlarının hareketinin bastırıldığı
günlerdeyiz.
Yıllardır inkar,
imha ve asimilasyon politikalarıyla yok edilmek
istenen başta Kürt halkı olmak üzere ezilen
halkların hapishanesine çevrilen topraklarımızın
bu durumunun, "açılım aldatmacasıyla"
daha da derinleştirilmeye çalışıldığı günlerdeyiz.
Düzenin kendi yasalarının bile ayaklar altına
alınarak seçimlerin tamamen bir tiyatroya dönüştürüldüğü,
seçim barajıyla engellenmeye çalışılan Kürt
halkının temsilcilerinin en demokratik haklarının
da çalınmak istendiği günlerdeyiz.
Kürt halkının anadilde
eğitim başta olmak üzere bütün temel taleplerinin
yok sayıldığı, askeri operasyonlarla dağların,
siyasi soykırıma dönüşen tutuklamalarla kentlerin
cehenneme çevrildiği, en barışçıl hak arama
eylemleri olan çadırları bile polis şiddetiyle
karşılandığı zamanlardayız.
"Demokratik
Açılım", "Alevi Açılımı", "Alevi
Çalıştayı", "Roman Açılımı" gibi
tamamen iki yüzlüce, halkı kandırmaya/aldatmaya
yönelik manevralarla, ezilen halkların düzene
olan tepkilerinin hiçbir talepleri karşılanmaksızın
susturulmaya, geçiştirilmeye çalışıldığı; Alevi-Sünni
her inançtan halkımızın inançlarını özgürce
yaşamasının önüne engellerin çıkarıldığı, göstermelik
hamlelerle düzenle barıştırılmaya çalışıldığı
günlerdeyiz.
Kadınların yaşamın
her alanında baskıya, ayrımcılığa, cinsel sömürüye
ve şiddete uğradığı, namus, aile meselesi, gelenek,
töre adları altında yasalardan destek alan bir
kadın katliamının yaşandığı günlerdeyiz.
Cezaevlerinin yine
tıklım tıklım devrimcilerle dolduğu, halkın
evlatlarının tecritle, işkenceyle çürütülmek
istendiği, hasta tutsakların düpedüz ölüm cezasına
mahkûm edildiği günlerdeyiz; bütün bu zulmü
yapanların 19 Aralık'ta canlarımızı nasıl planlı
ve soğukkanlı biçimde katlettiklerinin açığa
çıktığı zamanlardayız.
Hoş geldiniz, hoş
geldik.
Kolay olmadı. Tarihin
ve işçi sınıfının belleği var; kolay gelmedik
buraya. Acılı ve kanlı günlerden geçerek geldik.
Şimdilerde sanki emekçilere lütfetmiş gibi "1
Mayıs'ı biz verdik" diye öğünen ve emekçileri
nankörlükle suçlayan hükümet düpedüz sahtekârlık
yapıyor. Biz buraya sokak sokak dövüşerek, bu
alanın her santimini alınterimizle ve kanımızla
hak ederek geldik. Bayraklarımız kırmızıysa
eğer, verdiğimiz şehitlerin kanındandır; başımız
dikse eğer, bizden önce geçenlerin, dövüşenlerin
ve düşenlerin azmindendir; yumruklarımız yüksekteyse
eğer, tutsaklarımızın ve hastalarımızın da öfkesini
haykırdığımızdandır.
Hoş geldiniz, hoş
geldik.
Tersanelerde yitirdiklerimiz,
maden ocaklarının karanlığına gömülen kardeşlerimiz,
bombalarla gövdeleri parçalanan bebelerimiz,
hepiniz hoş geldiniz, hoş geldik. Hepimiz buradaysak,
hepiniz buradasınız demektir.
1 Mayıs için omuz
omuza yürek yüreğe yürüttüğümüz bu büyük kavgaya
emeği geçen herkesin ve bütün şehitlerimizin
önünde saygıyla eğiliyoruz.
Bugün, buradan yeni
bir tarihe, aydınlık bir geleceğe yürüyoruz.
Meydanların gerçekten
kızıl meydan, bayraklarımızın gerçekten devrim
ateşlerine dönüşeceği günlere yürüyoruz.
Bu büyük kervan artık
geri döndürülemez.
Yolumuz açıktır.
Biz o yolu kendi
ellerimizle açacağız!
Yaşasın 1 Mayıs!
Biji Yek Gulan!
Bağımsız Devrimci Sınıf Platformu, Barış
ve Demokrasi Partisi İstanbul İl Örgütü, Devrimci
1 Mayıs Platformu (Emek ve Özgürlük Cephesi,
Halk Cephesi, Kaldıraç, Proleterce Devrimci
Duruş), Devrimci Hareket, Devrimci Parti Mücadelesinde
Devrimci Komünistler, İstanbul Demokratik Kent
Konseyi, Odak, Partizan, Sosyalist Dayanışma
Platformu, Sosyalist Yeniden Kuruluş Parti Girişimi
(Sosyalist Parti, Sosyalist Demokrasi Partis,
Toplumsal Özgürlük Platformu, Sosyalist Birlik
Hareketi, Sosyalist Gelecek Parti Hareketi),
Söz ve Eylem, Uluslararası İşçi Dayanışması
Derneği, Ürün, Alınteri, Yeni Dünya İçin Çağrı,
Demokratik Haklar Federasyonu
|
Adana'da
1 Mayıs
Adana'da geçen 1 Mayıs'a
nazaran oldukça kitlesel geçen mitingde
kitleler alana sığmadı. Mimar Sinan Açık
Hava Tiyatrosu'nun önünden başlayan yürüyüş
Uğur Mumcu Meydanına kadar sürdü. Mitinge
emek örgütlerinden DİSK, KESK, TÜRK-İŞ
ve bunlara bağlı sendikalar ile TMMOB
katıldı. Adana Tabip Odası, Eğitim-Der,
TÖB-DER, İHD, ÇHD de sendikaların arkasında
yerlerini aldılar. Ayrıca kurumlardan
Halkevleri, ESP, BDSP, DHF, Çağrı, Anadolu
Halkları Kültür ve Dayanışma Derneği,
Emek ve Özgürlük Cephesi, Emek, Özgürlük
ve Demokrasi Bloğu bileşenlerinden EMEP,
EDP, Türkiye Gerçeği, DİP, Sosyalist Yeniden
Kuruş Parti Girişimi, BDP mitinge katılım
sağladı. Kitle miting alanına kadar sorunsuz
ve coşkulu bir biçimde geldi. Miting başladıktan
sonra kısa bir süreliğine bir tartışma
yaşandı. Tartışmanın nedeninin bir grup
Tekel işçisinin TÜRK-İŞ bölge temsilcisi
Edip Gülnar'ı protesto etmeleri olduğu
öğrenildi. Mitingde iktidarın kazanılmış
olan haklara saldırıları ve mücadele gerekliliği
vurgulandı. Son zamanlardaki yoğun saldırılara
maruz kalan demokratik çözüm çadırları
ve Kürt ulusunun demokrasi mücadelesinden
hiç bahsedilmemesi dikkat çekti. Miting
konuşmalarının ardından halaylarla mitinge
son verildi. Bizler EÖC olarak son zamanlarda
Kürt ulusuna yapılan saldırılara karşılık
"Faşizme Ölüm Kürt Halkına Özgürlük",
"Kürdistan Faşizme Mezar Olacak"
sloganlarını attık.
|
|
Dersim'de
1 Mayıs
01 Mayıs 2011 saat:
11.00' de Hastane önünde toplanan sendikalar,
demokratik kitle örgütleri, devrimci kurumlar
ve bunun yanında halk alkış, zılgıt ve
sloganlarla Kışla Meydanı'na yürüyüşe
geçti. EÖC'inde bulunduğu mitingde ''1
MAYIS KIZILDIR KIZIL KALACAK, BIJİ YEK
GULAN, YAŞASIN DEVRİMCİ KURTULUŞ MÜCADELEMİZ,
YAŞASIN DEVRİM VE SOSYALİZM, MAHİR HÜSEYİN
ULAŞ KURTULUŞA KADAR SAVAŞ, DENİZ İBO
ÇAYAN SAVAŞA DEVAM, YA ÖZGÜR VATAN YA
DA ÖLÜM, DISA DISA SERHILDAN AZADİYA KÜRDİSTAN,
BIJİ BRATİYA GELAN, KURTULUŞ YOK TEK BAŞINA
YA HEP BERABER YA HİÇ BİRİMİZ...'' şeklinde
sloganlar atıldı. Bunun yanı sıra EĞİTİM
SEN, KESK, DİSK, EMEP, DHF, ÖDP, PARTİZAN,
BDP, CHP, ESP, DERSİM SPOR VE ÇARŞI grubu
da mitinge katıldı. Kışla Meydanına geldikten
sonra Tunceli bağımsız millet vekili adayı
Ferhat Tunç Yoslun, yaptığı konuşmada
Dersim'e yıllardır imha, inkar ve asimilasyonun
uygulandığını ve düzen partilerinin de
bu politikanın bir parçası olduğuna değindi.
Kürt bölgelerinden biri olan Dersim'in
bu tür yalanlara taviz vermeyeceğini dile
getirdi. Hava koşularından dolayı program
kısa tutularak konuk sanatçı Suavi sahneye
çıktı; kısa bir konuşma yaptıktan sonra
şarkılarını söyledi. Mesajlar okunarak
halaylar eşliğinde miting son buldu.
|
|
|
Emek ve
Özgürlük Cephe'lilere Faşist Saldırı
24
Nisan 2011 Pazar günü İstanbul Beyoğlu'da, İstiklal
Caddesinde 1 Mayıs'a çağrı bildirilerini dağıtan
arkadaşlarımız, bir grup faşistin saldırısına
uğradı. Aynı gün BDSP'lilere de saldıran faşistler,
24 Nisan 1915 tarihli emirle başlatılan, ve
bundan dolayı 24 Nisan tarihiyle özdeşleşen
Ermeni katliamının yıldönümünde yapılan etkinliklere
tahammülsüzlüklerini ve katliamı sahiplendiklerini
göstermek için toplanmalarından cesaret alarak
bu saldırıları geliştirdiler. Önceden planladıkları
dağıtım için İstiklal Caddesinde bulunan Emek
ve Özgürlük Cepheliler, dağıtımın bitmesinin
ardından geri dönerken Atıf Yılmaz Cad. üzerinde
kalabalık bir grup faşistin bira ve soda şişeleriyle,
kemerle saldırısına uğradılar. Sayıca az olmalarına
rağmen faşistlere anladıkları dilden yanıt vererek
saldırıyı durduran arkadaşlarımızdan biri, aldığı
kemer darbesi sonucu başından hafif yaralandı.
Üç dikiş atılan arkadaşımızın durumu iyi.
Egemen sınıfların
beslediği sokak serserileri, her dönemde devrimcilerin
önüne çıkartılmaya çalışmış, ama hiçbir zaman
işe yaramamıştır. Saldırının planlı ve polis
destekli olarak gerçekleştiğinden kuşku yoktur.
Faşist oligarşinin sivil ve resmi saldırı güçlerinin
bu ve buna benzer saldırıları bizleri yolumuzdan
asla çeviremez! Faşistler karşımıza çıktıkları
her alanda anladıkları dilden yanıtlarını alacaklar.
Yaşasın Devrimci
Kurtuluş Mücadelemiz!
|
|
Nurettin
Yedigöl Yoldaş Anıldı
12 Eylül işkencehanelerinde
kaybedilen yoldaşımız Nurettin Yedigöl'ü anmak
için ailesi ile birlikte 24 Nisan 2011 Pazar
günü saat 14.30''da Divriği Kültür Derneği'nde
bir anma etkinliği düzenledik.
Etkinliğe Nurettin
Yedigöl Yoldaşımızın ailesi, arkadaşları ve
yoldaşlarının yanı sıra kayıp yakınları ve insan
hakları savunucuları da katıldı. Divriği Kültür
Derneği salonunun yetersiz kaldığı etkinliği
birçok izleyici ayakta takip etti.
Nurettin Yedigöl
şahsında bağımsız özgür bir ülke, insanca yaşam
mücadelesinde yitirdiklerimiz için bir dakikalık
saygı duruşuyla başlayan etkinlikte ilk konuşmayı
Nurettin Yedigöl'ün kardeşi Muzaffer Yedigöl
yaptı. Duygusal konuşmada kayıplar mücadelesine
de değinildi. Daha sonra Nuretin Yedigöl yoldaşımızla
ilgili Emek ve Özgürlük Cephe'lilerin de katkılarıyla
hazırlanan bir belgeselin
izlendiği etkinlikte daha sonra belgeselin yönetmeni
kısaca söz aldı. Daha sonra Emek ve Özgürlük
Cephesi adına yapılan konuşmanın metni ise şöyle:
Dostlar, Yoldaşlar,
Nurettin Yedigöl'ün
nasıl biri olduğunu anlatmayacağım size. Bunu
başkaları çok daha iyi yapacaklar. Fakat kaybedilmesinin,
katledilmesinin üzerinden 30 yıl geçtikten sonra
bizi burada bir araya getiren şey neydi diye
sorduğumuzda karşımıza şu yanıt çıkıyor, Nurettin'in
mücadelesi.
Nurettin Yedigöl, sınıfsız, sömürüsüz özgür
bir dünya için, sosyalizm için devrimci mücadele
verirken katledildi. Ama insanlık var oldukça
bu idealler yok edilemeyeceği için onun mirasını
bizler devraldık, sürdürdük, sürdürüyoruz.
Yeryüzünün birçok
yerinde emperyalizme karşı mücadelede katledilen
milyonlarca insandan biriydi Nurettin. Sevdiklerine
ziyaret edecekleri bir mezar bile çok görüldü,
katlettiler. 12 Eylül Cuntası'nın karanlık günleriydi.
Sonra bu karanlık
yavaş yavaş yırtıldı. Zindanlarda boğulmak istenen
devrimcilerin sesi sokaklarda yankılanmaya başladı
yeniden. Cezaevi kapılarında bir araya gelen
aileler, çocuklarından örgütlenmeyi, direnmeyi
öğrendiler. Çocuklarımızı öldürtmeyeceğiz diyen
analar, İHD'yi kurdu.
Ama her şey 12 Eylül'den
ibaret değildi. İnsanlığın özgürlük özlemi ve
kavgası devam ediyordu. Egemenler de işkenceye,
katletmeye, kaybetmeye. Hasan Ocak'ın kaybedilmesinin
ardından 1995'de Galatasaray Lisesi'nin önündeki
oturma eylemleri başladı. Her cumartesi aynı
değildi Lisenin önü. Gözü yaşlı anaların yerlerde
sürüklenerek, joplanarak, gaza boğularak gözaltına
alındıklarına tanık olduk defalarca.
Aradan geçen zaman
fazla bir şeyi değiştirmedi. Daha birkaç gün
önce bir Kürt gencini İstanbul sokaklarında
boğazını keserek öldüren bir polis, serbest
bırakıldı ve sokaklarda dolaşmaya devam ediyor.
Hala adalet yok ve biz onu kendi ellerimizle
sağlayana kadar da hiçbir zaman olmayacak. Adalet
için, özgürlük için, insanlık için ve Nurettin
Yoldaşımız gibi daha bir çokları için hiçbir
zaman susmayacağız, durmayacağız ve asla boyun
eğmeyeceğiz… ve bedeli ne olursa olsun, kazanacağız.
Sosyalizm
Kazanacak.
NURETTİN YOLDAŞ ÖLÜMSÜZDÜR!
DEVRİM ŞEHİTLERİ ÖLÜMSÜZDÜR!
FAŞİST KATİLLERDEN HESAP
SORDUK, SORACAĞIZ!
Daha sonra kayıp yakınları
Faruk Eren ve Hüseyin Ocak söz aldı. Etkinliğimize
destek vermek için gelen sanatçı İlkay Akkaya'nın
seslendirdiği türküler salondaki direnç atmosferini
tazeledi. İHD kayıplar komisyonu adına da bir
konuşmanın yapıldığı etkinlikte Nurettin Yedigöl'ün
1969'dan beri arkadaşı da olan Av. Sedat Küçükemre
de Nurettin'in kaybedilme sürecinin hukuksal
boyutuna da değinen bir konuşma yaptı. "Oğlumu
İstiyorum" şiirinin de okunduğu, Nurettin
Yoldaşımızın sadeliğine duruluğuna yakışan etkinlikte
katılımcılara Nurettin Yoldaşımızın çok sevdiği
simit ve çay dağıtıldı.
|
|
Barikat'ın
Yeni Sayısı Çıktı
Barikat
Dergisinin yeni sayısı uzunca bir aradan sonra
yeniden okurlarıyla buluştu. Bu uzun zamanın
oluşturduğu boşluğu elbette hiçbir şey dolduramaz.
Ama artık hiç bir alanda hiç bir boşluk bırakmamak
için yeniden sizinleyiz ve hep olacağız. İyi
okumalar...
|
|
8 Mart
Dünya Emekçi Kadınlar Günü Alanlarda Kutlandı
8
Mart Emekçi Kadınlar Günü İçin 6 Mart Pazar
günü Kadıköy'de bir miting düzenlendi. Birçok
devrimci demokrat kurumun örgütlediği eylem
Saat 11:00 Kadıköy Tepe Natilius önünden, Kadıköy
iskele meydanına kadar sürdü. Mitinge yüzlerce
işçi, emekçi, öğrenci katıldı.
Yol boyunca "Kadın-Erkek
Ele Ele Örgütlü Mücadeleye!", "Kadının
Kurtuluşu Devrimde, Sosyalizmde!" sloganları
atıldı. Emek ve Özgürlük Cephesi; İsteyecek
Kadar Kuvvet, Zorlayacak Kadar Kuvvet Cesaret
Özgürlük Ellerimizde Pankartıyla katıldı. Önde
dünya devrimci hareketinin kadın savaşçıları;
Rosa Luksemburg, Clara Zetkin, Tanya ve Türkiye
ve Kürdistan topraklarında mücadele veren; Didar
Şensoy, Serpil Polat ve Betül Altındalın fotoğrafları
taşındı.
Basın açıklaması
Kürtçe ve Türkçe olarak okundu. Yapılan konuşmalarda
Kadın üzerinde ki; Cinsel, Ulusal ve Sınıfsal
sömürüye karşı 124 New Yorklu kadın işçiyle
somutlaşan ve enternasyonalde emekçi vurgusu
yapılan kadının kurtuluş mücadelesinin hayatın
her alanında örgütlemek gerektiği vurgulandı.
Ev emekçisi kadınların
tecavüze uğraması, katledilmesi ve son olarak
Bursada bir kadının tecavüz edilerek vucüdunun
yarısının bir kasap dükkanında bulunması; kadına
yönelik şiddetin, kadına metaca bakış açısının
ve sömürülmesinin en somut örneğidir.
Kürsüde Ev Emekçileri
Sendikası temsilcisi söz alarak; ev emekçilerine
yönelik sömürünün, baskıların ve saldırıların
neler olduğunu ve sendikalaşma mücadelesi verdiklerini,
sınıf kini ve öfkesiyle haykırdı. Daha sonra
Paşabahça Hastanesinin Kapısında işten atılmalara
ve taşeronlaşmaya karşı çadırında kararlıca
direnen ve kazanan Türkan Albayrak mücadelesini
ve mücadele sürecini anlattı.
Grup Yorum, Grup Adalılar, Grup Denize Ezgi
türküleriyle mitingi coşkulandırdı. Tanyeli
Şiir Grubunun Şiiriyle birlikte, hergünün 8
Mart mücadelesinin olduğu ve 8 Martta birkez
daha alanlarda mücadele verme sözüyle birlikte
miting son buldu.
8 Mart Dünya Emekçi
Kadınlar Günü Dersim ve Adana'daki EÖC'lüler
tarafından da diğer devrimci güçlerle birlikte
coşkuyla kutlandı.
|
|
Almanya'da
NATO Savaş Konferansına Karşı Alanlardaydık
4-5 Şubat tarihlerinde Almanya'nın
Münih kentinde yapılan NATO Güvenlik Konferansı,
ilerici, demokratik, devrimci güçlerin 5 Şubat
günü gerçekleştirdiği bir gösteriyle protesto
edildi.
Yaklaşık 60 yıldır,
her yıl yapılan ve Almanya'nın organize ettiği
NATO Güvenlik Konferansı, esas olarak merkezinde
NATO güçlerinin olduğu ve emperyalist güvenlik/savaş
politikalarının belirlendiği bir organizasyon.
Sadece askeri yöneticilerin değil, emperyalist
dünyanın seçilmiş "akil" adamlarının
da katıldığı bu toplantılarda sisteme yönelik
güvenlik tehditleri ve bunlara karşı alınacak
önlemlere ilişkin yaklaşımlar belirleniyor.
Bu yıl yapılan toplantıya sözde "halkçı-devrimci
CHP"nin Genel Başkanı Kılıçdaroğlu da katıldı.
Kendini AKP'nin alternatifi olarak sunan Kılıçdaroğlu,
emperyalist kurtlar sofrasında onların çıkarlarıyla
uyumlu olacağını kanıtlamak için bulunuyordu.
Konferansın bu yılki
ana temalarından birini Mısır ve Tunus'taki
halk hareketleri oluşturuyordu. Emperyalist
savaş uzmanları halk ayaklanmaları ve bunların
olası sonuçları ve alınması gereken önlemleri
de ele aldılar.
Almanya'daki savaş
karşıtı ilerici ve demokratik güçler ve devrimci
hareketlerde bu savaş örgütlenmesine karşı aylar
öncesinden başlayan kampanyalar temelinde sokaklardaydı.
Faaliyetler "NATO Güvenlik Konferans'ın
karşı Eylem Birliği" ismi altında birleşen
ve aralarında Emek ve Özgürlük Cephesi Avrupa
İnisiyatifi'nin de yer aldığı onlarca kurum
tarafından gerçekleştirildi.
Faaliyetler 5 Şubat
günü 5 bini aşkın kitlenin katıldığı yürüyüş
ve gösteriyle sonuçlandırıldı. "Daha Fazla
Savaşa, Daha Büyük NATO'ya Hayır, Kahrolsun
NATO'nun Savaş Politikaları, Alman Ordusu Afganistan'dan
Defol, Yaşasın Enternasyonalist Dayanışma"
sloganlarının ağırlıklı olarak atıldığı gösteride,
EÖC Avrupa İnisiyatifi de "NATO Savaş Konferansına
Karşı Mücadele Saflarına" yazılı pankartı
ve flamalarıyla yerini aldı. Marienen Platz'da
başlayan yürüyüş kent içinde uzun süre devam
ettikten sonra, yine Marinen Platz'da yapılan
mitingle sona erdi.
|
|
Almanya'da
Sol Sendika Deneyimi Üzerine Röportaj
Yüz
elli yılı aşkın bir mücadele deneyimine sahip
olan Alman sendikal hareketinin güncel konumuna,
kriz ve neoliberal saldırı programı karşısındaki
tutumuna ve sendikal hareket içinde gelişen
Sol Sendika deneyimine ilişkin bir Sol Sendika
çalışanı ile EÖC Avrupa İnisiyatifi olarak yaptığımız
röportajı sunuyoruz. Röportajı okumak için aşağıdaki
bağlantıyı tıklayınız.
Röportajı
Okumak İçin Tıklayın
|
|
Torba
Yasa Protesto Edildi!
Emekçilerin ellerinde kalan
son hakları da tırpanlayıp burjuvaziye sınırsız
bir sömürü özgürlüğü sağlamak için parlamentodan
geçirilen "torba yasa", İstanbul Kadıköy'de,
Herkese Sağlık Güvenli Gelecek Platformu'nun
düzenlediği bir yürüyüş ve basın açıklamasıyla
protesto edildi. 13 Şubat pazar günü saat 13.00'te
Kadıköy Altıyol'da bir araya gelen platform
bileşenlerinin arasında ne yazık ki büyük sendikalar
yoktu. Sendikaların bu tavrının en açık göstergesini
henüz torba yasa meclisten geçmeden DİSK başkanı
Süleyman Çelebi'nin 10 Şubat günü yaptığı açıklamanın
başlığı oluşturuyordu. "Topluma düşen görev
hayalkırıklığı değil mücadele olmalıdır!".
Kısacası DİSK başkanı, daha baştan "hayalkırıklığı"nı
kabullenmişti. (kaynak; http://www.disk.org.tr/default.asp?Page=Content&ContentId=1109)
Yürüyüş boyunca "Kurtuluş
Yok Tek Başına Ya Hep Beraber Ya Hiç Birimiz!",
"İşçilerin Birliği Sermayeyi Yenecek!",
"Direne Direne Kazanacağız!", "Torba
Yasa Geri Çekilsin!", "Kahrolsun Ücretli
Kölelik Düzeni!", "AKP Torbanı Al
Başına Çal!", "Yaşasın Devrimci Dayanışma!",
"Hak Verilmez Alınır Zafer Sokakta Kazanılır!",
"Herkese Sağlık Güvenli Gelecek!"
sloganlarını atan kitle böylelikle Kadıköy Meydanı'na
kadar yürüdü.
Burada gerçekleştirilen
basın açıklamasında Torba Yasa kapsamında emekçilere
yöneltilen saldırı dalgası protesto edildi.
İşten Çıkarılan direnişteki BEDAŞ işçilerinin
de söz aldığı eylemde yine işten çıkarılan PTT
taşeron işçileri de pankartlarıyla yer almıştı.
Ortak açıklamayı DİSK Emekli-Sen'den Hasan Kaçkır'ın
okuduğu basın açıklamasında OSTİM'deki patlamalar
ve Afşin Elbistan Termik Santrali Kömür
İşletmesinde göçükte hayatını kaybeden işçiler
için saygı duruşu da yapıldı. Saygı duruşunun
ardından "Katil Devlet Hesap Verecek!"
sloganı atıldı.
Devrimci Sosyalistlerin
de flamalarıyla yer aldığı yürüyüşte birçok
devrimci yapı da pankartları, flamaları ve dövizleriyle
yer almıştı. Oldukça coşkulu geçen yürüyüş ve
basın açıklamasının sonunda 14 Şubat akşam saat
19.00'da Şişli Meydanı'ndan AKP Şişli Binasına
yapılacak yürüyüşün çağrısı yapıldı. Meşaleli
yürüyüş için Şişli Camii'nin yanında bulunan
alanda buluşacak olan Herkese Sağlık Güvenli
Gelecek Platformu bileşenleri, torba yasayı
sokaklarda paçavraya çevirmek için eylemlerini
sürdürecek.
|
|
Nuran
Korkmaz...
1
Mayıs 1966- .....
Her
1 Mayıs'ta yeniden doğardı o. Yağmur çamur,
hastalık demez, gelir bir sıra neferi gibi yerini
alırdı saflarımızda; varlığı onur verdi her
zaman, neşe verdi. Onu yürürken görmek, yorulana
güç verdi, düşeni ayağa kaldırdı.
Artık, yitirdik onu. Bütün tıp dünyası şahittir
ki, elinden geleni yaptı. Ölümü epey bir oyaladı,
onunla savaştı, canından bezdirdi Azrail'i;
artık bitti denilen yerden yeniden başladı savaşa
ve onlarca kez şaşırttı hepimizi.
Devrimci sosyalizm, onu unutmayacak; yaşamın
anlamını düşünürken hep yanıbaşımızda olacak.
Göğsünde taşıdığı dövizde yazıldığı gibi: ARAMIZDA!

Sevgili Nuran'ımızı Hasdal Mezarlığı'nda uğurladık.
Bu kez o bizim aramıza katılamadı, biz onun
yanındaydık. Bu kez o yoldaşlarının resmini
taşıyamadı göğsünde, biz onun karanfillerle
süslenmiş resmini bağrımıza bastık.
"İnsan
aşktan vazgeçerse yaşlanır" diyor Marquez,
hasta yatağından yazdığı son mektubunda. O aşktan
hiç vazgeçmedi; iyi ölüm yoktur belki ama sevgiyle
kuşatılmış olmak da bir şeydir. Nuran, işte
o şeye sahipti ve ondan hiç kopmadı.
Şimdilik onu Hasdal'da toprağın acımasızlığına
terk etmiş de olsak, insanlığın aydınlık geleceğini
kurarken hep anılarımızda olacak. Bağlılık ve
sevgi denildiğinde hep aklımıza onun adı gelecek...
|
|
Tunus
ve Mısır Halkı
Yalnız Değildir!
Emek ve Özgürlük Cephesi'nin
de aralarında bulunduğu birçok devrimci yapı,
Tunus halkının başlattığı ve Mısır'da da yankısını
bulan isyan hareketini desteklemek amacıyla
bir yürüyüş ve basın açıklaması gerçekleştirdi.
29 Ocak cumartesi günü saat 16.30'ta İstanbul'da,
Taksim Tramvay durağında bir araya gelen ve
EÖC. PDD, DHF, Devrimci Proletarya, EHP, Kaldıraç,
BDSP, DİP-G, Köz, İKP, AKA-DER'in oluşturduğu
kitle, Galatasaray Lisesi'ne doğru yürümeye
başladı. Yürüyüş sırasında "Tunus Halkı
Yalnız Değildir!", "Mısır Halkı Yalnız
Değildir", "Milyonlar Aç, Milyonlar
İşsiz, İşte Kapitalist Sisteminiz!", "Yaşasın
Devrimci Dayanışma", "Yaşasın Halkların
Kardeşliği", "Yaşasın Proletarya Enternasyonalizmi!"
sloganları atıldı. Ellerinde "Tunus'tan
Mısır'a Emekçiler Ayakta, Zafer Direnen Emekçilerin
Olacak" yazılı pankartlarıyla yürüyen kitle,
Galatasaray Meydanında bir basın açıklaması
gerçekleştirerek Tunus ve Mısır halkının gerçekleştirdikleri
direnişi selamladı. Giderek farklı ülkelere
de yayılan bu emekçi tepkisinin kendi iktidarını
oluşturamadığı sürece değişik türdeki burjuva
önderliklerin peşine takılmak zorunda olduğu
uyarısının yapıldığı basın açıklaması, ülkemizde
de çocukların açlıktan öldüğü, torba yasa saldırısıyla
emekçilere yeni saldırıların yöneltildiği anımsatılarak
halka Tunus ve Mısır'da olduğu gibi egemen sınıfların
saldırılarına karşı direnme çağrısı yapıldı.
|
|
19
Ocak'ta Hrant Dink'i Andık
Hrant Dink, katledilişinin
4. yılında çeşitli etkinliklerle anıldı. Vurulduğu
gün, vurulduğu saatte, saat 15.00'te Agos Gazetesi'nin
önünde bir kısmı Şişli'den yürüyüş yaparak toplanan
büyük kitle çeşitli sloganlarla Hrant'ı unutmadıklarını
güçlü bir biçimde haykırdı. "Hepimiz Hrant'ız,
Hepimiz Ermeniyiz", "Katil Devlet
Hesap Verecek", "AKP Susuyor Katilleri
Koruyor sloganlarının atıldığı eylemde Abdi
İpekçi'nin kızı Nüket İpekçi, Agos Gazetesi'nin
balkonundan kitleye seslenerek adalet talebini
yineledi.
19
Ocak günü yapılan ikinci anma etkinliği ise
Taksim Meydanı'ndan Galatasaray Meydanı'na yapılan
yürüyüştü. Saat 19.00'da başlayan yürüyüş, Nor
Zartonk adlı Ermeni grubun yaptığı çağrıyla
bir araya gelen; Emek ve Özgürlük Cephesi, Kaldıraç,
Alınteri, BDP, BDSP, DÖB, EHP, Emek Gençliği,
ESP, Partizan, SP, AKA-DER, Öğrenci Muhalefeti,
Sosyalist Umut ve YDG tarafından örgütlendi.
Geniş katılım sağlanan yürüyüşün ardından Galatasaray
Meydanı'nda önce Ermenice, sonra Türkçe olarak
basın açıklaması okundu. Basın açıklamasında
yürüyüşü organize edenlerin yanı sıra EMEP,
Gençlik Muhalefeti, Sosyailst Demokrasi İçin
Yeniyol'un da imzası vardı. Basın açıklamasının
okunmasının ardından "Katil Devlet Hesap
Verecek", "Yaşasın Halkların Kardeşliği"
sloganları atıldı. Emeğe Ezgi Grubunun seslendirdiği
bir şarkının ardından Bandista Grubu Hrant Dink
için yazdıkları şarkıyı seslendirdi. Basın açıklaması
böylece sona erdi.
Adana
Hrant Dink'in katledilişi, 4.cü yılında Adana'da
yapılan bir basın açıklamasıyla protesto edildi.
Saat 12.30'da İnönü Parkı'nda düzenlenen basın
açıklamasında aradan geçen 4 yılın bizleri "daha
Hrant, daha Ermeni" yaptığını ifade eden
basın açıklamasında iktidardakilerden adalet
beklemenin anlamsızlığı vurgusu yapıldı. Kürtlere,
Süryanilere, Ermenilere yönelik katliamlarla
oluşmuş bir geçmişle hesaplaşmaksızın benzeri
cinayetlerin devam edeceği uyarılarının yapıldığı
basın açıklaması sırasında "Hepimiz Hrant'ız
Hepimiz Ermeniyiz", "Kürt, Türk, Ermeni,
Yaşasın Halkların Kardeşliği", "Katil
Devlet Hesap Verecek", "Gün Gelecek
Devran Dönecek Katil Devlet Hesap Verecek"
sloganları atıldı. Basın açıklamasını İHD, Emek
ve Özgürlük Cephesi, BDP, Tuhay-Der, DİP, ESP,
Devrimci Proletarya, Odak, SES, Eğitim-Sen,
DİSK Genel-İş 2 Nolu Şube, EDP, Tunceliler Derneği,
Pir Sultan Abdal Derneği birlikte düzenlediler.
|
|
Avrupa
EÖC İnisiyatifi'nden 24 Aralık ve 19 Aralık
İçin Anma Etkinliği
Emek ve Özgürlük Cephesi Avrupa
İnisiyatifi, Almanya'nın Münih kentinde 25 Aralık
2010 günü saat 18'de Eine-Welt Hause'da 19 Aralık
ve Maraş katliamlarına anma etkinliği gerçekleştirdi.
Kısa bir açılış konuşması
ve Maraş'da ve hapishanelerde yitirdiğimiz dostlarımız,
yoldaşlarımız şahsında, tüm özgürlük, devrim
ve sosyalizm şehitleri şahsında 1 dakikalık
saygı duruşuyla etkinlik başladı.
Saygı duruşunun ardından
Maraş ve hapishane katliamlarına ilişkin iki
ayrı belgesel filmin gösterimi yapıldı.
|
|
Gazze
Saldırısının Yıldönümünde Filistin İçin Yürüyüş
Gazze'ye yönelik İsrail
saldırısı ve ardından geliştirilen abluka ve
ambargonun protesto edilmesi amacıyla İsrail'e
Boykot Girişimi'nin çağrısıyla bir yürüyüş düzenlendi.
27 Aralık pazartesi günü saat 19.00'da İstanbul
Beyoğlu'nda bulunan Tünel durağından başlayan
yürüyüşe Emek ve Özgürlük Cephesinin yanı sıra
Kaldıraç, Proleter Devrimci Duruş, TKP, ESP,
BDSP, Alınteri, EHP, DHF, Partizan, Halkevleri,
İstanbul Tabip Odası, Barış Derneği, Sosyalist
Gelecek, Partizan, Öğrenci Kolektifleri, Sosyalist
Parti ve FHDD katıldı. Yürüyüş boyunca "Katil
İsrail Filistin'den Defol", "Emperyalistler
İşbirlikçiler 6. Filoyu Unutmayın", "Her
Yer Filistin Hepimiz Filistinliyiz", "Yaşasın
Halkların Kardeşliği", "Biji Bıratiya
Gelan", "Yaşasın Filistin Halk Kurtuluş
Cephesi","Filistin'e Özgürlük, İsrail'e
Boykot" sloganları atıldı. Kortej Galatasaray'a
geldiğinde İsrail gizli servisi Mossad tarafından
katledilen Filistinli karikatürist Naci El
Ali anısına düzenlenen karikatür yarışmasının
jürisinde yer almak üzere Türkiye'ye gelen Brezilyalı
dünyaca ünlü karikatür sanatçısı Carlos Latuff
söz alarak halkın Filistin'i sahiplenmesinden
çok etkilendiğini ancak yol boyunca gördüğü
ve İsrail ile ilişkili markalara ait mağazaların
bu duyarlılıkla bir çelişki oluşturduğunu dile
getirdi. Daha sonra Taksim Tramvay durağına
kadar devam eden yürüyüş, yapılan basın açıklamasının
ardından sona erdi. Basın açıklamasında İsrail
ile tüm ilişkilerin kesilmesi, füze kalkanı
projesinin iptal edilmesi taleplerine yer verilirken
devletin ve Denizbank, Zorlu Grubu, Çalık Grubu
gibi sermaye gruplarının İsrail ile ilişkileri
de teşhir edildi.
|
|
Alp Ata
Akçayöz Yoldaş Mezarı Başında Anıldı
19 Aralık katliamı sırasında
Ümraniye Cezaevinde katledilen Alp Ata Akçayöz
Yoldaş, mezarı başında anıldı. Anma için 19
Aralık 2010 günü saat 12.30'da yoldaşımızın
mezarı başınta toplanan devrimci sosyalistler,
saygı duruşunun ardından "Alp Ata Yoldaş
Ölümsüzdür", "Devrim Şehitleri Ölümsüzdür",
"Alp Ata Yoldaş Yaşıyor Yaşanacak",
"Yaşasın Devrimci Kurtuluş Mücadelemiz",
"Mahir Hüseyin Ulaş Kurtuluşa Kadar Savaş"
sloganlarını haykırdılar. 19 Aralık katliamının
öncesinde ve sonrasında yaşanan politik gelişmeler
ışığında katliam sürecinin kısaca anımsatıldığı
konuşma metni, bu direnişte yitirdiğimiz Alp
Ata yoldaşın yaşamı mücadelesinin özetlenmesiyle
devam etti. Mücadele çağrısıyla sona eren konuşma
sırasında sloganlarımız yinelendi. Daha sonra
Alp Ata Yoldaşımızla aynı süreçte cezaevinde
bulunan bir yoldaş söz alarak ona dair kısa
bir konuşma yaptı. Cephe Marşı'nın okunmasıyla
anma sona erdi.
Mezar başındaki anma
etkinliğinin ardından Maltepe'deki bir dernekte
19 Aralık katliamı ve genel olarak sistemin
hücre saldırısı üzerine bir konuşmayla başlayan
etkinliğimiz başladı. Daha sonra "Bir Su
Damlasına Sığdırılan Yaşam" belgeselinin
izlendiği etkinlikte Alp Ata Yoldaşımızın ailesinin
verdiği yemek yenildi.
Daha sonrasında önümüzdeki süreçte Maltepe Halk
Kültür Merkezi'nin yapacağı çalışmalar üzerine
katılımcı kitleyle bir meclis oluşturuldu. Orada
bulunan herkesin görüşlerinin alınmaya çalışıldığı
diyalog oldukça verimli ve ön açıcı oldu.
Adana
ÇHKM'de
19 Aralık Etkinliği
18 Aralık Cumartesi günü
saat 13.00'te Çukurova Halk Kültür Merkezi'nde
19 Aralık etkinliği yapıldı. Etkinlik kısa bir
konuşmanın ardından 23 Aralık 2000 günü Ümraniye
Cezaevinde katledilen yoldaşımız Alp Ata Akçayöz
nezdinde yapılan saygı duruşuyla başladı. Saygı
duruşunun ardından hazırlanan metin okundu.
"Diri diri yaktılar" adlı belgeselin
izlenmesinin ardından panele geçilmek üzere
kısa bir ara verildi. "19 Aralık süreci
ve egemenlerin hukuku" başlıklı panel iki
oturumda gerçekleştirildi. İlk oturumda söz
alan panelistlerden Saniye Seçkin, F tiplerinin
kısa bir tarihçesine değinerek, 19 Aralık'ı
hazırlayan ekonomik-siyasal koşullara, katliamda
burjuva basının oynadığı role değindi. Daha
sonra söz alan panelistlerden Avukat Taylan
Özgür Eker ise; suç ve ceza kavramlarına, F
tiplerine geçiş sürecine ve egemenlerin hukuku
nasıl bir kılıfa soktuğuna değinerek günümüzde
yaşanan hak ihlallerine değindi. Panelistlerden
Erbesit Özdemir de 19 Aralık'ı hazırlayan süreci,
19 Aralık sürecini ve bugünü ele alan bir değerlendirme
yaptı. İkinci oturumda ise, soru-cevap yoluyla
verimli, canlı geçen tartışmaların ardından
3 saat süren etkinlik katımcılarında panelden
memnun ayrılmalarının ardından son buldu.
İzmir'de
19 Aralık Protestosu
19 Aralık 2010 günü saat 13:00'da
İzmir'de 19 Aralık cezaevleri operasyonunda
yaşanan katliam protesto edildi.
İzmir'de demokratik
kitle örgütlerinin örgütlemiş olduğu, Emek ve
Özgürlük Cephesininde destek verdiği 19 Aralık
cezaevleri katliamını protesto etmek için düzenlenen
yürüyüş, ardından yapılan basın açıklaması,
tiyatro gösterimi ve müzik dinletisi ile son
buldu.
Eski Sümerbank önünde
toplanan grup saat 13:30'da Konak Meydanına
doğru yürüyüşe geçti. Yürüyüş sırasında sık
sık ''Yaşasın 19 Aralık Direnişimiz, Katil Devlet
Hesap Verecek, 19 Aralığı Unutma Unutturma,
Devrimci Tutsaklar Onurumuzdur, İçerde Dışarıda
Hücreleri Parçala" gibi sloganlar atıldı.
Konak Meydanına yürürken kitlenin ana yol üzerinde
yürümek istemesi polis tarafından engellendi.
Kitle ve polis arasında kısa bir tartışma yaşandıktan
sonra daha önce belirlenen güzergahta yürüyüş
devam ettirildi. Konak Meydanına gelen kitle
burada okunan basın metninden sonra Yeni Kapı
Tiyatrosunun hapishanelerdeki işkenceyi anlatan
kısa bir tiyatrosu sergilendi. Daha sonra söylenen
marşlar eşliğinde eylem son buldu.
Okunan basın metninde
şunlara değinildi:
''Hayata dönüş operasyonu
olarak adlandırılan ama özünde hapishanelerdeki
ve dışarıdaki direnişi kırmayı hedefleyen ve
bunun içinde 20 hapishaneye aynı gün içerisinde
dozerlerle gazlarla kurşunlarla girerek bir
çok devrimciyi katleden bir devlet terörü yaşanmıştır.
Devletin yaptığı bu operasyon aslında dışarıdaki
işçiyi emekçiyi sindirmek içindi. Yapılan operasyonu
kitlelere izleten bu zihniyet kitlelerin korkmasını
istemiştir. Bütün bir halkı içeriye tıkamayacağından
beyinlerde hapishane yaratmak istemekteydiler.
Asıl amaçları bunlardı. Devlet o operasyonda
öldüremediği devrimci tutsakları hapishaneler
de tecritle yok etmeyi amaçlamaktadır yıllarca.
Operasyon sonrasında hapishanelerde uyguladıkları
F tipi uygulamalarla devrimci tutsakların izolasyon
ve tecrit koşullarında yok etmek istemektedir.
Cezaevlerinde yüzlerce
insan onurluca yaşamlarını yitirmişlerdir. Ölüm
oruçlarında 128 insan şehit olmuştur. Ve yüzlercesi
sakat kalmıştır. Yıllardan süre gelen devletin
bu baskıları bu vahşeti karşısında bizler 19
Aralık katliamının ve halen sürmekte olan tecrit
koşullarına karşı devletten hesap sormayı boynumuzun
borcu olarak bileceğiz. ''
|
|
Beyazıt'ta
Öğrenci Şehitleri İçin Eylem
12 Eylül sonrasındaki süreçte
egemenler tarafından katledilen öğrenciler için
Beyazıt Meydanı'nda bir anma etkinliği düzenlendi.
Gençlik Cephesi, Kaldıraç, Otonom ve Öğrenci
Meclisleri'nin düzenlediği eylem için 20 Aralık
saat 13.00'te Beyazıt Meydanı'nda buluşan öğrenciler
"Susma, Sinme, Boyun Eğme, Saf Tut, Diren"
yazılı bir pankart açarak yürüyüşe geçtiler.
Sloganlarla İstanbul Üniversitesi'nin kuleli
kapısına kadar yürüyen öğrenciler burada gerçekleştirdikleri
saygı duruşunun ardından okunan basın açıklamasıyla
Seher Şahin, Kenan Mak, Şerzan Kurt, Ali Serkan
Eroğlu, Erkut Direkçi, Birtan Altunbaş, Erdal
Eren, Aydın Erdem, Ümit Cihan Tarho'yu andılar.
Kapitalist sistemin toplumu teslim alma hamlelerine
karşı insanlığın
özgürlük mücadelesi ve arayışının durdurulamayacağının
vurgulandığı basın açıklaması ve yürüyüş boyunca
"Katil Devlet Hesap Verecek", "Devrim
Şehitleri Ölümsüzdür", "Polis Defol
Üniversiteler Bizimdir" sloganları atıldı.
Basın açıklamasının ardından eyleme destek vermek
için gelen Adalılar müzik grubu şarkılarını
seslendirdi.
|
|
9 Eylül
Üniversitesi'nde Faşist Saldırılara Karşı Direniş
Devam Ediyor
9 Dokuz Eylül Ünivesitesi
İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi'de Türkiye
Gençlik Birliği'nin üniversite öğrencilerine
karşı saldırısı devam ediyor. TGB 13 Aralık
2010 günü, geçen hafta yaşanan olaylarla ilgili
üniversitelilerin astığı afişleri indirdi ve
afişleri asan öğrencilere saldırdı.
Geçtiğimiz hafta, DEÜ İktisadi ve İdari Bilimler
Fakültesi'nde masa açıp, kantinlerde sopalarla
gezerek öğrencileri tehdit eden TGB, daha sonra
da sopalarla öğrencilere saldırdı. Yaşanan faşist
saldırıyı protesto etmek için bugün öğle arası
İİBF'de basın açıklaması yapılacaktı. Ancak
basın açıklamasının duyurusu için fakülteye
asılan afişleri TGB'liler yırtarak, ellerindeki
beyzbol sopaları ile öğrencilere saldırdılar.
Araya set oluşturan güvenliğin arkasından tehditler
ve küfürler savurmaya devam eden TGB'liler,
Hukuk Fakültesi Dekanı tarafından da koruma
altına alındı ve eli sopalı faşistler yerine
üniversiteliler fakülteden dışarı çıkarılmak
istendi. TGB'liler daha sonra Fakülte Dekanı
tarafından fakülte içine kaçırıldı.
Faşistler fakülte dışına
çıkıncaya kadar bekleyeceklerini söyleyen üniversiteliler,
bir haftadır yaşanan faşist saldırıyı tüm fakültedeki
öğrencilere anlatmak ve yaşananları protesto
etmek için yürüyüş gerçekleştirdiler. Hukuk
Fakültesi'nden Yabancı Diller Yüksekokuluna
gelen üniversiteliler YDY önünde basın açıklaması
okudular. Basın açıklamasını okuyan üniversiteli,
TGB'nin bu saldırılarının ilk olmadığını, bu
faşist grubu İstanbul, Ankara, Eskişehir'de
üniversitelilere satır ve sopalarla saldırmalarından,
Mersin'de sınıfı basarak bir üniversitelinin
bıçaklanmasından, Muğla'da Şerzan Kurt'un öldürülmesinden
çok iyi tanıdıklarını belirtti. Üniversitelerinde
faşizme, gericiliğe, sermayeye geçit vermeyeceklerini
söyleyen üniversiteli, mücadelelerine devam
edeceklerini söyleyerek basın açıklamasını bitirdi.
9 Eylül
Üniversitesi'nde Faşist Saldırı Püskürtüldü
9 Aralık 2010 Perşembe günü Dokuz
Eylül Üniversitesi Dokuşçeşmeler fakültesinde
sol sosyalist devrimci yurtseverlerle faşist
Türkİye Gençlik Birliği (TGB) arasında taşlı
soplalı kavga çıktı. 9 Aralık sabah saatlerinde
TGB adlı faşist bir grup sopalarla üniversite
kampüsünün içerisinde bir yürüyüş gerçekleştirdi.
Bunun üzerine sol, sosyalist, devrimci ve yurtseverlerden
oluşan bir grup öğrenci olayı protesto etmek
için bir araya geldi. Yaşasın Halkların Kardeşliği,
Biji Bıratiya Gelan, Kürdistan Faşizme Mezar
Olacak, Sopa Dışarı Bilim İçeri gibi sloganlarla
toplanmaya başlıyan grup saat 14:00'da TGB grubunun
bulunduğu yere bir yürüyüşe geçti. Ellerindeki
sopalarla yürüyüş yapmak isteyen grubun üzerine
saldıran faşist TGB grubuyla taşlı sopalı çatışma
yaşandı. Daha sonra okula çevik kuvvet ekiplerinin
gelmesiyle birlikle çatışma boyutlandı. Üniversitenin
dışına taşan olay mahalle aralarında süren çatışmalarla
devam etti. Olaylarla ilgili 4 kişi TGB'li olmak
üzere 12 kişi göz altına alındı. Olay sırasında
polis ekiplerinin her zaman olduğu gibi sol
sosyalist devrimci yurtsever göstericilere sert
müdahalede bulundu. Göz altına alınan 12 öğrenci
48 saat göz altında tutulduktan sonra adliyeye
sevk edilerek serbest bırakıldıklar.
|
|
Emperyalizme
Kalkan Olmayacağız
NATO'nun Lizbon Zirvesinde
alınan karar sonucunda Türkiye'ye kurulacak
olan "Füze Kalkanı" projesi, İstanbul'da
düzenlenen bir yürüyüşle protesto edildi. 11
Aralık 2010 günü saat 17.00'de Galatasaray Meydanı'nda
toplanan kitle "NATO'ya ve Füze Kalkanına
Hayır/Emperyalizme ve Siyonizme Kalkan Olmayacağız"
yazılı pankartı açarak Taksim Meydanı'na doğru
yürüyüşe geçtiler. Yürüyüş sırasında "Emperyalistler
İşbirlikçiler, 6. Filoyu Unutmayın", "Emperyalizm
Yenilecek Ezilen Halklar Kazanacak", "Yaşasın
İşçilerin Birliği Halkların Kardeşliği",
"Katil ABD İşbirlikçi AKP", "Katil
ABD İşbirlikçi MGK", "Biji Bıratiya
Gelan", "Katil ABD Ortadoğudan Defol",
"Katil İsrail Filistinden Defol",
"Yaşasın Halkların Kardeşliği" sloganları
atıldı. Yürüyüşün sonunda okunan basın metninde
emperyalizmin işbirlikçiliğinin en son örneği
olan Füze Kalkanı projesine izin verilmeyeceği
vurgusu yapıldı. Yürüyüş sırasında da ajitasyonları
çekildiği eyleme Emek ve Özgürlük Cephesi, Kaldıraç,
Halk Cephesi, SDP, TÖP, Devrimci Hareket, Proleterce
Devrimci Duruş, Partizan, DHF, ESP, EHP, BDSP,
Odak katıldı.
|
|
Doğmamış
Çocukların Canına Kasteden Polis Hesap Verecek
Son birkaç gündür sokaklar
polisin vahşetiyle dolup taşıyor. Demokratik
haklarını kullanan öğrenciler gaza bulanıyor,
coplar inip kalkıyor, hastaneler yaralı öğrencilerle
doluyor.
En son İstanbul'daki
protesto eyleminde yaşananlar ise kelimenin
tam anlamıyla bir polis dehşetiydi. Yerlerde
sürüklenen öğrencileri nasıl dövüldüğüne bütün
Türkiye tanık oldu. Pervasız zorbalık, sonunda
bir kadın öğrencinin bebeğini yitirmesine neden
oldu. Ve tam da beklendiği gibi, dayaktan geçirdiği
öğrencileri gözaltına almama "uyanıklığını"
gösteren polis, hiç utanmadan adı geçen öğrencinin
"resmi kayıtlarda olmadığını" söyleyip
işin içinden sıyrılmaya çalıştı.
Bütün bunlar İstanbul
polisi için yeni değildir. 1989'da Şişhane'de
Mehmet Akif Dalcı'yı kurşunlayan polis hangi
polisse, Mimar Sinan Üniversitesi öğrencisi
Seher Şahin'i pencereden atarak öldüren hangi
polisse, gözaltında Nevruz Türkdoğan'ın, Devrim
Öktem'in, Nuray Bezirgan'ın bebeğini katleden
hangi polisse, bunlar da onlardır.
"Eğitimsizlik"
palavralarına da artık herkesin karnı tok. Polis,
eğitimlidir; çünkü polis işte tam bunun için,
sesini çıkaran herkesin tepesine binip kafasını
kolunu kırmak için eğitilmiştir.
Hiç tartışmaya bile
gerek yok; öğrenci eylemleri sonuna dek meşrudur;
eylemlerin yöntemleri de son derece meşrudur.
Üç gündür süren olaylar sırasında öğrenciler
dışında tek bir kişinin bile burnu kanamamıştır.
Kafasına yediği yumurtalardan ötürü SBF öğrencilerine
"beyinsiz" diyebilecek kadar çığırından
çıkan AKP borazanlarının unuttuğu gerçek şudur:
Dünya tıp literatüründe vücuduna yumurta isabet
ettiği için ölen tek bir kişi yoktur; ama bu
ülkenin karakollarında ölenlerin haddi hesabı
yoktur ve bu topraklarda sadece karakolun yakınında
oynama gafletine düşen onlarca çocuk bugün mezarlıklarda
yatmaktadır!
Bu ülkenin öğrencilerinin,
CHP'nin "çakma" genel sekreterinden
"faşizm" dersi almaya ihtiyacı yoktur;
onlar yıllardır her gün kendi okullarında faşizmi
yaşayarak öğreniyorlar.
Bu ülkenin öğrencilerinin,
Tayyip Erdoğan'a "evet efendim sepet efendim"
diye dalkavukluk etmekten başka marifeti olmayan
AKP yöneticilerinden "akıl" öğrenmeye,
"protein" ve "beyin" dersleri
almaya da ihtiyacı yoktur; onlar bu toprakların
yetiştirdiği değerlerdir ve hiçbir devrimcinin
beynine hiçbir faşistin hayali bile yetişmez.
Üniversiteler öğrencilerindir
ve orada ne polise, ne özel güvenlik denilen
faşist çetelere, ne de kendini pazarlamak isteyen
düzen politikacılarına yer vardır.
Gencecik öğrencilerin
karnını tekmeleyip bebeğini düşürenler, öğrencilere
yöntem dersi vermek yerine, derhal işgal ettikleri
koltukları terk edip defolup gitmelidirler.
Kahrolsun
Faşizm
Yaşasın Parasız, Eşit Anadilde Eğitim Mücadelesi
Yaşasın Devrim ve Sosyalizm
|
|
Adana'da
Füze Kalkanı Protestosu
ABD
emperyalizminin NATO aracılığıyla ortadoğu halklarına
dayattığı ve Türkiye’nin en önemli rolü üslendiği
“Füze Kalkanı” projesi, Adana’da düzenlenen
bir yürüyüşle protesto edildi.
Adana’da 28.11.2010 tarihinde saat 13:00’da
sendikalar ve kitle örgütleri tarafından ‘’füze
kalkanlarını protesto’’ etmek amacıyla Uğur
Mumcu meydanından AKP il binsının önüne kadar
bir protesto yürüyüşü gerçekleştirildi. Protesto
eyleminde “1949’da ABD’nin sosyalizmin dünya
üzerinde yayılmasını engellemek için kurduğu
NATO, girdiği her ülke ve bölgenin insanlarına
kan ve gözyaşı yaşatmıştır. ABD ve Avrupalı
emperyalistler, enerji ve hammadde kaynaklarının
kontrolü için Irak, Afganistan ve İran’a diz
çöktürmek istiyorlar. Füze Kalkanı da bu planın
bir parçasıdır. Füze kalkanı projesinin gerçek
amacı, Ortadoğu’dan ABD’ye, İngiltere’ye, İsrail’e
yönelik füze saldırılarının hedefine ulaşmadan
havada imha edilmesi” olduğu belirtildi.
Türkiye tarihi anti-emperyalist mücadele deneyimleriyle
doludur. Ülkeyi yönetenler dün olduğu gibi bugün
de emperyalist çıkarlara bağlanmış olabilir.
Ülkenin gerçek sahibi işçi, emekçiler ve ezilen
halklar olarak, ülkemizin bağımsızlığı için,
topraklarımızın Amerikan ve savaş örgütü NATO’nun
çıkarlarının kalkan üssü haline getirilmesine
izin vermemeliyiz. Türkiye, NATO’dan derhal
çıkmalı, komşuları ile barış ve dostluk politikalarına
yönelmesi” gerektiğine dikkat çekti. Eylemde
sık sık ’’Nato’ya kalkan olmayacağız, ABD’ye
barikat ortadoğuya özgürlük, Gün gelecek devran
dönecek AKP halka hesap verecek, Savaşa değil
eğitime bütçe, Emperyalistler işbirlikçiler
6. Filo’yu unutmayın, Katil ABD işbirlikçi AKP,
Yaşasın Devrim ve Sosyalizm, Yaşasın halkların
kardeşliği, Biji bıratıya gelan’’ sloganları
atıldı. Eylem 5 dakikalık oturma eylemiyle birlikte
AKP il binasına siyah çelenk ve sembolik bir
füzenin bırakılmasıyla son buldu. Eyleme DİSK
Bölge Temsilciliği, TMMOB Adana İKK, Adana Tabip
Odası, KESK (Eğitim-Sen, SES, Kültür Sanat-Sen,
BES, Yapı Yol-Sen, Haber-Sen, Tüm Bel-Sen, Tarım
Orkam Sen), TÜMTİS, Tez Koop İş, İHD Adana Şb.,
Emek ve Özgürlük Cephesi, Cephe Hareketi, Halkevleri,
BDP, EMEP, ÖDP, TÖP, TKP, ESP, DİP, BDSP, DHF,
Devrimci Proletarya, Alevi Kültür Dernekleri,
Tunceliler Derneği, Pir Sultan Abdal Kültür
Derneği katıldı.
|
|
|