Güncel
Şehitlerimiz
Barikat
Kültür
Tarih
Kitaplar
Dizi Yazılar
Görüşler
Linkler
Ana Sayfa
 
Arşiv
Makale Dizini
 

 

 

Almanya'da Sol Sendika Deneyimi Üzerine Röportaj

       Yüz elli yılı aşkın bir mücadele deneyimine sahip olan Alman sendikal hareketinin güncel konumuna, kriz ve neoliberal saldırı programı karşısındaki tutumuna ve sendikal hareket içinde gelişen Sol Sendika deneyimine ilişkin bir Sol Sendika çalışanı ile EÖC Avrupa İnisiyatifi olarak yaptığımız röportajı aşağıda sunuyoruz.
       Merhaba ilk önce kendinizi tanıtır mısınız?
       Ben Münih Sol Sendikasında aktif olarak çalışıyorum. Ver.di sendikasına üyeyim ve belediye işçisiyim. Ben kendimi bir komünist olarak görüyorum ama Almanya’da var olan hiç bir komünist partide örgütlü olmadığımı da eklemem lazım.
       Münih Sol sendikası hangi ihtiyaçtan kuruldu ve Alman Sendikalar Birliği (DGB) içerisindeki etkisi (aktivite durumu) nedir?
       Münih Sol Sendikası kurulalı 10 seneyi geçti ve Almanya çapındaki Sol Sendikası ağının içerisindedir. Almanya çapındaki Sol Sendikanın 10-15 şehirde örgütlenmesi var. Bu sayıya Stuttgart, Berlin, Hamburg, Münih, Wiesbaden, Mannheim, Frankfurt vs. şehirler dahildir. Almanya çapındaki Sol Sendikası DGB‘nin (Alman Sendikalar Birliği) çatısının altında olan sendikaların içerisinde mücadele etme becerisine sahip sol bir muhalefeti inşa etmeye çalışıyor. Sendikal alanda uzun yıllardan bu yana süregelen çalışmamızdan DGB'ye bağlı sendikaların ve özellikle onların yöneticilerinin hep daha fazla uzlaşmacı, hatta bir kısmının açıktan neo liberal bir yol aldıklarını anladık. Bunun örnekleri toplu sözleşmeler sırasında grevlerin azalmasıdır, genel anlamda kötü sözleşmelerin kabul edilmesidir ve İkinci Dünya savaşından sonra ortaya çıkan sosyal-partnercilik politikasıdır.
       Sosyal-partnercilik ne demektir?
       Sosyal-partnercilik, işçi sınıfı için hak arayışlarını ve ücret artırımlarını, sermayeye ve devlete karşı mücadele ederek veya grevlerle zorla kabul ettirerek değil de, taleplerin onlarla anlaşarak karşılanmasının sağlanması anlamına gelir. Sosyal-partnercilik politikasıyla 50’lerin ortasından 90’lı yılların başına kadar nispeten bir sorun yaşamadılar, çünkü ikinci dünya savaşından sonraki ekonomik kalkınma sayesinde Alman sermayesi küçük yada büyük tavizler verebilecek durumdaydı. Bir örnekte verebilirim, belediye işçilerin sendikası 70’li yılların başında kısa süren bir grevden sonra 15 % oranında bir ücret artırımı mücadele ederek kabul ettirmiştir. Kriz döneminde böyle bir şeyi düşünemeyiz bile. Herhalde şimdi kendine şu soruyu soracaksın. Niçin Almanya çapındaki Sol Sendikayı kurduk? 80’lerin sonunda 90’ların başında, reel-sosyalizmin çökmesinden sonra Almanya’da solun etkisi ciddi biçimde düşmüştü ve sendikalar içerisindeki etkimizde bundan dolayı düşmüştü. Çok az örgüt, tek tek ve izole edilmiş şekilde kadrolarıyla sendikal alanda neredeyse hiç iş yapmıyordu. Bizde sendikal alanda daha verimli politika yapmak için sendikalardaki solcular olarak, çeşitli akımların olduğu sol bir muhalefet yaratalım diye düşündük. Çeşitli akımlar derken yanlış anlaşılmasın. Farklı sol örgütlerden arkadaşlarımız bir araya gelip sendikal alanda beraber politika yapıyorlar. Bizim uzun vadeli hedefimiz şudur: Sendika yönetimini sınıf mücadelesi politikasını yapmaya zorlayacak baskı yaratmak.
       Demokratik Almanya'nın çökmesinden sonra, iki Almanya'nın birleşmesiyle Alman Sendikalar Birliği (DGB) nasıl etkilendi? Sendikalar daha mı sağa kaydı?
       Demokratik Almanya'nın varlığı, Alman Sendikalar Birliğinin, Batı Almanya sermayesi karşısındaki pozisyonunu tabi ki etkilemiştir. Batı Almanya özellikle sosyal piyasa ekonomisiyle Demokratik Almanya'nın karşısında iyi bir örnek olacaktı. Tavizlerle, örneğin Batı Almanya’daki işçi sınıfına verilen yüksek ücretlerle, kapitalizmin sosyalizmden üstün olduğunu gösterilmeye çalışıldı. Bu tavizler Demokratik Almanya'nın çökmesiyle gereksiz hale geldi. Doğu Almanya’da (Demokratik Almanya değil!) sanayisizleşmenin (deindustrialization) sayesinde çoğu sanayi iş yerleri kapatıldı ve milyonlar işsiz kaldı. Bu sırada sendikaların iş yerlerindeki konumu da zayıfladı. Bu sadece Doğu Almanya için geçerli. Birleşik Almanya’da sermayenin genel krizinin keskinleşmesi ve böylece işsizlerin çoğalması buna eklendi. Alman Sendikalar Birliği sosyal-partnercilik politikasında ısrar etmeye devam etti ve ulusal yer/bölge mantığıyla tamamladı. Ulusal yer/bölge mantığı ücretlerde ve iş koşullarında tavizler vermek anlamına geliyordu, sanayi bölgeleri ya da fabrikaları hayatta tutmak ve Doğu Almanya’daki gibi kapatmamak için. Böylece sendika yöneticileri işçi sınıfının içerisinde bir bölünmeyi hızlandırdılar. Alman Sendikalar Birliği artık sadece çekirdek kadrolar/ekipler için hizmet etmeye başladı. Çekirdek kadrolar/ekipler büyük fabrikalardaki, tarifeye göre ücret verilen, sigortalı olan, güvenceli işi olan işçilere deniliyor. Çekirdek kadrosunun/ekibinin dışında olan işçiler Alman Sendikalar Birliğinin pek umurunda değil.
       Genel olarak neo liberal politikaların sendikalar üzerindeki olumsuz etkisi biliniyor... Alman Sendikalar Birliğine bu nasıl yansıdı?
       Alman Sendikalar Birliğinin ulusal yer/bölge mantığı, Sosyal Demokrat Partisi-Yeşiller hükümeti ya da Hıristiyan Demokrat Birliği/Hıristiyan Sosyal Birliği-Hür Demokratik Partisi hükümeti fark etmeksizin, Alman hükümetinin neo liberal politikalarına tamamen uyuyor. Almanya'yı uluslararası rekabetle yarışabilecek hale getirmek hepsinin ortak hedefidir.
       Şu an için Alman Sendikalar Birliğinin gücü ve sınıf mücadelesindeki yeri nedir?
       Daha 90’lı yılların başında, Doğu ve Batı Almanya'nın birleşmesiyle Alman Sendikalar Birliğinin 10 milyon üyesi vardı. Bugün bu sayı 6 milyona düştü. Bu Alman Sendikalar Birliğinin halen daha büyük bir kitle örgütü olduğunu ama çekici gücünü kaybettiği anlamına geliyor. Bence bu söylediğim nedenlerden dolayı, Alman Sendikalar Birliğinin işçi sınıfının büyük bir kısmının çıkarlarını savunmamasından kaynaklanıyor. Yinede Alman Sendikalar Birliği Almanya'nın en büyük kitle örgütü olarak sermayenin ücret ve sosyal kısıtlamalarına karşı hükümete bir baskı yaratabilir. Sınıf mücadelesinde ise Alman Sendikalar Birliği çifte rol alıyor. Bir yandan sendika yönetimi ulusal yer/bölge mantığını savunup, tüm mücadeleleri ve ücret artırımları için grevleri küçük tutmaya çalışıyorlar. Öte yandan ise sendika üyeleri çokça azaldığı için ve işçi sınıfı içerisinde tamamen güveni kaybetmemek için, mecburen tek tek, orada burada gerçekten mücadele etmek zorunda kalıyorlar. Alman hükümeti ve Alman sermayesi karşısında halen daha bir partner olarak ciddiye alınması için gerçekten mücadele etmek zorunda kalıyorlar.
       Münih Sol Sendikası olarak hedefleriniz nedir?
       Biz sendika yönetimlerinin ulusal yer/bölge mantığın karşısına enternasyonal işçi dayanışmasını koyuyoruz. Fabrikayı kapatmamak için bir fabrikanın işçilerini kullanıp, öbür fabrikanın işçilerine karşı daha düşük ücretleri ve fazlalaşan iş saatlerini zorla kabul ettiriyorlar. Biz beraber mücadele etmelerini istiyoruz. Ben size somut bir örnek vermek istiyorum. Fransa’daki Conti lastik fabrikasında çalışan işçileri sizi işten atacağız diye tehdit ettikleri için Almanya’daki ve Fransa’daki Conti işçileri birlikte eylemler düzenlediler. Bize göre küreselleşmiş bir kapitalizmde enternasyonal işçi eylemlerinin çoğalması lazım. Alman Sendikalar Birliği de bu yönde daha fazla çaba göstermesi lazım. Bunun dışında daha bir çok hedefimiz var ve bir kaç tanesini söylemek istiyorum. Yasal olan saatte 10 euro asgari ücret, işsizliğe karşı ücretler düşmeden iş saatlerinin düşürülmesi ve işçilerin buna denkleştirilmesi. Hükümetin sosyal kısıtlamalarına karşı genel grev ve başka sosyal hareketlerle (doğa hareketi, kadın hareketi) sendikalar arasında bir ittifak olmasını istiyoruz.
       Gerçek anlamda isçi sınıfı politikası yapacak sendikalar kurmayı düşünüyor musunuz? Yoksa Alman Sendikalar Birliği içerisinde devrimci bir işçi sınıfı sendikacılığını etkin hale mi getirmeye çalışacaksınız?
       Alman Sendikalar Birliğinin dışında büyük bir kitle örgütünün karakterine sahip olan ve grevleri, mücadeleleri başarılı bir biçimde yürütebileceğimiz bir sendika kurmanın bugünkü dönemde olanaksız olduğunu düşünüyoruz. Bunun bir kaç nedenini açıklamak istiyorum. Birincisi Alman Sendikalar Birliğinin dışında büyük sınıf ya da iş mücadeleleri verilmiyor. İkincisi şimdilik işçi sınıfı içerisinde sınıf bilincine en çok sahip olan işçi kesiminin Alman Sendikalar Birliği içerisinde örgütlü olduğunu düşünüyoruz. Üçüncüsü bunun tarihsel bir nedeni vardır: Alman Sendikalar Birliği bir birlik sendikasıdır, dolayısıyla din, dil, siyasi görüş ayırmadan herkes Alman Sendikalar Birliği içerisinde örgütlenebilir. Faşizmden sonra Almanya’da bu sendikal prensip yürütüldü. İşçiler işçi sınıfı bölündüğü için (Komünistler ve Sosyal Demokratlar) faşizmin iktidara gelebildiğini gördü. Büyük nedenlerden biriydi bu. Batı Almanya’da siyasal alanda işçilerin birliğini sağlayamasak bile, hiç olmazsa iş yerinde, sendikal alanda sağlayalım dendi. Ama öte yandan, bir gün Almanya’da da Alman Sendikalar Birliğinin yanında sınıf mücadelesi politikası yapan sendikaların olacağını tarihsel açıdan olanaksız görmüyoruz. Bu işçi sınıfına bağlı olan bir şey. Alman Sendikalar Birliğinin üye sayısı aşırı şekilde düşmeye devam ederse, daha büyük grev hareketleri olacak olursa ve işçi sınıfı yeni sendikalar içerisinde örgütlenecek olursa, bizde bu sendikaların içerisinde çalışmak için bir sorun görmeyiz. Ama az olan devrimci sendika üyelerinin işçi sınıfından izole olmuş sendikalar kurmasını doğru bulmuyoruz. Böylece Alman Sendikalar Birliği içerisindeki sendikaların sağcı yönetimlerine iyilik yapmış oluruz. Zaten olduklarından daha fazla neo liberal hareket edebilirler.
       Bir çok Avrupa ülkesinde görülen sosyal patlamalar, Yunanistan, Fransa örneğinde olduğu gibi Almanya’da aynı çapta bu yaşanmadı... Bir çok insan işsiz kaldı ve iş yerleri kapatıldı ve buna rağmen insanlar tepkisini sokağa taşımadı? Neden böyle oldu?
       Haklısın. Gerçi şu son senelere bakarsak krizin etkilerine karşı 100.000'i aşan bir kaç tane büyük eylemler yaşandı. Sınırlı olan grevler ve çok az, izole edilmiş iş yeri işgalleri yapıldı. Şunu da bilmek gerekiyor. İkinci Dünya Savaşından sonra Almanya bir yüksek ücret ülkesiydi. Sermaye ekonomik kalkınmayla buradaki işçi sınıfına birçok tavizler verebilecek durumdaydı ve Batı Almanya reel-sosyalist blokun (Demokratik Almanya) karşısında güven ve istikrar içinde kalmak istiyordu. Yani büyük bir kitle karakterine sahip olan sosyalist işçi hareketlenmelerinin gelişmesini istemiyorlardı. Bizde de yıllardır ücretler düşüyor ve sosyal kısıtlamalar yapılıyor ama Yunanistan’daki, Portekiz’deki, İrlanda’daki ve İspanya’daki gibi yapılan kemer sıkma politikaları kadar ağır değil tabi ki. Ama şunu da bilmek lazım, Merkel ve Westerwelle hükümeti de krizle iyi baş edebildiler. Bizde Almanya Sol Sendikası olarak Almanya’da daha büyük mücadelelerin yaşanacağını düşünmüştük. Alman hükümeti bunu engellemek için birçok şeyi yaptı. Birincisi kısa çalışma parasını çok büyük çapta yaydılar, yani işçiler fabrikalardaki işini kaybetmiyorlar ama daha az çalışıp patrondan daha az para alıyorlar. Aldığı eski ücretle, düşük olan yeni ücretinin arasındaki farkı da Merkel hükümeti İş Kurumunun paralarıyla denkleştirdi. İkincisi “Abwrackprämie” (araba imha programı) gibi milyarlar ağırlığında konjonktür-paketleri vardı. İnsanlar eski arabalarını verip para alıyorlardı ve kendilerine yeni araba alabiliyorlardı. Bu otomotiv endüstrisini kısa süre için krizden korudu. Üçüncüsü Sosyal Demokrat-Yeşiller hükümetinde (1998) Alman sermayesinin isteğiyle Hartz I – IV yasaları yürürlüğe girdi ve büyük bir düşük ücret sektörü açıldı. Hartz I – IV yasalarının içerisinde başlıca şunlar vardır: Sosyal yardımın düşmesi, işsizlik yardımının azaltılması, işsizlik maaşının düşmesi ve taşeronun artması. Bundan dolayı Almanya’daki işçileri güvencesiz iş yerlerinde ve düşük ücretler için çalışmayı zorla kabul ettirdiler. Bununda bir sonucu olarak Alman sermayesi Yunanistan, İrlanda, Portekiz ve İspanya gibi ülkeleri rekabette darmadağın etti. Alman sermayesi krizin faturasının çoğunu başka ülkelerin işçi sınıfına taşımayı becerdi.
       Almanya’da göçmen işçilerin duruma nasıl bakıyorsunuz ve onları örgütlemek için herhangi gibi bir programınız ya da yaklaşımınız var mı?
       Almanya’da işçi sınıfının en alt katmanlarında olan, en az ücret alan, en kötü iş koşullarına sahip olan kesim en çok göçmenlerdir. Aynı zamanda artık büyük miktarda göçmen işçi Alman işçilerle beraber fabrikada çalışıyorlar. Göçmen işçiler için özel bir programımız yok ama saatte 10 euro asgari ücret gibi taleplerimiz özellikle düşük ücret sektörlerinde çalışan göçmen işçilerin de büyük ölçüde yararlanacağı taleplerdir. Almanya’daki bütün Sol Sendikalar içerisinde elbette göçmen işçilerde örgütlenip çalışabilirler. Bir kısmı zaten bunu yapıyor. Göçmen işçilerin özel taleplerine önem vermeyi çok mühim bir şey olarak görüyorum ama bunun beraber güçlü bir sendika içerisinde gerçekleşmesini savunuyorum, çünkü bizim ortak bir düşmanımız vardır: Sermaye ve onun hükümeti.
       Ortadoğuda ve dünyada son dönemde gelişen kitle mücadelelere ve oradaki sosyalist harekete nasıl bakıyorsunuz?
       Tunus’ta, Ürdün’de, Mısır’da, Yemen’de büyük/güçlü sosyal ve demokratik kitle hareketleri bizi sevindiriyor. Tunus’ta hükümetin devrilmesine yol açtı. Bizi sevindiren bir nokta da bütün bu ülkelerdeki İslami-dinci güçlerin hiç ya da küçük bir rol oynamasıdır. Tunus’ta gelecekte sendikalar çok ilerici bir rol oynayabilir. Mısır’da da son 2-3 senede büyük kitle grevlerinin içerisinden yeni sendikal hareket oluştu. Almanya’dan söyleyebileceğim; rejimlerinin yıkılışından sonra batı emperyalizmi tarafından işbirlikçi yeni hükümetlerin başa getirilmemesi için oradaki sendikaların dikkat etmeleri lazım. Bizim sendikalarda çalışan solcular olarak Ortadoğudaki enternasyonal çalışmamızı çok daha fazla güçlendirmemiz lazım.
       Bir bütün olarak sosyalist işçi hareketi reel-sosyalizmin çöküşünden sonra (1989-90) uluslararası-tarihsel anlamda bir yenilgi yaşadı ve bugün bu yenilgiyi hala aşamadı. Öte yandan, 30’lu yıllardan sonra dünyanın yaşadığı en kötü kriz, kapitalizmin çoğu insanlara sosyal kısıtlamalardan, işsizliklerden, felaketlerden, açlıklardan ve savaşlardan başka bir şey veremediğini gösterdi. Şimdi şansımızı kullanmalıyız. İnsanlarla enternasyonalist işçi hareketi olarak kapitalist/emperyalist sisteme karşı sosyalist alternatifleri tartışıp bunlar için mücadele etmek zorundayız.
       Genel olarak sadece sendikal alanda değil, Almanya’da devrimci sosyalist bir hareketi yükseltmek için ne yapmak lazım?
       Başta dediğim gibi komünistim, Münih Sol Sendikasında ve Ver.di sendikasında aktif olarak çalışıyorum ama Almanya’da olan hiç bir komünist partide örgütlü değilim. Her işçinin sendikaya üye olmasını çok önemli bir şey olarak görüyorum. Sadece sendikalarda örgütlü olan, ücretlerin arttırılması, iş koşullarının iyileşmesi için mücadele etmesini bilen bir işçi sınıfı devrimci bir bilinç geliştirebilir ve kapitalizmi yıkabilir. Bence sendikal alandaki mücadelenin yanında devrimci bir perspektifle günlük ekmek için mücadele eden, sendikal mücadeleyle işçi sınıfının iktidarı ele geçirmek için politik mücadelesini birbirine bağlayan devrimci bir komünist parti de gerekli. Almanya’da var olan komünist partiler ve örgütler kendi içlerinde ve başka partiler/örgütlerle çok kavgalılar. İşçi sınıfı içerisinde izole edilmişler ve mücadeleci değiller. Çok konuşurlar çok kavga ederler ama az iş yaparlar. Ayrıca birçoğunu reformist ve revizyonist olarak görüyorum. Almanya’da bu durum sadece işçi sınıfının büyük mücadeleleri patlak verirse değişir.
       Son olarak Türkiye işçi sınıfına bir mesajınız var mı?
       Sendikada olan Türk ve Kürt arkadaşlarımızın sayesinde Türkiye’de ve Kuzey Kürdistan’da verilen mücadelelerden haberimiz oluyor. Biz kendimiz Almanya'nın Münih kentinde TEKEL ve UPS işçilerinin verdikleri mücadeleleri ve grevleri için dayanışma eylemleri yaptık. Türkiye’de ve Kuzey Kürdistan’da sendikalı olmak Almanya’da sendikalı olmaktan çok daha fazla cesaret ister. Almanya’da sendikal çalışma yürütenler bu cesaretinizi örnek alabilirler. Şöyle bir izlenimimde var, Türkiye’de de Almanya’da olduğu gibi işçilerin mücadele birliği zorunlu olan bir şeydir. Bunun dışında Türk ve Kürt arkadaşlarımızın Münih Sol Sendikası içerisinde örgütlenmiş olması beni sevindiriyor. Fakat enternasyonalist çalışmamızı birlikte çok daha fazla genişletmemiz gerekiyor. Bu anlamda son bir cümleyle röportajı bitiriyorum.
        Yaşasın Enternasyonal Dayanışma!

(EÖ Almanya/Münih)

 

 
 

 

sbarikat07@gmail.com
Barikat / Aylık Sosyalist Dergi
Yönetim Şehit Muhtar Mah. Nane Sokak No: 15/3
Beyoğlu/İSTANBUL