|
Düzen
güçleri, emperyalizmin işbirlikçileri bir kez
daha kendi hesaplarını görmek için bizi koltuk
değneği gibi kullanmak istiyorlar.
Tam da 12 Eylül’ün otuzuncu yılında ne kadar 12
Eylül artığı varsa tam da bu uğursuz günde iki
kolumuzdan tutmuş iki yana asılıyorlar.
Bir yanda zulümde cunta zamanını sekize ona katlamış
olan bir hükümet, diğer yanda “bu kadarı yetmez,
işte urgan, asalım keselim” diyen gözünü kan bürümüşler;
şaka gibi ama hepsi de “demokrasi” adına bizi
sandığa çağırıyorlar.
Ne için? Anayasadaki üç beş maddede değişiklik
için.
Hangi Anayasa? 28 yıldır bizi yönetmek için keyifle
kullandıkları darbe anayasası.
Neden değiştirmek istiyorlar şimdi?
Demokrasi için!
Ortalık toz duman gidiyor, halkın kafası karıştırılıyor,
her şey allak bullak ediliyor. Gencecik devrimciler
idam sehpalarında katledilirken ellerini ovuşturanlar
şimdi meclis kürsülerinde Tatlıses’ten öğrenilmiş
gözyaşı numaraları yapıyorlar, öte yanda başkaları
“hayır hayır 12 Eylül en çok bizi vurdu” diye
itiraz edip yine devrimcilerin ödediği bedelleri
kendi hanelerine yazmaya çalışıyorlar.
Bu kadar şarlatanlık yeter!
Bu kadar saçmalığı düzeltmek zor ama bir ucundan
başlayalım.
Birincisi;
adına “referandum” denilen bu ortaoyununda iki
ayrı taraf yoktur. Daha doğrusu, iki taraf gibi
görünen “evet-hayır”cıların tamamı aynı safta,
emperyalizmin ve uşaklarının safındadır.İki taraf
da emekçilerin iliğini sömüren ücretli kölelik
düzeninin hizmetkarları, bu düzen için kanımızı
akıtanlardır. İki taraf da temelleri 12 Eylül’le
atılan, taşeronlaştırılmış yeni vahşi kapitalist
düzenin mimarlarıdır, savunucularıdır. İki taraf
da en küçük kıpırdanmayı cop ve kurşunla bastıran
bugünkü baskı düzeninin uygulayıcılarıdır. İki
taraf da Kürt sorununda inkar ve imhadan başka
bir şey bilmeyen, dağı taşı bombalayarak, insanları
katlederek, çömeldin-çömelmedin kahramanlıkları
yaparak savaştan beslenen güçlerdir.
Ortada iki taraf yok! Daha doğrusu ikinci taraf,
biziz, halktır, emekçilerdir ve biz onların kirli
oyunlarına alet olmak zorunda değiliz!
İkincisi; bu ikiz kardeşlerin
12 Eylül konusunda söylediklerinin tümü yalandır.
12 Eylül, “kardeş kavgasını önlemek” için yapılmış
ve herkese bedel ödetmiş bir hareket değil, Amerikan
emperyalizminin emriyle devrimci hareketi ve işçi
sınıfı hareketini ezmek, böylece yeni bir sömürü
sistemini, neoliberal vahşeti inşa etmek için
tezgahlanmış bir CIA planıdır. Devrimcileri katletmek,
işçi sınıfını sindirmek ve örgütsüzleştirmek için
gerçekleştirilmiş bu kanlı cuntayla emperyalizm
kendi uşaklarını da sıkılmış bir limon gibi bir
kenara atmışsa, bu emperyalizme ve patronlara
yaltaklananların kendi sorunudur. Kaldı ki, bu
katil sürüsü bilindiği gibi daha sonraki yıllarda
da Kürtlere karşı en kirli işlerde kullanılmıştır.
Dolayısıyla, genel bir darbe edebiyatı altında
devrimcilerin ve emekçilerin gözünü boyamaya çalışanlara
kanmak, onların iktidar çekişmelerini “demokrasi
mücadelesi” olarak görmek zorunda değiliz.
Üçüncüsü, 12 Eylül, birkaç
yasa maddesi, ahı gitmiş vahı kalmış birkaç eski
cunta generalinden ibaret değildir. Hatta 12 Eylül,
devrimcilerin çıkarıldığı idam sehpaları ve insanlara
kan kusturulan işkencehanelerden ibaret de değildir.
12 Eylül, kan ve dehşetle inşa edilmiş yeni bir
işbirlikçilik düzenidir. Yani 12 Eylül, şu anda
her ne yaşıyorsak, nasıl kölece sömürülüyorsak,
nasıl güvencesiz çalıştırılıp her gün tersanelerde,
maden ocaklarında katlediliyorsak, nasıl sağlıktan
eğitime bu ülkede her şey satılık hale gelmişse
bütün bunların hepsidir. 12 Eylül, Diyarbakır’da
çocukların kolunun kırılması, UPS direnişindeki
işçilerin çevik kuvvet ordularıyla kuşatılması,
Kürt köylülerinin toplu mezarlara atılmış cesetleridir,
sokaklarda akan uyuşturucudur, dayanışma kültürünü
yok eden yozlaştırma operasyonlarıdır.
12 Eylül’le hesaplaşmak, akşam yediğini sabah
unutan general eskileriyle hesaplaşmak değildir;
üç beş yasa maddesini değiştirmek de değildir;
aradan geçen otuz yıl boyunca üniversiteler neoliberal
uşaklığın batağına boylu boyunca gömülmüşken YÖK’ü
kaldırmak bile değildir.
12 Eylül’le hesaplaşmak dünle değil bugünle hesaplaşmaktır;
çünkü 12 Eylül bugün, burada, tam da yaşadığımız
sömürü ve zulmün her saniyesindedir. On yaşında
çocukları “terörist” diye vuranlar, öldürülmüş
insanların cesetlerine işkence yapanlar, hapishaneleri
cehenneme çevirenler ve diğer yanda da “bu kadarı
yetmez, biz gelirsek daha beterini yapacağız”
diyenler ne “evet” için ne de “hayır” için bizi
bir yere çağırma hakkına sahip değillerdir.
12 Eylül’le hesaplaşmak, sokaklara çıkmak, on
binlerle, yüz binlerle, milyonlarla çıkmak, emeğimize,
kendi kaderimize el koymak ve özgür bir ülke,
insanca bir yaşam inşa etmektir.
Kimse bizi bundan daha azına razı edemez; razı
olmamalıyız.
Dördüncüsü ve en önemlisi;
görünüşe aldanmak her zaman çok tehlikelidir.
Emekçiler, ne zaman bu sahte gözyaşlarına ve tatlı
vaatlere kandılarsa hep zarar gördüler.
Görünenin arkasındaki gerçek ise şudur: Bu ülkede
bütün yasaların ve anayasaların üstünde, daha
doğrusu derininde bir başka gerçek Anayasa vardır.
O, bu ülkeyi gerçekte yöneten güçlerin, emperyalizmin
ve işbirlikçi patronların anayasasıdır. Bir gizli
anayasa vardır; o anayasa, direksiyonun başında
oturanların anayasasıdır.
Türkiye, emperyalizme bağlı, yeni-sömürge bir
ülkedir. Bu ülke, başından sonuna, ekonomisinden
siyasetine, kültürüne dek hem bağımlıdır, hem
de çarpıktır. Bu ülkede, faşizm, dönem dönem gelen
giden askeri darbelere, yasa maddelerine, günlük
uygulamalara ve anlık rüzgarlara bağlı değildir.
Faşizm, bir bütün olarak bu toprakların gerçek
yöneticisi olan oligarşik diktatörlüğün bizzat
kendisidir, onun yapısal öğesidir. Dolayısıyla
bu topraklarda her kim faşizme karşı demokrasi
mücadelesinden söz ediyorsa, dürüst ve namusluysa
eğer, emperyalizme ve oligarşiye karşı mücadeleden,
emperyalizmin ve oligarşinin bu topraklardan sürülüp
çıkarılmasından; yani özgür bir ülke ve insanca
yaşam mücadelesinden, devrimden söz ediyor demektir.
Kimse bize bunun dışında zırvaları yutturmaya,
ucuz laf ebelikleriyle “demokratik mücadele” dersleri
vermeye kalkmasın.
Her gün televizyon ekranlarını kaplayan Fettullahçı,
AKP dalkavuğu köşe yazarlarının öğütlerine ihtiyacımız
yok.
Kaset komplolarıyla gelip “dürüstlükten” dem vurarak
bir yandan sol gösteren, diğer yandan daha kanlı
katliamlar vaadinde bulunanların öğütlerine de
ihtiyacımız yok.
Değiştirilen maddelerin de önemi yoktur. Grevsiz
kamu sendikasını alıp başlarına çalsınlar, diğer
üç beş kırıntıyı da istemiyoruz.
Kimse bizi aptal yerine koyamaz!
12 Eylül, Tuzla’da yitirdiğimiz 136’ıncı canımızdır.
12 Eylül, maden ocaklarında akan kanımızdır, Ankara
sokaklarında emekçi kardeşlerimizi yerlerde sürükleyen
mekanizmadır, güvencesiz köleliktir, Davutpaşa’nın
kanı kurumamış ölüleridir, sellere boğulmuş işçi
kadınlarımızdır.
12 Eylül, yok pahasına peşkeş çekilmiş rafinerilerdir,
hastane kapılarında çektiğimiz rezilliktir, on
binlerce çocuğumuza sıfır çektiren zenginlerin
eğitim düzenidir.
12 Eylül, küçük Canan’ın kafasına saplanan kurşundur;
paramparça edilmiş cesetlerdir.
12 Eylül, Güler Zere’yi, Abdullah Akçay’ı katleden
Adli Tıp’tır, onlarca canımızı bir gecede kıyımdan
geçiren zindancıbaşılardır.
Emek ve Özgürlük Cephesi,
bütün emekçileri, gençleri, kadınları, “evet”
ya da “hayır” yoluyla bu oyuna katılmamaya, figüranlığı
toptan reddetmeye çağırıyor.
Emek ve Özgürlük Cephesi, bütün emekçileri,
gençleri, kadınları, bu kirli hesaplaşmanın bir
parçası olmamaya çağırıyor.
Emek ve Özgürlük Cephesi, özgür bir ülkede
insanca bir yaşamı ve halkların eşitlik ve kardeşliğini
öngören halkın anayasasının ancak kendi kaderine
el koymaya karar vermiş olan emekçiler ve halk
tarafından yapılabileceğini söylüyor.
Emek ve Özgürlük Cephesi, kendi güçlerini
ve bütün diğer devrimci güçleri, emekçileri aktif
bir boykot tutumu almaya, bunun için enerjik bir
çaba göstermeye çağırıyor.
Sandığa gitmeyeceğiz, yalana ortak olmayacağız!
Ne eski katliamcıların ne de yenilerinin safındayız.
Bizim yerimiz safımız belli. Biz emekçilerin,
yoksulların, ezilenlerin yanındayız.
Sandığa gitme, yalana ortak olma! Yalanlar konusunda
emekçileri uyar; sahtekarlığı boşa çıkaralım.
Özgür Bir Ülke İnsanca Yaşam İçin Mücadeleye!
Yaşasın Devrim ve Sosyalizm
Yaşasın İşçilerin Birliği Halkların Kardeşliği
1 Ağustos 2010
|