Güncel
Şehitlerimiz
Barikat
Kültür
Tarih
Kitaplar
Dizi Yazılar
Görüşler
Linkler
Ana Sayfa
 
Arşiv
Makale Dizini


 

 

Emek ve Özgürlük Cephesi
15. No'lu Açıklama

Emekçiler ve devrimciler “evet-hayır” oyununun figüranı olmayacak

Sandığa Gitme
Yalana Ortak Olma

1 Ağustos 2010

Düzen güçleri, emperyalizmin işbirlikçileri bir kez daha kendi hesaplarını görmek için bizi koltuk değneği gibi kullanmak istiyorlar.
Tam da 12 Eylül’ün otuzuncu yılında ne kadar 12 Eylül artığı varsa tam da bu uğursuz günde iki kolumuzdan tutmuş iki yana asılıyorlar.
Bir yanda zulümde cunta zamanını sekize ona katlamış olan bir hükümet, diğer yanda “bu kadarı yetmez, işte urgan, asalım keselim” diyen gözünü kan bürümüşler; şaka gibi ama hepsi de “demokrasi” adına bizi sandığa çağırıyorlar.
Ne için? Anayasadaki üç beş maddede değişiklik için.
Hangi Anayasa? 28 yıldır bizi yönetmek için keyifle kullandıkları darbe anayasası.
Neden değiştirmek istiyorlar şimdi?
Demokrasi için!
Ortalık toz duman gidiyor, halkın kafası karıştırılıyor, her şey allak bullak ediliyor. Gencecik devrimciler idam sehpalarında katledilirken ellerini ovuşturanlar şimdi meclis kürsülerinde Tatlıses’ten öğrenilmiş gözyaşı numaraları yapıyorlar, öte yanda başkaları “hayır hayır 12 Eylül en çok bizi vurdu” diye itiraz edip yine devrimcilerin ödediği bedelleri kendi hanelerine yazmaya çalışıyorlar.
Bu kadar şarlatanlık yeter!
Bu kadar saçmalığı düzeltmek zor ama bir ucundan başlayalım.

Birincisi; adına “referandum” denilen bu ortaoyununda iki ayrı taraf yoktur. Daha doğrusu, iki taraf gibi görünen “evet-hayır”cıların tamamı aynı safta, emperyalizmin ve uşaklarının safındadır.İki taraf da emekçilerin iliğini sömüren ücretli kölelik düzeninin hizmetkarları, bu düzen için kanımızı akıtanlardır. İki taraf da temelleri 12 Eylül’le atılan, taşeronlaştırılmış yeni vahşi kapitalist düzenin mimarlarıdır, savunucularıdır. İki taraf da en küçük kıpırdanmayı cop ve kurşunla bastıran bugünkü baskı düzeninin uygulayıcılarıdır. İki taraf da Kürt sorununda inkar ve imhadan başka bir şey bilmeyen, dağı taşı bombalayarak, insanları katlederek, çömeldin-çömelmedin kahramanlıkları yaparak savaştan beslenen güçlerdir.
Ortada iki taraf yok! Daha doğrusu ikinci taraf, biziz, halktır, emekçilerdir ve biz onların kirli oyunlarına alet olmak zorunda değiliz!

İkincisi; bu ikiz kardeşlerin 12 Eylül konusunda söylediklerinin tümü yalandır. 12 Eylül, “kardeş kavgasını önlemek” için yapılmış ve herkese bedel ödetmiş bir hareket değil, Amerikan emperyalizminin emriyle devrimci hareketi ve işçi sınıfı hareketini ezmek, böylece yeni bir sömürü sistemini, neoliberal vahşeti inşa etmek için tezgahlanmış bir CIA planıdır. Devrimcileri katletmek, işçi sınıfını sindirmek ve örgütsüzleştirmek için gerçekleştirilmiş bu kanlı cuntayla emperyalizm kendi uşaklarını da sıkılmış bir limon gibi bir kenara atmışsa, bu emperyalizme ve patronlara yaltaklananların kendi sorunudur. Kaldı ki, bu katil sürüsü bilindiği gibi daha sonraki yıllarda da Kürtlere karşı en kirli işlerde kullanılmıştır.
Dolayısıyla, genel bir darbe edebiyatı altında devrimcilerin ve emekçilerin gözünü boyamaya çalışanlara kanmak, onların iktidar çekişmelerini “demokrasi mücadelesi” olarak görmek zorunda değiliz.

Üçüncüsü, 12 Eylül, birkaç yasa maddesi, ahı gitmiş vahı kalmış birkaç eski cunta generalinden ibaret değildir. Hatta 12 Eylül, devrimcilerin çıkarıldığı idam sehpaları ve insanlara kan kusturulan işkencehanelerden ibaret de değildir. 12 Eylül, kan ve dehşetle inşa edilmiş yeni bir işbirlikçilik düzenidir. Yani 12 Eylül, şu anda her ne yaşıyorsak, nasıl kölece sömürülüyorsak, nasıl güvencesiz çalıştırılıp her gün tersanelerde, maden ocaklarında katlediliyorsak, nasıl sağlıktan eğitime bu ülkede her şey satılık hale gelmişse bütün bunların hepsidir. 12 Eylül, Diyarbakır’da çocukların kolunun kırılması, UPS direnişindeki işçilerin çevik kuvvet ordularıyla kuşatılması, Kürt köylülerinin toplu mezarlara atılmış cesetleridir, sokaklarda akan uyuşturucudur, dayanışma kültürünü yok eden yozlaştırma operasyonlarıdır.
12 Eylül’le hesaplaşmak, akşam yediğini sabah unutan general eskileriyle hesaplaşmak değildir; üç beş yasa maddesini değiştirmek de değildir; aradan geçen otuz yıl boyunca üniversiteler neoliberal uşaklığın batağına boylu boyunca gömülmüşken YÖK’ü kaldırmak bile değildir.
12 Eylül’le hesaplaşmak dünle değil bugünle hesaplaşmaktır; çünkü 12 Eylül bugün, burada, tam da yaşadığımız sömürü ve zulmün her saniyesindedir. On yaşında çocukları “terörist” diye vuranlar, öldürülmüş insanların cesetlerine işkence yapanlar, hapishaneleri cehenneme çevirenler ve diğer yanda da “bu kadarı yetmez, biz gelirsek daha beterini yapacağız” diyenler ne “evet” için ne de “hayır” için bizi bir yere çağırma hakkına sahip değillerdir.
12 Eylül’le hesaplaşmak, sokaklara çıkmak, on binlerle, yüz binlerle, milyonlarla çıkmak, emeğimize, kendi kaderimize el koymak ve özgür bir ülke, insanca bir yaşam inşa etmektir.
Kimse bizi bundan daha azına razı edemez; razı olmamalıyız.

Dördüncüsü ve en önemlisi; görünüşe aldanmak her zaman çok tehlikelidir. Emekçiler, ne zaman bu sahte gözyaşlarına ve tatlı vaatlere kandılarsa hep zarar gördüler.
Görünenin arkasındaki gerçek ise şudur: Bu ülkede bütün yasaların ve anayasaların üstünde, daha doğrusu derininde bir başka gerçek Anayasa vardır. O, bu ülkeyi gerçekte yöneten güçlerin, emperyalizmin ve işbirlikçi patronların anayasasıdır. Bir gizli anayasa vardır; o anayasa, direksiyonun başında oturanların anayasasıdır.
Türkiye, emperyalizme bağlı, yeni-sömürge bir ülkedir. Bu ülke, başından sonuna, ekonomisinden siyasetine, kültürüne dek hem bağımlıdır, hem de çarpıktır. Bu ülkede, faşizm, dönem dönem gelen giden askeri darbelere, yasa maddelerine, günlük uygulamalara ve anlık rüzgarlara bağlı değildir. Faşizm, bir bütün olarak bu toprakların gerçek yöneticisi olan oligarşik diktatörlüğün bizzat kendisidir, onun yapısal öğesidir. Dolayısıyla bu topraklarda her kim faşizme karşı demokrasi mücadelesinden söz ediyorsa, dürüst ve namusluysa eğer, emperyalizme ve oligarşiye karşı mücadeleden, emperyalizmin ve oligarşinin bu topraklardan sürülüp çıkarılmasından; yani özgür bir ülke ve insanca yaşam mücadelesinden, devrimden söz ediyor demektir.
Kimse bize bunun dışında zırvaları yutturmaya, ucuz laf ebelikleriyle “demokratik mücadele” dersleri vermeye kalkmasın.
Her gün televizyon ekranlarını kaplayan Fettullahçı, AKP dalkavuğu köşe yazarlarının öğütlerine ihtiyacımız yok.
Kaset komplolarıyla gelip “dürüstlükten” dem vurarak bir yandan sol gösteren, diğer yandan daha kanlı katliamlar vaadinde bulunanların öğütlerine de ihtiyacımız yok.
Değiştirilen maddelerin de önemi yoktur. Grevsiz kamu sendikasını alıp başlarına çalsınlar, diğer üç beş kırıntıyı da istemiyoruz.

Kimse bizi aptal yerine koyamaz!
12 Eylül, Tuzla’da yitirdiğimiz 136’ıncı canımızdır.
12 Eylül, maden ocaklarında akan kanımızdır, Ankara sokaklarında emekçi kardeşlerimizi yerlerde sürükleyen mekanizmadır, güvencesiz köleliktir, Davutpaşa’nın kanı kurumamış ölüleridir, sellere boğulmuş işçi kadınlarımızdır.
12 Eylül, yok pahasına peşkeş çekilmiş rafinerilerdir, hastane kapılarında çektiğimiz rezilliktir, on binlerce çocuğumuza sıfır çektiren zenginlerin eğitim düzenidir.
12 Eylül, küçük Canan’ın kafasına saplanan kurşundur; paramparça edilmiş cesetlerdir.
12 Eylül, Güler Zere’yi, Abdullah Akçay’ı katleden Adli Tıp’tır, onlarca canımızı bir gecede kıyımdan geçiren zindancıbaşılardır.

Emek ve Özgürlük Cephesi, bütün emekçileri, gençleri, kadınları, “evet” ya da “hayır” yoluyla bu oyuna katılmamaya, figüranlığı toptan reddetmeye çağırıyor.
Emek ve Özgürlük Cephesi, bütün emekçileri, gençleri, kadınları, bu kirli hesaplaşmanın bir parçası olmamaya çağırıyor.
Emek ve Özgürlük Cephesi, özgür bir ülkede insanca bir yaşamı ve halkların eşitlik ve kardeşliğini öngören halkın anayasasının ancak kendi kaderine el koymaya karar vermiş olan emekçiler ve halk tarafından yapılabileceğini söylüyor.
Emek ve Özgürlük Cephesi, kendi güçlerini ve bütün diğer devrimci güçleri, emekçileri aktif bir boykot tutumu almaya, bunun için enerjik bir çaba göstermeye çağırıyor.
Sandığa gitmeyeceğiz, yalana ortak olmayacağız! Ne eski katliamcıların ne de yenilerinin safındayız. Bizim yerimiz safımız belli. Biz emekçilerin, yoksulların, ezilenlerin yanındayız.
Sandığa gitme, yalana ortak olma! Yalanlar konusunda emekçileri uyar; sahtekarlığı boşa çıkaralım.


Özgür Bir Ülke İnsanca Yaşam İçin Mücadeleye!
Yaşasın Devrim ve Sosyalizm
Yaşasın İşçilerin Birliği Halkların Kardeşliği

 


1 Ağustos 2010



 
 

 

sbarikat07@gmail.com
Sosyalist Barikat / Aylık Sosyalist Dergi
Yönetim Yeri: Çakırağa Mah. Abdüllatif Paşa Sk. 4/5 Aksaray-İstanbul
0212 632 23 19