Güncel
Şehitlerimiz
Barikat
Kültür
Tarih
Kitaplar
Dizi Yazılar
Görüşler
Linkler
Ana Sayfa
 
Arşiv
Makale Dizini


 

 

 

Yine Taşeron, Yine Kuralsız Çalıştırma, Yine Katliam...
Madenci Kıyımı Sürüyor !

20 Mayıs 2010

Tarih: 10 Aralık 2009...
Yer: Bursa Mustafakemalpaşa'da Bükköy Maden İşletmesi...
19 ölü...

Tarih: 23 Şubat 2010...
Yer: Balıkesir Dursunbey, Şentaş Madencilik İşletmesi...
13 ölü...

Tarih: 17 Mayıs 2010...
Yer: Zonguldak Karadon Maden Ocağı Yapıtek Şirketi...
30 ölü...

Tarihler ve yerler değişiyor; ama sonuçta her zaman ölüm hep bize, emekçilere düşüyor...
Tarihler ve yerler değişiyor; ama sonuçta bütün katliamların özelleştirilmiş ya da taşerona verilmiş işletmelerde yaşandığı gerçeği değişmiyor.
Tarihler ve yerler değişiyor; ama sonuçta başbakanın ve ölümlerden sorumlu bakanların ahlaksızca ve utanmazca açıklamaları değişmiyor.
Madenlerdeki vahşi sömürü düzeni katliamlar yaratmaya, ocaklar söndürmeye devam ediyor. Zonguldak'ın Kilimli Beldesi'nde bulunan Türkiye Taşkömürü Kurumu (TTK) Karadon Müessese Müdürlüğü'ne bağlı kömür ocağında 17 Mayıs günü saat 13.28'de meydana gelen grizu patlamasında göçük altında kalan 30 maden işçisinden 28'inin cesedine 3 gün sonra ulaşıldı. Toprak altında kalan 2 işçinin cesetlerine ulaşmak için çalışmalar sürerken madencilerin sağ kurtulmalarının düşük bir ihtimal olduğu ifade ediliyor. Yerin 540 metre altında bulunan 30 maden işçisinden cesetlerine ulaşılanlardan 19'u havuz bölgesinde, 9 ceset de patlamanın meydana geldiği yerin arkasında bulundu.
Bölgede galeri açma işini ihale ile alan taşeron Yapıtek Şirketi tarafından işletilen kömür ocağında meydana gelen grizu patlaması, güvencesiz, kuralsız ve yalnızca kar hırsına dayalı kapitalist sistemin kirli yüzünü bir kez daha gösterdi. Örgütsüz ve sendikasız işçinin de nasıl bir felaketle karşı karşıya olduğu yeniden ortaya çıkmış oldu.
Maden Mühendisleri Odası Başkanı Mehmet Torun, kazanın olduğu katın devlet tarafından özel sektöre verilmiş bir alan olduğunu, ocağın üst katlarının ise devlet tarafından işletildiğini ve kamu işçilerinin çalıştığını dile getiriyor. Bu kadarı bile, maden sisteminin nasıl deforme edilmiş olduğunu, çalışma koşullarının nasıl abuk sabuk bir noktaya taşındığını ve örgütsüzleştirme operasyonunun nelere yol açtığını gösteriyor. Yine Torun'un "yaşam koşulları çok zor. Şu anda 600-700 lira maaş alan yeraltı işçileri var. Eğitim seviyeleri düşük" sözleri bir kez daha gerçekleri göz önüne seriyor.

Taşeron ve Suç
Kazanın olduğu gün maden ocağının kim tarafından işletildiğinin gizlenme nedeni de böylece anlaşılıyor. Çünkü aslında bu, mevcut yasalara göre de bir suç oluşturuyor. Devlet, Karadon Müessese Müdürlüğü'ne ait maden ocağında meydana gelen patlamadaki sorumluluğunu gizlemeye çalışıyor; çünkü asıl işveren olan devletin, asıl iş kapsamındaki galeri açma işini taşeron Yapıtek firmasına verdiği ve katledilen işçilerin de bu firmaya bağlı çalıştıkları biliniyor. Devletin kendi asli işini taşeron şirkete devretmesi aslında anayasal bir suç. Yapılan denetimlerin ne anlama geldiği ise bu olayda anlaşılıyor; Ekim ayındaki denetimde örneğin, bu işin nasıl olup da taşerona yaptırıldığı merak bile edilmiyor.
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı'nın klasik yalanlarını ise artık kimse yutmuyor. Bakandan çok cenaze levazımatçısı olan Dinçer, bu olayda da herhangi bir ihmalin olmadığını, madenlerin periyodik olarak 6 ayda bir denetlendiğini ve en son denetlemenin Ekim 2009'da gerçekleştiğini ve bir sorunla karşılaşılmadığını söylüyor. Ama Dinçer zaten bunu hep söylüyor. 11 Aralık 2009'da Bursa'nın Mustafakemalpaşa İlçesi'ndeki maden katliamında da, 23 Şubat 2010'da Balıkesir'in Dursunbey İlçesi'ndeki katliamda da Dinçer yine sahneye çıkmış ve "Madenlerin önceden denetlemeleri yapıldı; herhangi bir sorunla karşılaşılmadı" açıklaması yapmıştı. Bu arada sendikaların ve meslek kuruluşlarının "denetlemeler işverenden bağımsız olmalıdır" görüşünü ise dikkate alan bile yok.

Örgütsüzlük Felaketleri Hazırlıyor
DİSK Dev Maden-Sen Genel Başkanı Çetin Uygur, kazadan kurtulan işçilerin ifadelerine göre, galeri açmak için yapılan dinamit atımından 20-25 dakika sonra kazanın meydana geldiğinin anlaşıldığını söyledi. "Galeri açmadan önce sondaj yapılarak karşılarında neyin olduğunu görmek gerekir" diyen Uygur, şöyle devam ediyor: "Eğer bir kömür yatağı tespit edilmişse taşkömürünün içinde barındırdığı gazın alınması gerek ve çalışmanın bu koşullara göre yapılması gerek. Bu durum sondaj aşamasının taşeron şirket tarafından atlandığına işaret ediyor. Bu bile Zonguldak'taki madende yaşananın iş cinayeti olduğunu görmeye yeter."
Madenlerde çalışan mühendislerin ve işçilerin örgütlenmeleri gerektiğini belirten Uygur, maden mühendisi odalarıyla işçi sendikalarının madenin yönetiminde söz ve karar sahibi olmaları gerektiğini ve denetleme yapma yetkilerinin olması gerektiğini söylüyor. Uygur, her sene yapılan iş sağlığı ve güvenliği toplantılarında gerek maden mühendisleri odasının gerek de işçi sendikalarının madenlerde denetleme yetkisi istediğini ancak bu talebin "Ben zaten yapıyorum" denilerek Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı tarafından reddedildiğini beliriyor.

Ve En Ağırı: İşçilerle Alay Eden Bir Başbakan...
Bütün bunlar yetmiyormuş gibi, emekçiler bir de AKP hükümetinin başbakanı ve yetkili bakanlarının alayları ve utanmazlıklarıyla karşılaşıyorlar. Örneğin 19 Mayıs günü bölgeye giden Tayyip Erdoğan "Bu mesleğin, kaderinde maalesef var. Bu mesleğe giren kardeşlerim de, bu mesleğe girerken içerisinde bu tür şeylerin olacağını bilerek giriyorlar" diyerek büyük bir pişkinlikle maden işçilerinin ölüme mahkum olduklarını ilan ediyor. Protestocuları ise "provokatör" olarak damgalamak zaten genel bir alışkanlık artık.
Her katliamdan sonra yapılan ikiyüzlü açıklamalara duyulan tepki Zonguldak'ta patladığında, hemen polis devreye giriyor. 19 Mayıs'ta özel helikopteriyle Zonguldak'a gelen Erdoğan, kurtarma çalışmalarının sürdüğü bölgede madenci yakınlarının ve ailelerin bulunduğu çadırda protesto ediliyor ama korumalar ve polisler, emekçiyi yaka paça gözaltına alarak olay yerinden uzaklaştırıyorlar. Polis havaya ateş açıyor, daha sonra da tutuklamalar başlıyor. Erdoğan'ın ziyaretini protesto etmek isteyen bir grup öğrencinin oturma eylemi ise yine polisle karşılaşıyor.

Bir Kez Daha, Bir Kez Daha... Örgütlülük Hayat Kurtarır!
Sonuç olarak, son 7-8 aylık maden bilançosunun ortaya çıkardığı gerçek, sadece sosyal haklarını korumak için değil, bizzat hayatta kalabilmek için de işçi sınıfının kendi gücünden, örgütlülüğünden başka bir şeye güvenemeyeceğini gösteriyor. Emekçilerin hayatını hiçe saymakta yarışan patronlar ve onların hizmetkarı olan devlet, bir yandan katledip diğer yandan alay ederken bu gerçeği de bize öğretmiş oluyorlar. Boş umutlara kapılmadan, takdir-i ilahi nutuklarına aldanmadan mücadele etmek, örgütlenmek, yine mücadele etmek, hem maden işçilerinin, hem de bütün emekçilerin tek kurtuluş yoludur. "Kurtulmak yok tek başına / Ya hep beraber ya hiçbirimiz" sloganını bir kez daha hayat doğruluyor ve önümüze dayatıyor.

 
 

 

sbarikat07@gmail.com
Devrimci Sosyalist Barikat / Aylık Sosyalist Dergi
Yönetim Yeri: Nurtepe Mah. Cemre Sk. No: 2 Kağıthane-İstanbul