|
Emek ve Özgürlük Cephesi Avrupa İnisiyatifi,
Almanya'nın Münih kentinde 25 Aralık 2010 günü
saat 18'de Eine-Welt Hause'da 19 Aralık ve Maraş
katliamlarına anma etkinliği gerçekleştirdi.
Kısa bir açılış konuşması
ve Maraş'da ve hapishanelerde yitirdiğimiz dostlarımız,
yoldaşlarımız şahsında, tüm özgürlük, devrim ve
sosyalizm şehitleri şahsında 1 dakikalık saygı
duruşuyla etkinlik başladı.
Saygı duruşunun ardından
Maraş ve hapishane katliamlarına ilişkin iki ayrı
belgesel filmin gösterimi yapıldı.
Etkinlik davetli konuşmacıların
yaptıkları sunumlarla sürdü.
İlk olarak söz alan
Uluslararası Af Örgütü Türkiye bölümünde çalışan
Mehmet Desde hapishanelerin tarihteki yeri, tecrit,
19 Aralık hapishane katliamının hazırlanışı, F
tiplerinin fiziki koşulları ve bu hapishanelerle
TC'nin neyi hedeflediğini anlattı. Kendisi de
2002 yılında F tipi cezaevlerinde 6 ay kalan,
daha sonra aldığı cezanın kesinleşmesiyle birlikte
daha sonraki bir süre daha cezaevinde kalan Desde
ölüm oruçlarıyla ilgili düşüncelerini aktararak,
hapishanelerdeki mücadelenin dışarıdaki kitle
mücadelesiyle bağının önemine vurgu yaptı. Ölüm
oruçlarının ilerleyen aşamalarında zayıflamasında
dışarıdaki kitle mücadelesinin zayıflamasının
da etkili olduğunu ifade etti. Uluslararası dayanışmanın
sağlanmasının da önemine vurgu yapan Deste, Türkiye'de
hapishane de bulunduğu süre içinde uluslararası
dayanışmanın bir parçası olarak binlerce mektup
aldığını, bunların F tipleri ve tecriti tüm dünyaya
duyurmada önemli olduğunu ifade etti. Hapishanelerde
hak arama mücadelesinin direnişlerin yanı sıra,
hukuk alanında da yürütülmesinin özel bir önem
taşıdığını, bunun önemsenmemesinin yanlış olduğunu,
her hukuksuzluğa karşı mutlaka yasal hak arama
mücadelesinin de yürütülmesi gerektiğine vurgu
yaptı. Hapishane sürecine ilişkin gözlemlerini,
incelemelerini kapsayan bir kitabı bulunan Deste,
herkesi hapishanelerdeki tutsaklarla dayanışma
içinde bulunmaya çağırdı.
Etkinliğin ikinci konuşmacısı
Emek ve Özgürlük Cephesi Avrupa İnisiyatifi temsilcisiydi.
EÖC temsilcisi konuşmasına ilk olarak Maraş katliamı
ile başladı. EÖC temsilcisi, izlenen belgesel
filmlere acının hakim olduğunu, katliamların ve
katliamcıların vahşi yüzünün gösterildiğini, ancak
en az bunun kadar, hatta bundan da fazla direnişi
de görmek, anlamak ve öne çıkarmak gerektiğini
ifade ederek sözlerine başladı. Sınıflı toplumlarda
katliamların ve zulmün egemen sömürücü sınıfların
ezilenleri, emekçileri bastırmada en temel ve
en sert araçları olduğuna vurgu yapan konuşmacı,
zulmün olduğu yerde direnişinde kaçınılmaz olduğunu,
katliamlarının karanlığının karşısında direniş
ve kurtuluş mücadelesinin aydınlığı ile karşı
durulabileceğini ifade etti. Aleviliğin yakın
tarihe kadar yoksul Türk ve Kürt köylülüğünün
direnişine bayrak olduğunu, bu nedenle Alevilere
yönelik katliamların bin yıl öncesine değin uzandığını
ifade etti. Maraş katliamının arka planında tarihsel
olarak direniş geleneğine sahip olan Alevilerin,
1950 sonrasında kentlere göçüyle birlikte, modern
direniş güçleri olan devrimci ve sosyalist hareketlerle
kitlesel buluşmasının olduğunu, egemen sınıfların
bu buluşmayı engellemek, Alevi halkı ve devrimcileri,
emekçilerin diğer kesimlerinden ayırmak için Maraş'da
dahil olmak üzere bir dizi katliamı örgütlediğini
ifade etti. EÖC temsilcisi, o tarihten bu güne
büyük kitleler halinde kentlere göçen Aleviler
arasında sınıfsal farklılaşmanın büyümesine ve
değişen siyasal dengelere bağlı olarak, Alevilerin
siyasi tercihlerinde de farklılaşmalar olduğunu
ifade etti. Osmanlı ve TC'nin Alevileri tüm tarih
boyunca düşman olarak gördüğünü ve bunun sürdüğünü
ifade eden EÖC temsilcisi, 1980'lerden sonra giderek
büyüyen Alevi orta ve büyük burjuvazisinin kendi
çıkarları doğrultusunda Aleviliği devletin kuyruğuna
takmaya çalıştığını, Türk Alevilerini Türk milliyetçiliği
temelinde ciddi biçimde etkilediğini, Alevilerin
buna aldanmasının kendi katilini sevmekle eş anlamlı
olduğunu ifade etti.Aleviliğin dinsel boyutu hakkında
devrimci sosyalistler olarak özel bir yorum yapmayacaklarını,
ancak Aleviliğin tarihten bugüne gelen siyasal
rolünün esas olarak ezilenlerin, emekçilerin yanında
olmak olduğunu vurgulayarak, ezilen emekçi Alevi
kitlenin bu tarihsel mirasa sahip çıkarak devrimci
ve sosyalist güçlerin yanında yer alması gerektiğine
vurgu yaptı. Alevilerin Pir Sultan'ın, Nesimi'nin,
Baba İshak'ların direnişçi geleneğini devrimci
sosyalist güçlerle birlikte sürdürmesinin tek
yol olduğunu ifade eden EÖC temsilcisi, bunun
dışında davrananların Aleviliğin tarihsel mirasına
ihanet etmiş olacaklarını ifade etti.
19 Aralık katilamını
da ele alan EÖC temsilcisi, 19 Aralık saldırısının,
1990'lardan itibaren yürütülen devrimci hareketleri
tasfiye operasyonunun son halkası olarak planlandığını,
dışarıda zayıf düşmüş olan devrimci hareketin
hapishanelerdeki diri güçlerinin tasfiyesinin
hedeflendiğini, bu yoldan içeride ve dışarıda
tüm emekçilere, halka devrimci olmanın vahşi katliamla
karşılaşmak anlamına geldiğini gösteren bir ibret
belgesi yaratılmak istendiğini ifade etti. Türkiye'deki
kapitalist sistemin o dönem yakınlaşan büyük krizinin
de bu süreci hızlandırdığını, tüm halka her türlü
direniş odağının vahşetle yok edileceğinin, yaklaşan
kriz öncesinde gösterilmek istendiğini, bunun
daha sonra başbakan tarafından "operasyonu
yapmasaydık IMF programlarını uygulayamazdık"
biçiminde ifade edildiğini belirtti. 19 Aralık'ın
bir yüzünün katliamsa, diğer yüzünün de direniş
olduğunu ifade eden EÖC temsilcisi, devrimci tutsakların
en zor koşullar altında dahi büyük bir direniş
sergileyerek, devletin boyuneğdirme politikasını
bozduğunu ifade etti. 19 Aralık ve ölüm orucu
bağlamında, devrimci tutsakların taleplerini kabul
ettirememeleri noktasında kazanamadıklarını, ancak
gösterilen büyük direniş ve boyun eğmeme tutumu
sayesinde düşmanın da kazanamadığını ifade eden
EÖC temsilcisi, bir soru üzerine bu durumu 1938'deki
Dersim direnişinde halk önderi Seyit Rıza'nın
idam sehpasına gidereken söylediği "ben sizin
oyunlarınızla, hilelerinizle başedemedim, bu bana
dert oldu, ama ben de sizin önünüzde diz çökmedim
bu da size dert olsun" sözlerinin oldukça
iyi özetlediğini ifade etti. Yaşayanın ve bayraklaşanın
Seyit Rıza ve yoldaşlarının direnişi olduğunu
vurgulayan EÖC temsilcisi, 19 Aralık sürecinde
de görülmesi gereken asıl yönün direniş olduğunu
ifade etti.
Konuşmaların
ardından etkinlik şiirlerle devam etti. EÖC'lü
bir yoldaşın Pablo Neruda'nın "Bir Ceza İstiyorum"
şiirinin ardından, Mahir isimli bir arkadaş, kendi
şiirlerini ve şairlerden şiirler okudu.
Etkinlik
son olarak, konuşmacılara dönük soru-cevap bölümüyle
tamamlandı.
Etkinliğe
60 aşkın bir kitle katıldı.
.
|