|
|
 |
İletişim
İçin:
emekveozgurluk09@gmail.com
avrupa.emekozgurluk@googlemail.com
www.eoc-avrupa.org
|
1 Mayıs'ta Alanlardaydık
1 Mayıs tüm dünya proletaryasının
birlik, dayanışma ve mücadele günü, yeryüzünün
dört bir tarafında olduğu gibi başta İstanbul
olmak üzere, ülkemizde de birçok yerde kutlandı.
Kutlamaların en büyüğü bu yıl da İstanbul
1 Mayıs Alanı'nda gerçekleşti. Yüzbinlerin
coşkusuyla taşan alan, hep bir ağızdan faşizme
öfkesini "Faşizme Karşı Omuz Omuza!"
sloganlarıyla haykırdı. 1 Mayıs şehitleri,
tüm kitlenin "burada" haykırışlarında
sesini bugünlere, 1 Mayıs Alanı'na taşıdılar.

Emek ve Özgürlük Cepheliler de bu yıl İstanbul'un
yanı sıra Adana ve İzmir'de 1 Mayıs'ı kutladılar.
Almanya'daki yoldaşlarımız da 1 Mayısı Köln'de
kutladılar. Haberlerin ayrıntıları ve diğer
fotoğraflar için aşağıdaki linki tıklayabilirsiniz.
1
Mayıs Haberlerini Okumak İçin Tıklayınız
|
|
Kızıldere'nin
Yıldönümünde EÖC Pankartı
30 Mart 1972'te Kızıldere'de
katledilen başta THKP-C'nin kurucu önderi Mahir
Çayan ve onunla birlikte Kızıldere'de savaşarak
ölümsüzleşen Saffet Alp, Hüdai Arıkan, Ömer
Ayna, Cihan Alptekin, Sabahattin Kurt, Nihat
Yılmaz, Sinan Kazım Özüdoğru, Ertan Saruhan
ve Ahmet Atasoy'u anmak, anılarını yaşatmak
için Emek ve Özgürlük Cepheliler 30 Mart günü
Nurtepe ile Güzeltepe arasındaki çevreyolu üzerindeki
köprüye bir pankart astılar. Üzerinde "Kızıldere
Son Değil Devrimci Kurtuluş Mücedelemiz Sürüyor"
yazan Emek ve Özgürlük Cephesi imzalı pankart
sabah saatlerinde köprüye asıldı.
Almanya'da
Kızıldere Anması
Emek ve Özgürlük
Cephesi/Avrupa İnisiyatifi 1 Nisan 2012'de Almanya'nın
Münih kentinde Kızıldere şehitleri anması düzenledi.
Anma, Kızıldere şehitleri şahsında tüm devrim
şehitleri için bir dakikalık saygı duruşu ile
başladı.
Saygı
duruşunun ardından, EÖC Avrupa İnisiyatifinin
1971 atılımı ve Kızıldere direnişinin yaşandığı
dönem ve günümüzdeki anlamını, devrimci yenilenme
perspektifimizle bağını ele alan açılış konuşması
yapıldı.
Ardından
30 Mart direnişi ve şehitlerin yaşamına ilişkin
sinevizyon gösterimi yapıldı.
Etkinliğin
ikinci bölümünü "Türkiye, Kürdistan ve
Ortadoğu'da Güncel Gelişmeler ve Devrimci Tavır"
başlığı altında düzelenen panel oluşturuyordu.
Panelde
EÖC temsilcisi, Sınıf Teorisi dergisi (Halkın
Günlüğü) temsilcisi ve Özgür Kürt basını geleneğinin
devamcısı olan Nuçe TV'den gazeteci Baki Gül
konuşmacı olarak yer aldılar.
Haberin
Devamını Okumak İçin Burayı Tıklayın
İzmir'de
Kızıldere Anma Etkinliği
İzmir Emek ve Özgürlük
Cephesi 30 Mart 1972'de Kızıldere'de katledilen
devrimci önderlerimiz adına 1 Nisan 2012'de
saat 14.00'da İzmir Yapı Sanat Evi'nde bir anma
etkinliği gerçekleştirdi. Etkinlik başında tüm
devrim yolunda ölümsüzleşen devrimciler adına
bir dakikalık saygı duruşunda bulunuldu. ON'ların
hayatının okunduğu etkinlikte ayrıca sinevizyon
gösterimi gerçekleştirildi. 'Mahirim' ve 'Ben
İhtilal' şiirleri okundu. Kızıldere'nin önemi
üzerinde duran bir yazı okundu. Kızıldere'nin
salt bir çatışma-direnme-şehit olma veya 'Denizleri
kurtarmak adına' yapılan bir eylem olmadığı,
aynı zamanda Kızıldere'de iki sınıf arasındaki
çatışmanın en somut biçiminde ortaya çıktığı
görüşü üzerinde duruldu.
Etkinlik
Kızıldere ile ilgili müzik dinletisi ile son
buldu. Etkinlikte Alınteri'nin de günün önemi
ile ilgili görüşlerini belirten bir yazı okundu.
Alınteri'nin yanı sıra DHF temsilcileri de etkinliğe
katıldı. Etkinlik sonrasında dost kurum Alınteri
ile birlikte çay eşliğinde sohbet edilip türküler
söylendi.
Kızıldere'nin
Yıldönümünde Kitlesel Yürüyüş
30 Mart 1972'te Tokat'ın
Niksar İlçesine bağlı Kızıldere köyünde katledilen
THKP-C ve THKO'luları anmak için bir yürüyüş
gerçekleştirildi. Emek ve Özgürlük Cephesi,
Devrimci Hareket, EHP, Kaldıraç, PDD, Tüm İGD
ve DHF'nin katıldığı yürüyüş 30 Mart 2012 günü
saat 19.30'da Galatasaray Lisesi önünden başladı.
En önde "Kızıldere Şehitleri Ölümsüzdür"
yazılı bir pankartın ve Kızıldere'de katledilenlerin
resimlerinin taşındığı yürüyüş boyunca "Devrim
Şehitleri Ölümsüzdür", "Kızıldere
Son Değil Savaş Sürüyor", "Mahir İbo
Deniz, Sürüyor Sürecek Mücadelemiz", "Katil
Devlet Hesap Verecek", "Yaşasın Devrimci
Dayanışma", "Yaşasın Devrim ve Sosyalizm"
ortak sloganlarının yanı sıra "Mahir Hüseyin
Ulaş, Kurtuluşa Kadar Savaş" sloganı da
atıldı. Ajitasyonların da çekildiği yürüyüş
Taksim Tramvay Durağında sona erdi. Burada toplanan
kitle, Kızıldere'de katledilen devrimci önderlerimiz
için bir dakikalık saygı duruşunda bulundu.
Saygı duruşunun ardından basın açıklaması
okundu. Basın açıklamasında Kızıldere eyleminin
içerdiği devrimci daşanışma, reformist gelenekten
devrimci kopuş ve öncülük anlamlarına vurgu
yapıldı. Dönemin diğer devrimci önderleri Deniz
Gezmiş'lerin ve İbrahim Kaypakkaya'ların da
mücadele ve şehit düşüşlerine değinilen basın
açıklaması, güncel gelişmelere dair vurgularla
devam etti. Roboski'de Kürt halkını katleden,
KESK'lilere acımasızca saldıran, Newroz'u kana
bulayan, Sivas katlimı sanıklarını zaman aşımı
ile affeden, Suriye halkını katletmeye hazırlananların
Kızıldere katliamının failleriyle aynı olduğu
anımsatılan basın açıklaması sloganlarla sona
erdi. Basın açıklamasının ardından Grup Adalılar
"Oy Dere Kızıldere" ve "Çav Bella"
şarkılarını seslendirdi. Basın açıklaması sloganların
yinelenmesi ile sona erdi.
İzmir'de
Kızıldere Anması
Bundan tam 40 yıl önce,
30 Mart 1972'de Kızıldere'de katledilen devrimci
önderlerimiz, Mahir Çayan, Hüdai Arıkan, Saffet
Alp, Ömer Ayna, Cihan Alptekin, Sinan Kazım
Özüdoğru, Sabahattin Kurt, Ertan Saruhan, Ahmet
Atasoy ve Nihat Yılmaz'ı anmak için 30 Mart
Cuma günü saat 12.15'te Dokuz Eylül Üniversitesi'nde
bir anma gerçekleştirildi. Kampüs içerisinde
Hukuk Fakültesi önünden Yabancı Diller Yüksekokulu'nun
önüne kadar yapılan yürüşte "Unutmadık,
Unutturmayacağız Hesabını Soracağız!" pankartı
açıldı. Yürüyüş esnasında "Kızıldere Son
Değil Savaş Sürüyor", "Katil ABD Ortadoğu'dan
Defol", "Yaşasın Devrimci Dayanışma",
"Devrim Şehitleri Ölümsüzdür" sloganları
atıldı. Yabancı Diller Yüksek Okulu önünde son
bulan yürüyüşten sonra kitleye ajitasyon çekildi
ve tüm devrim şehitleri nezdinde saygı duruşu
gerçekleştirildi. Okunan basın metninde "Türkiye
devrimci tarihi 30 Mart 1972 günü siper yoldaşlığının
ve devrimci kimlik inşasının en anlamlı örneklerinden
birisini yaşadı. THKP-C ve THKO militanı 11
devrimci Deniz Gezmiş, Hüseyin İnan ve Yusuf
Aslan'ın idamlarını engellemek amacıyla 2 İngiliz
ve 1 Kanadalı radar teknisyenlerini NATO üssünden
kaçırdılar. Amaçları, kamuoyunun tepkisini yoldaşlarının
idamına çevirmek ve Deniz'lerin idamını engellemekti.
Fakat takvimler 30 Mart'ı gösterdiğinde, devlet
kendi katliamcı yüzünü gösterdi ve 10 devrimciyi
katletti."… "Bugün Kızıldere'yi anmak,
bu devrimci kimliğin ve devrimci dayanışmanın
devam ettiğinin ve devam edeceğinin haykırılmasıdır.
Bizler Mahir'in devrimci kimliğini yaşatmaya
çalışan ve bu uğurda tereddüt etmeyen günün
devrimcileriyiz. Mahir ve diğer 9 yoldaşımız
nezdinde Kızıldere'yi, ne düzenin kurumlarınca
tartılışacak bir alana dönüştüreceğiz ne de
Mahirlerin devrimci kimliğini meclise girmekten
başka bir dertleri olmayan reformistlere bırakacağız.
Mahir Çayan, Deniz Gezmiş, İbrahim Kaypakkaya
ve ölümsüzleşen diğer tüm devrimciler… gerektiğinde
'devrimci zor'u kullanmaktan yana tereddüt yaşamadıkları
pratikleri ile günümüz devrimcilerine ve gençliğine
yürümesi gerektiği yolu göstermektedirler."
sözleri vurgulandı. Okunan şiirler ile anma
sonlandı. Anma etkinliğini örgütleyen kurumlar
Gençlik Cephesi, Demokratik Gençlik Hareketi,
Yeni Demokrat Gençlik, Devrimci Gençlik ve Ekim
Gençliği'dir.
|
|
Emperyalist
Haydutlar İstanbul'ta Toplandı
Ortadoğu başta olmak üzere
tüm dünyayı kendi istedikleri gibi biçimlendirmek
ve iliklerine kadar sömürebilmek için ellerinden
gelen her şeyi yapan emperyalistler ve işbirlikçileri,
bugünlerde yoğunlaştıkları Suriye'nin işgali
için İstanbul'da "Suriye'nin Dostları"
adı altında bir haydutlar çetesi toplantısı
düzenlediler. Her biri kendi halkını sömürmekte
ve tüm değerlerini emperyalistlere satmakta
uzmanlaşmış Türkiye, Katar gibi ülkelerin ön
ayak olduğu toplantı, İstanbul Kongre Vadisi'nde
yapıldı. Toplantıyı protesto etmek için bileşenleri
arasında Emek ve Özgürlük Cephesi'nin de bulunduğu
Nato ve Füze Kalkanı Karşıtı Birlik'in çağrısıyla
bir araya gelen devrimci yapılar, 1 Nisan 2012
pazar günü saat 14.00'te Taksim Tramvay durağında
bir araya geldiler. "Onlar "Suriye'nin
Dostları" Değil Halkların Düşmanıdır, Emperyalistler
ve İşbirlikçi-Uşakları Ortadoğu'dan Defolun"
ortak pankartının açıldığı eylemde, toplantının
yapıldığı Kongre Vadisi'ne doğru yürüyüşe geçildi.
"Katil ABD, İşbirlikçi AKP", "Kahrolsun
Emperyalizm Yaşasın Mücadelemiz", "Emperyalist
Katiller Suriye'den Defolun", "Yaşasın
İşçilerin Birliği Halkların Kardeşliği",
"Biji Bratiya Gelan", "Emperyalistler
Yenilecek Direnen Halklar Kazanacak" sloganlarının
atıldığı yürüyüş, Harbiye Orduevi ile TRT İstanbul
Radyosu binalarının arasında bulunan ve Kongre
Vadisi'ne giden yolun başına kadar devam etti.
Burada yolu kesen polis, daha fazla yürünmesine
izin vermedi. Burada gerçekleştirilen basın
açıklamasıyla emperyalistler ve işbirlikçilerinin
niyetleri teşhir edildi ve toplantı protesto
edildi. Basın açıklaması sık sık sloganlarla
kesildi. Suriye'nin kaderinin sadece ve sadece
Suriye halkı tarafından belirlenebileceğine
vurgu yapılan basın açıklamasının ardından kortej,
aynı düzenini koruyarak yürüyüşün başladığı
Taksim Meydanı'na kadar sloganlarla yürüyerek
protestosunu sonlandırdı. Eyleme Nato ve Füze
Kalkanı Birlik Bileşenlerinin haricinde SDP
ve Mücadele Birliği de kaltıldı. Toplantıyı
protesto etmek için farklı siyasi yapıların
da başka eylemleri oldu.
|
|
Sıvas
Davasına "Zaman Aşımı" Kararı Kadıköy'de
Düzenlenen Bir Mitingle Protesto Edildi
1993 yılında 35 kişinin
katledildiği Sivas Katliamı Davasının zamanaşımıyla
düşürülmesini protesto etmek için 31 Mart'ta
İstanbul Kadıköy'de bir miting düzenlendi. Tepe
Nautilus AVM, Haydarpaşa Numune Eğitim ve Araştırma
Hastanesi ile Haydarpaşa Garı önünde toplanan
ve aralarında Emek ve Özgürlük Cephesi'nin de
bulunduğu gruplar saat 12'de miting alanına
doğru yürüyüşe geçtiler. Yürüyüş sırasında "Sivas'ın
ışığı sönmeyecek", "Katil devlet hesap
verecek", "Sivas'ı unutma unutturma",
"Faşizme karşı omuz omuza" sloganları
atıldı. Mitingde ilk olarak Sivas'ta yaşamını
yitirenlerin ismi tek tek okundu ve onbinlerce
kişi 'burada' diye bağırdı. İstanbul Alevi Dernekleri
semah ekibinin sahne almasının ardından Sivas'ta
yaşamını yitirenlerin aileleri sahneye çıktı.
Aileler adına konuşmayı yapan Zeynep Altıok;
"Adaleti bulmak için elimizden geleni yaptık.
19 yıldır bizimle alay ettiler gerçek failler
yargı önüne taşınmadı. 19 yıldır biz intikam
gütmedik sadece senede bir gün yakınlarımızı
anmak istedik bir de eli kanlı katillerin adalet
önüne çıkarılmasını istedik. Biz siyasi partilere
malzeme yapılan özürler, sahte sözler istemiyoruz.
Tek isteğimiz görevli olanların görevlerini
yerine getirmesi insanlık için adaletin yerine
getirilmesidir. Bize 19 yılın sonunda 'zaman
aşımı' diyorlar. İnsanlık suçlarında zaman aşımı
olamaz bu bir dünya gerçeğidir. Uludere'nin
de zaman aşımına uğramaması için buradayız."
şeklinde konuştu. Daha sonra sırasıyla Pir Sultan
Abdal Kültür Derneği Genel Başkanı Hüseyin Güzelgül,
Hacı Bektaşi Veli Anadolu Kültür Vakfı Başkanı
Ercan Geçmez, Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu
Genel Başkanı Turgut Öker, Alevi Kültür Dernekleri
Genel Başkan Yardımcısı Engin Gündük, Alevi
Bektaşi Dernekleri Federasyonu Başkanı Selahattin
Özer birer konuşma yaptılar. Konuşmalarda insanlık
suçunda zamanaşımı olmayacağına vurgu yapılmasının
yanı sıra emperyalistlerin ve Türkiye'nin Suriye'ye
yönelik saldırı planlarından, 4+4+4 eğitim sistemine
kadar ülke gündeminde olan her konuya vurgu
yapıldı. Ayrıca konuşmalar esnasında Alevilere
birlik çağrısı yapılırken, bu gücün ve birliğin
devrimcilerin, solcuların, ilericilerin yanında
olması gerektiği belirtilirken Kızıldere'de
katledilen Mahir Çayan ve yoldaşları anıldı.
Kızıldere'nin direnişçi ruhunun o günden bugüne
ve yarına süreceğinin, tükenmeyeceğinin altı
önemle çizildi. Miting Pınar Aydınlar, Onur
Akın, Sabahat Akkiraz, ve Gülcihan Koç'un söylediği
türkülerle sona erdi..
|
|
4+4+4
Yasasına Karşı Çıkan KESK'e Polis Saldırıları
Kamuoyunda
4+4+4 olarak bilinen AKP Hükümetinin yeni gerici
saldırı pakedini protesto etmek için ülkenin
her yerinden Ankara'ya gelmek için yola çıkan
KESK üyeleri polis engeliyle karşılaştılar.
Engellemelere karşı direnen KESK üyeleri polisin
vahşice saldılarıyla karşılaştı. En yoğun saldırıların
yaşandığı yer ise Ankara oldu. Saldırılarla
ilgili elimize İzmir ve Adana'dan ulaşan haberleri
okumak için aşağıdaki linki tıklayabilirsiniz..
Adana
ve İzmir'de KESK'lilere Yönelik Saldırı Haberi
İçin Tıklayın
|
|
Emek
ve Özgürlük Cephesi
"Özgürlük ve Demokrasi
İçin Mücadele"
Kampanyasını Başlattı
Emek ve Özgürlük Cephesi,
bir süredir hazırlıklarını yürüttüğü "Özgürlük
ve Demokrasi İçin Mücadele" Kampanyasını
başlattığını bir basın açıklamasıyla kamuoyuna
duyurdu. 25 Mart 2012 pazar günü saat 15.00'te
Galatasaray Lisesi önünde yapılan basın açıklamasının
ardından bulundukları yerde stand açan EÖC'lüler,
bildiri dağıtıp, ajitasyon çektiler ve imza
topladılar. İmza aldıklarına "Emek ve Özgürlük
Cephesi Ne İstiyor" broşürünü de veren
EÖC'lüler kampanya bildirilerini de yoğun olarak
dağıttılar. Basın açıklamasına başlarken ve
basın açıklaması sırasında "Yaşasın Devrimci
Kurtuluş Mücadelemiz", "Faşizme Karşı
Tek Yumruk Tek Barikat", "Biji Bratiya
Gelan", "Emperyalizm Yenilecek Direnen
Halklar Kazanacak", "Parasız Eğitim,
Parasız Sağlık" sloganlarını atan Emek
ve Özgürlük Cephelilerin eylemde okudukları
basın metnini okumak ve diğer resimler için
aşağıdaki linki tıklayın.
Diğer
Resimler ve Basın Metni İçin Burayı Tıklayın
|
|
Marmara
Üniversitesi'nde Panele Engelleme
23 Mart Cuma günü saat 14.00'te
Marmara Üniversitesi Haydarpaşa kampüsünde "Türkiye'de
Hukuk ve Adalet" üzerine Eğitim-Sen'in
düzenlediği ve üniversite hocalarından Prof.
Dr. İbrahim Kaboğlu ve Demokrat Yargı Derneği
Eşbaşkanı Orhan Gazi Ertekin'in katılımıyla
panel yapıldı. Panele gelmek isteyen Eğitim-Sen
üyeleri ve Marmara Üniversitesi'nin Haydarpaşa
kampüsünde okumayan öğrencileri Dekanlık tarafından
sözde güvenliği tehdit ettikleri için özel güvenlik
görevlileri tarafından engellendi. Eğitim-Sen
ve öğrenci örgütleri durumu protesto etmek için
üniversite içinde oturma eylemi yaptılar. Panel
sonunda basın açıklaması yapılarak Büşra Ersanlı
için özgürlük sloganları atıldı..
|
Baharın
Gelişini Engelleyemezsiniz!
Newroz Piroz Be!
Devrim Şehitleri Ölümsüzdür!
Bu yıl İstanbul ve Amed'deki kutlamalar
devlet tarafından yasaklandı. Ama yüzyılların
öfkesini biriktiren bir ulus için bu yasakların
bir anlamı olmadı. Amed'de bu yasak tamamen
hükümsüz hale geldi. İstanbul'da ise geçmiş
1 Mayıs'lardan alışkın olduğumuz görüntüler
yaşandı. Devrimci sosyalistlerin de aralarında
bulunduğu birçok devrimci yapının yanı sıra
İstanbul'un birçok yerinden tarihi yarımadaya
ulaşmayı başarabilen binlerce Kürt Kazlıçeşme'ye
ulaşabilmek için birçok yerde polis barikatlarını
zorladı. Polisin yoğun olarak gaz bombalarıyla
saldırması sonucunda BDP Arnavutköy İlçe Örgütü
yöneticisi Hacı Zengin, Zeytinburnu sahilindeki
saldırıda başına isabet eden gaz bombası
mermisi sonucunda yaşamını yitirdi. Birçok
kişinin de yaralandığı saldırılar sonucunda
çok sayıda kişi de gözaltına alındı.
Her yıl olduğu
gibi bu yıl da Newroz'ların kutlamak üzere
İstanbul Zeytinburnu'ndaki Kazlıçeşme Meydanı'nda
toplanmak üzere yola çıkan BDP'liler, birçok
yerde polis engeliyle karşılaştılar. İstanbul'un
birçok emekçi mahallesinden yola çıkan otobüslerin
durdurulması üzerine kitlenin çok küçük bir
kısmı Kazlıçeşme cıvarına toplanabildi. Her
toplanma bölgesine gaz bombalarıyla saldıran
polis aralarında küçük çocukların, yaşlılarında
bulunduğu kitleye karşı vahşetini sergilemekten
hiç geri durmadı.
Saldırılar sonucunda
Kazlıçeşme olmasa da İstanbul'un birçok sokak
ve caddesi
fiilen Newroz alanına dönmüş oldu. Birçok
saldırı noktasında gerçek mermilerle havaya
ateş açmaktan da geri durmayan polis güçlerinin
attığı gaz bombalarından birinin mermisi başına
isabet eden BDP Arnavutköy İlçe yöneticisi
Hacı Zengin ağır yaralı olarak kaldırıldığı
hastanede yaşamını yitirdi. Böylece Newroz'u
kana bulayan devlet güçleri Kürt ulusunun
yaşam sevincinin ve öfkesinin sokakları doldurmasına
engel olamadı.
Tramvay ve Metrobüs
gibi birçok toplu ulaşım aracının da engellendiği
sıkıyönetim uygulamalarını ve Hacı Zengin'in
katledilmesini protesto etmek için KESK'in
çağrısıyla saat 17:00'de Taksim Tramvay durağında
toplanan Emek ve
Demokrasi Güçleri, Galatasaray Meydanı'na
kadar bir yürüyüş gerçekleştirerek yaşananları
protesto ettiler. "Yaşasın Halkların
Kardeşliği", "Devrim Şehitleri Ölümsüzdür",
"Şehid Namırın", "Faşizme Karşı
Omuz Omuza", "Biji Bratiya Gelan"
sloganlarıyla yürüyen kitle, Galatasaray Meydanında
toplandığında önce polisin saldırısında yaşamını
yitiren Hacı Zengin için saygı duruşu yapıldı.
Daha sonra gerçekleştirilen basın açıklamasıyla
yaşananlar kınandı. Burada Newroz ateşlerinin
yakılması ve çekilen halaylarla eylem sona
erdi.
|
|
16 Mart'ta
Beyazıt ve Halepçe Katliamları
Protesto Edildi
16
Mart 1978... devlet eliyle bir katliam gerçekleştirildi.
İstanbul üniversitesinde toplu çıkış yapan devrimci
öğrencilerin üzerine bomba atılıp sonra da ateş
açıldı ve 7 öğrenci hayatını kaybetti.
16 Mart 1988... yine
bir katliam. Saddam Hüseyin tarafından Güney
Kürdistan'ın Halepçe kentine atılan kimyasal
bombalarla 5000 Kürt yaşamını yitirdi.
16 Mart Beyazıt ve
Halepçe katliamlarını protesto etmek üzere gençlik
örgütlerinin örgütlediği eylem, 16 Mart 2012
cuma günü İstanbul Üniversitesi'nin önünde gerçekleştirildi.
13.00'te İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi
önünde buluşan öğrenciler yolu trafiğe kapatarak
kortej halinde İÜ Beyazıt kampüsü önüne doğru
yürüyüşe geçtiler. Yürüyüş boyunca "16
Mart'ı Unutma Unutturma","Beyazıt
Faşizme Mezar Olacak", "Em Halepçe
Jibir Nakin", "Zindanlar Yıkılsın,
Tutsaklara özgürlük" sloganları atıldı.
Yürüyüş boyunca katliamları unutmayacaklarını,
katledilenlerin mücadelesini büyüteceklerini
haykırdı öğrenciler. Beyazıt Meydanı'nda ortak
basın açıklamasının kürtçe ve türkçe olarak
okunmasının ardından Beyazıt katliamının gerçekleştiği
Eczacılık Fakültesinin önüne geçildi. Devrim
şehitleri için yapılan saygı duruşunun ardından
Beyazıt ve Gündoğdu marşları okundu. Grup Emeğe
Ezgi ve Adalılar müzik gruplarının küçük birer
dinleti sunmasının ardından eylem sona erdi..
|
|
Dersim'de
Yurt İşgali
Dersim'de yurtta kalan öğrenciler
yurt koşullarını ve yurt idaresi ve polis işbirliğini
protesto etmek amacıyla 13 Mart akşam saatlerinde
Namık Kemal Meslek Lisesi yurdunu işgal ettiler.
Yaklaşık on gün öncesinden
Gençlik Cepheli öğrenciler yurt koşullarının
kötü olduğunu ve yurtta protesto eylemi örgütlemek
için çalışmalar yapmaya başlamışlardı. Öncelikle
yurtta yurt sorunlarını dile getiren Gençlik
Cepheli Öğrenciler adı altında bir bildiri yayınladılar.
Ve sonrasında da yurtta sözlü olarak çalışmalar
devam etmişti.
Eylem gününden bir
gün önceki gece yurtta yaşanan bir kavgadan
dolayı nöbetçi öğretmen durumu polise bildirmiş
ve polisler yurda girerek öğrencilere biber
gazı sıkıp darp edip göz altına almışlardır.
Bu olayla birlikte
Gençlik Cepheli öğrenciler hem bu olayı hem
de yurt koşullarını protesto eden eylem örgütlemişlerdir.
Eylemde sık sık YÖK,
polis gidecek liseler bizimle özgürleşecek,
katil polis işkenceci polis, idare istifa, insanca
bir yaşam istiyoruz şeklinde sloganlar tekrarlandı.
Yurdun camlarından özgür bir yaşam istiyoruz
pankartı asan öğrenciler, yurttaki eşyalarla
barikat kurup, polisin içeri girmesini engellemişlerdir.
Aynı zamanda dışarda biriken polislere yurttaki
eşyaları atıp içeri gelişlerine engel oldular.
Yaklaşık 3 saat süren eylemin sonunda belediye
başkanının, sendikaların, devrimci kurumların
ve basının gelmesiyle öğrenciler taleplerini
bildirip; milli eğitim müdürünün de bu taleplerin
karşılanacağını söylemesi üzerine yurt işgal
eylemi başarılı bir şekilde tamamlandı. Aynı
zamanda eylemi ancak polislerin yurdun önünü
terk ettikten sonra bitireceklerini açıklayan
öğrenciler polisin geri adım atması ve alanı
terk etmesini üzerine eylemi sonlandırıp yurt
önünde bekleyen Dersim halkıyla birlikte öğretmen
evine kadar bir yürüyüş gerçekleştirdiler. Ve
daha sonra öğrencilerin bir kısmı öğretmen evinde
bir kısmı da evlere giderek eylem son bulmuştur.
Eylemden sonra lisede eğitime ara verildi.
GELECEK, SİZ NASIL
İSTİYORSANIZ ÖYLE GELECEK.
GENÇLİK GELECEK,
GELECEK SOSYALİZM!!!
Zorunlu Bir Açıklama:
Gençlik Cephesinin eylemi örgütlerken yayınladığı
bildiri ve sohbetlerle yurttaki örgütlü, örgütsüz
öğrenciler Gençlik Cephesinin örgütlediği eylemin
içerisinde bulunmuşlardır. Biz Gençlik Cephesi
olarak elbetteki bu tür eylemlerin halk tarafından,
devrimci kurumlar tarafından sahiplenilmesini
desteklenmesini isteriz. Ancak yurtta bir çalışması
olmamasına rağmen bu eylemden haberdar bile
olmayan devrimci dostlarımızın eylem sırasında
eylemi yönlendirmeye çalışması orada kendi sloganlarını
attırmaya çalışması ciddi anlamda eksik ve yanlış
olan bir tutumdur. Devrimci dayanışma başka
şeydir. Pragmatist yaklaşmak başka bir şeydir.
Bunun ayrımını iyi yapmamız gerekir. Eylem sırasında
Gençlik Cepheli arkadaşların dışardan eylemi
yönlendirmemesinin nedeni ise zaten içerde yönlendiren
ve ne yapması gerektiğini bilen örgütlü bir
eylem bileşenin olmasındandır. İradenin ve karar
mekanizmasının da direnişin içiden olması gerektiğini
savunduğundan dolayı başta müdahalede bulunmamıştır.
bu noktadan devrimci dostlarımızın bu durumu
dikkate almasını isteriz.
|
8 Mart
Dünya Emekçi Kadınlar Günü Eylemlerindeydik!
Bu yıl da Devrimci Sosyalistler bulundukları
her alanda 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü
eylemlerindeydiler. Adana, İzmir ve İstanbul'da
gerçekleştirilen eylemlerle ilgili haberlerin
detaylarını okumak için aşağıdaki linki tıklayabilirsiniz.
8
Mart Haberlerinin Tamamını Okumak İçin Burayı
Tıklayın...
|
|
Barikat'ın
Mart/Nisan Sayısı Çıktı
Barikat'ın yeni sayısı çıktı.
Bu sayımızda Ortadoğu'daki gelişmeleri değerlendiren
bir yazımız ve tüm devrimci güçlere çağrı niteliği
taşıyan bir yazımız haricindeki neredeyse tüm
yazılarımız, Barikat'ın düzenli takipçilerine
yönelik diyebiliriz. Bunun bazı noktalarda kaçınılmaz
tekrarlara yol açtığının farkındayız, ancak
bunun gerekliliğinin de. Kızıldere'ye değişik
bir yaklaşımı içeren bir başka yazımızla dergimizi
siz okurlarımıza sunuyoruz. Bir sonraki sayımızın
bu kadar ara vermeden çıkması dileğiyle, iyi
okumalar diliyoruz. Dergimizi oluşturan yazılar
en kısa sürede web sitemize eklenecektir.
|
|
Adana'da
Gözaltı Terörü Protesto Edildi!
6
Mart Çarşamba sabahı eş zamanlı yapılan gözaltı
furyasında DİHA Adana bürosu, BDP İl ve İlçe
binaları, Gülbahçesi Demokratik Kültür ve Dayanışma
Derneği, KURDİ-DER binası ile Dağlıoğlu ve Barbaros
mahallelerinde çok sayıda eve baskın düzenlendi.
Açlık grevini sürdüren yurttaşların da içerisinde
bulunduğu 56 kişi gözaltına alındı. Gözaltıları
protesto etmek için 7 Mart Perşembe günü BDP
Adana il binası önünde bir basın açıklaması
gerçekleştirildi. Açıklamayı gerçekleştiren
BDP İl Yöneticisi; "AKP'nin bu saldırı
furyalarını geri püskürteceğiz, asla bizi, mücadelemizi
bitiremeyeceksiniz" ifadelerinne yer verdi.
Yaşanan bu gözaltıların yanında Adana-Pozantı
cezaevinde yaşanan insanlık dışı işkence ve
cinsel istismara vurgu yapan Mersin İHD Başkanı
ise yaşanan bu vahşetin peşini bırakmayacağız,
çözüm çocukları Sincan cezaevine nakletmek değil,
bir an önce gerekenler yapılmalıdır" dedi.
Devrimci-demokrat kurumların, derneklerin, sendikaların
destek verdiği açıklama sloganlarla son buldu.
|
|
Avrupa
EÖC İnisiyatifi
Web Sitesi Açıldı
Avrupa
Emek ve Özgürlük Cephesi İnsiyatifi'nin web
sitesi yayınına başladı. Günlük olarak güncellenen
siteye şu adresten ulaşabilirsiniz: www.eoc-avrupa.org
Siteden dünya ve
Türkiye'deki siyasi gelişmelere dair haber ve
yorumlara ulaşmak mümkün. Yine siteden "Devrimci
Kurtuluş Marşı" ve "Cephe Marşı"
dinlenebiliyor.
.
|
|
Adana'da
Katliamlar, İşkenceler, Faili Meçhuller, İçin
Basın Açıklaması
HDK'nin "SEN DE BİR
SES ÇIKAR" kampanyası dahilinde 4 Şubat
Cumartesi günü saat 13.00'te Adana İnönü Parkı'nda
bir basın açıklaması gerçekleştirildi. Kontrgerilla
katliamlarına ve Diyarbakır'da gerçekleştirilen
kazılara değinilen açıklamada şu ifadelere yer
verildi; "11 Ocak 2012 tarihinde Amed'de
eski cezaevi ve JİTEM Grup Komutanlığı'nın işkence
ve infaz merkezi olarak kullanıldığı bilinen
İçkale'de yapılan kazılarda, 23 kişiye ait kafatası
ve kemiklere ulaşıldı. Şırnak'ın Güçlükonak
İlçesi Tabur Komutanlığı'nda yapılan kazı çalışmalarında
ise 3 kişinin kemikleri giysileriyle birlikte
bulundu. Savcılık hızla soruşturmaya gizlilik
kararı koydu.
KARANLIK TARİH AYDINLATILSIN,
GERÇEKLER AÇIĞA ÇIKARILSIN!
Türkiye tarihindeki
tüm provokasyonlar, bütün tertipler, katliam
ve cinayetler, 12 Eylül askeri darbesi başta
olmak üzere bütün darbeler, plan ve girişimler
soruşturulmalı; darbeciler, sorumlu kurum ve
kişiler açığa çıkarılmalı, cezalandırılmalıdır.
Kontrgerilla hakkındaki araştırma ve yargılama
hiçbir yasayla sınırlandırılmamalı; arşivler
açılmalı, JİTEM, Özel Harp Dairesi, Özel Kuvvetler,
Koruculuk dağıtılmalı, polise öldürme ve işkence
yetkisi veren PVSK (polis vazife ve selahiyet
kanunu) kaldırılmalı, keyfi dinlemelere son
verilmeli ve özel hayatın dokunulmazlığı sağlanmalıdır.
Tüm emekçileri katliamlara, tutuklamalara, verilen
cezalara karşı çıkmaya, tarihsel ve kültürel
gerçeklerle yüzleşmeye, hakikatleri araştırma
cesareti göstermeye destek olmaya çağırıyoruz"
denildi. BDSP, İHD, ODAK ve EÖC'nin de destek
verdiği açıklama sloganlarla son buldu.
|
|
Münih'te
Emperyalist "Güvenlik Konferansı"na
Karşı Emeğin Protestosu
Her
yıl şubat ayının ilk hafta sonunda emperyalist
barbarlar ve işbirlikçilerinin Münih'te Bayerischer
Hof'ta gerçekleştirdiği ve emperyalist sistemin
güvenlik sorunlarının ele alındığı "Güvenlik
Konferansı" bu yılda yapıldı.
Münih Güvenlik Konferansı
olarak bilinen ve elliyi aşkın yıldır düzenli
olarak yapılan toplantılar, emperyalist güçlerin
güvenlik stratejilerinin belirlenmesinde özel
bir öneme sahip bulunuyor. Emperyalist ülkelerin
güvenlik elitlerinin bir araya geldiği toplantılarda
bir yandan dünyanın dört yanında emperyalist-kapitalist
sistemi tehdit eden ya da tehdit etmesi olası
sorunlar ele alınırken, bir yandan da işçi sınıfı
ve emekçi halkların kazanımlarının nasıl ortadan
kaldırılacağına ilişkin stratejiler belirleniyor.
Toplantılara emperyalist güvenlik stratejistlerinin
ve politik temsilcilerinin yanı sıra, sömürge
ve yeni-sömürge ülkelerdeki işbirlikçi temsilcilerde
katılıyor. Bütün bu özellikleriyle Münih Güvenlik
Konferansı işçi sınıfı ve emekçi halklar için
tam bir şer odağı niteliği taşıyor ve güvenlik
değil, emperyalist savaş konferansı olarak biçimleniyor.
Bu yılki toplantıların
gündeminde temel maddeler olarak Suriye, İran
ve Çin bulunuyordu. Yani Orta ve Uzakdoğu emperyalist
savaş kışkırtıcılarının masaya yatırdıkları
ve yeni saldırı planlarının hedefi haline getirdikleri
başlıca alanlardı. Toplantılara işbirlikçi AKP
hükümeti adına bu yıl dışişleri bakanı Davutoğlu
katıldı.
Savaş ve saldırı
konferansı her sene olduğu gibi bu kez de protesto
gösterileriyle karşılandı. Aralarında EÖC'ünde
bulunduğu 90 ilerici, anti-faşist, anti-emperyalist,
devrimci ve sosyalist örgütlenmenin bulunduğu
koordinasyon gösteriler için ortak çağrı yayınlandı.
4 Şubat 2012'de Münih'in
Stachus meydanında eksi 15 dereceyi bulan soğuğa
rağmen üç bin gösterici toplandı. Protesto gösterisi
meydanda ortak konuşma metninin okunmasıyla
başladı ve yürüyüşle devam etti. Kendilerini
sık sık demokrasinin kalesi olarak tanımlayan
emperyalist ülkelerde artık olağanlaşmaya başlayan
demokratik gösterilere polis saldırısı bir kez
daha yaşandı. Polis saldırarak gözaltılar gerçekleştirdi.
Emperyalist efendilerin korkusu kendisini polisin
sayısı ve tutumunda da ortaya koydu. Her göstericiye
4 polis!..
Gösteri boyunca "Alman
Parası, Alman Silahları Tüm Dünyada Öldürüyor!",
"Yaşasın Enternasyonal Dayanışma",
"Krizlerin ve Savaşların Arkasında Sermaye
Vardır, Kurtuluş Mücadelesi Enternasyonaldir",
"Tek Yol Devrim" sloganları sık sık
atıldı.
Yürüyüşün sona erdiği
Marienplatz'da, kadın haklarını savunduğu ve
Afganistan'ın işgaline karşı mücadele ettiği
için Afganistan Parlamentosundan atılan Malalai
Joya bir konuşma yaptı. Joya konuşmasında Afganistan'ın
işgalinin demokrasi ve insan hakları getirmediğini
sadece ve sadece kan, ölüm ve zulüm getirdiğini
ifade etti. Yapılan diğer konuşmaların ardından
gösteri sona erdi.
|
|
Münih'te
Nazilerin Yürüyüşü Devrimciler Tarafından Engellendi!
Naziler 18 Ocak 2012 Çarşamba
günü Almanya'nın Münih kentinde anarşist ve
komünist çevrelerin uğradığı otonom kültür merkezine
(Kafe Marat) bir saldırı gerçekleştirdiler.
Bu saldırının ardından, 21 Ocak 2012 cumartesi
günü "Ulusal özgür alanlar yaratalım, vatansever
merkezler istiyoruz" adı altında Münih'in
Hauptbahnhof'undan (Gar'ından) Otonom Kültür
Merkezine kadar yürüyüş gerçekleşirmek istediler.
"NS (Nasyonal
Sosyalizm) hemen şimdi" ve "Anti Anti-Fa"
gibi yazılar yazarak ve Kafe Marat'ın kapısında
hasar yaratarak saldırı gerçekleşirdiler.
Göçmenleri katleden,
onlar üzerinde faşist terörü estiren ve Anayasayı
Koruma Örgütü aracılığıyla NSU adlı hücreyi
(Nasyonal Sosyalist Hücre) destekleyen devlet
bu yürüyüşte de bir kez daha gerçek yüzünü gösterdi.
Faşistler demir sopalarla gelmelerine rağmen
yürüyüşleri iptal edilip yasaklanmadı. Sol ve
devrimci çevrelerin gösterilerinde kalın pankart
sopalar vb. gibi en ufak bir malzemeyi bile
saldırı nedeni haline getiren polisin, faşistlerin
demir sopalarla yürümesine izin vermesi ve onların
güvenliğini alması, Nazilere karşı ne denli
toleranslı olduklarını, kendi yasalarını çiğneme
konusunda rahat davrandıklarını bir kez daha
gösterdi.
Yürüyüşün başladığı
yerde faşistlerin yürümesini engellemek için
anti-faşistlerin kol kola girmesiyle ilk barikatlar
oluşturuldu. İlk barikatlar polisin özel destek
komando birimleri tarafından sadistçe küfürlerle,
coplarla, yumruklarla dağıtıldı. Bu esnada yaralananlar
ve gözaltına alınanlar oldu. Ancak gittikçe
çoğalan kitle pes etmedi ve biraz daha ötede
yeniden barikatlar oluşturdu ve Nazilere bütün
sokaklar kapatıldı. Nazilerin yürüyüş güzergahı
kapatılarak yürüyüş engellendi.
"Anayasayı Koruma
Örgütü ve Naziler El Ele, Direniş Örgütleyelim",
"Tek Yol Devrim", "No Pasarán",
"Alerta Antifascista" gibi sloganlar
atıdı
Nazi karşıtı gösteriye
SDAJ, ALM, DKP, MLPD, Anti-Fa NT, Anti-Fa isimli
Alman anti-faşist ve sosyalist örgütlerinin
yanısıra; Kürdistanlı yurtseverler, EÖC ve DİDF
katıldı.
|
|
Polorıs
Hrantek
Polorıs Hayenk!
(Hepimiz Hrant'ız
Hepimiz Ermeniyiz!)
Toplumda adalet duygusunun
ciddi kırılmalara uğradığı momentler vardır.
17 Ocak 2012 günü sonuçlanan Hrant Dink cinayeti
davasında alınan kararların yarattığı durum
gibi... Ama bu defa suskunlukla geçiştiremedi
kimse bunu. İki gün sonra cinayetin yıldönümünde
sokakları dolduran 50 bin kişi, herşeyin olgarşinin
istediği gibi gitmeyeceğini bir kez daha dosta
düşmana gösterdi. Ne %50'lik oy oranları, ne
de polisinden yargısına, eğitiminden kültürüne
her alanda yayılmış bir "ABD tarikatı iktidarı"
ağının herşeye egemen olamayacağını, insanların
bilincine, iradesine, özgürlüklerine egemen
olmanın o kadar da "formel" olmadığını
bir kez daha tarihe geçecek bir yürüyüşle ispatladı.
Belki de toplumdaki adalet talebinin bu denli
doruğa çıktığı bir zaman dilimine az rastlanır.
Bu tabloyu oligarşi kendi elleriyle yarattı.
Burjuva demokratı diyebileceğimiz kesimlerin
bile adalet talebiyle sokağa çıkmasını onlar
sağladı. Ama elbette ki yürüyüşün gövdesini
oluşturan onlar değil, adalete en fazla ihtiyacı
olanlar, her kesimden emekçilerdi.
Bu topraklarda faşizmle
bir derdi olan her sınıf ve tabakadan insan
hep bir ağızdan haykırdı "Hepimiz Hrant'ız,
Hepimiz Ermeniyiz" diye. 19 Ocak günü saat
13.00'te Taksim'de toplanarak Osmanbey'deki
Agos Gazetesi'nin önüne doğru yürüyüşe geçen
kitle gazeteye vardığında hala Taksim'de yürüyüşe
katılanlar vardı... Fotoğraflar kalabalığı yeterince
anlatıyor zaten. Bu tablo karşısında başbakanın
ağzından "bu işin temyizi var" diye
kendini savunmaya çalışan suçluları yeterince
mahkum ediyordu kitlenin gücü ve haklılığı.
Aynı günün akşamı
saat 19.00'da Taksim'de toplanarak Galatasaray'a
yürüyen kitlenin haykırdığı "Katil Devlet
Hesap Verecek!" sloganı herşeyi özetliyordu
aslında. "Hepimiz Hrant'ız Hepimiz Ermeniyiz!",
"Yaşasın Halkların Kardeşliği!", "Biji
Bıratiya Gelan!", "Gün Gelecek Devran
Dönecek Katiller Halka Hesap Verecek!"
sloganlarıyla yürüyen kitlenin Galatasarayda
gerçekleştirdiği Ermenice ve Türkçe okunan basın
açıklamasından sonra Emeğe Ezgi müzik grubunun
Ermenice ve Türkçe seslendirdiği iki parça ile
sona eren o akşamki eylemdi sadece; Halkların
adalet ve özgürlük arayışı ise hiç durmamacasına
devam ediyor.
Adana'da
Hrant İçin, Halkların Kardeşliği Yürüyüşü Gerçekleştirildi
Faşizme karşı, adalet, halkların
kardeşliği için bir araya gelen içerisinde EÖC'ünde
bulunduğu ilerici, devrimci, demokrat kurumlar,
sendikalar bir yürüyüş gerçekleştirdi. 19 Ocak
Perşembe günü saat 18.00'de 5 Ocak Meydanı'nda
toplanan kitle ortak pankart arkasında zincir
oluşturarak yürüyüşe geçti. Yolu trafiğe kapatan
kitlenin önü Çakmak Caddesi girişi önünde kolluk
güçlerince durdurulmak istendi. Engelleme ve
taciz sloganlarla karşılık buldu ve burada bir
arbede yaşandı. Yaşanan arbedeyle beraber birbirine
kenetlenen kitle kolluk güçlerini yararak yürüyüşe
tekrar geçti. "Faşizme karşı omuz omuza,
Emekçiye değil, çetelere barikat, Yaşasın halkların
kardeşliği, Yaşasın devrimci dayanışma, Baskılar
bizi yıldıramaz, Hepimiz Hrant'ız hepimiz ermeniyiz"
sloganlarını haykıran kitleyle kolluk güçleri
arasında sık sık kısa süreli arbedeler yaşandı.
Basın açıklamasını gerçekleştirmek üzere İnönü
Parkı'na girmek isteyen kitle burada da kolluk
güçlerinin pankartı parçalamak istemesi ve taciziyle
tekrar bir çatışma yaşandı ve kitle park içerisine
girerek açıklamayı gerçekleştirdi. Açıklamada
şunlara değinildi ;"Hrant Dink, 5 yıl önce,
tüm insanlığın gözleri önünde bir tetikçi tarafından
öldürüldü. Irkçı ve şoven, insanlık düşmanı
zihniyetin yönlendirmesiyle, güpegündüz, Ermeni
Gazetesi Agos’un kapısında katledildi. Onca
kamera, onca göz, onca görgü tanığı önünde...
İşbaşında AKP Hükümeti, onun İçişleri Bakanı,
Valisi, Emniyet Müdürü, istihbaratı varken katledildi.
Tetikçi, devletin kolluk güçleriyle kutlama
yaparken, işbirlikçi tembihlenmiş olarak yakalandı.
Ancak arkasındaki güçler “devlet sırrı”sayılarak
korundu, korunmaya devam ediyor. Deliller karartılıp,
gerçekler gizlendi. Gerçek suçluların açığa
çıkarılması ve yargılanması engellendi. Önceki
gün son duruşması, İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesinde
görülen davanın iki tutuklu sanığından birisi
olan Erhan Tuncel’in beraat ettirilmesi, Yasin
Hayal’in de “Tasarlayarak öldürmeye azmettirme”
suçundan ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına
çarptırılmasıyla sonuçlandı. Daha da ilginci
mahkeme bu kararıyla Hrant Dink’in katledilmesinin
örgütlü bir suç olmadığına, Yasin Hayal gibi
bir psikopatla çocuk yaştaki Ogün Samast’ın
kafalarına estiği için bu cinayeti işlediklerine
hükmetti! Mahkeme bu davayı bitirmiş, kendince
dosyayı kapatmıştır. Ancak bu davanın mahkeme
safahatı bitmiştir ama dosyası daha kapanmamıştır.
Çünkü Hrant Dink davası, kamuoyu vicdanında
kapanmayan davaların kategorisine girerek, Türkiye’yi
yöneten güçlerin yazdığı kanlı tarihin “suç
belgesine” dönüşmüştür. Çünkü artık Hrant Dink’in
katli, bir kaç kişinin ya da bir örgütün suçu
olmaktan çıkıp sistemin, düzenin işlediği bir
cinayete; sistemin yöneticilerinin, savunucularının
suçuna dönüşmüştür. Ve artık ülkenin Başbakanı,
Adalet Bakanı da ülkeyi yöneten başka güç odaklarının
temsilcileri artık; “Bu adaletin işidir, mahkemenin
kararıdır. Bizim yapacağımız bir şey yoktur”
diyemezler. Çünkü artık olay bir mahkeme ve
yargılama işi olmaktan çıkıp, bir siyasi suça
dönüşmüştür. Kardeşlik elçisi, halkların kardeşliği
için mücadele eden bir bilgeyi katlederek, sadece
Ermenilere değil, tüm halklara, tüm insanlığa
gözdağı verilmek istendiği bilinerek, ısrarla
“Hepimiz Ermeni’yiz, Hepimiz Hrant’ız” haykırışları
dinmiyor. Ermeni halkının uğradığı mezalimi,
halkların kardeşliğiyle sorgulamak ve mahkûm
etmek için çırpınıp duran, karanlık tarihle,
katliamlarla, soykırımlarla yüzleşmenin insanlaşmaya
erişmek olduğunu ısrarla söyleyen Hrant’ın davasının
takipçisi olacağız. Tekçi, ırkçı ve şoven anlayışı
mahkum edeceğiz, halklar, inançlar, kültürler
zengini bu topraklarda boyun eğmeyeceğiz, teslim
olmayacağız. Eşitlik, özgürlük, kardeşlik için
tüm halklarımızı el ele vermeye, katillerden
hesap sormaya çağırıyoruz." ifadelerine
yer verildi. Eylem açıklamanın ardından son
buldu.
|
|
Kürt
Ulusunun Sesini Susturamayacaksınız!
13 Ocak sabahı yine ajanslardan
"KCK operasyonu" haberleri gelmeye
başladı. Milletvekili Leyla Zana'nın kaldığı
ev de dahil olmak üzere birçok ev ve kurumun
arandığı, çok sayıda kişinin gözaltına alındığı
operasyonlar hep aynı yalanlarla gerekçelendiriliyordu:
"KCK'nın şehir yapılanmasını bitirmek".
Oysa kendileri de biliyor bunun yalan olduğunu.
Nice operasyonlar, katliamlar, kimyasal silahlar,
diyarbakır zindanı işkenceleri, olağanüstü haller,
kayıplar susturamamıştı bu sesi. Bu operasyon
da susturamayacak.
Son seçimlerin ardından
artık kendini "rakipsiz" hisseden
AKP iktidarının benzer uygulamaları Türkiye'yi
dünyanın en fazla "terör suçu tutuklusu"
barındıran ülkesi haline getirdi. AKP'yi beğenmeyen,
onun politikalarına karşı çıkan her kesim bir
şekilde kendini parmaklıklar arkasında bulabiliyor
bu ülkede.
AKP'nin politikalarını
boşa çıkarma konusunda en başarılı muhalefeti
sergileyen Kürt ulusu da doğal olarak saldırıların
katmerlisiyle karşılaşıyor. Politikacısından,
gazetecisine, avukatından sendikacısına, öğrencisinden
köylüsüne kadar cezaevini boylamayan kalmadı.
Ya bir "gizli tanık", ya da "teknik
takip" denilerek zındanlar dolduruluyor.
Öyle ki bu gizli tanıklar Malatya'da hiç açılmamış
olan MKM'ye ifadelerinde yer veriyorlar, teknik
takiplerle yeri tespit edilen bombalar polisin
daha ilk kazma darbesiyle bulunuveriyor...
Kimse kimseyi kandırmasın.
Hayalgücünüzün sınırlarının ne denli genişlediğini
görüyoruz. Ama politika hayallerle değil, somut
olgularla yapılır. Roboski köylülerinin acıları
dinmedi henüz. Diyarbakır'da JİTEM bahçesinden
kemikler çıkmaya devam ediyor. Morglarda hala
kimliği tespit edilemeyen yanmış cesetler duruyor.
Kısacası yaralar kanamaya devam ediyor. Yeni
yaralar açmak için çok girişkensiniz. Açıyorsunuz
da belki. Ama bu yaraların hiç birinin öldürücü
olamayacağını aklınız almıyor. Hayallere dalmış
olan aklınızı yeryüzüne indirin. Bu gerçeği
alışkın olduğunuz ruhani yöntemler çözemez.
Bu halk dimdik ayakta ve karşınızda duruyor.
Ve yanlız da değil. Yaralarımızı birlikte saracağız
ve onları açanların yanına bırakmayacağız. Ve
bu kavga, artık hiçbir yaranın açılamayacağı
günlere değin sürecek.
AKP'nin
Saldırı Furyası Adana'da Protesto Edildi
Dün sabah saatleriyle gerçekleştirilen
saldırı furyasında BDP Adana Yüreğir ve Seyhan
İlçe binası ve Mersin il ve ilçe binalarına
yapılan baskınlar dün ve bugün yapılan kitlesel
basın açıklamalarıyla protesto edildi. Adana
Yüreğir ve Seyhan ilçe binalarına yapılan baskında
hardisklere ve dergilere el konuldu. Mersin
il ve ilçe binalarına ve evlere yapılan eş zamanlı
baskında 1 kişi gözaltına alındı. Gerçekleştirilen
bu saldırganlığı protesto etmek için 13 Ocak
ve 14 Ocak günü saat 12.30'da Adana BDP İl binası
önünde basın açıklaması gerçekleştirildi. Açıklmada;
"AKP'nin bu saldırıları halkımızı sindirmeye
ve gözdağı vermeye yöneliktir. BDP milletvekillerine,
il ilçe binalarına ve evlere yapılan bu baskınlar
kürt halkını teslim almaya yöneliktir. Halkın
temsilcileri asla teslim alınamayacaktır. Bedeli
ne olursa olsun mücadelemiz sürecektir"
ifadelerine yer verildi. Daha sonra söz alan
BDP Muş Milletvekili Demir Çelik ise; Son üç
yıldır devam eden bu saldırı ve tutuklama furyasında
dün yapılan operasyonla da 33 insanımız gözaltına
alınmıştır. Yapılan bu keyfi ve pervasız saldırılara
Kürt halkı asla boyun eğmeyecektir. Her türlü
zulme rağmen özgürlüğün sesi yükselmiştir, yükselecektir."
dedi. Halkların kardeşliği vurgusunu da yapan
Demir Çelik, "bu saldırılara, zulme, tutuklamalara
karşı ezilen halklar kararlı bir duruşla geri
püskürtecektir" dedi. "Baskılar bizi
yıldıramaz, Yaşasın halkların kardeşliği"
sloganların atıldığı eyleme EÖC, İHD, ESP ve
EĞİTİM-SEN de destek verdi.
|
|
Münih'te
Roboski Katliamını Protesto Mitingi
27 Aralık 2011'de sömürgeci
faşist devletin Uludere'nin Roboski köyünde
savaş uçaklarının bombardımanıyla gerçekleştirdiği
katliamla 35 köylünün katledilmesi 7 Ocak 2012'de
Almanya'nın Münih kentinde bir mitingle protesto
edildi.
Miting, Kürt yurtseverlerinin
yanı sıra, Alman sosyalist gruplarının (SDAJ,
ALM) ve Türkiye devrimci ve sol hareketinden
EÖC ve DIDF'in katılımıyla düzenlendi. Bu katliamın
bir kaza sonucu gerçekleşmediği, Kürt ulusuna
gözdağı vermek amacıyla yapılmış planlı bir
eylem olduğu ifade edildi.
Alman silah endüstirisinin
en önemli müşterilerinden birinin faşist TC
olduğu, halkı katleden silahların satışının
yapılması ve bu satışların finanse edilmesi
yoluyla Alman devletinin de katliamda payının
olduğuna vurgu yapıldı.
"Almanya Finanse
Ediyor, Türkiye Bombalıyor", "Kürdistan'daki
Katliamlar Dursun" "Yaşasın Enternasyonal
Dayanışma", "Şehit Namırın" sloganlarını
türkçe, kürtçe ve almanca atarak kitle öfkesini
alanlara taşıdı. EÖC Avrupa İnisiyatifi'nin
katilama ilişkin yayınladığı bildiri de alanda
dağıtıldı.
Miting planlandığı
gibi yapılarak sona erdi.
Bildirinin
Türkçesinin PDF format için tıklayın
Bildirinin
Almancası (Deutsch) PDF format için tıklayın
|
|
Öldürmekle
Bitiremeyeceksiniz!
27 Aralık günü TC Devleti
katliamlar zincirine bir halka daha ekledi.
Şırnak'ın Uludere İlçesi, Roboski köyünde kaçakçılık
yapan, yaşları 15 ila 19 arasında değişen, çoğu
lise öğrencisi 35 genç, savaş uçaklarının bombardımanıyla
katledildi. Silahları yoktu. Yıllardır yaptıkları
şeyi yapıyorlardı. Ortada yeni olan bir şey
yoktu. Yeni olan şey kan dökmekten başka yapacak
bir şeyi kalmamış bir devletti. Katliamdan sonra
on yıllar geçip de bir valinin-kaymakamın TV
ekranlarında birşeyler itiraf etmesini beklemek
istemeyen, tepkisini hemen gösteren kitleye
polis saldırmakta gecikmedi. İstanbul'daki protesto
gösterileri gaza boğuldu ve çok sayıda gösterici
gözaltına alındı.
İstiyorlar ki seyirci kalalım tüm bunlara. Hayır,
ne sıranın bize gelmesini bekleyeceğiz, ne de
katliamların sürmesine seyirci kalacağız. Varlığı
katliamlar üzerine kurulu bu sistemi yerle bir
edene kadar mücadele edeceğiz. Kimsenin özrü,
yargılanması bizi ikna edemez. Hak ettikleri
neyse onu da biz vereceğiz. Kimseden bir şey
istemiyoruz. Adaleti bu topraklarda ancak adil
olanlar gerçekleştirecektir. Ve onlar, öldürmekle
bitmez, bitmedi, bitmeyecek.
|
|
Nato
ve Füze Kalkanına Karşı Yürüdük
NATO ve Füze Kalkanı Karşıtı
Birlik olarak, emperyalizmin ortadoğudaki saldırgan
politikalarını ve özelde Suriye üzerine geliştirilen
savaş çığırtkanlığı ile bunun yerli şakşakçılarını
protesto etmek ve kurulmaya başlanan füze kalkanına
dur demek için 25 Aralık 2011 pazar günü saat
16.30'da İstanbul Şişli Meydanı'nda buluşup
AKP Şişli İlçe Başkanlığına bir yürüyüş gerçekleştirdik.
Nato ve Füze Kalkanı Karşıtı Öğrencilerin de
desteklediği yürüyüş boyunca "Emperyalizme
Kalkan Olmayacağız!", "Siyonizme Kalkan
Olmayacağız!", "Kahrolsun Emperyalizm
Yaşasın Mücadelemiz!", "Yaşasın Halkların
Kardeşliği-Biji Bratiya Gelan!", "Emperyalistler
İşbirlikçiler 6. Filoyu Unutmayın!", "Katil
ABD İşbirlikçi AKP", "Emperyalizm
Yenilecek Direnen Halklar Kazanacak!",
"Savaşa Değil Eğitime Bütçe!", "Parasız,
Bilimsel Anadilde Eğitim!" sloganları atıldı.
AKP Şişli İlçe binasının önünde gerçekleştirilen
basın açıklamasında ise füze kalkanı ekseninde
emperyalizme yapılan uşaklık teşhir edilirken,
son günlerdeki devletin faşist saldırıları da
protesto edildi. Suriye'ye yönelik savaş çığırtkanlığının
da teşhir edildiği eylemde devletin Kürt politikasındaki
çıkmazın Suriye savaşıyla örtülemeyeceğine dikkat
çekildi. Basın açıklaması sırasında da sloganlarını
yineleyen kitle, yine sloganlarıyla eylemini
sonlandırdı.
|
|
Özgür
Gündem Gazetesi İle Dayanışma
Emek ve Özgürlük Cephesi
ve Barikat Dergisi olarak geçtiğimiz günlerde
birçok çalışanı gözaltına alınan ve bunlardan
36'sı tutuklanan Özgür Gündem, Dicle Haber Ajansı
çalışanlarıyla dayanışmak amacıyla Özgür Gündem
Gazetesine bir ziyaret gerçekleştirdi. 24 Aralık
cumartesi gerçekleşen destek ziyaretinde devrimci
dayanışma duygularını ifade eden Emek ve Özgürlük
Cepheliler, dayanışma amacıyla ertesi gün gazete
satışı yapacaklarını ifade ederek ziyaretlerini
sonlandırdılar.
Ertesi gün EÖC önlükleriyle
ve "Özgür Basın Susturulamaz", "Tutuklu
Gazeteciler Derhal Serbest Bırakılsın"
sloganlarıyla İstanbul İstiklal Caddesinde gazete
satışına çıkan Emek ve Özgürlük Cepheliler beklenenden
kısa bir sürede ellerindeki tüm gazeteleri tükettiler.
Özgür Gündem satışının ardından tekrar gazeteyi
ziyaret eden Emek ve Özgürlük Cepheliler, dayanışmalarının
bundan sonra da değişik biçimlerde süreceğini
ifade ederek ayrıldılar.
|
|
Özgür
Basın Susturulamaz!
20 Aralık İstanbul, Ankara,
İzmir, Adana, Diyarbakır ve Van'da düzenlenen
operasyonlarla Özgür Gündem, DİHA, ANF, Etkin
Haber Ajansı ve Etik Ajans çalışanı 37 gazetecinin
gözaltına alınması, aynı gün İstanbul'da düzenlenen
bir yürüyüşle protesto edildi. Taksim Tramvay
durağında biraraya gelen kitle "Özgür Basın
Susturulamaz", "Kurtuluş Yok Tek Başına
Ya Hep Beraber Ya Hiç Birimiz", "Biji
Bıratiya Gelan", "Kürt Türk Ermeni
Yaşasın Halkların Kardeşliği", "Kürdistan
Faşizme Mezar Olacak", "Faşizme Karşı
Omuz Omuza" sloganlarını atarak Galatasaray
Meydanı'na doğru yürüyüşe geçti. Sanatçı Ferhat
Tunç'un da aralarında bulunduğu kalabalık yürüyüş
kolu Galatasaray Meydanı'na geldiğinde bir basın
açıklaması gerçekleştirerek bugün yaşanan gözaltı
saldırısı kınandı.
Son günlerde Kürt
ulusuna yönelik topyekün bir saldırı başlatan
devletin böylesi bir operasyonu kimseyi şaşırtmadı.
Çemberini giderek genişleten ve birçok devrimci
grubu da kapsayan operasyonlar zincirinine rağmen
yukarıda da görüldüğü gibi ne susan var, ne
de sinen. Özgür Gündem Gazetesi bombalandığında,
okurları, dağıtımcıları ve çalışanları katledildiğinde
susmadı ki şimdi sussun. Varsın oligarşi tüm
gücüyle yeni saldırılara imza atsın. Yüreği
özgürlük ateşiyle yananların sesini hiç bir
güç susturamayacak.
|
|
Alp
Ata Yoldaşımızı Mezarı Başında Andık
19 Aralık Katliamı sırasında
Ümraniye Hapishanesinde 22 Aralık günü katledilen
Alp Ata Akçayöz yoldaşımızı mezarı başında anmak
için 18 Aralık günü Maltepe Beşçeşmeler Kültür
ve Sanat Derneği önünde buluşarak mezarlığa
giden Emek ve Özgürlük Cepheliler, anmaya saygı
duruşu ile başladılar. "Alp Ata Yoldaş
Ölümsüzdür!", "Yaşasın Devrimci Kurtuluş
Mücadelemiz!", "Alp Ata Yaşıyor Yaşanacak!",
"Devrim Şehitleri Ölümsüzdür!", "Yaşasın
19 Aralık Direnişimiz!" sloganlarının atıldığı
anma Alp Ata Akçayöz yoldaşımızı tanıtan ve
19 Aralık Katliamının politik boyutlarına değinen
bir metnin okunmasıyla
devam etti. Sloganların eşlik ettiği metnin
okunmasının ardından hep bir ağızdan Cephe Marşı
okundu. "Yiğidim Aslanım Burda Yatıyor"
türküsü ile sona eren mezar anmasının ardından
topluca Beşçeşmeler Kültür ve Sanat Derneği'ne
geçildi.
Alp Ata Akçayöz yoldaşımızın
annesinin hazırlamış olduğu yemeğin yenilmesinin
ardından söyleşi bölümüne geçildi. Söyleşide
ilk olarak söz alan Ümit Efe, hücre tipi cezaevlerinin
ortaya çıkış sürecini ve dünyadaki değişik uygulamalarını
anlattı. Özellikle Batı Almanya'daki RAF tutsaklarına
uygulanan ağır tecrit uygulamalarına değinen
konuşmada, bunun toplumu teslim almaya yönelik
bir politik saldırı olduğu vurgusu yoğun olarak
işlendi.
Ardından söz alan Hasan
Yüksel ise 19 Aralık sürecinde Ümraniye Hapishanesinde
yaşananları anlattı. Direnişin F tiplerinde
de devam ettiğine dikkat çeken konuşmada, yanlızlaştırma
saldırısının dışarıdakileri de tehdit ettiğine
dikkat çekildi.
Daha sonra söz salona
bırakıldı ve iki konuşmacının ardından soru-cevap
tarzı diyaloglarla yaşamın tecritleştirilmesine
karşı örgütlenmenin önemine vurgu yapıldı.
Devrimci dayanışmanın
güzel bir örneğini veren Kutup Yıldızı müzik
grubunun verdiği küçük ama oldukça doyurucu
ve nitelikli müzik dinletisiyle anma etkinliğimiz
sona erdi.
|
İzmir ve İstanbul'da
19 Aralık Protestoları
*Yenilendi*
Adana
Bundan 11 yıl önce yaşanan devletin
adına "Hayata Dönüş" adı verdiği
katliam Adana'da devrimci kurumların bir araya
gelerek yaptıkları basın açıklamasıyla protesto
edildi. 19 Aralık günü saat 18.00'de İnönü
Parkı'nda "19 Aralık katliamını unutmadık,
unutturmayacağız" pankartı arkasında
bir araya gelen kitle ilk olarak katledilen
28 devrimci tutsak nezdinde devrim ve sosyalizm
mücadelesinde yitirdiklerimiz adına bir dakikalık
saygı duruşunda bulundu. Saygı duruşunun ardından
ortak basın metni okundu. Açıklamada şunlara
değinildi;“Eşi benzeri görülmemiş bu zindan
katliamının adına hayata dönüş operasyonu
dediler. Aslında hayata dönüş operasyonu değil
tam bir yok etme operasyonuydu. Ancak 28 devrimci
tutsak vahşice katledilse de devrimci irade
teslim alınamadığı gibi, 4 gün boyunca Mahirler'den,
Denizler'den, İbrahim Kaypakkayalar'dan devralınan
direniş geleneğini devam ettirip gelecek kuşaklara
miras bıraktılar. Direniş ateşi F tiplerine
tutsakların atılmasıyla söndürülemediği gibi
daha bir harlandı ve süren ölüm oruçlarında
122 devrimci tutsak şehit düştü.”
Devlet politikası haline gelen tecrit ve izolasyona
derhal son!
Dönemin Bakanlıklarının açık beyanları ve
raporlardaki sonuçlarla, katliamın devlet
nezdinde niyet, amaç ve arzusunun ispatlanarak
“hukuk devleti” TC'nin suçluları hala yargılamadığına
dikkat çekilen açıklamada gerçek sorumluların
biran önce yargılanması gerektiği vurgulandı.
Adli veya siyasi ayrımı yapmadan bütün tutuklu
ve hükümlüler için insan onuruna saygı gösterilmesi,
hiçbir tutuklu ve hükümlünün tecrit ve izolasyon
koşullarında tutulmaması, hapishanelere giremeyen
Kürtçe yayınların tutsaklara verilmesi, hapishanelerin
sivil izlemeye açık olması, tutuklu ve hükümlülerin
savunma, şiddete maruz kalmama, sağlık, eğitim,
beslenme, aileleriyle ve genel olarak dış
dünyayla iletişim haklarına saygılı olunması
gibi taleplerin dile getirildiği açıklamada
son olarak “Katliamın gerçek sorumlularının
açığa çıkarılarak haklarında idari ve yargısal
soruşturulmalar açılıp cezalandırılmaları
için mücadelemizi sonuna kadar sürdüreceğimizi
buradan bir kez daha haykırıyoruz.” denildi.
Eylem “Devrimci irade teslim alınamaz”, “Devrim
şehitleri ölümsüzdür”, “İnsanlık onuru işkenceyi
yenecek”, “Yaşasın devrimci dayanışma”, “Faşizme
karşı omuz omuza”,"Tecrit ölümdür, tecride
son!" sloganlarının atılmasıyla son buldu.
ESP, BDSP, İHD ve DHF'nin örgütleyicisi olduğu
eyleme Emek ve Özgürlük Cephesi'nin yanı sıra
ÖDP, Emek Partisi, HDK, Eğitim-Sen, Halkevleri
ve Türkiye Gerçeği de katılım gösterdi.
İzmir
19 Aralık katliamı,
İzmir'de devrimci kurumlar tarafından düzenlenen
ve Emek ve Özgürlük Cephesi'ninde katıldığı
bir yürüyüş ve basın açıklaması ile protesto
edildi. 18 Aralık 2011 pazar günü Karşıyaka
dolmuş duraklarından saat 14.00'te başlayan
yürüyüş, Karşıyaka çarşı girişinde okunan
basın açıklaması ile sonlandırıldı. Yürüyüş
sırasında "Katil Devlet Hesap Verecek",
"Kahrolsun Faşizm Yaşasın Mücadelemiz",
"İçerde Dışarda Hücreleri Parçala"
"Yaşasın Devrimci Dayanışma", "19
Aralık Katliamını Unutma Unutturma",
"Devrimci İrade Teslim Alınmaz"
sloganları atıldı.Okunan basın açıklamasında
"dün olduğu gibi bugün de direnenler
geleneğin bayrağını elden düşürmeyecek ve
bunca baskı ve zora karşı yılmadıklarını haykırmaktan
vazgeçmeyecektir. 19-22 Aralık katliamında
ateş altında dahi marşlarını söylemekten yılmayan
ve halaya duran devrimci irade teslim alınamayacağını
bir kez daha tarihe yazmasını bilecektir'e
dikkat çekildi. Basın açıklamasından sonra
okunan şiir ve Avusturya işçi marşının hep
beraber söylenmesinin ardından 19 aralık günü
Buca Cezaevi önünde yapılacak eylemin çağrısı
ile eylem sonlandırıldı.
Alınteri, BDSP,
DHF, Devrimci Hareket, ESP, Kaldıraç ve Partizan'ın
düzenlediği eyleme Emek ve Özgürlük Cephesi,
Köz ve DİP destek verdi.
İstanbul
19 Aralık Katliamını
protesto etmek için TUYAB, TUAD ve İHD Cezaevi
Komisyonu'nun ortak olarak düzenlediği yürüyüş,
19 Aralık günü saat 18.00'de, Tünel'den başladı.
"19 Aralık'ı Unutma Unutturma!",
"Anaların Öfkesi Katilleri Boğacak!",
"İçerde Dışarda Hücreleri Parçala!",
"Devrimci İrade Teslim Alınamaz!",
"Devrimci Tutsaklar Onurumuzdur!",
"Yaşasın 19 Aralık Direnişimiz!",
"Katil Devlet Hesap Verecek!", "Zindanlar
Yıkılsın Tutsaklara Özgürlük!", "Tecrit
İşkencesine Son!", "İnsanlık Onuru
İşkenceyi Yenecek!", "Devrimci Tutsaklar
Yalnız Değildir!" sloganlarının atıldığı
yürüyüş boyunca ajitasyonlar çekildi ve 19
Aralık Katliamında şehit düşenlerin adları
sayıldığında tüm kitle "yaşıyor"
diye haykırdı. Yer yer ajitasyonlar için duraklayan
yürüyüş korteji Taksim Meydanı'na geldiğinde
basın açıklaması için ilk sözü İHD İstanbul
Şubesi Başkanı Abdülbaki Boğa aldı.
Daha sonra eyleme
destek vermek için gelen sanatçı Pınar Sağ
kısa bir konuşma yaptı. Ardından ortak basın
metninin okunmasına geçildi. Basın metninde
büyük bir titizlikle hazırlanan katliamda
yaşananlar bir kez daha anımsatılırken, yargı
sürecindeki skandallar da bir kez daha teşhir
edildi. Gerçekte var olmayan isimlerin adıyla
imzalanmış tutanaklardan, bambaşka yerlerde
görevli askerlerin sorumlu tutulmaya çalışılmasına
varana kadar devletin bir çok kepazeliğinin
teşhir edildiği basın açıklaması, aradan ne
kadar zaman geçerse geçsin katillerin peşinin
bırakılmayacağına yapılan vurgularla sona
erdi.
Basın açıklamasının
okunmasının ardından Adalılar Müzik Grubu,
19 Aralık için besteledikleri şarkıyı seslendirdi.
Ardından tüm kitleyi birlikte okumaya çağırdıkları
Çav Bella şarkısını seslendiren Adalılar müzik
grubunun minik dinletisiyle protesto eylemi
sona erdi. Eyleme düzenleyen kurumların yanı
sıra Emek ve Özgürlük Cephesi, Halkevleri,
Emekçi Hareket Partisi ve Kaldıraç da destek
verdiler.
|
|
Barikat'ın
Yeni Sayısı Çıktı
Barikat'ın yeni sayısı çıktı.
Öncelikli olarak yaşanan gecikmeden dolayı tüm
okurlarımızdan özür dileriz. Bu gecikmenin bedeli,
gündemi biraz geriden takip eden bir sayı oldu.
Seçim sonuçlarının ortaya çıkardığı tablo gibi
bir yazı her ne kadar geç de olsa günümüzde,
güncelimizde yaşanan gelişmelere dair ufuk açıyor.
Bir sonraki sayımızda yayınlanacak olan yazının
devamında bu tablo karşısındaki duruşumuzu ifade
etmeye çalışacağız. Kürt ulusal sorunu ve bununla
bağlantılı olarak birlik sorununa değinen yazılarımızın
yanı sıra bir önceki sayımızda yayınlamaya başladığımız
Program Devrim ve Demokrasi başlıklı yazımızın
ikinci ve son bölümünü de bu sayımızda bulabileceksiniz.
Ahmet Saner ve Kadir
Tandoğan yoldaşlarımızın avukatı Nebi Barlas
ile yaptığımız röportajı da kısaltarak okurlarımıza
sunuyoruz. Bu kısaltmadan da tahmin edilebileceği
gibi yazı yoğunluklu bir sayı oldu 63 (2) sayımız.
İyi okumalar dilerken tüm okurlarımızın eleştiri,
öneri ve katkılarını beklediğimizi bir kez daha
yineliyoruz. Yeni sayımızın yazıları arşivimize
yüklenmiştir. Kapak resminin üzerine tıklayarak
ulaşabilirsiniz.
|
|
Füze
Kalkanına Karşı
Yürüyüş!
Malatya'nın
Kürecik Beldesinde kurulması planlanan füze
kalkanı, İstanbul
Kadıköy'de düzenlenen bir yürüyüşle protesto
edildi. 16 Ekim 2011 pazar günü Nato ve Füze
Kalkanı Karşıtı Birlik tarafından düzenlenen
yürüyüşe Emek ve Özgürlük Cephesi de katıldı.
Saat 13.30'da Kadıköy Altıyol'dan başlayan yürüyüş
boyunca "Emperyalizme Kalkan Olmayacağız",
"Siyonizme Kalkan Olmayacağız", "Emperyalistler,
İşbirlikçiler, 6.cı Filoyu Unutmayın",
"Yaşasın Halkların Kardeşliği", "Biji
Bıratiya Gelan", "Katil ABD İşbirlikçi
AKP", "Emperyalizm Yenilecek, Direnen
Halklar Kazanacak", "Katil ABD, Uşak
AKP" sloganları atıldı. Yine yürüyüş boyunca
"Emperyalizme, Füze Kalkanına, Emperyalist
İşgale, Emperyalist Üslere" şeklindeki
anonslara kitle "Hayır" diye haykırarak
yanıt verdi. Altıyol'dan Kadıköy Meydanı'na
kadar yolu trafiğe kapatarak yürüyen kitle,
burada Eminönü-Karaköy İskelesi'nin önünde bir
basın açıklaması gerçekleştirdi. Basın açıklamasında
füze kalkanına karşı yürütülecek bir mücadeleyle
bu emperyalist oyunun bozulabileceğine vurgu
yapılırken füze kalkanı projesinin arkasındaki
gerçekler de teşhir edildi. Basın açıklamasının
ardından sloganlar yinelendi ve bu defa mikrofonu
Grup Yorum Korosu aldı. Yoğun yağışa ve aynı
gün gerçekleşen Avrasya Maratonu nedeniyle İstanbul'daki
birçok anayolun kapalı olmasından kaynaklı ciddi
ulaşım sorunlarına rağmen önemli bir kitlesellik
kaybı gerçekleşmeden kotarılan eylem, böylece
sona erdi. Eyleme Emek ve Özgürlük Cephesinin
yanı sıra BDSP, ESP, Halk Cephesi, Kaldıraç,
EHP, Devrimci Hareket, Ürün Sosyalist Dergi,
Partizan, DHF ve PDD katıldı.
|
|
Suzan
Zengin'i Unutmayacağız
Suzan Zengin'i
Unutmayacağız.
Suzan Zengin, 12 Ekim 2011 günü aramızdan ayrıldı.
Geçirdiği kalp ameliyatının ardından girdiği
yoğun bakım ünitesindeki yaşam savaşını yitiren
Suzan Zengin, kısa bir süre önce tamamen düzmece
gerekçelerle tutuklanarak haksız yere cezaevinde
tutulmuştu. Bir çok ölüm insanın içini acıtır;
Aramızdan ayrılanların geride bıraktıkları,
onları yeniden yaşama katar, yaşatır. Aramızdan
ayrılan bir çok önemli çalışmaya emek katmış
bir devrim emekçisiyse onun yokluğu eksikliği
daha da içimizi acıtır.
Suzan
bir devrimciydi bir devrimci gazeteciydi, insan
hakları savunucusuydu. Siper arkadaşı ve çok
iyi ve güvenilir bir dosttu.
Sivaslı
bir ailenin altı kızından biri olan Suzan Zengin,
52 yaşındaydı. 10 yaşında gittiği Almanya'da
18 yıl kaldı. Eğitimini sürdürürken göçmenlerin
sorunlarıyla ilgilendi. Bekir Zengin ile evliliğinden
iki çocuğu oldu. 'Kıbrıs Elen Edebiyatı', 'Selanik
Öyküleri', 'Süryani Halk Öykü ve Türküleri'
gibi birçok antolojiyi Türkçeye kazandıran Zengin,
hapishanede Tessa Hoffmann'ın 'Birinci Dünya
Savaşı ve Sonrasında Anadolu Hıristiyanlarının
Sürgün, Kıyım ve Tasfiyesi' kitabını baskıya
hazırlamıştı. Bilinen çalışmalarının yanı sıra
mütevazi ve sesiz ama çok önemli çalışmalara
imza attı. Ulrice Mainhoff'un Dava dosyasını
Türkçeye çevirerek izolasyon mantığının arkasındaki
gerçeklerin anlaşılmasında son derece önemli
bir katkısı oldu. İnsan Hakları Derneği Cezaevi
Komisyonunda yürüttüğü çalışmalar, hak arama
mücadelesinde önemli bir emek sürecidir.
Umut
yayıncılık bünyesinde gazetecilik yaptı 28 Ağustos
2009 tarihinde gözaltına alınarak tutuklandı.
Haksız bir tutuklama olduğunu bildiren defalarca
mektuplar yazdı, muhalif gazetecilerin cezaevinde
yaşadığı haksızlıkları dile getirdi ve kendine
karşı uygulanan keyfiyet baskı ve yasaklamaları
dile getirdi. Sağlık sorunları ve tedavisinin
engellenmesi ile ilgili kamuoyuna duyarlılık
çağrıları yaptı ve sesini duyurmaya çalıştı.
Sağlık sorunları nedeniyle tahliye edilmesi
gerekirken kelepçe ile muayene edilmek istendiği
için defalarca tedavisi engellendi. Yargılandığı
mahkeme tarafından 11 Haziran 2011 tarihinde
serbest bırakıldı.
Cezaevinde
engellenen tedavisi nedeniyle biriken sağlık
sorunları ilerlemişti ve geçirdiği kalp ameliyatı
sonrası bir daha yaşama dönemedi.
Suzan
Zengin en kötü koşullarda bile emeğini esirgemeden
inandığı değerler için dik duran yaratıcı bir
devrimciydi. Kendi yaşamını her zaman ikinci
plana atan bir tercihi baştan yapmıştı. Fakat
onu öldüren aramızdan erken alan devletin imha
ve inkara dayalı uygulamaları oldu. İnsan hayatını
hiçe sayan hapishane politikaları onu aramızdan
alan yolu ördü.
Suzan
Zengini unutmayacak mücadelemizde yaşatacağız.
|
|
Ankara
Mitingi Coşkulu Geçti!
DİSK,
KESK, TMMOB, TTB'nin düzenlediği "İnsanca
yaşamı savunmak için eşit, özgür, demokratik
bir Türkiye!" mitingi 8 Ekim 2011 cumartesi
günü, Ankara'da yapıldı.
Türkiye'nin bir çok
ilinden sendika ve meslek odalarının kaldırdığı
otobüslerle sabah saat 8.00 sularında Ankara
tren garında buluşuldu. Katılımın yüksek olduğu
miting için yürüyüşü saat 11.30 gibi başladı.
Yürüyüş boyunca son günlerdeki gözaltı ve tutuklamalar
protesto edilirken devrimci tutsaklara özgürlük
sloganları sıkça atıldı. Kıdem tazminatı ile
ilgili sloganlarda atılan sloganlar arasında
başta gelenlerdendi. Miting alanına varıldığında
Grup Bandista şarkılarıyla coşkulu bir karşılama
yaptı. Sıhhıye meydanında emekçilerin, işçilerin,
öğrencilerin sesleri, sloganları yükseldi. Mitingte
diğer bir çok devrimci yapı ile birlikte yerini
alan Emek ve Özgürlük Cephesi yürüyüş boyunca
ve alanda "emperyalizm yenilecek direnen
halklar kazanacak, kahrolsun faşizm, faşizme
karşı tek yumruk tek barikat, tek yol devrim,
özgür ülke insanca yaşam istiyoruz, yaşasın
Devrimci Kurtuluş mücadelemiz, Mahir Hüseyin
Ulaş Kurtuluşa kadar savaş, katil ABD Ortadoğudan
defol" sloganlarıyla ve Özgür Bir Ülke
İnsanca Yaşam pankartıyla yerini aldı. Saat
12.30 gibi başlayan ve 12 Eylül cuntası tarafından
idam sehpasında katledilişinin yıldönümüne denk
gelen mitingde Necdet Adalı, kürsüden yapılan
bir anonsla selamlandı. Çeşitli konuşmacıların
ardından miting, Grup Kibele'nin konseriyle
sona erdi.
|
|
Didar
Abla
Mezarı Başında Anıldı
1 Eylül
2011 Perşembe günü saat 13.00'da Feriköy mezarlığında
Didar Şensoy'un ölümünün 24. yılında Emek ve
Özgürlük Cephesi bir anma gerçekleştirdi. Didar
Şensoy nezdinde tüm devrim ve sosyalizm mücadelesinde
yaşamını yitirenler için yapılan bir dakikalık
saygı duruşunun ardından, sloganlarla devam
eden anmada Emek ve Özgürlük Cephesi'nin açıklaması
okundu. Daha sonra Didar Ablanın mücadele arkadaşlarından
olan Hatun Ana kısa bir konuşma yaptı. Hatun
Ana Didar Ablaya duyduğu özlemi, onun mücadeledeki
kararlılığı, azmi ve direnişini anlatırken duygulu
anlar yaşandı. Daha sonra 12 Eylül döneminde
cezaevinde bulunan bir yoldaşı söz alarak; 12
Eylül faşizminin işkencehanelerinde ve cezaevlerinde
Didar Şensoy'un "direnin aslanlarım!"
diyerek şiarlaşan sözünün kendileri için bir
moral ve güç kaynağı olduğunu ifade etti. Anmaya
katılan gözaltında kaybedilen Hayrettin Eren'in
yakın akrabası bir dostumuz 12 Eylül döneminin
tüm baskı ve zulmüne karşı, devrimci dayanışmanın
en güzel, en somut örneği olan Didar Abla'nın
bu mücadelesinin asla unutulmaması gerektiğine
vurgu yaptı. O'nu kaybetmiş olmanın burukluğu
ve kararlılık duygusunun birarada yaşandığı
anma eylemi sloganlarla sona erdi... Aşağıda
Emek Ve Özgürlük Cephesinin anmada okunan metni
yer almaktadır...
BASINA VE KAMUOYUNA
Yine
Didar Ablamızla beraberiz. Onun öğrencisi
olmanın, onun yoldaşı olmanın gururu ve
onuruyla geliyoruz buraya.
Didar
Ablamız 1934 yılında Yugoslavya'da dünyaya
gelmiştir. Çocukluk yılları Hitler'in ordularının
saldırılarına, işgalin insanlık dışı ağır
koşullarına, işkencelere, katliamlara olduğu
kadar, 2. paylaşım savaşı sonrası devrimci
bir hükümetin kurulmasına da tanık oldu.
Sosyalist paylaşıma dayalı devrimci kültürü,
sonunda öğretmenliğe varan eğitim süreciyle
daha o yıllarda kazandı. Daha sonra ailesiyle
birlikte Türkiye'ye geldi. Ve kardeşi Hasan
Şensoy'un tutuklu olduğu süreçte gelen 12
Eylül cuntasıyla başlayan süreç, onu cezaevi
önlerinin militan ve örgütleyici kadını
haline getirdi.
12
Eylül faşist cuntasının her alanda olduğu
gibi cezaevlerinde de devrimcileri sindirme
ve yok etme politikaları alabildiğine pervasız
bir şekilde sürdürülüyordu. Tecride ve işkencelere
karşı bir avuç tutsak yakını o günlerin
karanlığında cezaevlerinin dışarıdaki sesi
soluğu olmuşlardı. En önde ise sevgili Didar
Ablamız vardı; "direnin yiğitlerim,
direnin aslanlarım" sözü tutsak devrimcilerin
moral kaynağı olmuştu. Onun bu mücadelesi
bir süre sonra öğrenci eylemleriyle, işçi
direnişçileriyle buluşmuştur. Nerede bir
eylem olsa Didar Şensoy oradaydı.
Sadece
kendi kardeşinin değil, direnen tüm tutsakların
ablasıydı. Bir kadındı o aynı zamanda… güzel,
bakımlı. Karanlıkta bir ışıktı o. İnsanların
sokağa bile çıkmaktan korktuğu o günlerde
bir avuç tutsak yakınıyla birlikte faşizme
karşı direnişin simgesi olmuşlardı. Gittikleri
her yere sevgiyle çoğalan, sevgiyle büyüyen,
direnci ve savaşı çoğaltan bir anlam katıyorlardı.
Didar
Abla 1 Eylül 1987'de cezaevlerindeki işkencelere
karşı topladıkları imzaları büyük bir yürüyüşle
Ankara'ya teslim etmek için gitmişlerdi.
Bu eylemde polis saldırısı esasında şeker
komasına girerek yaşamını yitirdi. Onun
en büyük arzusu 12 Eylül karanlığına karşı
bir yürüyüş gerçekleştirmekti Onun ölümü
direnişin, cesaretin simgesi ve yanıtı oldu.12
Eylül karanlığını delen en büyük, kitlesel
eylemle uğurlandı. Onun uğurlanışı bile
12 Eylül faşizminin yarattığı korkunun karşısına
bir dikiliş oldu.
Bugüne
baktığımızda, aradan geçen bunca yıl sonra;
demokrasi, insan hakları gelişiyor söylemlerine,
safsatalarına rağmen değişen bir şey olmadığını
biliyoruz. Hala cezaevlerinde devrimci tutsaklar
işkence görüyor, tecrit altında tutuluyor,
ağır hasta tutsaklar tahliye edilmiyor.
Kürt
Ulusuna dönük imha ve inkar politikaları
devam ediyor. Devlet yeni bir savaş konseptiyle
dağları, köyleri bombalıyor, sınır ötesi
harekat yapıyor ve sivil insanları, bebekleri
öldürüyor, katlediyor!
İşçilerin,
emekçilerin kırıntı halindeki hakları bile
ellerinden alınarak, açlığa, yoksulluğa
mahkum ediliyorlar. En ufak bir hak istemine
gaz bombaları altında azgınca saldırılıyor…
Ne için yargılandığını bile bilmeden insanlar
yıllarca cezaevinde tutuluyor.
İşte
bütün bunlara karşı Didar Ablamızdan aldığımız
güçle, onun direnciyle mücadele edeceğimize
bir kez daha söz veriyoruz. Ondan öğrendiklerimizi
yaşayarak-yaşatarak… direnerek…
Zafere
kadar, daima!
Didar
Abla Yaşıyor, Yaşanacak!
Yaşasın
Devrimci Kurtuluş Mücadelemiz!
EMEK
VE ÖZGÜRLÜK CEPHESİ |
|
|
TSK
Kandil'i Değil İnsanlığı Bombaladı
İşte Sonucu!
Günlerdir TSK savaş uçakları
bir yerleri bombalıyor. Boyalı basın "terörle
mücadele" diye tüm bunları allayıp pulluyor.
Peki orada ne oluyor? İşte fotoğraftaki manzara
ne olup bittiğine dair tartışmasız bir kanıt
ortaya koyuyor. Libya'ya, Afganistan'a, Irak'a
demokrasi götürenlerin bir numaralı işbirlikçisi,
aldığı dersi çok iyi uyguluyor. 21 Ağustos günü
yapılan hava saldırısının sonucunda aynı aileden
dördü çocuk 7 kişi yaşamını yitirdi. Çocuklardan
biri sadece altı aylıktı. Fotoğrafa iyi bakın.
Bu devletin ne olduğunu, günlerdir neler yaşandığını
ve hangi yalanların ortalıkta kol gezdiğini
anlatmak için başka bir şeye gerek yok.
|
|
|
|
|
|