Güncel
Şehitlerimiz
Barikat
Kültür
Tarih
Kitaplar
Dizi Yazılar
Görüşler
Linkler
 
64-3. Sayı
Arşiv
Makale Dizini


 
İletişim İçin:
emekveozgurluk09@gmail.com
avrupa.emekozgurluk@googlemail.com
www.eoc-avrupa.org

1 Mayıs'ta Alanlardaydık

       1 Mayıs tüm dünya proletaryasının birlik, dayanışma ve mücadele günü, yeryüzünün dört bir tarafında olduğu gibi başta İstanbul olmak üzere, ülkemizde de birçok yerde kutlandı. Kutlamaların en büyüğü bu yıl da İstanbul 1 Mayıs Alanı'nda gerçekleşti. Yüzbinlerin coşkusuyla taşan alan, hep bir ağızdan faşizme öfkesini "Faşizme Karşı Omuz Omuza!" sloganlarıyla haykırdı. 1 Mayıs şehitleri, tüm kitlenin "burada" haykırışlarında sesini bugünlere, 1 Mayıs Alanı'na taşıdılar.
Emek ve Özgürlük Cepheliler de bu yıl İstanbul'un yanı sıra Adana ve İzmir'de 1 Mayıs'ı kutladılar. Almanya'daki yoldaşlarımız da 1 Mayısı Köln'de kutladılar. Haberlerin ayrıntıları ve diğer fotoğraflar için aşağıdaki linki tıklayabilirsiniz.

1 Mayıs Haberlerini Okumak İçin Tıklayınız

Kızıldere'nin Yıldönümünde EÖC Pankartı

       30 Mart 1972'te Kızıldere'de katledilen başta THKP-C'nin kurucu önderi Mahir Çayan ve onunla birlikte Kızıldere'de savaşarak ölümsüzleşen Saffet Alp, Hüdai Arıkan, Ömer Ayna, Cihan Alptekin, Sabahattin Kurt, Nihat Yılmaz, Sinan Kazım Özüdoğru, Ertan Saruhan ve Ahmet Atasoy'u anmak, anılarını yaşatmak için Emek ve Özgürlük Cepheliler 30 Mart günü Nurtepe ile Güzeltepe arasındaki çevreyolu üzerindeki köprüye bir pankart astılar. Üzerinde "Kızıldere Son Değil Devrimci Kurtuluş Mücedelemiz Sürüyor" yazan Emek ve Özgürlük Cephesi imzalı pankart sabah saatlerinde köprüye asıldı.

Almanya'da Kızıldere Anması

       Emek ve Özgürlük Cephesi/Avrupa İnisiyatifi 1 Nisan 2012'de Almanya'nın Münih kentinde Kızıldere şehitleri anması düzenledi.
Anma, Kızıldere şehitleri şahsında tüm devrim şehitleri için bir dakikalık saygı duruşu ile başladı.
       Saygı duruşunun ardından, EÖC Avrupa İnisiyatifinin 1971 atılımı ve Kızıldere direnişinin yaşandığı dönem ve günümüzdeki anlamını, devrimci yenilenme perspektifimizle bağını ele alan açılış konuşması yapıldı.
       Ardından 30 Mart direnişi ve şehitlerin yaşamına ilişkin sinevizyon gösterimi yapıldı.
       Etkinliğin ikinci bölümünü "Türkiye, Kürdistan ve Ortadoğu'da Güncel Gelişmeler ve Devrimci Tavır" başlığı altında düzelenen panel oluşturuyordu.
       Panelde EÖC temsilcisi, Sınıf Teorisi dergisi (Halkın Günlüğü) temsilcisi ve Özgür Kürt basını geleneğinin devamcısı olan Nuçe TV'den gazeteci Baki Gül konuşmacı olarak yer aldılar.

Haberin Devamını Okumak İçin Burayı Tıklayın

İzmir'de Kızıldere Anma Etkinliği

       İzmir Emek ve Özgürlük Cephesi 30 Mart 1972'de Kızıldere'de katledilen devrimci önderlerimiz adına 1 Nisan 2012'de saat 14.00'da İzmir Yapı Sanat Evi'nde bir anma etkinliği gerçekleştirdi. Etkinlik başında tüm devrim yolunda ölümsüzleşen devrimciler adına bir dakikalık saygı duruşunda bulunuldu. ON'ların hayatının okunduğu etkinlikte ayrıca sinevizyon gösterimi gerçekleştirildi. 'Mahirim' ve 'Ben İhtilal' şiirleri okundu. Kızıldere'nin önemi üzerinde duran bir yazı okundu. Kızıldere'nin salt bir çatışma-direnme-şehit olma veya 'Denizleri kurtarmak adına' yapılan bir eylem olmadığı, aynı zamanda Kızıldere'de iki sınıf arasındaki çatışmanın en somut biçiminde ortaya çıktığı görüşü üzerinde duruldu.
       Etkinlik Kızıldere ile ilgili müzik dinletisi ile son buldu. Etkinlikte Alınteri'nin de günün önemi ile ilgili görüşlerini belirten bir yazı okundu. Alınteri'nin yanı sıra DHF temsilcileri de etkinliğe katıldı. Etkinlik sonrasında dost kurum Alınteri ile birlikte çay eşliğinde sohbet edilip türküler söylendi.

Kızıldere'nin Yıldönümünde Kitlesel Yürüyüş

       30 Mart 1972'te Tokat'ın Niksar İlçesine bağlı Kızıldere köyünde katledilen THKP-C ve THKO'luları anmak için bir yürüyüş gerçekleştirildi. Emek ve Özgürlük Cephesi, Devrimci Hareket, EHP, Kaldıraç, PDD, Tüm İGD ve DHF'nin katıldığı yürüyüş 30 Mart 2012 günü saat 19.30'da Galatasaray Lisesi önünden başladı. En önde "Kızıldere Şehitleri Ölümsüzdür" yazılı bir pankartın ve Kızıldere'de katledilenlerin resimlerinin taşındığı yürüyüş boyunca "Devrim Şehitleri Ölümsüzdür", "Kızıldere Son Değil Savaş Sürüyor", "Mahir İbo Deniz, Sürüyor Sürecek Mücadelemiz", "Katil Devlet Hesap Verecek", "Yaşasın Devrimci Dayanışma", "Yaşasın Devrim ve Sosyalizm" ortak sloganlarının yanı sıra "Mahir Hüseyin Ulaş, Kurtuluşa Kadar Savaş" sloganı da atıldı. Ajitasyonların da çekildiği yürüyüş Taksim Tramvay Durağında sona erdi. Burada toplanan kitle, Kızıldere'de katledilen devrimci önderlerimiz için bir dakikalık saygı duruşunda bulundu. Saygı duruşunun ardından basın açıklaması okundu. Basın açıklamasında Kızıldere eyleminin içerdiği devrimci daşanışma, reformist gelenekten devrimci kopuş ve öncülük anlamlarına vurgu yapıldı. Dönemin diğer devrimci önderleri Deniz Gezmiş'lerin ve İbrahim Kaypakkaya'ların da mücadele ve şehit düşüşlerine değinilen basın açıklaması, güncel gelişmelere dair vurgularla devam etti. Roboski'de Kürt halkını katleden, KESK'lilere acımasızca saldıran, Newroz'u kana bulayan, Sivas katlimı sanıklarını zaman aşımı ile affeden, Suriye halkını katletmeye hazırlananların Kızıldere katliamının failleriyle aynı olduğu anımsatılan basın açıklaması sloganlarla sona erdi. Basın açıklamasının ardından Grup Adalılar "Oy Dere Kızıldere" ve "Çav Bella" şarkılarını seslendirdi. Basın açıklaması sloganların yinelenmesi ile sona erdi.

İzmir'de Kızıldere Anması

       Bundan tam 40 yıl önce, 30 Mart 1972'de Kızıldere'de katledilen devrimci önderlerimiz, Mahir Çayan, Hüdai Arıkan, Saffet Alp, Ömer Ayna, Cihan Alptekin, Sinan Kazım Özüdoğru, Sabahattin Kurt, Ertan Saruhan, Ahmet Atasoy ve Nihat Yılmaz'ı anmak için 30 Mart Cuma günü saat 12.15'te Dokuz Eylül Üniversitesi'nde bir anma gerçekleştirildi. Kampüs içerisinde Hukuk Fakültesi önünden Yabancı Diller Yüksekokulu'nun önüne kadar yapılan yürüşte "Unutmadık, Unutturmayacağız Hesabını Soracağız!" pankartı açıldı. Yürüyüş esnasında "Kızıldere Son Değil Savaş Sürüyor", "Katil ABD Ortadoğu'dan Defol", "Yaşasın Devrimci Dayanışma", "Devrim Şehitleri Ölümsüzdür" sloganları atıldı. Yabancı Diller Yüksek Okulu önünde son bulan yürüyüşten sonra kitleye ajitasyon çekildi ve tüm devrim şehitleri nezdinde saygı duruşu gerçekleştirildi. Okunan basın metninde "Türkiye devrimci tarihi 30 Mart 1972 günü siper yoldaşlığının ve devrimci kimlik inşasının en anlamlı örneklerinden birisini yaşadı. THKP-C ve THKO militanı 11 devrimci Deniz Gezmiş, Hüseyin İnan ve Yusuf Aslan'ın idamlarını engellemek amacıyla 2 İngiliz ve 1 Kanadalı radar teknisyenlerini NATO üssünden kaçırdılar. Amaçları, kamuoyunun tepkisini yoldaşlarının idamına çevirmek ve Deniz'lerin idamını engellemekti. Fakat takvimler 30 Mart'ı gösterdiğinde, devlet kendi katliamcı yüzünü gösterdi ve 10 devrimciyi katletti."… "Bugün Kızıldere'yi anmak, bu devrimci kimliğin ve devrimci dayanışmanın devam ettiğinin ve devam edeceğinin haykırılmasıdır. Bizler Mahir'in devrimci kimliğini yaşatmaya çalışan ve bu uğurda tereddüt etmeyen günün devrimcileriyiz. Mahir ve diğer 9 yoldaşımız nezdinde Kızıldere'yi, ne düzenin kurumlarınca tartılışacak bir alana dönüştüreceğiz ne de Mahirlerin devrimci kimliğini meclise girmekten başka bir dertleri olmayan reformistlere bırakacağız. Mahir Çayan, Deniz Gezmiş, İbrahim Kaypakkaya ve ölümsüzleşen diğer tüm devrimciler… gerektiğinde 'devrimci zor'u kullanmaktan yana tereddüt yaşamadıkları pratikleri ile günümüz devrimcilerine ve gençliğine yürümesi gerektiği yolu göstermektedirler." sözleri vurgulandı. Okunan şiirler ile anma sonlandı. Anma etkinliğini örgütleyen kurumlar Gençlik Cephesi, Demokratik Gençlik Hareketi, Yeni Demokrat Gençlik, Devrimci Gençlik ve Ekim Gençliği'dir.

Emperyalist Haydutlar İstanbul'ta Toplandı

       Ortadoğu başta olmak üzere tüm dünyayı kendi istedikleri gibi biçimlendirmek ve iliklerine kadar sömürebilmek için ellerinden gelen her şeyi yapan emperyalistler ve işbirlikçileri, bugünlerde yoğunlaştıkları Suriye'nin işgali için İstanbul'da "Suriye'nin Dostları" adı altında bir haydutlar çetesi toplantısı düzenlediler. Her biri kendi halkını sömürmekte ve tüm değerlerini emperyalistlere satmakta uzmanlaşmış Türkiye, Katar gibi ülkelerin ön ayak olduğu toplantı, İstanbul Kongre Vadisi'nde yapıldı. Toplantıyı protesto etmek için bileşenleri arasında Emek ve Özgürlük Cephesi'nin de bulunduğu Nato ve Füze Kalkanı Karşıtı Birlik'in çağrısıyla bir araya gelen devrimci yapılar, 1 Nisan 2012 pazar günü saat 14.00'te Taksim Tramvay durağında bir araya geldiler. "Onlar "Suriye'nin Dostları" Değil Halkların Düşmanıdır, Emperyalistler ve İşbirlikçi-Uşakları Ortadoğu'dan Defolun" ortak pankartının açıldığı eylemde, toplantının yapıldığı Kongre Vadisi'ne doğru yürüyüşe geçildi. "Katil ABD, İşbirlikçi AKP", "Kahrolsun Emperyalizm Yaşasın Mücadelemiz", "Emperyalist Katiller Suriye'den Defolun", "Yaşasın İşçilerin Birliği Halkların Kardeşliği", "Biji Bratiya Gelan", "Emperyalistler Yenilecek Direnen Halklar Kazanacak" sloganlarının atıldığı yürüyüş, Harbiye Orduevi ile TRT İstanbul Radyosu binalarının arasında bulunan ve Kongre Vadisi'ne giden yolun başına kadar devam etti. Burada yolu kesen polis, daha fazla yürünmesine izin vermedi. Burada gerçekleştirilen basın açıklamasıyla emperyalistler ve işbirlikçilerinin niyetleri teşhir edildi ve toplantı protesto edildi. Basın açıklaması sık sık sloganlarla kesildi. Suriye'nin kaderinin sadece ve sadece Suriye halkı tarafından belirlenebileceğine vurgu yapılan basın açıklamasının ardından kortej, aynı düzenini koruyarak yürüyüşün başladığı Taksim Meydanı'na kadar sloganlarla yürüyerek protestosunu sonlandırdı. Eyleme Nato ve Füze Kalkanı Birlik Bileşenlerinin haricinde SDP ve Mücadele Birliği de kaltıldı. Toplantıyı protesto etmek için farklı siyasi yapıların da başka eylemleri oldu.

Sıvas Davasına "Zaman Aşımı" Kararı Kadıköy'de Düzenlenen Bir Mitingle Protesto Edildi

       1993 yılında 35 kişinin katledildiği Sivas Katliamı Davasının zamanaşımıyla düşürülmesini protesto etmek için 31 Mart'ta İstanbul Kadıköy'de bir miting düzenlendi. Tepe Nautilus AVM, Haydarpaşa Numune Eğitim ve Araştırma Hastanesi ile Haydarpaşa Garı önünde toplanan ve aralarında Emek ve Özgürlük Cephesi'nin de bulunduğu gruplar saat 12'de miting alanına doğru yürüyüşe geçtiler. Yürüyüş sırasında "Sivas'ın ışığı sönmeyecek", "Katil devlet hesap verecek", "Sivas'ı unutma unutturma", "Faşizme karşı omuz omuza" sloganları atıldı. Mitingde ilk olarak Sivas'ta yaşamını yitirenlerin ismi tek tek okundu ve onbinlerce kişi 'burada' diye bağırdı. İstanbul Alevi Dernekleri semah ekibinin sahne almasının ardından Sivas'ta yaşamını yitirenlerin aileleri sahneye çıktı. Aileler adına konuşmayı yapan Zeynep Altıok; "Adaleti bulmak için elimizden geleni yaptık. 19 yıldır bizimle alay ettiler gerçek failler yargı önüne taşınmadı. 19 yıldır biz intikam gütmedik sadece senede bir gün yakınlarımızı anmak istedik bir de eli kanlı katillerin adalet önüne çıkarılmasını istedik. Biz siyasi partilere malzeme yapılan özürler, sahte sözler istemiyoruz. Tek isteğimiz görevli olanların görevlerini yerine getirmesi insanlık için adaletin yerine getirilmesidir. Bize 19 yılın sonunda 'zaman aşımı' diyorlar. İnsanlık suçlarında zaman aşımı olamaz bu bir dünya gerçeğidir. Uludere'nin de zaman aşımına uğramaması için buradayız." şeklinde konuştu. Daha sonra sırasıyla Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Genel Başkanı Hüseyin Güzelgül, Hacı Bektaşi Veli Anadolu Kültür Vakfı Başkanı Ercan Geçmez, Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu Genel Başkanı Turgut Öker, Alevi Kültür Dernekleri Genel Başkan Yardımcısı Engin Gündük, Alevi Bektaşi Dernekleri Federasyonu Başkanı Selahattin Özer birer konuşma yaptılar. Konuşmalarda insanlık suçunda zamanaşımı olmayacağına vurgu yapılmasının yanı sıra emperyalistlerin ve Türkiye'nin Suriye'ye yönelik saldırı planlarından, 4+4+4 eğitim sistemine kadar ülke gündeminde olan her konuya vurgu yapıldı. Ayrıca konuşmalar esnasında Alevilere birlik çağrısı yapılırken, bu gücün ve birliğin devrimcilerin, solcuların, ilericilerin yanında olması gerektiği belirtilirken Kızıldere'de katledilen Mahir Çayan ve yoldaşları anıldı. Kızıldere'nin direnişçi ruhunun o günden bugüne ve yarına süreceğinin, tükenmeyeceğinin altı önemle çizildi. Miting Pınar Aydınlar, Onur Akın, Sabahat Akkiraz, ve Gülcihan Koç'un söylediği türkülerle sona erdi..

4+4+4 Yasasına Karşı Çıkan KESK'e Polis Saldırıları

       Kamuoyunda 4+4+4 olarak bilinen AKP Hükümetinin yeni gerici saldırı pakedini protesto etmek için ülkenin her yerinden Ankara'ya gelmek için yola çıkan KESK üyeleri polis engeliyle karşılaştılar. Engellemelere karşı direnen KESK üyeleri polisin vahşice saldılarıyla karşılaştı. En yoğun saldırıların yaşandığı yer ise Ankara oldu. Saldırılarla ilgili elimize İzmir ve Adana'dan ulaşan haberleri okumak için aşağıdaki linki tıklayabilirsiniz..

Adana ve İzmir'de KESK'lilere Yönelik Saldırı Haberi İçin Tıklayın

Emek ve Özgürlük Cephesi
"Özgürlük ve Demokrasi
İçin Mücadele"
Kampanyasını Başlattı

        Emek ve Özgürlük Cephesi, bir süredir hazırlıklarını yürüttüğü "Özgürlük ve Demokrasi İçin Mücadele" Kampanyasını başlattığını bir basın açıklamasıyla kamuoyuna duyurdu. 25 Mart 2012 pazar günü saat 15.00'te Galatasaray Lisesi önünde yapılan basın açıklamasının ardından bulundukları yerde stand açan EÖC'lüler, bildiri dağıtıp, ajitasyon çektiler ve imza topladılar. İmza aldıklarına "Emek ve Özgürlük Cephesi Ne İstiyor" broşürünü de veren EÖC'lüler kampanya bildirilerini de yoğun olarak dağıttılar. Basın açıklamasına başlarken ve basın açıklaması sırasında "Yaşasın Devrimci Kurtuluş Mücadelemiz", "Faşizme Karşı Tek Yumruk Tek Barikat", "Biji Bratiya Gelan", "Emperyalizm Yenilecek Direnen Halklar Kazanacak", "Parasız Eğitim, Parasız Sağlık" sloganlarını atan Emek ve Özgürlük Cephelilerin eylemde okudukları basın metnini okumak ve diğer resimler için aşağıdaki linki tıklayın.

Diğer Resimler ve Basın Metni İçin Burayı Tıklayın

Marmara Üniversitesi'nde Panele Engelleme

       23 Mart Cuma günü saat 14.00'te Marmara Üniversitesi Haydarpaşa kampüsünde "Türkiye'de Hukuk ve Adalet" üzerine Eğitim-Sen'in düzenlediği ve üniversite hocalarından Prof. Dr. İbrahim Kaboğlu ve Demokrat Yargı Derneği Eşbaşkanı Orhan Gazi Ertekin'in katılımıyla panel yapıldı. Panele gelmek isteyen Eğitim-Sen üyeleri ve Marmara Üniversitesi'nin Haydarpaşa kampüsünde okumayan öğrencileri Dekanlık tarafından sözde güvenliği tehdit ettikleri için özel güvenlik görevlileri tarafından engellendi. Eğitim-Sen ve öğrenci örgütleri durumu protesto etmek için üniversite içinde oturma eylemi yaptılar. Panel sonunda basın açıklaması yapılarak Büşra Ersanlı için özgürlük sloganları atıldı..

Baharın Gelişini Engelleyemezsiniz!
Newroz Piroz Be!
Devrim Şehitleri Ölümsüzdür!

       Bu yıl İstanbul ve Amed'deki kutlamalar devlet tarafından yasaklandı. Ama yüzyılların öfkesini biriktiren bir ulus için bu yasakların bir anlamı olmadı. Amed'de bu yasak tamamen hükümsüz hale geldi. İstanbul'da ise geçmiş 1 Mayıs'lardan alışkın olduğumuz görüntüler yaşandı. Devrimci sosyalistlerin de aralarında bulunduğu birçok devrimci yapının yanı sıra İstanbul'un birçok yerinden tarihi yarımadaya ulaşmayı başarabilen binlerce Kürt Kazlıçeşme'ye ulaşabilmek için birçok yerde polis barikatlarını zorladı. Polisin yoğun olarak gaz bombalarıyla saldırması sonucunda BDP Arnavutköy İlçe Örgütü yöneticisi Hacı Zengin, Zeytinburnu sahilindeki saldırıda başına isabet eden gaz bombası mermisi sonucunda yaşamını yitirdi. Birçok kişinin de yaralandığı saldırılar sonucunda çok sayıda kişi de gözaltına alındı.
       Her yıl olduğu gibi bu yıl da Newroz'ların kutlamak üzere İstanbul Zeytinburnu'ndaki Kazlıçeşme Meydanı'nda toplanmak üzere yola çıkan BDP'liler, birçok yerde polis engeliyle karşılaştılar. İstanbul'un birçok emekçi mahallesinden yola çıkan otobüslerin durdurulması üzerine kitlenin çok küçük bir kısmı Kazlıçeşme cıvarına toplanabildi. Her toplanma bölgesine gaz bombalarıyla saldıran polis aralarında küçük çocukların, yaşlılarında bulunduğu kitleye karşı vahşetini sergilemekten hiç geri durmadı.
       Saldırılar sonucunda Kazlıçeşme olmasa da İstanbul'un birçok sokak ve caddesi fiilen Newroz alanına dönmüş oldu. Birçok saldırı noktasında gerçek mermilerle havaya ateş açmaktan da geri durmayan polis güçlerinin attığı gaz bombalarından birinin mermisi başına isabet eden BDP Arnavutköy İlçe yöneticisi Hacı Zengin ağır yaralı olarak kaldırıldığı hastanede yaşamını yitirdi. Böylece Newroz'u kana bulayan devlet güçleri Kürt ulusunun yaşam sevincinin ve öfkesinin sokakları doldurmasına engel olamadı.
       Tramvay ve Metrobüs gibi birçok toplu ulaşım aracının da engellendiği sıkıyönetim uygulamalarını ve Hacı Zengin'in katledilmesini protesto etmek için KESK'in çağrısıyla saat 17:00'de Taksim Tramvay durağında toplanan
Emek ve Demokrasi Güçleri, Galatasaray Meydanı'na kadar bir yürüyüş gerçekleştirerek yaşananları protesto ettiler. "Yaşasın Halkların Kardeşliği", "Devrim Şehitleri Ölümsüzdür", "Şehid Namırın", "Faşizme Karşı Omuz Omuza", "Biji Bratiya Gelan" sloganlarıyla yürüyen kitle, Galatasaray Meydanında toplandığında önce polisin saldırısında yaşamını yitiren Hacı Zengin için saygı duruşu yapıldı. Daha sonra gerçekleştirilen basın açıklamasıyla yaşananlar kınandı. Burada Newroz ateşlerinin yakılması ve çekilen halaylarla eylem sona erdi.

EMEK VE ÖZGÜRLÜK CEPHESİ 16 NO'LU AÇIKLAMA:
Sivas Katliamı Davası:
Can'larımız Bir Kez Daha Yandı
Unutmayacağız! Affetmeyeceğiz!
AÇIKLAMAYI OKUMAK İÇİN BURAYI TIKLAYIN:

16 Mart'ta Beyazıt ve Halepçe Katliamları
Protesto Edildi

       16 Mart 1978... devlet eliyle bir katliam gerçekleştirildi. İstanbul üniversitesinde toplu çıkış yapan devrimci öğrencilerin üzerine bomba atılıp sonra da ateş açıldı ve 7 öğrenci hayatını kaybetti.
       16 Mart 1988... yine bir katliam. Saddam Hüseyin tarafından Güney Kürdistan'ın Halepçe kentine atılan kimyasal bombalarla 5000 Kürt yaşamını yitirdi.
       16 Mart Beyazıt ve Halepçe katliamlarını protesto etmek üzere gençlik örgütlerinin örgütlediği eylem, 16 Mart 2012 cuma günü İstanbul Üniversitesi'nin önünde gerçekleştirildi. 13.00'te İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi önünde buluşan öğrenciler yolu trafiğe kapatarak kortej halinde İÜ Beyazıt kampüsü önüne doğru yürüyüşe geçtiler. Yürüyüş boyunca "16 Mart'ı Unutma Unutturma","Beyazıt Faşizme Mezar Olacak", "Em Halepçe Jibir Nakin", "Zindanlar Yıkılsın, Tutsaklara özgürlük" sloganları atıldı. Yürüyüş boyunca katliamları unutmayacaklarını, katledilenlerin mücadelesini büyüteceklerini haykırdı öğrenciler. Beyazıt Meydanı'nda ortak basın açıklamasının kürtçe ve türkçe olarak okunmasının ardından Beyazıt katliamının gerçekleştiği Eczacılık Fakültesinin önüne geçildi. Devrim şehitleri için yapılan saygı duruşunun ardından Beyazıt ve Gündoğdu marşları okundu. Grup Emeğe Ezgi ve Adalılar müzik gruplarının küçük birer dinleti sunmasının ardından eylem sona erdi..

Dersim'de Yurt İşgali

       Dersim'de yurtta kalan öğrenciler yurt koşullarını ve yurt idaresi ve polis işbirliğini protesto etmek amacıyla 13 Mart akşam saatlerinde Namık Kemal Meslek Lisesi yurdunu işgal ettiler.
       Yaklaşık on gün öncesinden Gençlik Cepheli öğrenciler yurt koşullarının kötü olduğunu ve yurtta protesto eylemi örgütlemek için çalışmalar yapmaya başlamışlardı. Öncelikle yurtta yurt sorunlarını dile getiren Gençlik Cepheli Öğrenciler adı altında bir bildiri yayınladılar. Ve sonrasında da yurtta sözlü olarak çalışmalar devam etmişti.
       Eylem gününden bir gün önceki gece yurtta yaşanan bir kavgadan dolayı nöbetçi öğretmen durumu polise bildirmiş ve polisler yurda girerek öğrencilere biber gazı sıkıp darp edip göz altına almışlardır.
       Bu olayla birlikte Gençlik Cepheli öğrenciler hem bu olayı hem de yurt koşullarını protesto eden eylem örgütlemişlerdir.
       Eylemde sık sık YÖK, polis gidecek liseler bizimle özgürleşecek, katil polis işkenceci polis, idare istifa, insanca bir yaşam istiyoruz şeklinde sloganlar tekrarlandı. Yurdun camlarından özgür bir yaşam istiyoruz pankartı asan öğrenciler, yurttaki eşyalarla barikat kurup, polisin içeri girmesini engellemişlerdir. Aynı zamanda dışarda biriken polislere yurttaki eşyaları atıp içeri gelişlerine engel oldular. Yaklaşık 3 saat süren eylemin sonunda belediye başkanının, sendikaların, devrimci kurumların ve basının gelmesiyle öğrenciler taleplerini bildirip; milli eğitim müdürünün de bu taleplerin karşılanacağını söylemesi üzerine yurt işgal eylemi başarılı bir şekilde tamamlandı. Aynı zamanda eylemi ancak polislerin yurdun önünü terk ettikten sonra bitireceklerini açıklayan öğrenciler polisin geri adım atması ve alanı terk etmesini üzerine eylemi sonlandırıp yurt önünde bekleyen Dersim halkıyla birlikte öğretmen evine kadar bir yürüyüş gerçekleştirdiler. Ve daha sonra öğrencilerin bir kısmı öğretmen evinde bir kısmı da evlere giderek eylem son bulmuştur. Eylemden sonra lisede eğitime ara verildi.
       GELECEK, SİZ NASIL İSTİYORSANIZ ÖYLE GELECEK.
       GENÇLİK GELECEK, GELECEK SOSYALİZM!!!

       Zorunlu Bir Açıklama: Gençlik Cephesinin eylemi örgütlerken yayınladığı bildiri ve sohbetlerle yurttaki örgütlü, örgütsüz öğrenciler Gençlik Cephesinin örgütlediği eylemin içerisinde bulunmuşlardır. Biz Gençlik Cephesi olarak elbetteki bu tür eylemlerin halk tarafından, devrimci kurumlar tarafından sahiplenilmesini desteklenmesini isteriz. Ancak yurtta bir çalışması olmamasına rağmen bu eylemden haberdar bile olmayan devrimci dostlarımızın eylem sırasında eylemi yönlendirmeye çalışması orada kendi sloganlarını attırmaya çalışması ciddi anlamda eksik ve yanlış olan bir tutumdur. Devrimci dayanışma başka şeydir. Pragmatist yaklaşmak başka bir şeydir. Bunun ayrımını iyi yapmamız gerekir. Eylem sırasında Gençlik Cepheli arkadaşların dışardan eylemi yönlendirmemesinin nedeni ise zaten içerde yönlendiren ve ne yapması gerektiğini bilen örgütlü bir eylem bileşenin olmasındandır. İradenin ve karar mekanizmasının da direnişin içiden olması gerektiğini savunduğundan dolayı başta müdahalede bulunmamıştır. bu noktadan devrimci dostlarımızın bu durumu dikkate almasını isteriz.

8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü Eylemlerindeydik!

       Bu yıl da Devrimci Sosyalistler bulundukları her alanda 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü eylemlerindeydiler. Adana, İzmir ve İstanbul'da gerçekleştirilen eylemlerle ilgili haberlerin detaylarını okumak için aşağıdaki linki tıklayabilirsiniz.

 8 Mart Haberlerinin Tamamını Okumak İçin Burayı Tıklayın...

Barikat'ın
Mart/Nisan Sayısı Çıktı

       Barikat'ın yeni sayısı çıktı. Bu sayımızda Ortadoğu'daki gelişmeleri değerlendiren bir yazımız ve tüm devrimci güçlere çağrı niteliği taşıyan bir yazımız haricindeki neredeyse tüm yazılarımız, Barikat'ın düzenli takipçilerine yönelik diyebiliriz. Bunun bazı noktalarda kaçınılmaz tekrarlara yol açtığının farkındayız, ancak bunun gerekliliğinin de. Kızıldere'ye değişik bir yaklaşımı içeren bir başka yazımızla dergimizi siz okurlarımıza sunuyoruz. Bir sonraki sayımızın bu kadar ara vermeden çıkması dileğiyle, iyi okumalar diliyoruz. Dergimizi oluşturan yazılar en kısa sürede web sitemize eklenecektir.

Adana'da Gözaltı Terörü Protesto Edildi!

       6 Mart Çarşamba sabahı eş zamanlı yapılan gözaltı furyasında DİHA Adana bürosu, BDP İl ve İlçe binaları, Gülbahçesi Demokratik Kültür ve Dayanışma Derneği, KURDİ-DER binası ile Dağlıoğlu ve Barbaros mahallelerinde çok sayıda eve baskın düzenlendi. Açlık grevini sürdüren yurttaşların da içerisinde bulunduğu 56 kişi gözaltına alındı. Gözaltıları protesto etmek için 7 Mart Perşembe günü BDP Adana il binası önünde bir basın açıklaması gerçekleştirildi. Açıklamayı gerçekleştiren BDP İl Yöneticisi; "AKP'nin bu saldırı furyalarını geri püskürteceğiz, asla bizi, mücadelemizi bitiremeyeceksiniz" ifadelerinne yer verdi. Yaşanan bu gözaltıların yanında Adana-Pozantı cezaevinde yaşanan insanlık dışı işkence ve cinsel istismara vurgu yapan Mersin İHD Başkanı ise yaşanan bu vahşetin peşini bırakmayacağız, çözüm çocukları Sincan cezaevine nakletmek değil, bir an önce gerekenler yapılmalıdır" dedi. Devrimci-demokrat kurumların, derneklerin, sendikaların destek verdiği açıklama sloganlarla son buldu.

Avrupa EÖC İnisiyatifi
Web Sitesi Açıldı

       Avrupa Emek ve Özgürlük Cephesi İnsiyatifi'nin web sitesi yayınına başladı. Günlük olarak güncellenen siteye şu adresten ulaşabilirsiniz: www.eoc-avrupa.org
       Siteden dünya ve Türkiye'deki siyasi gelişmelere dair haber ve yorumlara ulaşmak mümkün. Yine siteden "Devrimci Kurtuluş Marşı" ve "Cephe Marşı" dinlenebiliyor.
.

Adana'da Katliamlar, İşkenceler, Faili Meçhuller, İçin Basın Açıklaması

       HDK'nin "SEN DE BİR SES ÇIKAR" kampanyası dahilinde 4 Şubat Cumartesi günü saat 13.00'te Adana İnönü Parkı'nda bir basın açıklaması gerçekleştirildi. Kontrgerilla katliamlarına ve Diyarbakır'da gerçekleştirilen kazılara değinilen açıklamada şu ifadelere yer verildi; "11 Ocak 2012 tarihinde Amed'de eski cezaevi ve JİTEM Grup Komutanlığı'nın işkence ve infaz merkezi olarak kullanıldığı bilinen İçkale'de yapılan kazılarda, 23 kişiye ait kafatası ve kemiklere ulaşıldı. Şırnak'ın Güçlükonak İlçesi Tabur Komutanlığı'nda yapılan kazı çalışmalarında ise 3 kişinin kemikleri giysileriyle birlikte bulundu. Savcılık hızla soruşturmaya gizlilik kararı koydu.
       KARANLIK TARİH AYDINLATILSIN, GERÇEKLER AÇIĞA ÇIKARILSIN!
       Türkiye tarihindeki tüm provokasyonlar, bütün tertipler, katliam ve cinayetler, 12 Eylül askeri darbesi başta olmak üzere bütün darbeler, plan ve girişimler soruşturulmalı; darbeciler, sorumlu kurum ve kişiler açığa çıkarılmalı, cezalandırılmalıdır. Kontrgerilla hakkındaki araştırma ve yargılama hiçbir yasayla sınırlandırılmamalı; arşivler açılmalı, JİTEM, Özel Harp Dairesi, Özel Kuvvetler, Koruculuk dağıtılmalı, polise öldürme ve işkence yetkisi veren PVSK (polis vazife ve selahiyet kanunu) kaldırılmalı, keyfi dinlemelere son verilmeli ve özel hayatın dokunulmazlığı sağlanmalıdır. Tüm emekçileri katliamlara, tutuklamalara, verilen cezalara karşı çıkmaya, tarihsel ve kültürel gerçeklerle yüzleşmeye, hakikatleri araştırma cesareti göstermeye destek olmaya çağırıyoruz" denildi. BDSP, İHD, ODAK ve EÖC'nin de destek verdiği açıklama sloganlarla son buldu.

Münih'te Emperyalist "Güvenlik Konferansı"na Karşı Emeğin Protestosu

       Her yıl şubat ayının ilk hafta sonunda emperyalist barbarlar ve işbirlikçilerinin Münih'te Bayerischer Hof'ta gerçekleştirdiği ve emperyalist sistemin güvenlik sorunlarının ele alındığı "Güvenlik Konferansı" bu yılda yapıldı.
       Münih Güvenlik Konferansı olarak bilinen ve elliyi aşkın yıldır düzenli olarak yapılan toplantılar, emperyalist güçlerin güvenlik stratejilerinin belirlenmesinde özel bir öneme sahip bulunuyor. Emperyalist ülkelerin güvenlik elitlerinin bir araya geldiği toplantılarda bir yandan dünyanın dört yanında emperyalist-kapitalist sistemi tehdit eden ya da tehdit etmesi olası sorunlar ele alınırken, bir yandan da işçi sınıfı ve emekçi halkların kazanımlarının nasıl ortadan kaldırılacağına ilişkin stratejiler belirleniyor. Toplantılara emperyalist güvenlik stratejistlerinin ve politik temsilcilerinin yanı sıra, sömürge ve yeni-sömürge ülkelerdeki işbirlikçi temsilcilerde katılıyor. Bütün bu özellikleriyle Münih Güvenlik Konferansı işçi sınıfı ve emekçi halklar için tam bir şer odağı niteliği taşıyor ve güvenlik değil, emperyalist savaş konferansı olarak biçimleniyor.
       Bu yılki toplantıların gündeminde temel maddeler olarak Suriye, İran ve Çin bulunuyordu. Yani Orta ve Uzakdoğu emperyalist savaş kışkırtıcılarının masaya yatırdıkları ve yeni saldırı planlarının hedefi haline getirdikleri başlıca alanlardı. Toplantılara işbirlikçi AKP hükümeti adına bu yıl dışişleri bakanı Davutoğlu katıldı.
       Savaş ve saldırı konferansı her sene olduğu gibi bu kez de protesto gösterileriyle karşılandı. Aralarında EÖC'ünde bulunduğu 90 ilerici, anti-faşist, anti-emperyalist, devrimci ve sosyalist örgütlenmenin bulunduğu koordinasyon gösteriler için ortak çağrı yayınlandı.
       4 Şubat 2012'de Münih'in Stachus meydanında eksi 15 dereceyi bulan soğuğa rağmen üç bin gösterici toplandı. Protesto gösterisi meydanda ortak konuşma metninin okunmasıyla başladı ve yürüyüşle devam etti. Kendilerini sık sık demokrasinin kalesi olarak tanımlayan emperyalist ülkelerde artık olağanlaşmaya başlayan demokratik gösterilere polis saldırısı bir kez daha yaşandı. Polis saldırarak gözaltılar gerçekleştirdi. Emperyalist efendilerin korkusu kendisini polisin sayısı ve tutumunda da ortaya koydu. Her göstericiye 4 polis!..
       Gösteri boyunca "Alman Parası, Alman Silahları Tüm Dünyada Öldürüyor!", "Yaşasın Enternasyonal Dayanışma", "Krizlerin ve Savaşların Arkasında Sermaye Vardır, Kurtuluş Mücadelesi Enternasyonaldir", "Tek Yol Devrim" sloganları sık sık atıldı.
       Yürüyüşün sona erdiği Marienplatz'da, kadın haklarını savunduğu ve Afganistan'ın işgaline karşı mücadele ettiği için Afganistan Parlamentosundan atılan Malalai Joya bir konuşma yaptı. Joya konuşmasında Afganistan'ın işgalinin demokrasi ve insan hakları getirmediğini sadece ve sadece kan, ölüm ve zulüm getirdiğini ifade etti. Yapılan diğer konuşmaların ardından gösteri sona erdi.

Münih'te Nazilerin Yürüyüşü Devrimciler Tarafından Engellendi!

       Naziler 18 Ocak 2012 Çarşamba günü Almanya'nın Münih kentinde anarşist ve komünist çevrelerin uğradığı otonom kültür merkezine (Kafe Marat) bir saldırı gerçekleştirdiler. Bu saldırının ardından, 21 Ocak 2012 cumartesi günü "Ulusal özgür alanlar yaratalım, vatansever merkezler istiyoruz" adı altında Münih'in Hauptbahnhof'undan (Gar'ından) Otonom Kültür Merkezine kadar yürüyüş gerçekleşirmek istediler.
       "NS (Nasyonal Sosyalizm) hemen şimdi" ve "Anti Anti-Fa" gibi yazılar yazarak ve Kafe Marat'ın kapısında hasar yaratarak saldırı gerçekleşirdiler.
       Göçmenleri katleden, onlar üzerinde faşist terörü estiren ve Anayasayı Koruma Örgütü aracılığıyla NSU adlı hücreyi (Nasyonal Sosyalist Hücre) destekleyen devlet bu yürüyüşte de bir kez daha gerçek yüzünü gösterdi.
Faşistler demir sopalarla gelmelerine rağmen yürüyüşleri iptal edilip yasaklanmadı. Sol ve devrimci çevrelerin gösterilerinde kalın pankart sopalar vb. gibi en ufak bir malzemeyi bile saldırı nedeni haline getiren polisin, faşistlerin demir sopalarla yürümesine izin vermesi ve onların güvenliğini alması, Nazilere karşı ne denli toleranslı olduklarını, kendi yasalarını çiğneme konusunda rahat davrandıklarını bir kez daha gösterdi.
       Yürüyüşün başladığı yerde faşistlerin yürümesini engellemek için anti-faşistlerin kol kola girmesiyle ilk barikatlar oluşturuldu. İlk barikatlar polisin özel destek komando birimleri tarafından sadistçe küfürlerle, coplarla, yumruklarla dağıtıldı. Bu esnada yaralananlar ve gözaltına alınanlar oldu. Ancak gittikçe çoğalan kitle pes etmedi ve biraz daha ötede yeniden barikatlar oluşturdu ve Nazilere bütün sokaklar kapatıldı. Nazilerin yürüyüş güzergahı kapatılarak yürüyüş engellendi.
       "Anayasayı Koruma Örgütü ve Naziler El Ele, Direniş Örgütleyelim", "Tek Yol Devrim", "No Pasarán", "Alerta Antifascista" gibi sloganlar atıdı
       Nazi karşıtı gösteriye SDAJ, ALM, DKP, MLPD, Anti-Fa NT, Anti-Fa isimli Alman anti-faşist ve sosyalist örgütlerinin yanısıra; Kürdistanlı yurtseverler, EÖC ve DİDF katıldı.

Polorıs Hrantek
Polorıs Hayenk!
(Hepimiz Hrant'ız
Hepimiz Ermeniyiz!)

       Toplumda adalet duygusunun ciddi kırılmalara uğradığı momentler vardır. 17 Ocak 2012 günü sonuçlanan Hrant Dink cinayeti davasında alınan kararların yarattığı durum gibi... Ama bu defa suskunlukla geçiştiremedi kimse bunu. İki gün sonra cinayetin yıldönümünde sokakları dolduran 50 bin kişi, herşeyin olgarşinin istediği gibi gitmeyeceğini bir kez daha dosta düşmana gösterdi. Ne %50'lik oy oranları, ne de polisinden yargısına, eğitiminden kültürüne her alanda yayılmış bir "ABD tarikatı iktidarı" ağının herşeye egemen olamayacağını, insanların bilincine, iradesine, özgürlüklerine egemen olmanın o kadar da "formel" olmadığını bir kez daha tarihe geçecek bir yürüyüşle ispatladı. Belki de toplumdaki adalet talebinin bu denli doruğa çıktığı bir zaman dilimine az rastlanır. Bu tabloyu oligarşi kendi elleriyle yarattı. Burjuva demokratı diyebileceğimiz kesimlerin bile adalet talebiyle sokağa çıkmasını onlar sağladı. Ama elbette ki yürüyüşün gövdesini oluşturan onlar değil, adalete en fazla ihtiyacı olanlar, her kesimden emekçilerdi.
       Bu topraklarda faşizmle bir derdi olan her sınıf ve tabakadan insan hep bir ağızdan haykırdı "Hepimiz Hrant'ız, Hepimiz Ermeniyiz" diye. 19 Ocak günü saat 13.00'te Taksim'de toplanarak Osmanbey'deki Agos Gazetesi'nin önüne doğru yürüyüşe geçen kitle gazeteye vardığında hala Taksim'de yürüyüşe katılanlar vardı... Fotoğraflar kalabalığı yeterince anlatıyor zaten. Bu tablo karşısında başbakanın ağzından "bu işin temyizi var" diye kendini savunmaya çalışan suçluları yeterince mahkum ediyordu kitlenin gücü ve haklılığı.
       Aynı günün akşamı saat 19.00'da Taksim'de toplanarak Galatasaray'a yürüyen kitlenin haykırdığı "Katil Devlet Hesap Verecek!" sloganı herşeyi özetliyordu aslında. "Hepimiz Hrant'ız Hepimiz Ermeniyiz!", "Yaşasın Halkların Kardeşliği!", "Biji Bıratiya Gelan!", "Gün Gelecek Devran Dönecek Katiller Halka Hesap Verecek!" sloganlarıyla yürüyen kitlenin Galatasarayda gerçekleştirdiği Ermenice ve Türkçe okunan basın açıklamasından sonra Emeğe Ezgi müzik grubunun Ermenice ve Türkçe seslendirdiği iki parça ile sona eren o akşamki eylemdi sadece; Halkların adalet ve özgürlük arayışı ise hiç durmamacasına devam ediyor.

Adana'da Hrant İçin, Halkların Kardeşliği Yürüyüşü Gerçekleştirildi

      Faşizme karşı, adalet, halkların kardeşliği için bir araya gelen içerisinde EÖC'ünde bulunduğu ilerici, devrimci, demokrat kurumlar, sendikalar bir yürüyüş gerçekleştirdi. 19 Ocak Perşembe günü saat 18.00'de 5 Ocak Meydanı'nda toplanan kitle ortak pankart arkasında zincir oluşturarak yürüyüşe geçti. Yolu trafiğe kapatan kitlenin önü Çakmak Caddesi girişi önünde kolluk güçlerince durdurulmak istendi. Engelleme ve taciz sloganlarla karşılık buldu ve burada bir arbede yaşandı. Yaşanan arbedeyle beraber birbirine kenetlenen kitle kolluk güçlerini yararak yürüyüşe tekrar geçti. "Faşizme karşı omuz omuza, Emekçiye değil, çetelere barikat, Yaşasın halkların kardeşliği, Yaşasın devrimci dayanışma, Baskılar bizi yıldıramaz, Hepimiz Hrant'ız hepimiz ermeniyiz" sloganlarını haykıran kitleyle kolluk güçleri arasında sık sık kısa süreli arbedeler yaşandı. Basın açıklamasını gerçekleştirmek üzere İnönü Parkı'na girmek isteyen kitle burada da kolluk güçlerinin pankartı parçalamak istemesi ve taciziyle tekrar bir çatışma yaşandı ve kitle park içerisine girerek açıklamayı gerçekleştirdi. Açıklamada şunlara değinildi ;"Hrant Dink, 5 yıl önce, tüm insanlığın gözleri önünde bir tetikçi tarafından öldürüldü. Irkçı ve şoven, insanlık düşmanı zihniyetin yönlendirmesiyle, güpegündüz, Ermeni Gazetesi Agos’un kapısında katledildi. Onca kamera, onca göz, onca görgü tanığı önünde... İşbaşında AKP Hükümeti, onun İçişleri Bakanı, Valisi, Emniyet Müdürü, istihbaratı varken katledildi. Tetikçi, devletin kolluk güçleriyle kutlama yaparken, işbirlikçi tembihlenmiş olarak yakalandı. Ancak arkasındaki güçler “devlet sırrı”sayılarak korundu, korunmaya devam ediyor. Deliller karartılıp, gerçekler gizlendi. Gerçek suçluların açığa çıkarılması ve yargılanması engellendi. Önceki gün son duruşması, İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesinde görülen davanın iki tutuklu sanığından birisi olan Erhan Tuncel’in beraat ettirilmesi, Yasin Hayal’in de “Tasarlayarak öldürmeye azmettirme” suçundan ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırılmasıyla sonuçlandı. Daha da ilginci mahkeme bu kararıyla Hrant Dink’in katledilmesinin örgütlü bir suç olmadığına, Yasin Hayal gibi bir psikopatla çocuk yaştaki Ogün Samast’ın kafalarına estiği için bu cinayeti işlediklerine hükmetti! Mahkeme bu davayı bitirmiş, kendince dosyayı kapatmıştır. Ancak bu davanın mahkeme safahatı bitmiştir ama dosyası daha kapanmamıştır. Çünkü Hrant Dink davası, kamuoyu vicdanında kapanmayan davaların kategorisine girerek, Türkiye’yi yöneten güçlerin yazdığı kanlı tarihin “suç belgesine” dönüşmüştür. Çünkü artık Hrant Dink’in katli, bir kaç kişinin ya da bir örgütün suçu olmaktan çıkıp sistemin, düzenin işlediği bir cinayete; sistemin yöneticilerinin, savunucularının suçuna dönüşmüştür. Ve artık ülkenin Başbakanı, Adalet Bakanı da ülkeyi yöneten başka güç odaklarının temsilcileri artık; “Bu adaletin işidir, mahkemenin kararıdır. Bizim yapacağımız bir şey yoktur” diyemezler. Çünkü artık olay bir mahkeme ve yargılama işi olmaktan çıkıp, bir siyasi suça dönüşmüştür. Kardeşlik elçisi, halkların kardeşliği için mücadele eden bir bilgeyi katlederek, sadece Ermenilere değil, tüm halklara, tüm insanlığa gözdağı verilmek istendiği bilinerek, ısrarla “Hepimiz Ermeni’yiz, Hepimiz Hrant’ız” haykırışları dinmiyor. Ermeni halkının uğradığı mezalimi, halkların kardeşliğiyle sorgulamak ve mahkûm etmek için çırpınıp duran, karanlık tarihle, katliamlarla, soykırımlarla yüzleşmenin insanlaşmaya erişmek olduğunu ısrarla söyleyen Hrant’ın davasının takipçisi olacağız. Tekçi, ırkçı ve şoven anlayışı mahkum edeceğiz, halklar, inançlar, kültürler zengini bu topraklarda boyun eğmeyeceğiz, teslim olmayacağız. Eşitlik, özgürlük, kardeşlik için tüm halklarımızı el ele vermeye, katillerden hesap sormaya çağırıyoruz." ifadelerine yer verildi. Eylem açıklamanın ardından son buldu.

Kürt Ulusunun Sesini Susturamayacaksınız!

       13 Ocak sabahı yine ajanslardan "KCK operasyonu" haberleri gelmeye başladı. Milletvekili Leyla Zana'nın kaldığı ev de dahil olmak üzere birçok ev ve kurumun arandığı, çok sayıda kişinin gözaltına alındığı operasyonlar hep aynı yalanlarla gerekçelendiriliyordu: "KCK'nın şehir yapılanmasını bitirmek". Oysa kendileri de biliyor bunun yalan olduğunu. Nice operasyonlar, katliamlar, kimyasal silahlar, diyarbakır zindanı işkenceleri, olağanüstü haller, kayıplar susturamamıştı bu sesi. Bu operasyon da susturamayacak.
       Son seçimlerin ardından artık kendini "rakipsiz" hisseden AKP iktidarının benzer uygulamaları Türkiye'yi dünyanın en fazla "terör suçu tutuklusu" barındıran ülkesi haline getirdi. AKP'yi beğenmeyen, onun politikalarına karşı çıkan her kesim bir şekilde kendini parmaklıklar arkasında bulabiliyor bu ülkede.
       AKP'nin politikalarını boşa çıkarma konusunda en başarılı muhalefeti sergileyen Kürt ulusu da doğal olarak saldırıların katmerlisiyle karşılaşıyor. Politikacısından, gazetecisine, avukatından sendikacısına, öğrencisinden köylüsüne kadar cezaevini boylamayan kalmadı. Ya bir "gizli tanık", ya da "teknik takip" denilerek zındanlar dolduruluyor. Öyle ki bu gizli tanıklar Malatya'da hiç açılmamış olan MKM'ye ifadelerinde yer veriyorlar, teknik takiplerle yeri tespit edilen bombalar polisin daha ilk kazma darbesiyle bulunuveriyor...
       Kimse kimseyi kandırmasın. Hayalgücünüzün sınırlarının ne denli genişlediğini görüyoruz. Ama politika hayallerle değil, somut olgularla yapılır. Roboski köylülerinin acıları dinmedi henüz. Diyarbakır'da JİTEM bahçesinden kemikler çıkmaya devam ediyor. Morglarda hala kimliği tespit edilemeyen yanmış cesetler duruyor. Kısacası yaralar kanamaya devam ediyor. Yeni yaralar açmak için çok girişkensiniz. Açıyorsunuz da belki. Ama bu yaraların hiç birinin öldürücü olamayacağını aklınız almıyor. Hayallere dalmış olan aklınızı yeryüzüne indirin. Bu gerçeği alışkın olduğunuz ruhani yöntemler çözemez. Bu halk dimdik ayakta ve karşınızda duruyor. Ve yanlız da değil. Yaralarımızı birlikte saracağız ve onları açanların yanına bırakmayacağız. Ve bu kavga, artık hiçbir yaranın açılamayacağı günlere değin sürecek.

AKP'nin Saldırı Furyası Adana'da Protesto Edildi

       Dün sabah saatleriyle gerçekleştirilen saldırı furyasında BDP Adana Yüreğir ve Seyhan İlçe binası ve Mersin il ve ilçe binalarına yapılan baskınlar dün ve bugün yapılan kitlesel basın açıklamalarıyla protesto edildi. Adana Yüreğir ve Seyhan ilçe binalarına yapılan baskında hardisklere ve dergilere el konuldu. Mersin il ve ilçe binalarına ve evlere yapılan eş zamanlı baskında 1 kişi gözaltına alındı. Gerçekleştirilen bu saldırganlığı protesto etmek için 13 Ocak ve 14 Ocak günü saat 12.30'da Adana BDP İl binası önünde basın açıklaması gerçekleştirildi. Açıklmada; "AKP'nin bu saldırıları halkımızı sindirmeye ve gözdağı vermeye yöneliktir. BDP milletvekillerine, il ilçe binalarına ve evlere yapılan bu baskınlar kürt halkını teslim almaya yöneliktir. Halkın temsilcileri asla teslim alınamayacaktır. Bedeli ne olursa olsun mücadelemiz sürecektir" ifadelerine yer verildi. Daha sonra söz alan BDP Muş Milletvekili Demir Çelik ise; Son üç yıldır devam eden bu saldırı ve tutuklama furyasında dün yapılan operasyonla da 33 insanımız gözaltına alınmıştır. Yapılan bu keyfi ve pervasız saldırılara Kürt halkı asla boyun eğmeyecektir. Her türlü zulme rağmen özgürlüğün sesi yükselmiştir, yükselecektir." dedi. Halkların kardeşliği vurgusunu da yapan Demir Çelik, "bu saldırılara, zulme, tutuklamalara karşı ezilen halklar kararlı bir duruşla geri püskürtecektir" dedi. "Baskılar bizi yıldıramaz, Yaşasın halkların kardeşliği" sloganların atıldığı eyleme EÖC, İHD, ESP ve EĞİTİM-SEN de destek verdi.

Münih'te Roboski Katliamını Protesto Mitingi

       27 Aralık 2011'de sömürgeci faşist devletin Uludere'nin Roboski köyünde savaş uçaklarının bombardımanıyla gerçekleştirdiği katliamla 35 köylünün katledilmesi 7 Ocak 2012'de Almanya'nın Münih kentinde bir mitingle protesto edildi.
       Miting, Kürt yurtseverlerinin yanı sıra, Alman sosyalist gruplarının (SDAJ, ALM) ve Türkiye devrimci ve sol hareketinden EÖC ve DIDF'in katılımıyla düzenlendi. Bu katliamın bir kaza sonucu gerçekleşmediği, Kürt ulusuna gözdağı vermek amacıyla yapılmış planlı bir eylem olduğu ifade edildi.
       Alman silah endüstirisinin en önemli müşterilerinden birinin faşist TC olduğu, halkı katleden silahların satışının yapılması ve bu satışların finanse edilmesi yoluyla Alman devletinin de katliamda payının olduğuna vurgu yapıldı.
       "Almanya Finanse Ediyor, Türkiye Bombalıyor", "Kürdistan'daki Katliamlar Dursun" "Yaşasın Enternasyonal Dayanışma", "Şehit Namırın" sloganlarını türkçe, kürtçe ve almanca atarak kitle öfkesini alanlara taşıdı. EÖC Avrupa İnisiyatifi'nin katilama ilişkin yayınladığı bildiri de alanda dağıtıldı.
       Miting planlandığı gibi yapılarak sona erdi.

Bildirinin Türkçesinin PDF format için tıklayın

Bildirinin Almancası (Deutsch) PDF format için tıklayın

Öldürmekle Bitiremeyeceksiniz!

       27 Aralık günü TC Devleti katliamlar zincirine bir halka daha ekledi. Şırnak'ın Uludere İlçesi, Roboski köyünde kaçakçılık yapan, yaşları 15 ila 19 arasında değişen, çoğu lise öğrencisi 35 genç, savaş uçaklarının bombardımanıyla katledildi. Silahları yoktu. Yıllardır yaptıkları şeyi yapıyorlardı. Ortada yeni olan bir şey yoktu. Yeni olan şey kan dökmekten başka yapacak bir şeyi kalmamış bir devletti. Katliamdan sonra on yıllar geçip de bir valinin-kaymakamın TV ekranlarında birşeyler itiraf etmesini beklemek istemeyen, tepkisini hemen gösteren kitleye polis saldırmakta gecikmedi. İstanbul'daki protesto gösterileri gaza boğuldu ve çok sayıda gösterici gözaltına alındı.
İstiyorlar ki seyirci kalalım tüm bunlara. Hayır, ne sıranın bize gelmesini bekleyeceğiz, ne de katliamların sürmesine seyirci kalacağız. Varlığı katliamlar üzerine kurulu bu sistemi yerle bir edene kadar mücadele edeceğiz. Kimsenin özrü, yargılanması bizi ikna edemez. Hak ettikleri neyse onu da biz vereceğiz. Kimseden bir şey istemiyoruz. Adaleti bu topraklarda ancak adil olanlar gerçekleştirecektir. Ve onlar, öldürmekle bitmez, bitmedi, bitmeyecek.

Nato ve Füze Kalkanına Karşı Yürüdük

       NATO ve Füze Kalkanı Karşıtı Birlik olarak, emperyalizmin ortadoğudaki saldırgan politikalarını ve özelde Suriye üzerine geliştirilen savaş çığırtkanlığı ile bunun yerli şakşakçılarını protesto etmek ve kurulmaya başlanan füze kalkanına dur demek için 25 Aralık 2011 pazar günü saat 16.30'da İstanbul Şişli Meydanı'nda buluşup AKP Şişli İlçe Başkanlığına bir yürüyüş gerçekleştirdik. Nato ve Füze Kalkanı Karşıtı Öğrencilerin de desteklediği yürüyüş boyunca "Emperyalizme Kalkan Olmayacağız!", "Siyonizme Kalkan Olmayacağız!", "Kahrolsun Emperyalizm Yaşasın Mücadelemiz!", "Yaşasın Halkların Kardeşliği-Biji Bratiya Gelan!", "Emperyalistler İşbirlikçiler 6. Filoyu Unutmayın!", "Katil ABD İşbirlikçi AKP", "Emperyalizm Yenilecek Direnen Halklar Kazanacak!", "Savaşa Değil Eğitime Bütçe!", "Parasız, Bilimsel Anadilde Eğitim!" sloganları atıldı. AKP Şişli İlçe binasının önünde gerçekleştirilen basın açıklamasında ise füze kalkanı ekseninde emperyalizme yapılan uşaklık teşhir edilirken, son günlerdeki devletin faşist saldırıları da protesto edildi. Suriye'ye yönelik savaş çığırtkanlığının da teşhir edildiği eylemde devletin Kürt politikasındaki çıkmazın Suriye savaşıyla örtülemeyeceğine dikkat çekildi. Basın açıklaması sırasında da sloganlarını yineleyen kitle, yine sloganlarıyla eylemini sonlandırdı.

Özgür Gündem Gazetesi İle Dayanışma

       Emek ve Özgürlük Cephesi ve Barikat Dergisi olarak geçtiğimiz günlerde birçok çalışanı gözaltına alınan ve bunlardan 36'sı tutuklanan Özgür Gündem, Dicle Haber Ajansı çalışanlarıyla dayanışmak amacıyla Özgür Gündem Gazetesine bir ziyaret gerçekleştirdi. 24 Aralık cumartesi gerçekleşen destek ziyaretinde devrimci dayanışma duygularını ifade eden Emek ve Özgürlük Cepheliler, dayanışma amacıyla ertesi gün gazete satışı yapacaklarını ifade ederek ziyaretlerini sonlandırdılar.
       Ertesi gün EÖC önlükleriyle ve "Özgür Basın Susturulamaz", "Tutuklu Gazeteciler Derhal Serbest Bırakılsın" sloganlarıyla İstanbul İstiklal Caddesinde gazete satışına çıkan Emek ve Özgürlük Cepheliler beklenenden kısa bir sürede ellerindeki tüm gazeteleri tükettiler. Özgür Gündem satışının ardından tekrar gazeteyi ziyaret eden Emek ve Özgürlük Cepheliler, dayanışmalarının bundan sonra da değişik biçimlerde süreceğini ifade ederek ayrıldılar.

Özgür Basın Susturulamaz!

       20 Aralık İstanbul, Ankara, İzmir, Adana, Diyarbakır ve Van'da düzenlenen operasyonlarla Özgür Gündem, DİHA, ANF, Etkin Haber Ajansı ve Etik Ajans çalışanı 37 gazetecinin gözaltına alınması, aynı gün İstanbul'da düzenlenen bir yürüyüşle protesto edildi. Taksim Tramvay durağında biraraya gelen kitle "Özgür Basın Susturulamaz", "Kurtuluş Yok Tek Başına Ya Hep Beraber Ya Hiç Birimiz", "Biji Bıratiya Gelan", "Kürt Türk Ermeni Yaşasın Halkların Kardeşliği", "Kürdistan Faşizme Mezar Olacak", "Faşizme Karşı Omuz Omuza" sloganlarını atarak Galatasaray Meydanı'na doğru yürüyüşe geçti. Sanatçı Ferhat Tunç'un da aralarında bulunduğu kalabalık yürüyüş kolu Galatasaray Meydanı'na geldiğinde bir basın açıklaması gerçekleştirerek bugün yaşanan gözaltı saldırısı kınandı.
       Son günlerde Kürt ulusuna yönelik topyekün bir saldırı başlatan devletin böylesi bir operasyonu kimseyi şaşırtmadı. Çemberini giderek genişleten ve birçok devrimci grubu da kapsayan operasyonlar zincirinine rağmen yukarıda da görüldüğü gibi ne susan var, ne de sinen. Özgür Gündem Gazetesi bombalandığında, okurları, dağıtımcıları ve çalışanları katledildiğinde susmadı ki şimdi sussun. Varsın oligarşi tüm gücüyle yeni saldırılara imza atsın. Yüreği özgürlük ateşiyle yananların sesini hiç bir güç susturamayacak.

Alp Ata Yoldaşımızı Mezarı Başında Andık

       19 Aralık Katliamı sırasında Ümraniye Hapishanesinde 22 Aralık günü katledilen Alp Ata Akçayöz yoldaşımızı mezarı başında anmak için 18 Aralık günü Maltepe Beşçeşmeler Kültür ve Sanat Derneği önünde buluşarak mezarlığa giden Emek ve Özgürlük Cepheliler, anmaya saygı duruşu ile başladılar. "Alp Ata Yoldaş Ölümsüzdür!", "Yaşasın Devrimci Kurtuluş Mücadelemiz!", "Alp Ata Yaşıyor Yaşanacak!", "Devrim Şehitleri Ölümsüzdür!", "Yaşasın 19 Aralık Direnişimiz!" sloganlarının atıldığı anma Alp Ata Akçayöz yoldaşımızı tanıtan ve 19 Aralık Katliamının politik boyutlarına değinen bir metnin okunmasıyla devam etti. Sloganların eşlik ettiği metnin okunmasının ardından hep bir ağızdan Cephe Marşı okundu. "Yiğidim Aslanım Burda Yatıyor" türküsü ile sona eren mezar anmasının ardından topluca Beşçeşmeler Kültür ve Sanat Derneği'ne geçildi.
       Alp Ata Akçayöz yoldaşımızın annesinin hazırlamış olduğu yemeğin yenilmesinin ardından söyleşi bölümüne geçildi. Söyleşide ilk olarak söz alan Ümit Efe, hücre tipi cezaevlerinin ortaya çıkış sürecini ve dünyadaki değişik uygulamalarını anlattı. Özellikle Batı Almanya'daki RAF tutsaklarına uygulanan ağır tecrit uygulamalarına değinen konuşmada, bunun toplumu teslim almaya yönelik bir politik saldırı olduğu vurgusu yoğun olarak işlendi.
       Ardından söz alan Hasan Yüksel ise 19 Aralık sürecinde Ümraniye Hapishanesinde yaşananları anlattı. Direnişin F tiplerinde de devam ettiğine dikkat çeken konuşmada, yanlızlaştırma saldırısının dışarıdakileri de tehdit ettiğine dikkat çekildi.
       Daha sonra söz salona bırakıldı ve iki konuşmacının ardından soru-cevap tarzı diyaloglarla yaşamın tecritleştirilmesine karşı örgütlenmenin önemine vurgu yapıldı.
       Devrimci dayanışmanın güzel bir örneğini veren Kutup Yıldızı müzik grubunun verdiği küçük ama oldukça doyurucu ve nitelikli müzik dinletisiyle anma etkinliğimiz sona erdi.

İzmir ve İstanbul'da 19 Aralık Protestoları

*Yenilendi*

Adana
       Bundan 11 yıl önce yaşanan devletin adına "Hayata Dönüş" adı verdiği katliam Adana'da devrimci kurumların bir araya gelerek yaptıkları basın açıklamasıyla protesto edildi. 19 Aralık günü saat 18.00'de İnönü Parkı'nda "19 Aralık katliamını unutmadık, unutturmayacağız" pankartı arkasında bir araya gelen kitle ilk olarak katledilen 28 devrimci tutsak nezdinde devrim ve sosyalizm mücadelesinde yitirdiklerimiz adına bir dakikalık saygı duruşunda bulundu. Saygı duruşunun ardından ortak basın metni okundu. Açıklamada şunlara değinildi;“Eşi benzeri görülmemiş bu zindan katliamının adına hayata dönüş operasyonu dediler. Aslında hayata dönüş operasyonu değil tam bir yok etme operasyonuydu. Ancak 28 devrimci tutsak vahşice katledilse de devrimci irade teslim alınamadığı gibi, 4 gün boyunca Mahirler'den, Denizler'den, İbrahim Kaypakkayalar'dan devralınan direniş geleneğini devam ettirip gelecek kuşaklara miras bıraktılar. Direniş ateşi F tiplerine tutsakların atılmasıyla söndürülemediği gibi daha bir harlandı ve süren ölüm oruçlarında 122 devrimci tutsak şehit düştü.”
Devlet politikası haline gelen tecrit ve izolasyona derhal son!
Dönemin Bakanlıklarının açık beyanları ve raporlardaki sonuçlarla, katliamın devlet nezdinde niyet, amaç ve arzusunun ispatlanarak “hukuk devleti” TC'nin suçluları hala yargılamadığına dikkat çekilen açıklamada gerçek sorumluların biran önce yargılanması gerektiği vurgulandı. Adli veya siyasi ayrımı yapmadan bütün tutuklu ve hükümlüler için insan onuruna saygı gösterilmesi, hiçbir tutuklu ve hükümlünün tecrit ve izolasyon koşullarında tutulmaması, hapishanelere giremeyen Kürtçe yayınların tutsaklara verilmesi, hapishanelerin sivil izlemeye açık olması, tutuklu ve hükümlülerin savunma, şiddete maruz kalmama, sağlık, eğitim, beslenme, aileleriyle ve genel olarak dış dünyayla iletişim haklarına saygılı olunması gibi taleplerin dile getirildiği açıklamada son olarak “Katliamın gerçek sorumlularının açığa çıkarılarak haklarında idari ve yargısal soruşturulmalar açılıp cezalandırılmaları için mücadelemizi sonuna kadar sürdüreceğimizi buradan bir kez daha haykırıyoruz.” denildi. Eylem “Devrimci irade teslim alınamaz”, “Devrim şehitleri ölümsüzdür”, “İnsanlık onuru işkenceyi yenecek”, “Yaşasın devrimci dayanışma”, “Faşizme karşı omuz omuza”,"Tecrit ölümdür, tecride son!" sloganlarının atılmasıyla son buldu. ESP, BDSP, İHD ve DHF'nin örgütleyicisi olduğu eyleme Emek ve Özgürlük Cephesi'nin yanı sıra ÖDP, Emek Partisi, HDK, Eğitim-Sen, Halkevleri ve Türkiye Gerçeği de katılım gösterdi.
İzmir
       19 Aralık katliamı, İzmir'de devrimci kurumlar tarafından düzenlenen ve Emek ve Özgürlük Cephesi'ninde katıldığı bir yürüyüş ve basın açıklaması ile protesto edildi. 18 Aralık 2011 pazar günü Karşıyaka dolmuş duraklarından saat 14.00'te başlayan yürüyüş, Karşıyaka çarşı girişinde okunan basın açıklaması ile sonlandırıldı. Yürüyüş sırasında "Katil Devlet Hesap Verecek", "Kahrolsun Faşizm Yaşasın Mücadelemiz", "İçerde Dışarda Hücreleri Parçala" "Yaşasın Devrimci Dayanışma", "19 Aralık Katliamını Unutma Unutturma", "Devrimci İrade Teslim Alınmaz" sloganları atıldı.Okunan basın açıklamasında "dün olduğu gibi bugün de direnenler geleneğin bayrağını elden düşürmeyecek ve bunca baskı ve zora karşı yılmadıklarını haykırmaktan vazgeçmeyecektir. 19-22 Aralık katliamında ateş altında dahi marşlarını söylemekten yılmayan ve halaya duran devrimci irade teslim alınamayacağını bir kez daha tarihe yazmasını bilecektir'e dikkat çekildi. Basın açıklamasından sonra okunan şiir ve Avusturya işçi marşının hep beraber söylenmesinin ardından 19 aralık günü Buca Cezaevi önünde yapılacak eylemin çağrısı ile eylem sonlandırıldı.
       Alınteri, BDSP, DHF, Devrimci Hareket, ESP, Kaldıraç ve Partizan'ın düzenlediği eyleme Emek ve Özgürlük Cephesi, Köz ve DİP destek verdi.
İstanbul
       19 Aralık Katliamını protesto etmek için TUYAB, TUAD ve İHD Cezaevi Komisyonu'nun ortak olarak düzenlediği yürüyüş, 19 Aralık günü saat 18.00'de, Tünel'den başladı. "19 Aralık'ı Unutma Unutturma!", "Anaların Öfkesi Katilleri Boğacak!", "İçerde Dışarda Hücreleri Parçala!", "Devrimci İrade Teslim Alınamaz!", "Devrimci Tutsaklar Onurumuzdur!", "Yaşasın 19 Aralık Direnişimiz!", "Katil Devlet Hesap Verecek!", "Zindanlar Yıkılsın Tutsaklara Özgürlük!", "Tecrit İşkencesine Son!", "İnsanlık Onuru İşkenceyi Yenecek!", "Devrimci Tutsaklar Yalnız Değildir!" sloganlarının atıldığı yürüyüş boyunca ajitasyonlar çekildi ve 19 Aralık Katliamında şehit düşenlerin adları sayıldığında tüm kitle "yaşıyor" diye haykırdı. Yer yer ajitasyonlar için duraklayan yürüyüş korteji Taksim Meydanı'na geldiğinde basın açıklaması için ilk sözü İHD İstanbul Şubesi Başkanı Abdülbaki Boğa aldı.
       Daha sonra eyleme destek vermek için gelen sanatçı Pınar Sağ kısa bir konuşma yaptı. Ardından ortak basın metninin okunmasına geçildi. Basın metninde büyük bir titizlikle hazırlanan katliamda yaşananlar bir kez daha anımsatılırken, yargı sürecindeki skandallar da bir kez daha teşhir edildi. Gerçekte var olmayan isimlerin adıyla imzalanmış tutanaklardan, bambaşka yerlerde görevli askerlerin sorumlu tutulmaya çalışılmasına varana kadar devletin bir çok kepazeliğinin teşhir edildiği basın açıklaması, aradan ne kadar zaman geçerse geçsin katillerin peşinin bırakılmayacağına yapılan vurgularla sona erdi.
       Basın açıklamasının okunmasının ardından Adalılar Müzik Grubu, 19 Aralık için besteledikleri şarkıyı seslendirdi. Ardından tüm kitleyi birlikte okumaya çağırdıkları Çav Bella şarkısını seslendiren Adalılar müzik grubunun minik dinletisiyle protesto eylemi sona erdi. Eyleme düzenleyen kurumların yanı sıra Emek ve Özgürlük Cephesi, Halkevleri, Emekçi Hareket Partisi ve Kaldıraç da destek verdiler.

Barikat'ın Yeni Sayısı Çıktı

       Barikat'ın yeni sayısı çıktı. Öncelikli olarak yaşanan gecikmeden dolayı tüm okurlarımızdan özür dileriz. Bu gecikmenin bedeli, gündemi biraz geriden takip eden bir sayı oldu. Seçim sonuçlarının ortaya çıkardığı tablo gibi bir yazı her ne kadar geç de olsa günümüzde, güncelimizde yaşanan gelişmelere dair ufuk açıyor. Bir sonraki sayımızda yayınlanacak olan yazının devamında bu tablo karşısındaki duruşumuzu ifade etmeye çalışacağız. Kürt ulusal sorunu ve bununla bağlantılı olarak birlik sorununa değinen yazılarımızın yanı sıra bir önceki sayımızda yayınlamaya başladığımız Program Devrim ve Demokrasi başlıklı yazımızın ikinci ve son bölümünü de bu sayımızda bulabileceksiniz.
       Ahmet Saner ve Kadir Tandoğan yoldaşlarımızın avukatı Nebi Barlas ile yaptığımız röportajı da kısaltarak okurlarımıza sunuyoruz. Bu kısaltmadan da tahmin edilebileceği gibi yazı yoğunluklu bir sayı oldu 63 (2) sayımız. İyi okumalar dilerken tüm okurlarımızın eleştiri, öneri ve katkılarını beklediğimizi bir kez daha yineliyoruz. Yeni sayımızın yazıları arşivimize yüklenmiştir. Kapak resminin üzerine tıklayarak ulaşabilirsiniz.

Füze Kalkanına Karşı
Yürüyüş!

       Malatya'nın Kürecik Beldesinde kurulması planlanan füze kalkanı, İstanbul Kadıköy'de düzenlenen bir yürüyüşle protesto edildi. 16 Ekim 2011 pazar günü Nato ve Füze Kalkanı Karşıtı Birlik tarafından düzenlenen yürüyüşe Emek ve Özgürlük Cephesi de katıldı. Saat 13.30'da Kadıköy Altıyol'dan başlayan yürüyüş boyunca "Emperyalizme Kalkan Olmayacağız", "Siyonizme Kalkan Olmayacağız", "Emperyalistler, İşbirlikçiler, 6.cı Filoyu Unutmayın", "Yaşasın Halkların Kardeşliği", "Biji Bıratiya Gelan", "Katil ABD İşbirlikçi AKP", "Emperyalizm Yenilecek, Direnen Halklar Kazanacak", "Katil ABD, Uşak AKP" sloganları atıldı. Yine yürüyüş boyunca "Emperyalizme, Füze Kalkanına, Emperyalist İşgale, Emperyalist Üslere" şeklindeki anonslara kitle "Hayır" diye haykırarak yanıt verdi. Altıyol'dan Kadıköy Meydanı'na kadar yolu trafiğe kapatarak yürüyen kitle, burada Eminönü-Karaköy İskelesi'nin önünde bir basın açıklaması gerçekleştirdi. Basın açıklamasında füze kalkanına karşı yürütülecek bir mücadeleyle bu emperyalist oyunun bozulabileceğine vurgu yapılırken füze kalkanı projesinin arkasındaki gerçekler de teşhir edildi. Basın açıklamasının ardından sloganlar yinelendi ve bu defa mikrofonu Grup Yorum Korosu aldı. Yoğun yağışa ve aynı gün gerçekleşen Avrasya Maratonu nedeniyle İstanbul'daki birçok anayolun kapalı olmasından kaynaklı ciddi ulaşım sorunlarına rağmen önemli bir kitlesellik kaybı gerçekleşmeden kotarılan eylem, böylece sona erdi. Eyleme Emek ve Özgürlük Cephesinin yanı sıra BDSP, ESP, Halk Cephesi, Kaldıraç, EHP, Devrimci Hareket, Ürün Sosyalist Dergi, Partizan, DHF ve PDD katıldı.

Suzan Zengin'i Unutmayacağız

      Suzan Zengin'i Unutmayacağız.
Suzan Zengin, 12 Ekim 2011 günü aramızdan ayrıldı. Geçirdiği kalp ameliyatının ardından girdiği yoğun bakım ünitesindeki yaşam savaşını yitiren Suzan Zengin, kısa bir süre önce tamamen düzmece gerekçelerle tutuklanarak haksız yere cezaevinde tutulmuştu. Bir çok ölüm insanın içini acıtır; Aramızdan ayrılanların geride bıraktıkları, onları yeniden yaşama katar, yaşatır. Aramızdan ayrılan bir çok önemli çalışmaya emek katmış bir devrim emekçisiyse onun yokluğu eksikliği daha da içimizi acıtır.
       Suzan bir devrimciydi bir devrimci gazeteciydi, insan hakları savunucusuydu. Siper arkadaşı ve çok iyi ve güvenilir bir dosttu.
       Sivaslı bir ailenin altı kızından biri olan Suzan Zengin, 52 yaşındaydı. 10 yaşında gittiği Almanya'da 18 yıl kaldı. Eğitimini sürdürürken göçmenlerin sorunlarıyla ilgilendi. Bekir Zengin ile evliliğinden iki çocuğu oldu. 'Kıbrıs Elen Edebiyatı', 'Selanik Öyküleri', 'Süryani Halk Öykü ve Türküleri' gibi birçok antolojiyi Türkçeye kazandıran Zengin, hapishanede Tessa Hoffmann'ın 'Birinci Dünya Savaşı ve Sonrasında Anadolu Hıristiyanlarının Sürgün, Kıyım ve Tasfiyesi' kitabını baskıya hazırlamıştı. Bilinen çalışmalarının yanı sıra mütevazi ve sesiz ama çok önemli çalışmalara imza attı. Ulrice Mainhoff'un Dava dosyasını Türkçeye çevirerek izolasyon mantığının arkasındaki gerçeklerin anlaşılmasında son derece önemli bir katkısı oldu. İnsan Hakları Derneği Cezaevi Komisyonunda yürüttüğü çalışmalar, hak arama mücadelesinde önemli bir emek sürecidir.
       Umut yayıncılık bünyesinde gazetecilik yaptı 28 Ağustos 2009 tarihinde gözaltına alınarak tutuklandı. Haksız bir tutuklama olduğunu bildiren defalarca mektuplar yazdı, muhalif gazetecilerin cezaevinde yaşadığı haksızlıkları dile getirdi ve kendine karşı uygulanan keyfiyet baskı ve yasaklamaları dile getirdi. Sağlık sorunları ve tedavisinin engellenmesi ile ilgili kamuoyuna duyarlılık çağrıları yaptı ve sesini duyurmaya çalıştı. Sağlık sorunları nedeniyle tahliye edilmesi gerekirken kelepçe ile muayene edilmek istendiği için defalarca tedavisi engellendi. Yargılandığı mahkeme tarafından 11 Haziran 2011 tarihinde serbest bırakıldı.
       Cezaevinde engellenen tedavisi nedeniyle biriken sağlık sorunları ilerlemişti ve geçirdiği kalp ameliyatı sonrası bir daha yaşama dönemedi.
       Suzan Zengin en kötü koşullarda bile emeğini esirgemeden inandığı değerler için dik duran yaratıcı bir devrimciydi. Kendi yaşamını her zaman ikinci plana atan bir tercihi baştan yapmıştı. Fakat onu öldüren aramızdan erken alan devletin imha ve inkara dayalı uygulamaları oldu. İnsan hayatını hiçe sayan hapishane politikaları onu aramızdan alan yolu ördü.
       Suzan Zengini unutmayacak mücadelemizde yaşatacağız.

Ankara Mitingi Coşkulu Geçti!

       DİSK, KESK, TMMOB, TTB'nin düzenlediği "İnsanca yaşamı savunmak için eşit, özgür, demokratik bir Türkiye!" mitingi 8 Ekim 2011 cumartesi günü, Ankara'da yapıldı.
       Türkiye'nin bir çok ilinden sendika ve meslek odalarının kaldırdığı otobüslerle sabah saat 8.00 sularında Ankara tren garında buluşuldu. Katılımın yüksek olduğu miting için yürüyüşü saat 11.30 gibi başladı. Yürüyüş boyunca son günlerdeki gözaltı ve tutuklamalar protesto edilirken devrimci tutsaklara özgürlük sloganları sıkça atıldı. Kıdem tazminatı ile ilgili sloganlarda atılan sloganlar arasında başta gelenlerdendi. Miting alanına varıldığında Grup Bandista şarkılarıyla coşkulu bir karşılama yaptı. Sıhhıye meydanında emekçilerin, işçilerin, öğrencilerin sesleri, sloganları yükseldi. Mitingte diğer bir çok devrimci yapı ile birlikte yerini alan Emek ve Özgürlük Cephesi yürüyüş boyunca ve alanda "emperyalizm yenilecek direnen halklar kazanacak, kahrolsun faşizm, faşizme karşı tek yumruk tek barikat, tek yol devrim, özgür ülke insanca yaşam istiyoruz, yaşasın Devrimci Kurtuluş mücadelemiz, Mahir Hüseyin Ulaş Kurtuluşa kadar savaş, katil ABD Ortadoğudan defol" sloganlarıyla ve Özgür Bir Ülke İnsanca Yaşam pankartıyla yerini aldı. Saat 12.30 gibi başlayan ve 12 Eylül cuntası tarafından idam sehpasında katledilişinin yıldönümüne denk gelen mitingde Necdet Adalı, kürsüden yapılan bir anonsla selamlandı. Çeşitli konuşmacıların ardından miting, Grup Kibele'nin konseriyle sona erdi.

Didar Abla
Mezarı Başında Anıldı

      1 Eylül 2011 Perşembe günü saat 13.00'da Feriköy mezarlığında Didar Şensoy'un ölümünün 24. yılında Emek ve Özgürlük Cephesi bir anma gerçekleştirdi. Didar Şensoy nezdinde tüm devrim ve sosyalizm mücadelesinde yaşamını yitirenler için yapılan bir dakikalık saygı duruşunun ardından, sloganlarla devam eden anmada Emek ve Özgürlük Cephesi'nin açıklaması okundu. Daha sonra Didar Ablanın mücadele arkadaşlarından olan Hatun Ana kısa bir konuşma yaptı. Hatun Ana Didar Ablaya duyduğu özlemi, onun mücadeledeki kararlılığı, azmi ve direnişini anlatırken duygulu anlar yaşandı. Daha sonra 12 Eylül döneminde cezaevinde bulunan bir yoldaşı söz alarak; 12 Eylül faşizminin işkencehanelerinde ve cezaevlerinde Didar Şensoy'un "direnin aslanlarım!" diyerek şiarlaşan sözünün kendileri için bir moral ve güç kaynağı olduğunu ifade etti. Anmaya katılan gözaltında kaybedilen Hayrettin Eren'in yakın akrabası bir dostumuz 12 Eylül döneminin tüm baskı ve zulmüne karşı, devrimci dayanışmanın en güzel, en somut örneği olan Didar Abla'nın bu mücadelesinin asla unutulmaması gerektiğine vurgu yaptı. O'nu kaybetmiş olmanın burukluğu ve kararlılık duygusunun birarada yaşandığı anma eylemi sloganlarla sona erdi... Aşağıda Emek Ve Özgürlük Cephesinin anmada okunan metni yer almaktadır...

       BASINA VE KAMUOYUNA
       Yine Didar Ablamızla beraberiz. Onun öğrencisi olmanın, onun yoldaşı olmanın gururu ve onuruyla geliyoruz buraya.
       Didar Ablamız 1934 yılında Yugoslavya'da dünyaya gelmiştir. Çocukluk yılları Hitler'in ordularının saldırılarına, işgalin insanlık dışı ağır koşullarına, işkencelere, katliamlara olduğu kadar, 2. paylaşım savaşı sonrası devrimci bir hükümetin kurulmasına da tanık oldu. Sosyalist paylaşıma dayalı devrimci kültürü, sonunda öğretmenliğe varan eğitim süreciyle daha o yıllarda kazandı. Daha sonra ailesiyle birlikte Türkiye'ye geldi. Ve kardeşi Hasan Şensoy'un tutuklu olduğu süreçte gelen 12 Eylül cuntasıyla başlayan süreç, onu cezaevi önlerinin militan ve örgütleyici kadını haline getirdi.
       12 Eylül faşist cuntasının her alanda olduğu gibi cezaevlerinde de devrimcileri sindirme ve yok etme politikaları alabildiğine pervasız bir şekilde sürdürülüyordu. Tecride ve işkencelere karşı bir avuç tutsak yakını o günlerin karanlığında cezaevlerinin dışarıdaki sesi soluğu olmuşlardı. En önde ise sevgili Didar Ablamız vardı; "direnin yiğitlerim, direnin aslanlarım" sözü tutsak devrimcilerin moral kaynağı olmuştu. Onun bu mücadelesi bir süre sonra öğrenci eylemleriyle, işçi direnişçileriyle buluşmuştur. Nerede bir eylem olsa Didar Şensoy oradaydı.
       Sadece kendi kardeşinin değil, direnen tüm tutsakların ablasıydı. Bir kadındı o aynı zamanda… güzel, bakımlı. Karanlıkta bir ışıktı o. İnsanların sokağa bile çıkmaktan korktuğu o günlerde bir avuç tutsak yakınıyla birlikte faşizme karşı direnişin simgesi olmuşlardı. Gittikleri her yere sevgiyle çoğalan, sevgiyle büyüyen, direnci ve savaşı çoğaltan bir anlam katıyorlardı.
       Didar Abla 1 Eylül 1987'de cezaevlerindeki işkencelere karşı topladıkları imzaları büyük bir yürüyüşle Ankara'ya teslim etmek için gitmişlerdi. Bu eylemde polis saldırısı esasında şeker komasına girerek yaşamını yitirdi. Onun en büyük arzusu 12 Eylül karanlığına karşı bir yürüyüş gerçekleştirmekti Onun ölümü direnişin, cesaretin simgesi ve yanıtı oldu.12 Eylül karanlığını delen en büyük, kitlesel eylemle uğurlandı. Onun uğurlanışı bile 12 Eylül faşizminin yarattığı korkunun karşısına bir dikiliş oldu.
       Bugüne baktığımızda, aradan geçen bunca yıl sonra; demokrasi, insan hakları gelişiyor söylemlerine, safsatalarına rağmen değişen bir şey olmadığını biliyoruz. Hala cezaevlerinde devrimci tutsaklar işkence görüyor, tecrit altında tutuluyor, ağır hasta tutsaklar tahliye edilmiyor.
       Kürt Ulusuna dönük imha ve inkar politikaları devam ediyor. Devlet yeni bir savaş konseptiyle dağları, köyleri bombalıyor, sınır ötesi harekat yapıyor ve sivil insanları, bebekleri öldürüyor, katlediyor!
       İşçilerin, emekçilerin kırıntı halindeki hakları bile ellerinden alınarak, açlığa, yoksulluğa mahkum ediliyorlar. En ufak bir hak istemine gaz bombaları altında azgınca saldırılıyor… Ne için yargılandığını bile bilmeden insanlar yıllarca cezaevinde tutuluyor.
       İşte bütün bunlara karşı Didar Ablamızdan aldığımız güçle, onun direnciyle mücadele edeceğimize bir kez daha söz veriyoruz. Ondan öğrendiklerimizi yaşayarak-yaşatarak… direnerek…
       Zafere kadar, daima!
       Didar Abla Yaşıyor, Yaşanacak!
       Yaşasın Devrimci Kurtuluş Mücadelemiz!
       EMEK VE ÖZGÜRLÜK CEPHESİ
TSK Kandil'i Değil İnsanlığı Bombaladı
İşte Sonucu!

       Günlerdir TSK savaş uçakları bir yerleri bombalıyor. Boyalı basın "terörle mücadele" diye tüm bunları allayıp pulluyor. Peki orada ne oluyor? İşte fotoğraftaki manzara ne olup bittiğine dair tartışmasız bir kanıt ortaya koyuyor. Libya'ya, Afganistan'a, Irak'a demokrasi götürenlerin bir numaralı işbirlikçisi, aldığı dersi çok iyi uyguluyor. 21 Ağustos günü yapılan hava saldırısının sonucunda aynı aileden dördü çocuk 7 kişi yaşamını yitirdi. Çocuklardan biri sadece altı aylıktı. Fotoğrafa iyi bakın. Bu devletin ne olduğunu, günlerdir neler yaşandığını ve hangi yalanların ortalıkta kol gezdiğini anlatmak için başka bir şeye gerek yok.

 




Halkın Gündemi Yazıları İçin

Emek ve Özgürlük Cephesi Ne İstiyor? Broşürü Çıktı

PDF formatı için...

Emek ve Özgürlük 8
ÇIKTI!

PDF formatı için...
Gizli İşgal:
Yeni Sömürgecilğin
Politik Karakteri
Bolivya'dan 38 Yıl Sonra Che Olmak
Herkes Bir Adım
Daha Öne
Devrimci Birliğin Köşe Taşları...
Parti Kültür: Politik Mücadele Gündem ve Kampanya Sorunu
James Petras: Toplumsal Değişimde Aydınların Rolü
James Petras: Yeni Bush, Diplomasi ve Ölüm Mangaları
Michael Cossudovsky: Amerika'nın Küresel Askeri Egemenlik Gündemi

 

 

sbarikat07@gmail.com
Barikat / Aylık Sosyalist Dergi
Yönetim Yeri: Şehit Muhtar Mah.
Yoğurtçu Faik Sk. No: 12-14 Kat: 4/ Beyoğlu-İstanbul